Türkeş deyince aklıma, tabutluklar, sürgünler, dahası, "Ülkü" adlı nazlı yarine hiçbir sevdayı ortak etmeyen ülkü erlerinin, paylarına dar ağaçlarının düştüğü kocaman bir dava gelir.
Kan ile ödenmiş bedellere rağmen ülkülerinin mürüvvetini görememiş Muhsinler, Mustafalar ve daha nice ülkü erleri gelir.
Suçları sadece memleketini sevmek olan vatan evlatlarının hisselerine düşen akıl almaz işkencelere rağmen ülkücülüğün şeref ve vakarına halel getirmeyen dava erleri gelir aklıma.
" Gençler, hepiniz birer Türk bayrağısınız; bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin, yere düşürmeyin."
Diyen başbuğlarının bu sözünü bir şeref madalyası gibi yakalarında taşıyan, önden giden yiğitler gelir aklıma.
"Ben ülkücüyüm" demenin zor olduğu zamanlarda gururla ve inanarak "Ülkümüz göklerde dalgalanan bir sancak, Allah'ın huzurunda eğiliriz biz ancak" diyen serdengeçtiler gelir aklıma...
Sevabıyla, günahıyla yakın Türk tarihine damgasını vuran isimlerden biridir Alparslan Türkeş.
Sevdalısı olduğumuz memleketimizin hamuru, o yıllarda ocaklarda Başbuğ Alparslan Türkeş önderliğinde yoğrulmuştu.
İnsanı insan yapan en büyük değerlerden biri de vefadır.
Bundan dolayıdır ki, bir döneme damgasını vuran ülkücü hareketin Başbuğu Alparslan Türkeş'i (o yıllarda kaleme almış olduğum bir şiirin aklımda kalan ilk dörtlüğü ile) rahmetle anıyorum.
" 4 Nisan'da ülkemin güneşi söndü
Duyan bozkurtların yüreği yandı
Sevenleri onu övgüyle andı
Sen ölmedin, " BAŞBUĞLAR ÖLMEZ"başbuğum..."
Kabri nur, mekanı cennet olsun inşallah.
Meral YILDIZ