Hava Durumu

#Yasal Düzenleme

Gürsu Haber - Yasal Düzenleme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yasal Düzenleme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İMAR BARIŞINDA YENİ MODEL TARTIŞMASI: “DENETİMLİ YAPI KAYIT GÜNCELLEMESİ” GÜNDEMDE Haber

İMAR BARIŞINDA YENİ MODEL TARTIŞMASI: “DENETİMLİ YAPI KAYIT GÜNCELLEMESİ” GÜNDEMDE

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Türkiye’de milyonlarca vatandaşı doğrudan ilgilendiren imar barışı tartışmalarına ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yaparak, “denetimli yapı kayıt güncellemesi” modelini kamuoyunun gündemine taşıdı. Hacıoğlu’nun açıklamaları, mevcut sistemin eksikliklerine dikkat çekerken, yeni bir yasal ve teknik çerçeve ihtiyacını da güçlü şekilde ortaya koydu. “BEYAN DEĞİL, DENETİM ESAS OLMALI” Hacıoğlu’na göre 2018 yılında yürürlüğe giren imar barışı düzenlemesi, vatandaş beyanına dayalı yapısı nedeniyle ciddi riskler barındırdı. Özellikle yapıların deprem güvenliğinin tamamen mal sahiplerinin sorumluluğuna bırakılması, hem hukuki hem de vicdani tartışmaları beraberinde getirdi. Anayasa Mahkemesi’nin devletin vatandaşın can ve mal güvenliğini koruma yükümlülüğüne vurgu yaparak ilgili hükmü iptal ettiğini hatırlatan Hacıoğlu, yeni modelin temelini şu sözlerle özetledi: “Artık beyan değil, denetim esas alınmalıdır. Devletin kontrol ettiği, teknik incelemeye dayanan bir sistem kaçınılmazdır.” TEKNİK DENETİM ŞARTI: ZEMİNDEN ÇATIYA İNCELEME Önerilen modelde her yapının detaylı teknik incelemeden geçirilmesi öngörülüyor. Bu kapsamda: Zemin etütleri zorunlu hale getirilecek, yapıların fay hatları ve riskli bölgeler üzerindeki durumu net şekilde ortaya konacak Kaçak kat ve ilaveler teknik açıdan değerlendirilecek, taşıyıcı sistemin bu yükü kaldırıp kaldıramadığı analiz edilecek Denetimler, piyasa tecrübesi sınırlı kişiler yerine, en az 20 yıl deneyimli kamu mühendisleri tarafından gerçekleştirilecek Bu yaklaşımın, geçmişteki “kağıt üzerinde kayıt” eleştirilerini ortadan kaldırması hedefleniyor. YAPILAR İKİYE AYRILACAK: GÜVENLİ VE RİSKLİ Modelin en kritik aşamalarından biri ise yapıların sınıflandırılması: Güvenli yapılar: Denetimden geçen, afet riski taşımayan yapılar belirli bir bedel karşılığında resmiyet kazanacak. Bu yapılar için “Yapı Kayıt Belgesi” veya “Bina Kimlik Belgesi” verilmesi planlanıyor. Riskli yapılar: Teknik raporu geçemeyen binalar için ise iki seçenek sunulacak: güçlendirme ya da doğrudan kentsel dönüşüm kapsamına alınma Bu sistemle, hem can güvenliği sağlanması hem de sağlam yapıların korunması amaçlanıyor. KIRMIZI ÇİZGİLER: BAZI ALANLAR TAMAMEN KAPSAM DIŞI Hacıoğlu, suistimallerin önüne geçmek için bazı alanların kesin şekilde kapsam dışı bırakılması gerektiğini vurguladı. Buna göre: Başkasına ait özel mülkiyetler Kamuya ait sosyal donatı alanları Fay hattı, dere yatağı ve heyelan bölgeleri kesinlikle bu düzenlemenin dışında tutulacak. 12 AYLIK TAKVİM ÖNERİSİ Meclise sunulan çeşitli tekliflere de değinen Hacıoğlu, uygulanabilir bir takvim önerisini paylaştı: İlk 6 ay başvuru süreci Sonraki 6 ay ödeme ve işlemlerin tamamlanması Ayrıca daha önce belge alamayan ya da iptal edilen vatandaşlar için, deprem dayanıklılık raporu şartıyla cezaların kaldırılması öneriliyor. “BU SADECE İMAR DEĞİL, MÜLKİYET VE BARINMA MESELESİ” Açıklamanın en dikkat çeken bölümlerinden biri ise sosyal boyuta yapılan vurgu oldu. Hacıoğlu, sorunun yalnızca teknik ya da hukuki değil, doğrudan bir barınma ve mülkiyet hakkı meselesi olduğunu ifade etti. Özellikle 2B kapsamı dışında kalan ancak fiilen yerleşim alanına dönüşmüş bölgelerle ilgili yürütülen çalışmalara dikkat çekerek şu soruyu gündeme taşıdı: “Aynı şartlarda yapılaşmış vatandaşlar arasında neden ayrım yapılıyor?” “MİLYONLARCA VATANDAŞ BELİRSİZLİK İÇİNDE” Dernek, 2018’de verilen Yapı Kayıt Belgelerine güvenerek hareket eden milyonlarca kişinin bugün hâlâ: Hukuki belirsizlik Yıkım tehdidi Mülkiyet hakkı sorunu ile karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Bu durumun: Hukuk devleti ilkesine Eşitlik ilkesine Vatandaş-devlet güven ilişkisine zarar verdiği vurgulanıyor. TBMM’YE ÇAĞRI: “ACİL YASAL DÜZENLEME ŞART” İmar Yasasına Takılanlar Derneği, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne üç temel çağrıda bulundu: Yapı Kayıt Belgesi almış yapıların hukuki statüsünün netleştirilmesi Mülkiyet hakkını güvence altına alacak yeni bir düzenleme yapılması Aynı durumda olan vatandaşlar arasında ayrımcılığın sona erdirilmesi “BU MESELE SİYASİ DEĞİL, MİLLİ” Açıklamanın sonunda ise tüm siyasi partilere ortak çağrı yapıldı. Sorunun siyasi tartışmaların ötesinde, toplumsal bir gerçeklik olduğuna dikkat çekilerek şu mesaj verildi: “Bu mesele siyasi değil; toplumsal, insani ve milli bir meseledir. Çözüm geciktikçe sorun büyür, toplumsal vicdanda derin yaralar açılır.” İmar barışına ilişkin yeni model önerileri, önümüzdeki dönemde hem Meclis gündeminde hem de kamuoyunda daha yoğun şekilde tartışılacağa benziyor. Özellikle deprem gerçeğinin gölgesinde, “denetimli sistem” vurgusu artık yalnızca bir öneri değil, birçok kesim için zorunluluk olarak değerlendiriliyor.

“Memur Emeklisi İsyanda: ‘Hakkımız Olan Maaşın Yarısını Alıyoruz!’” Haber

“Memur Emeklisi İsyanda: ‘Hakkımız Olan Maaşın Yarısını Alıyoruz!’”

Seyyanen Zam Krizi Büyüyor: Hukuk, Sistem ve Gerçekler Karşı Karşıya Türkiye’de milyonlarca memur emeklisini ilgilendiren maaş tartışması giderek daha sert bir zemine kayıyor. Özellikle “seyyanen zam”ın emekli maaşlarına yansıtılmaması, sosyal medyada büyüyen bir hak arayışına dönüşürken; konu artık sadece ekonomik değil, aynı zamanda hukuki ve sistemsel bir kriz olarak değerlendiriliyor. Memur emeklileri, kazanılmış haklarının yok sayıldığını savunurken; bazı uzmanlar ise mevcut sistemin zaten bu şekilde işlediğini ve yapılan itirazların hukuki zemininin tartışmalı olduğunu dile getiriyor. “Kanun Açık” Diyenler: ‘Memura Ne Veriliyorsa Emekliye de Verilmeli’ Hak arayışında olan emekliler, dayanak olarak Anayasa ve ilgili mevzuatı gösteriyor. Özellikle: 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu çerçevesinde, memura yapılan artışların emekliye de yansıtılması gerektiği savunuluyor. Emekliler bu durumu şu sözlerle özetliyor: “Biz ayrıcalık değil, kanunun bize verdiği hakkı istiyoruz. İkramiye değil, sadaka değil; alın terimizin karşılığını talep ediyoruz.” Karşı Görüş: “Sistem Baştan Böyle Kuruldu” Ancak bu iddialara karşı çıkan ve kendisi de emekli olduğunu belirten kesimler, tartışmaya farklı bir boyut getiriyor. Bu görüşe göre: Emekli maaşları doğrudan hükümet tarafından değil, SGK ve Emekli Sandığı sistemi üzerinden belirleniyor. Maaşlar, memurun görevdeyken sahip olduğu unvan ve keseneğe tabi gelirleri üzerinden hesaplanıyor. Tazminat, ek ödeme ve seyyanen zam gibi kalemler keseneğe tabi olmadığı için emekli maaşına yansımıyor. Bu görüşü savunanlar net konuşuyor: “Bugün tartışılan şey yeni değil. Bu sistem yıllardır böyle işliyor. Değişmesini istiyorsanız yeni yasa gerekir.” Oran Tartışması: Gerçekten Kayıp mı Var? Tartışmanın bir diğer boyutu ise maaş bağlama oranları. Geçmişte %75 seviyelerinde olan aylık bağlama oranlarının bugün %50’lere kadar gerilediği eleştirisi yapılırken, karşı görüş bunun eksik bir değerlendirme olduğunu savunuyor: “Bugünkü oranlar tek başına kıyaslanamaz. Memur maaş yapısı değişti. Bazı kalemler artırıldı ama keseneğe dahil edilmedi. Bu da emekli maaşını etkiledi.” “Ek Ödeme Var” Argümanı Sistemi savunanlara göre emeklilere zaten çeşitli ek ödemeler yapılıyor: %4 oranındaki eski vergi iadesi sistemi %6 oranındaki ilave ödeme Toplamda yaklaşık %10’luk bir ek ödemenin hâlâ emekli maaşlarına yansıdığı ve bunun e-Devlet sisteminde görülebildiği ifade ediliyor. Emekliler Ne Diyor? “Bu Teknik Açıklamalar Açlığı Durdurmuyor” Ancak sahadaki emekli için bu teknik detayların pek bir anlamı yok. Artan hayat pahalılığı karşısında maaşların eridiğini belirten emekliler, durumu çok daha sert ifadelerle dile getiriyor: “Sistem böyleydi demek çözüm değil. Biz bugün geçinemiyoruz. Maaşımız yarıya düştü. Her yerden darbe yiyoruz.” “Domino Etkisi” Uyarısı: Sistem Çöküyor mu? Seyyanen zamın emeklilere yansıtılmaması, bazı kesimler tarafından “domino etkisi” olarak tanımlanıyor. İddiaya göre: Aktif memur ile emekli arasındaki maaş farkı açılıyor Sistem içindeki denge bozuluyor Emeklilik cazibesini kaybediyor Kamu personel rejimi uzun vadede zarar görüyor Bu görüşü savunanlar oldukça sert: “Bu sadece bir maaş meselesi değil. Bu, sistemin çöküşüdür.” Siyasi Eleştiri: “Sorun Biliniyor Ama Çözüm Yok” Tartışma giderek siyasi bir boyut da kazanıyor. Emekliler, iktidarın sorunu görmesine rağmen çözüm üretmediğini iddia ediyor: “Mesele bilinmiyor değil. Ama tercih edilmiyor. Çünkü emekliden tasarruf ediliyor.” Daha Derin Sorun: “Adalet ve Liyakat” Konu yalnızca maaş tartışmasıyla sınırlı kalmıyor. Sisteme yönelik güven kaybı da açık şekilde dile getiriliyor: Atamalarda liyakat tartışmaları Gençlerin geleceğe dair kaygıları Kamu sistemine olan güvenin zayıflaması Bu noktada eleştiriler daha da sertleşiyor: “Adalet ve liyakat olmadan hiçbir hak iadesi olmaz. Sorun maaş değil, sistem sorunu.” ÇÖZÜM NEREDE? Ortaya çıkan tablo net: Emekliler hak kaybı yaşadığını düşünüyor Sistem savunucuları mevcut yapının hukuka uygun olduğunu söylüyor Çözüm ise ancak yeni bir yasal düzenleme ile mümkün görünüyor “Bu Tartışma Daha Büyüyecek” Memur emeklisinin maaş meselesi artık bireysel bir serzeniş olmaktan çıkmış durumda. Ekonomik krizle birleşen bu sorun, önümüzdeki süreçte hem hukuki hem de siyasi açıdan daha büyük bir tartışmanın fitilini ateşleyecek gibi görünüyor. Çünkü mesele sadece maaş değil; güven, adalet ve gelecek meselesi.

İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden Mudanya Belediyesi’ne Sert Tepki: “Çözüm Yıkım Değil, Adil Düzenlemedir” Haber

İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden Mudanya Belediyesi’ne Sert Tepki: “Çözüm Yıkım Değil, Adil Düzenlemedir”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Bursa’nın Mudanya ilçesinde kırsal mahallelerde alınan yıkım kararlarına çok sert sözlerle tepki gösterdi. Hacıoğlu, belediyenin Ramazan ayı öncesi, Ramazan süreci ve bayram sonrasını kapsayan dönemde vatandaşlara gönderdiği yıkım tebligatlarının toplumda büyük bir huzursuzluk ve mağduriyet yarattığını belirterek, bu yaklaşımın kabul edilemez olduğunu söyledi. Mudanya Belediyesi’nin kırsal mahallelerdeki yapılaşmaya yönelik yıkım kararlarının bölge halkını ciddi şekilde tedirgin ettiğini ifade eden Hacıoğlu, vatandaşların yıllardır planlama eksikliği nedeniyle mağdur edildiğini, bugün ise aynı vatandaşların “kaçak yapı” suçlamasıyla karşı karşıya bırakıldığını dile getirdi. “Sorunun Kaynağı Vatandaş Değil, Planlama Eksikliğidir” İbrahim Hacıoğlu, yaptığı açıklamada Büyükşehir Yasası sonrası köy statüsünden mahalle statüsüne geçirilen birçok yerleşim alanında uzun yıllardır imar planlarının yapılmadığını hatırlatarak şu değerlendirmede bulundu: “Büyükşehir Yasası ile köyler mahalleye dönüştürüldü. Ancak aradan on yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen birçok bölgede imar planları yapılmadı, ruhsat mekanizmaları işletilmedi. Vatandaş kendi barınma ihtiyacını karşılamak için düşük katlı, müstakil yapılar inşa etti. Bugün ise aynı insanlar ‘kaçak yapı’ suçlamasıyla karşı karşıya bırakılıyor. Bu durum açıkça planlama eksikliğinin bir sonucudur.” Hacıoğlu, yıllarca herhangi bir yatırım yapılmayan, altyapı ve planlama konusunda adeta unutulmuş bölgelerde yaşayan vatandaşların şimdi yıkım tehdidiyle karşı karşıya bırakılmasının adalet duygusunu zedelediğini ifade etti. “Can Güvenliği Önemli Ama Ruhsat Tek Başına Güvenlik Demek Değil” Mudanya Belediyesi’nin yıkım kararlarını “can güvenliği” gerekçesiyle savunduğuna dikkat çeken Hacıoğlu, güvenlik kavramının yalnızca ruhsat meselesine indirgenemeyeceğini vurguladı. 6 Şubat depremlerini örnek gösteren Hacıoğlu şu ifadeleri kullandı: “Can güvenliği elbette hepimiz için birinci önceliktir. Ancak güvenliği yalnızca ruhsat kavramıyla açıklamak gerçeği eksik anlatmaktır. 6 Şubat depreminde ruhsatlı birçok bina yıkılırken bazı ruhsatsız müstakil yapılar ayakta kaldı. Bu durum bize şunu gösteriyor: Sorunun çözümü körü körüne yıkım değil, etkin denetim ve doğru düzenlemedir.” “Ramazan Ayında Vatandaşa Yıkım Tebligatı Gönderilmesi Vicdani Değildir” Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç’a da doğrudan çağrıda bulunan Hacıoğlu, özellikle Ramazan ayı gibi toplumsal hassasiyetlerin yüksek olduğu bir dönemde vatandaşlara yıkım tebligatları gönderilmesini eleştirdi. Hacıoğlu, “Ramazan ayı öncesinde, Ramazan boyunca ve bayram sonrasında vatandaşların adreslerine yıkım tebligatlarının gönderildiği anlaşılıyor. İnsanların evleriyle ilgili böyle bir tehditle karşı karşıya bırakılması bu mübarek günlerin ruhuna da aykırıdır. Dileriz belediye başkanı kendi bölgesinde yaşayan insanlara bu şekilde buruk ve endişeli bir Ramazan yaşatmaz” dedi. Mudanyalılar Daha Önce de Protesto Etmişti Öte yandan söz konusu yıkım kararlarına karşı tepkilerin daha önce de kamuoyuna yansıdığı biliniyor. Mudanyalı vatandaşlar Bursa’daki 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda bir araya gelerek yıkım kararlarını protesto etmiş ve basın açıklaması yapmıştı. Vatandaşlar, kırsal mahallelerde yaşayan insanların barınma haklarının korunmasını ve soruna kalıcı bir çözüm üretilmesini talep etmişti. “Yıkım Kararı Sorumluluktan Kaçmanın Yoludur” Hacıoğlu, bazı yetkililerin dile getirdiği “yapıyı yapan sorumludur” yaklaşımının da gerçeği tam olarak yansıtmadığını belirterek şu sözlerle tepki gösterdi: “‘Yıkım kararı belediyenin değil, yapıyı yapanın kararıdır’ demek sorumluluğu vatandaşa yüklemektir. Peki yıllarca imar planı yapılmayan, ruhsat verilmeyen alanlarda vatandaş nasıl yasal yapı yapacaktı? İnsanları önce plansız bırakıp sonra suçlu ilan etmek adil bir yaklaşım değildir.” Anayasa Mahkemesi Kararı Hatırlatıldı İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Anayasa Mahkemesi’nin 23 Temmuz 2024 tarihli kararına da dikkat çekerek yapı güvenliği konusunda sorumluluğun yalnızca mülk sahibine yüklenemeyeceğini vurguladı. Hacıoğlu, “Anayasa Mahkemesi açık bir şekilde ortaya koymuştur ki yapı güvenliği sadece malikin sorumluluğu değildir. Devlet ve kamu otoritesi de bu sorumluluğu paylaşmak zorundadır. Dolayısıyla çözüm yıkım değil, düzenleme üretmektir” ifadelerini kullandı. “Yapılar Yıkılmasın, Çözüm Üretilsin” Dernek olarak Türkiye genelinde benzer mağduriyetlerin yaşandığını dile getiren Hacıoğlu, TBMM’ye çağrıda bulunarak kapsamlı bir yasal düzenleme yapılmasını istedi. “Bu sorun bireysel değil, ülke genelinde planlama eksikliğinden kaynaklanan yapısal bir sorundur. Kırsal alanlarda az katlı, tarımsal faaliyet ve barınma amaçlı kullanılan yapıların hukuki statüsünün netleştirilmesi gerekiyor. Afete dayanıklı yapıların korunması milli servetin korunmasıdır. Bu nedenle Meclis’te adil ve kapsayıcı bir düzenleme yapılmasını bekliyoruz.” “Yapı Kayıt Meclise” Çağrısı İbrahim Hacıoğlu açıklamasının sonunda, imar sorunlarının çözümü için yeni bir yapı kayıt düzenlemesinin hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek şu çağrıda bulundu: “Yıllardır imar planı yapılmayan alanlarda yaşayan vatandaş bugün ‘kaçak yapı’ suçlamasıyla karşı karşıya bırakılıyor. Bu mağduriyetin çözümü yıkım değil, Meclis’te yapılacak adil bir düzenlemedir. Yapılar yıkılmasın, çözüm üretilsin. Bu nedenle çağrımız nettir:

“Evlerimize Kepçe Göndermeyin!” Haber

“Evlerimize Kepçe Göndermeyin!”

İmar Yasasına Takılan Binlerce Aile İsyanda: Yıkım Kararları Türkiye’yi Geriyor Türkiye’de yıllardır çözülemeyen imar ve yapı kayıt sorunları, binlerce ailenin hayatını doğrudan etkileyecek kritik bir döneme girdi. Ülke genelinde bazı bölgelerde 10 Mart – 15 Nisan tarihleri arasında uygulanacağı belirtilen yıkım kararları, vatandaşlar arasında büyük bir endişe ve öfke dalgası oluşturdu. Sorunun çözümü için gözler Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çevrilmiş durumda. Meclis bünyesinde faaliyet gösteren Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’na sevk edilen iki ayrı kanun teklifi, imar ve yapı kayıt kaynaklı mağduriyetlerin giderilmesi açısından kritik bir eşik olarak görülüyor. Ancak sahadaki tablo farklı. Yıkım kararlarıyla karşı karşıya kalan binlerce aile, yıllardır çözüm bekledikleri bir sorunun bugün kepçelerle çözülmek istendiğini söylüyor. İmar Sorunu Büyüdü, Toplumsal Krize Dönüştü Türkiye’nin birçok kentinde ve kırsal yerleşim alanında imar planlarının yıllarca yapılmaması veya güncellenmemesi, bugün milyonlarca insanı hukuki belirsizlik içinde bırakan büyük bir soruna dönüştü. Planlama sorumluluğu kamu idarelerine ait olmasına rağmen, imar planlarının gecikmesi veya uygulamaya geçirilmemesi vatandaşları kaçınılmaz biçimde mülkiyet ve yapı kayıt sorunlarıyla karşı karşıya bıraktı. Bugün gelinen noktada sorun yalnızca teknik bir planlama problemi olmaktan çıkmış durumda. Ortaya çıkan tablo şöyle: Tapu ve mülkiyet ihtilafları Yapı kayıt belgelerinin iptal edilmesi Ruhsat ve ruhsat eklerine ilişkin aykırılıklar Elektrik ve su aboneliklerinin bağlanamaması Hukuki statüsü belirsiz milyonlarca yapı Bu sorunlar yalnızca bireysel mağduriyet yaratmıyor; aynı zamanda kamu düzenini ve kamu maliyesini de etkiliyor. Çünkü temel altyapı hizmetlerine erişemeyen vatandaşlar, istemeden de olsa kaçak kullanım riskleriyle karşı karşıya kalıyor. Bu da hem devlet gelirlerini hem de sistemin işleyişini olumsuz etkiliyor. “Sorunun Faili Vatandaş Değil” İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yaşanan sürecin yalnızca hukuki bir mesele değil, aynı zamanda ciddi bir toplumsal adalet sorunu olduğunu söyledi. Hacıoğlu’nun açıklamaları oldukça sert: “Bugün yıkım kararı verilen evlerin önemli bir kısmı vatandaşın keyfi tercihiyle yapılmış yapılar değildir. Planlama yapılmamış, imar planları yıllarca bekletilmiş, vatandaş barınma ihtiyacını kendi imkânlarıyla karşılamak zorunda kalmıştır. Şimdi ise yıllardır oturdukları evlere kepçeler gönderiliyor.” Hacıoğlu’na göre bu tablo, planlama hatalarının faturasının vatandaşa kesilmesinden başka bir şey değil. Yıkım Takvimi Tepki Çekti Türkiye’nin farklı şehirlerinde imar planlarına aykırı olduğu gerekçesiyle belirlenen konutlar için 10 Mart ile 15 Nisan tarihleri arasında yıkım işlemlerinin planlanması, imar mağdurları arasında büyük bir gerilim yarattı. Binlerce aile evlerini kaybetme korkusuyla karşı karşıya. İbrahim Hacıoğlu, bu konuda şu ifadeleri kullandı: “Vatandaş yıllarca devlet kapısında çözüm aradı. Yapı kayıt sistemi çıktı, insanlar umutlandı. Ama bugün o umutların yerini belirsizlik aldı. Bir sabah kapınıza kepçe gelirse bu yalnızca bir bina yıkımı değil, bir ailenin hayatının yıkımıdır.” “Yıkım Değil Çözüm Üretilmeli” İmar Yasasına Takılanlar Derneği’ne göre mevcut yapı stokunun yıkılması hem ekonomik hem de sosyal açıdan büyük bir kayıp anlamına geliyor. Dernek yetkilileri, yıllar içinde oluşmuş milyonlarca yapının tamamen ortadan kaldırılmasının gerçekçi olmadığını ve bunun yerine kayıt altına alınarak denetim sistemine dahil edilmesi gerektiğini savunuyor. İbrahim Hacıoğlu, bu konuda şu uyarıda bulundu: “Bu yapılar milli servettir. Yıkmak çözüm değildir. Kayıt altına almak, denetlemek ve hukuki statü kazandırmak gerekir. Aksi halde hem vatandaş mağdur olur hem de ülke ekonomisi zarar görür.” Çözüm Anahtarı Meclis’te Sorunun çözümü için gözler yeniden Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çevrilmiş durumda. Meclis bünyesinde bulunan Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’na sevk edilen iki ayrı kanun teklifi, imar ve yapı kayıt mağduriyetlerini gidermeyi amaçlıyor. Bu düzenlemelerle hedeflenen başlıca noktalar şunlar: Mevcut yapı stokunun kayıt altına alınması Mülkiyet haklarının korunması Belediyelerin planlama yükümlülüklerinin netleştirilmesi Devlet ve belediyeler için sürdürülebilir gelir kaynakları oluşturulması “Bu Bir Siyasi Tartışma Değil” İbrahim Hacıoğlu, konunun siyasi polemiklere kurban edilmemesi gerektiğini vurguladı. “Bu mesele parti meselesi değildir. Bu mesele milyonlarca insanın barınma hakkı meselesidir. Toplumsal huzuru doğrudan ilgilendiren bir konudur.” Hacıoğlu, Meclis’te temsil edilen tüm siyasi partilerin sorunun boyutlarını bildiğini ve çözüm için ortak irade ortaya koyması gerektiğini söyledi. “Çözüm İçin Son Fırsat” Uzmanlara göre imar ve yapı kayıt sorunu yalnızca bugünün değil, uzun yılların birikimi olan yapısal bir problem. Ancak bugün gelinen noktada alınacak kararlar, milyonlarca insanın geleceğini doğrudan etkileyecek. Dernek temsilcileri, yeni ve kapsamlı bir düzenleme yapılmazsa hem toplumsal gerilimin artacağını hem de ekonomik kayıpların büyüyeceğini ifade ediyor. Meclis’e Açık Çağrı İmar Yasasına Takılanlar Derneği, başta komisyon üyeleri olmak üzere tüm milletvekillerine açık çağrıda bulundu. Çağrının temel başlıkları şöyle: Kanun tekliflerinin ivedilikle gündeme alınması Yıkım kararlarının durdurulması Hakkaniyetli ve kapsayıcı bir yasal düzenleme hazırlanması Açıklamanın sonunda ise dikkat çeken şu ifade yer aldı: “Toplumsal barışın sağlanması, milli servetin korunması ve vatandaşın mülkiyet hakkının güvence altına alınması için adil bir düzenleme şarttır. Bu düzenlemeyi hayata geçirebilecek tek merci millet iradesinin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.” Sosyal Medyada Kampanya Başladı İmar mağdurları ve sivil toplum temsilcileri, Meclis’teki sürecin hızlandırılması için sosyal medyada geniş katılımlı bir kampanya başlattı. Kampanya #YapıKayıtMeclise etiketiyle kısa sürede çok sayıda kullanıcı tarafından paylaşılmaya başladı. Ortak mesaj ise oldukça net: “Evlerimizi yıkmayın. Çözüm üretin.”

Hak Geri Alınamaz Denildi, Geri Alındı Haber

Hak Geri Alınamaz Denildi, Geri Alındı

İmar Barışı Mağdurlarından Sert Tepki: “Paramızı Aldınız, Belgeleri Verdiniz, Şimdi Yuvamızı Yıkıyorsunuz!” İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, 2018 yılında çıkarılan İmar Barışı düzenlemesi sonrası yaşanan iptal ve yıkım süreçlerine sert sözlerle tepki gösterdi. Hacıoğlu, yapı kayıt belgesi almış binlerce vatandaşın bugün yıkım kararları, para cezaları ve mahkeme süreçleriyle karşı karşıya bırakıldığını belirterek, “Paramızı aldınız, belgeyi verdiniz, şimdi dozer gönderiyorsunuz. Bu nasıl hukuk, bu nasıl devlet ciddiyeti?” ifadelerini kullandı. “Devletin Çıkardığı Yasaya Güvendik” Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2018 yılında yürürlüğe konulan İmar Barışı kapsamında vatandaşlar e-Devlet üzerinden başvuru yaptı, kendilerine tahakkuk ettirilen bedelleri devletin kasasına yatırdı ve kısa süre içinde yapı kayıt belgelerini aldı. Bu belgelerle elektrik, su ve doğalgaz abonelikleri bağlandı; kırsalda yol çalışmaları yapıldı; evler tamir edildi, boya badana yapıldı. İnsanlar, devletin verdiği resmi belgeye güvenerek hayatlarını planladı. Ancak aradan geçen üç yılın ardından birçok yapı kayıt belgesinin iptal edildiği bildirildi. Ardından yıkım tebligatları, idari para cezaları ve dava süreçleri başladı. “Hak Geri Alınamaz Denildi, Geri Alındı” Hacıoğlu, verilen hakların geri alınamayacağı yönündeki ilkeye rağmen belgelerin iptal edilmesini “açık mağduriyet” olarak nitelendirdi. “Başvuru sırasında hiçbir denetim yapmayan, vatandaşı uyarmayan idare; yıllar sonra ‘yanlış’ diyerek belgeleri iptal ediyor. Bu ağır cezai sonuçları olan bir uygulamada denetim baştan yapılmalıydı. Uygun değilse o gün iptal edilmeliydi. İnsanlar yıllar sonra yıkım tehdidiyle karşı karşıya bırakılmamalıydı.” Süre Uzatmaları ve Bilgilendirme Tartışması İmar Barışı’nda başvuru ve ödeme sürelerinin iki kez uzatıldığını hatırlatan Hacıoğlu, bu durumun 31 Aralık 2017 tarihinin de uzatıldığı yönünde doğal bir algı oluşturduğunu söyledi. Tanıtım kampanyalarında bu tarihin yeterince vurgulanmadığını öne süren mağdurlar, bilgilendirme eksikliğinin bedelini vatandaşın ödediğini savunuyor. Ayrıca uydu görüntülerine göre yapılan iptallerin de çelişkili sonuçlar doğurduğu iddia ediliyor. Aynı tarihte yapılan iki yapıdan biri iptal edilirken, uydu görüş alanında olmayan diğer yapının onaylı kalmasının uygulamadaki eşitsizliğe işaret ettiği belirtiliyor. Savcılıklardan Takipsizlik “Yalan beyan” iddiasıyla yapılan suç duyurularına ilişkin olarak bazı savcılıkların suç unsuru oluşmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı verdiği de açıklandı. Mağdurlar, bunun da sürecin baştan itibaren sorunlu yürütüldüğünün göstergesi olduğunu savunuyor. “Dozerler Kapımızda” Dernek Başkanı Hacıoğlu’nun en sert çıkışı ise sahadaki yıkım uygulamalarına yönelik oldu: “Şu an birçok binaya belediyeler tarafından yıkım kararı gönderildi. Dozerler bu binalara sevk edildi. Bizlerden alınan onlarca parayı geçtik, bari yuvamızı yıkmayın. Biz rantçı değiliz. Çoğumuz emekli, dar gelirli, kendi tapulu yerinde barınmaya çalışan insanlarız.” Meclis ve Kurumlara Çağrı Mağdurlar, taleplerini farklı platformlarda dile getirdiklerini; Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonu’na on binlerce imzayla başvuru yaptıklarını, CİMER üzerinden müracaatlarda bulunduklarını ve siyasi partilerle görüştüklerini belirtiyor. Bir siyasi parti liderinin Meclis’e sunduğu yasa teklifinin ise halen gündeme alınmamasına tepki gösteriliyor. Talepler Net İmar Barışı mağdurlarının talepleri açık: Yapı kayıt belgesi almış konutlar için verilen yıkım kararlarının durdurulması Açılmış davaların ve kesilmiş para cezalarının iptali Yeni bir yasal düzenleme ile mağduriyetlerin giderilmesi Hacıoğlu son olarak şu çağrıyı yaptı: “Biz devletimizi seviyoruz. Devletimize güvenerek başvurduk, paramızı yatırdık, belgemizi aldık. Şimdi devletimizden çözüm bekliyoruz. Kendi tapulu yerimizdeki yuvamızı yıkmak çözüm değildir. Bu mağduriyet artık son bulmalıdır.” Türkiye’nin birçok ilinde benzer durumların yaşandığı iddia edilirken, gözler ilgili bakanlık ve Meclis’ten gelecek olası yeni düzenlemeye çevrildi.

İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Çıkış: “Vatandaş Kendi Tapulu Arsasında Ev Yaptı Diye Cezalandırılamaz” Haber

İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Çıkış: “Vatandaş Kendi Tapulu Arsasında Ev Yaptı Diye Cezalandırılamaz”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yıllardır çözülemeyen imar sorunları ve özellikle 2018 sonrası yaşanan mağduriyetlere ilişkin çok sert ifadelerle kapsamlı bir açıklama yaptı. Hacıoğlu, plansızlık ve geciken imar düzenlemelerinin bedelinin vatandaşa ödetildiğini belirterek, mevcut uygulamaların hukuki güvenlik ilkesini zedelediğini söyledi. “Yıllarca plan yapmayanlar değil, vatandaş cezalandırılıyor” Hacıoğlu, birçok bölgede yıllarca imar planı yapılmaması nedeniyle vatandaşların kendi tapulu arazilerinde barınma ihtiyacını karşılamak için yapı yapmak zorunda kaldığını vurgulayarak mevcut uygulamaların adalet duygusunu zedelediğini ifade etti. “Yıllardır yapılmayan imar planları nedeniyle vatandaş kendi tapulu arazisine ev yaptı diye cezalandırılmamalı. Asıl sorun planlama eksikliğidir. Bunun faturasını vatandaşa kesmek kabul edilemez” dedi. “Çözüm yıkım değil, kayıt altına alma ve denetim” Deprem gerçeğinin Türkiye’nin en temel gündemlerinden biri olduğuna dikkat çeken Hacıoğlu, çözümün topyekûn yıkım politikası olmadığını, bilimsel ve teknik kriterlerle ayrıştırma yapılması gerektiğini söyledi. “Deprem gerçeği ortadayken çözüm yıkım değil; sağlamı korumak, riskliyi güçlendirmektir. Akılcı olan budur. Kayıt altına alma ve etkin denetim mekanizması kurulmalıdır” ifadelerini kullandı. “Yeni yasal düzenleme şart” Hacıoğlu, özellikle 2018 İmar Barışı sonrası ortaya çıkan hukuki ve idari sorunların artık görmezden gelinemeyecek boyuta ulaştığını belirterek yeni bir yasal düzenleme çağrısında bulundu. “İmar Barışı sonrası oluşan mağduriyetlerin giderilmesi ve iptal edilen Yapı Kayıt Belgeleri için yeni bir yasal düzenleme şarttır. Vatandaş mağdur edilmemelidir” dedi. “Sağlam yapılar yıkılmasın, Bina Kimlik Belgesi ile kayıt altına alınsın” Dernek olarak somut çözüm önerileri sunduklarını belirten Hacıoğlu, teknik incelemelerle güvenli olduğu tespit edilen yapıların korunması gerektiğini vurguladı. “Sağlam yapılar yıkılmasın. Tespit edilip ‘Bina Kimlik Belgesi’ ile kayıt altına alınsın. Böylece hem ekonomi hem vatandaş kazanır. Kaynak israfı önlenir” açıklamasında bulundu. “Devletin verdiği belgeyi yıllar sonra iptal etmek güveni sarsar” Hacıoğlu, Yapı Kayıt Belgesi sürecinde devletin vatandaşlardan ücret aldığını hatırlatarak yıllar sonra gelen iptal kararlarının ciddi bir güven sorunu yarattığını söyledi. “Yapı Kayıt Belgesi verip ücret alan devlet, yıllar sonra iptal kararıyla vatandaşın güvenini sarsmamalıdır. Hukuki güvenlik istiyoruz. Devletin sürekliliği esastır” ifadelerini kullandı. “Sosyal devlet vatandaşını korur, mağdur etmez” Açıklamasının en sert bölümünde sosyal devlet vurgusu yapan Hacıoğlu, mevcut uygulamaların sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmadığını dile getirdi. “İmar Barışı’nın eksikleri düzeltilmeli, mağduriyetler giderilmeli. Sosyal devlet vatandaşını korur, mağdur etmez. İnsanların barınma hakkı idari belirsizliklere kurban edilemez” dedi. Kamuoyuna çağrı: Kalıcı ve adil çözüm beklentisi Hacıoğlu’nun açıklamaları, imar politikalarının yeniden ele alınması ve özellikle hukuki güvenlik, mülkiyet hakkı ve afet güvenliği dengesinin yeniden kurulması gerektiği yönündeki tartışmaları yeniden alevlendirdi. Dernek, kapsamlı bir düzenleme yapılana kadar konunun takipçisi olacaklarını duyurdu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.