Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yapı Kayıt

Gürsu Haber - Yapı Kayıt haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yapı Kayıt haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

“AYNI DEVLETİN İKİ AYRI YÜZÜ: KAÇAK DİYOR, ABONELİK VERİYOR!” Haber

“AYNI DEVLETİN İKİ AYRI YÜZÜ: KAÇAK DİYOR, ABONELİK VERİYOR!”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan sert çıkış: “Bu çarpıklık değilse nedir?” Türkiye’de yıllardır kangren haline gelen imar ve yapı kayıt sorunları, kamu yönetimindeki derin çelişkileri bir kez daha gözler önüne serdi. İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, kamuoyuna yansıyan çarpıcı bir örnek üzerinden sert ifadelerle yüklenerek, devlet kurumları arasındaki uygulama tutarsızlığını adeta yerden yere vurdu. Görüntülerde bir yapının giriş kapısına asılmış “Yapı Tatil Zaptı” belgesi açıkça görülüyor. Bu belge, ilgili yapının belediye tarafından imar mevzuatına aykırı, ruhsatsız ya da kaçak yapı olarak tespit edildiğini ortaya koyuyor. Ancak skandal bununla sınırlı değil. Aynı yapıda elektrik aboneliği aktif, tesisat çalışıyor ve doğalgaz bağlantısı kullanılıyor. Yani bir kamu kurumu “kaçak” dediği yapıya, diğer kamu kurumları eliyle yaşamın en temel altyapı hizmetleri sağlanıyor. Bu tabloyu “devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan bir yönetim zaafı” olarak nitelendiren Hacıoğlu, sert sözlerle şu değerlendirmeyi yaptı: “Bir yapı ya kaçaktır ya değildir! Eğer kaçaksa elektrik, su, doğalgaz nasıl veriliyor? Eğer bu hizmetler veriliyorsa, o zaman vatandaşa yıllar sonra dönüp ‘sen kaçak yapıdasın’ demek hangi hukuk anlayışına sığar? Bu, vatandaşı tuzağa düşürmektir!” “VATANDAŞ ÖDÜYOR, DEVLET CEZALANDIRIYOR” Hacıoğlu’nun dikkat çektiği en kritik noktalardan biri de vatandaşın sistem içinde çifte yük altında bırakılması. Yıllarca vergi ödeyen, abonelik ücretlerini yatıran ve tüm resmi işlemleri yaptığını düşünen vatandaş, bir anda “kaçak yapı” gerekçesiyle ağır cezalar, yıkım kararları ve hukuki yaptırımlarla karşı karşıya kalıyor. Bu çarpık sistemin yalnızca bireysel mağduriyetler doğurmadığını vurgulayan Hacıoğlu, meselenin artık toplumsal bir kriz haline geldiğini ifade etti: “Bu sorun tek tek yapıların meselesi değildir. Bu, milyonlarca insanın barınma hakkını doğrudan ilgilendiren sosyal bir gerçekliktir. İnsanlar devletin verdiği hizmete güvenerek yaşam kuruyor, sonra aynı devlet tarafından cezalandırılıyor. Bu kabul edilemez!” BÜYÜKŞEHİR YASALARI VE PLANSIZLIK KRİZİ DERİNLEŞTİRDİ Özellikle büyükşehir yasaları sonrası kırsal alanların imar planlarına dahil edilmesinde yaşanan eksiklikler, kontrolsüz yapılaşmayı artırırken; pandemi sürecinde hızlanan köye dönüş dalgası ve artan konut ihtiyacı, sorunu daha da büyüttü. Plansızlık, denetimsizlik ve kurumlar arası koordinasyon eksikliği, bugün ortaya çıkan bu çelişkili tabloyu adeta kaçınılmaz hale getirdi. Uzmanlara göre, mevcut durumda aynı yapı farklı kurumlar tarafından farklı statülerde değerlendiriliyor. Belediyeler yıkım ve ceza sürecini başlatırken, altyapı kurumları abonelik vermeye devam ediyor. Bu durum, kamu yönetiminde ciddi bir bütünlük sorunu olduğunu açıkça ortaya koyuyor. “CEZA DEĞİL, ÇÖZÜM ÜRETİN!” Hacıoğlu, sert eleştirilerinin ardından çözüm çağrısını da net bir şekilde dile getirdi. Sorunun cezalandırma odaklı yaklaşımlarla çözülemeyeceğini vurgulayan Hacıoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Devletin görevi vatandaşı köşeye sıkıştırmak değil, çözüm üretmektir. Yapılması gereken bellidir: Bu yapıları kayıt altına almak, denetlemek, güvenli hale getirmek ve vatandaşın mağduriyetini gidermek. Aksi halde bu çarpıklık büyüyerek devam eder.” GERÇEĞİN FOTOĞRAFI: SİSTEM ÇÖZÜM BEKLİYOR Ortaya çıkan bu çarpıcı görüntü, aslında Türkiye’deki imar sorunlarının küçük bir özeti niteliğinde. Bir kapıda “Yapı Tatil Zaptı”, aynı yapıda aktif elektrik ve doğalgaz… Bu tablo, yalnızca bir çelişki değil; sistemsel bir kırılmanın açık göstergesi. Vatandaş ise net: Devletin farklı yüzleri arasında sıkışmak değil, adil, tutarlı ve sürdürülebilir bir çözüm istiyor.

Hobi Bahçeleri Üzerinden Mülkiyet Haklarımızı Gasp Ediyorsunuz! Haber

Hobi Bahçeleri Üzerinden Mülkiyet Haklarımızı Gasp Ediyorsunuz!

İmar tartışmalarının yüzeyine sıkışan “hobi bahçeleri” başlığı, aslında yıllardır kangrene dönüşmüş devasa bir yapısal krizin üzerini örten ince bir perde olmaktan öteye geçemiyor. İbrahim Hacıoğlu, yaptığı sert ve kapsamlı açıklamalarla bu perdenin aralanması gerektiğini vurgulayarak, meselenin sadece birkaç bahçe parselinden ibaret olmadığını, doğrudan doğruya milyonların hayatını etkileyen derin bir yönetim ve planlama sorunu olduğunu gözler önüne serdi. Hacıoğlu’nun ifadelerine göre kamuoyunda bilinçli ya da bilinçsiz şekilde daraltılan tartışma zemini, gerçeği çarpıtıyor. “Hobi bahçeleri” söylemi üzerinden yürütülen tartışmalar, aslında devletin yıllardır planlama yapmadığı alanlarda kendiliğinden oluşmuş fiili yaşamın görmezden gelinmesinin bir sonucu. Bu durum, sadece bir imar ihlali değil; sosyal, ekonomik ve hukuki boyutları olan çok katmanlı bir kriz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından dile getirilen “vatandaş mağdur olmayacak, orta yol bulunacak” yaklaşımı, ilk bakışta umut verici bir çerçeve çizse de, sahadaki gerçeklik bu söylemin henüz somut ve kapsayıcı bir politikaya dönüşemediğini ortaya koyuyor. Kaçak yapılaşmanın önlenmesi, tarım arazilerinin korunması ve vatandaşın yatırımının heba edilmemesi gibi üç kritik başlık arasında sıkışan çözüm arayışı, hâlâ net bir yol haritasına kavuşabilmiş değil. Ancak asıl çarpıcı olan, bugüne kadar sorulmaktan kaçınılan soruların ağırlığı. Köy yerleşimlerinde yıllardır yaşayan vatandaşların hukuki statüsü ne olacak? İmar planı yapılmamış bölgelerde süregelen belirsizlik daha ne kadar devam edecek? 2018 yılında verilen yapı kayıt haklarının iptaliyle ortaya çıkan derin mağduriyet nasıl giderilecek? Deprem korkusuyla kırsala yönelen ve güvenli bir yaşam arayışına giren vatandaşların kaderi neye göre belirlenecek? Gelinen noktada mesele artık teknik bir “kaçak yapı” tartışması olmaktan çıkmış durumda. Asıl mesele, devletin planlama yapmadığı alanlarda doğan yaşamın hukuki bir zemine oturtulup oturtulamayacağıdır. Bu gerçeklik görmezden gelindikçe, sorun çözülmek yerine daha da büyüyor. 2018 yılında verilen hakların sonradan geri alınması ise krizi daha da derinleştiren bir kırılma noktası olarak öne çıkıyor. Aynı koşullarda bulunan vatandaşlar arasında oluşan eşitsizlik, sadece ekonomik bir adaletsizlik yaratmakla kalmadı; devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisini de ciddi biçimde sarstı. Bugün gelinen noktada bu güvensizlik, çözüm üretmenin önündeki en büyük engellerden biri olarak duruyor. Hacıoğlu’nun en sert eleştirilerinden biri ise parçalı ve günü kurtarmaya yönelik yaklaşımlara yönelik. Hobi bahçeleri için “orta yol” aranırken, aynı durumda olan milyonlarca yapı kayıt mağdurunun görmezden gelinmesini “eksik ve yanlış” olarak nitelendiriyor. Ona göre, yapı kaydını dışlayan herhangi bir düzenleme, sorunun özünü ıskalamaktan başka bir anlam taşımıyor. Dernek tarafından önerilen çözüm ise net: Parça parça müdahaleler yerine, bütüncül bir imar ve yapı kayıt reformu. Plansız alanların planlanması, mevcut yapıların denetlenerek kayıt altına alınması, uygun yapıların ekonomiye kazandırılması ve riskli yapıların dönüşüm kapsamına alınması gerektiği vurgulanıyor. Bu yaklaşımın yalnızca vatandaşın mağduriyetini gidermekle kalmayacağı; aynı zamanda devletin gelirlerini artıracağı ve tarım arazilerinin korunmasına da katkı sağlayacağı ifade ediliyor. Bu çerçevede yapılan çağrı ise oldukça sert ve açık: Yetkililer, sadece belirli başlıklara odaklanan dar çözümlerden vazgeçmeli. Hobi bahçeleri için geliştirilecek herhangi bir model, aynı sorunu yaşayan tüm yapı kayıt mağdurlarını kapsayacak şekilde genişletilmeli. Aksi takdirde atılacak her adım, sorunu çözmek yerine daha da derinleştirecek. Sonuç olarak bu mesele, teknik bir imar tartışması değil; doğrudan doğruya toplumsal bir gerçekliktir. Siyasi tartışmaların ötesine geçen bu sorun, ancak ortak akıl, adalet ve gerçekçi politikalarla çözülebilir. Aksi halde, görmezden gelinen her yapı, aslında büyüyen bir toplumsal krizin sessiz tanığı olmaya devam edecektir.

SERT ÇIKIŞ: “BU BİR DÖNÜŞÜM DEĞİL, AÇIKÇA MAĞDURİYET ÜRETME DÜZENİ!” Haber

SERT ÇIKIŞ: “BU BİR DÖNÜŞÜM DEĞİL, AÇIKÇA MAĞDURİYET ÜRETME DÜZENİ!”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yaptığı açıklamayla hem kentsel dönüşüm politikalarına hem de tarım-toprak çelişkisine sert sözlerle yüklendi. Hacıoğlu, “Bu ülkede sorun artık teknik değil, doğrudan adalet sorunudur” diyerek mevcut sistemin vatandaş aleyhine işlediğini açıkça dile getirdi. “Mülkiyet Yoksa Dönüşüm Değil, Felaket Vardır!” Hacıoğlu’nun en net vurgusu, milyonlarca insanın barınma hakkının hâlâ hukuki güvence altında olmaması oldu. Kamuoyuna yansıyan görüntülerin gerçeği saklamadığını belirten Hacıoğlu, kentsel dönüşüm adı altında yürütülen süreçlerin vatandaşta güven değil korku yarattığını söyledi: “Altını kalın çizgilerle çiziyoruz: Mülkiyeti olmayan bir yapıda kentsel dönüşüm olmaz! Olursa bunun adı dönüşüm değil, açıkça mağduriyet üretmektir.” Bugün tapusu, yapı kaydı veya resmi statüsü bulunmayan milyonlarca yapının dönüşüm kapsamına alınmasının ciddi sonuçlar doğurduğunu belirten Hacıoğlu, şu risklere dikkat çekti: Hak sahipliğinin belirsiz bırakılması Yerinde dönüşüm yerine vatandaşın yerinden edilmesi Ağır borç yükleriyle karşı karşıya kalınması Sosyal bağların koparılması ve yaşam düzeninin altüst edilmesi “Önce Yapı Kayıt, Sonra Dönüşüm!” Hacıoğlu’na göre çözüm açık ama bilinçli şekilde erteleniyor: “Yapı kayıt sistemi olmadan yapılan her dönüşüm, çözüm değil yeni bir krizdir.” Yapı kayıt sisteminin yalnızca teknik bir düzenleme değil, aynı zamanda sosyal adalet meselesi olduğunu vurgulayan Hacıoğlu, bu sistemin: Mülkiyet hakkını güvence altına alacağını Devlet-vatandaş ilişkisini yeniden tesis edeceğini Dönüşüm süreçlerini adil hale getireceğini Afet riskleri için sağlıklı veri oluşturacağını ifade etti “KENTSEL DEĞİL, RANTSAL DÖNÜŞÜM DAYATILIYOR!” Sahadan gelen tepkilerin artık gizlenemez noktaya ulaştığını söyleyen Hacıoğlu, vatandaşın talebini şu sözlerle özetledi: “Biz kentsel dönüşüm değil, rantsal dönüşüm görüyoruz! İnsanlar evlerini değil, hayatlarını kaybetme korkusu yaşıyor.” Vatandaşın talebinin son derece net ve meşru olduğunu belirten Hacıoğlu: “Önce hakkımızı verin, sonra dönüşümü konuşalım!” diyerek çağrısını yineledi. MECLİS’E AÇIK ÇAĞRI İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin talepleri ise net: Yapı kayıt düzenlemesi derhal Meclis’e getirilmeli Mülkiyet sorunları çözüme kavuşturulmalı Kentsel dönüşüm adil bir zemine oturtulmalı Hacıoğlu’nun sert uyarısı dikkat çekti: “Adalet yoksa dönüşüm de yoktur! Olsa olsa insanları yerinden etmek vardır.” TARIM ÜZERİNDEN İKİYÜZLÜLÜK ELEŞTİRİSİ: “BETONA GELİNCE SERBEST, VATANDAŞA GELİNCE YASAK!” Açıklamanın ikinci bölümünde ise hedefte bu kez tarım politikaları ve şehirleşme anlayışı vardı. Hacıoğlu, üretim modeli üzerinden çarpıcı bir karşılaştırma yaparak mevcut sistemin çelişkilerini gözler önüne serdi. 700 metrekarelik bir arazide klasik tarım yapan bir vatandaşın neredeyse hiçbir gelir elde edemediğini belirten Hacıoğlu, buna karşılık aynı alanın doğru planlandığında katbekat fazla ekonomik değer üretebildiğini söyledi. “650 kilo mısırdan elde edilen gelirle bir ailenin temel gıda ihtiyacı bile karşılanamazken, aynı alan doğru kullanıldığında adeta bir yaşam sistemine dönüşür.” Ancak asıl sert çıkış, tarım arazilerinin imara açılması konusundaydı: “Şu an oturduğunuz evlerin büyük çoğunluğu 20-30 yıl önce tarım arazisiydi. O zaman sorun yoktu da, vatandaş kendi tarlasına küçük bir yapı yaptığında mı ‘tarım düşmanı’ oluyor?” “BU DÜZEN MİLLİ SERVETİ YOK EDİYOR!” Hacıoğlu, sistemin çifte standart üzerine kurulu olduğunu savundu: Büyük projeler için tarım arazileri kolayca imara açılıyor Vatandaş kendi arazisinde yapılaşınca suçlu ilan ediliyor “Eğer gerçekten toprağı korumak istiyorsanız, o zaman buyurun şehirlerin büyük bölümünü yıkın! Çünkü hepsinin altında bir zamanlar tarım vardı.” “ADALET İMZAYLA DEĞİL, VİCDANLA OLUR!” Açıklamanın en çarpıcı cümlesi ise şu oldu: “Bir imzayla toprağı imara açınca ‘yasal’, vatandaş kullanınca ‘suç’ oluyor. Bu adalet değil, açık bir çifte standarttır.” “BAHÇELİ YAŞAM LÜKS DEĞİL, HAKTIR!” Hacıoğlu, şehirleşme politikalarının insanları doğadan kopardığını belirterek, bahçeli yaşamın bir ayrıcalık değil temel bir hak olduğunu söyledi. Langa Caddesi örneğini veren Hacıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Bir zamanlar bostan olan yerler bugün beton yığını. Ama o toprakların hafızası hâlâ yaşıyor. Langa hıyarı hâlâ bir efsane olarak anılıyorsa, bu bize neyi kaybettiğimizi anlatmaya yeter.” SON SÖZ: “BU ARTIK BİR UYARI DEĞİL, AÇIK BİR İSYANDIR” İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin açıklaması, yalnızca bir basın metni değil; büyüyen bir toplumsal tepkinin sert bir dışavurumu olarak değerlendiriliyor. Mesaj net: Mülkiyet çözülmeden dönüşüm olmaz. Adalet sağlanmadan sistem işlemez. Toprak korunmadan gelecek kurulmaz. Ve en önemlisi: Vatandaş yok sayılarak hiçbir politika ayakta kalmaz.

İMAR BARIŞINDA YENİ MODEL TARTIŞMASI: “DENETİMLİ YAPI KAYIT GÜNCELLEMESİ” GÜNDEMDE Haber

İMAR BARIŞINDA YENİ MODEL TARTIŞMASI: “DENETİMLİ YAPI KAYIT GÜNCELLEMESİ” GÜNDEMDE

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Türkiye’de milyonlarca vatandaşı doğrudan ilgilendiren imar barışı tartışmalarına ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yaparak, “denetimli yapı kayıt güncellemesi” modelini kamuoyunun gündemine taşıdı. Hacıoğlu’nun açıklamaları, mevcut sistemin eksikliklerine dikkat çekerken, yeni bir yasal ve teknik çerçeve ihtiyacını da güçlü şekilde ortaya koydu. “BEYAN DEĞİL, DENETİM ESAS OLMALI” Hacıoğlu’na göre 2018 yılında yürürlüğe giren imar barışı düzenlemesi, vatandaş beyanına dayalı yapısı nedeniyle ciddi riskler barındırdı. Özellikle yapıların deprem güvenliğinin tamamen mal sahiplerinin sorumluluğuna bırakılması, hem hukuki hem de vicdani tartışmaları beraberinde getirdi. Anayasa Mahkemesi’nin devletin vatandaşın can ve mal güvenliğini koruma yükümlülüğüne vurgu yaparak ilgili hükmü iptal ettiğini hatırlatan Hacıoğlu, yeni modelin temelini şu sözlerle özetledi: “Artık beyan değil, denetim esas alınmalıdır. Devletin kontrol ettiği, teknik incelemeye dayanan bir sistem kaçınılmazdır.” TEKNİK DENETİM ŞARTI: ZEMİNDEN ÇATIYA İNCELEME Önerilen modelde her yapının detaylı teknik incelemeden geçirilmesi öngörülüyor. Bu kapsamda: Zemin etütleri zorunlu hale getirilecek, yapıların fay hatları ve riskli bölgeler üzerindeki durumu net şekilde ortaya konacak Kaçak kat ve ilaveler teknik açıdan değerlendirilecek, taşıyıcı sistemin bu yükü kaldırıp kaldıramadığı analiz edilecek Denetimler, piyasa tecrübesi sınırlı kişiler yerine, en az 20 yıl deneyimli kamu mühendisleri tarafından gerçekleştirilecek Bu yaklaşımın, geçmişteki “kağıt üzerinde kayıt” eleştirilerini ortadan kaldırması hedefleniyor. YAPILAR İKİYE AYRILACAK: GÜVENLİ VE RİSKLİ Modelin en kritik aşamalarından biri ise yapıların sınıflandırılması: Güvenli yapılar: Denetimden geçen, afet riski taşımayan yapılar belirli bir bedel karşılığında resmiyet kazanacak. Bu yapılar için “Yapı Kayıt Belgesi” veya “Bina Kimlik Belgesi” verilmesi planlanıyor. Riskli yapılar: Teknik raporu geçemeyen binalar için ise iki seçenek sunulacak: güçlendirme ya da doğrudan kentsel dönüşüm kapsamına alınma Bu sistemle, hem can güvenliği sağlanması hem de sağlam yapıların korunması amaçlanıyor. KIRMIZI ÇİZGİLER: BAZI ALANLAR TAMAMEN KAPSAM DIŞI Hacıoğlu, suistimallerin önüne geçmek için bazı alanların kesin şekilde kapsam dışı bırakılması gerektiğini vurguladı. Buna göre: Başkasına ait özel mülkiyetler Kamuya ait sosyal donatı alanları Fay hattı, dere yatağı ve heyelan bölgeleri kesinlikle bu düzenlemenin dışında tutulacak. 12 AYLIK TAKVİM ÖNERİSİ Meclise sunulan çeşitli tekliflere de değinen Hacıoğlu, uygulanabilir bir takvim önerisini paylaştı: İlk 6 ay başvuru süreci Sonraki 6 ay ödeme ve işlemlerin tamamlanması Ayrıca daha önce belge alamayan ya da iptal edilen vatandaşlar için, deprem dayanıklılık raporu şartıyla cezaların kaldırılması öneriliyor. “BU SADECE İMAR DEĞİL, MÜLKİYET VE BARINMA MESELESİ” Açıklamanın en dikkat çeken bölümlerinden biri ise sosyal boyuta yapılan vurgu oldu. Hacıoğlu, sorunun yalnızca teknik ya da hukuki değil, doğrudan bir barınma ve mülkiyet hakkı meselesi olduğunu ifade etti. Özellikle 2B kapsamı dışında kalan ancak fiilen yerleşim alanına dönüşmüş bölgelerle ilgili yürütülen çalışmalara dikkat çekerek şu soruyu gündeme taşıdı: “Aynı şartlarda yapılaşmış vatandaşlar arasında neden ayrım yapılıyor?” “MİLYONLARCA VATANDAŞ BELİRSİZLİK İÇİNDE” Dernek, 2018’de verilen Yapı Kayıt Belgelerine güvenerek hareket eden milyonlarca kişinin bugün hâlâ: Hukuki belirsizlik Yıkım tehdidi Mülkiyet hakkı sorunu ile karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Bu durumun: Hukuk devleti ilkesine Eşitlik ilkesine Vatandaş-devlet güven ilişkisine zarar verdiği vurgulanıyor. TBMM’YE ÇAĞRI: “ACİL YASAL DÜZENLEME ŞART” İmar Yasasına Takılanlar Derneği, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne üç temel çağrıda bulundu: Yapı Kayıt Belgesi almış yapıların hukuki statüsünün netleştirilmesi Mülkiyet hakkını güvence altına alacak yeni bir düzenleme yapılması Aynı durumda olan vatandaşlar arasında ayrımcılığın sona erdirilmesi “BU MESELE SİYASİ DEĞİL, MİLLİ” Açıklamanın sonunda ise tüm siyasi partilere ortak çağrı yapıldı. Sorunun siyasi tartışmaların ötesinde, toplumsal bir gerçeklik olduğuna dikkat çekilerek şu mesaj verildi: “Bu mesele siyasi değil; toplumsal, insani ve milli bir meseledir. Çözüm geciktikçe sorun büyür, toplumsal vicdanda derin yaralar açılır.” İmar barışına ilişkin yeni model önerileri, önümüzdeki dönemde hem Meclis gündeminde hem de kamuoyunda daha yoğun şekilde tartışılacağa benziyor. Özellikle deprem gerçeğinin gölgesinde, “denetimli sistem” vurgusu artık yalnızca bir öneri değil, birçok kesim için zorunluluk olarak değerlendiriliyor.

İYİ Parti Mudanya İlçe Başkanı Ersin Erdönmez’den İmar Barışı Mağduriyetine Dair Kapsamlı Açıklama: “Vatandaş Yıkım Değil Çözüm Bekliyor” Haber

İYİ Parti Mudanya İlçe Başkanı Ersin Erdönmez’den İmar Barışı Mağduriyetine Dair Kapsamlı Açıklama: “Vatandaş Yıkım Değil Çözüm Bekliyor”

Bursa’nın Mudanya ilçesine bağlı Trilye ile Karacabey sahili arasında kalan geniş kıyı hattında, imar barışı kapsamında yapı kayıt belgesi almış olmasına rağmen hakkında yıkım kararı verilen binlerce yapı, bölgede ciddi bir toplumsal mağduriyetin doğmasına neden olmuştur. Konuya ilişkin kapsamlı bir değerlendirmede bulunan İYİ Parti Mudanya İlçe Başkanı Ersin Erdönmez, yaşanan sürecin yalnızca hukuki bir mesele değil, aynı zamanda sosyal ve insani bir sorun olduğunu vurgulayarak devlet ile vatandaş arasında güven ilişkisini zedeleyecek uygulamalardan kaçınılması gerektiğini ifade etti. Erdönmez açıklamasında, söz konusu yapıların önemli bir bölümünün uzun yıllardır kullanılan, ailelerin birikimleriyle inşa edilmiş, kimi zaman da kuşaktan kuşağa aktarılan yaşam alanları olduğunu belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: “Bugün Trilye’den Karacabey sahiline uzanan bölgede binlerce yapı için alınan yıkım kararları yalnızca beton ve tuğladan ibaret değildir. Bu yapılar, insanların hayat birikimini, anılarını, umutlarını ve gelecek planlarını barındıran yaşam alanlarıdır. Her yıkım kararı yalnızca bir yapıyı ortadan kaldırmaz; aynı zamanda bir ailenin hayatında derin bir yara açar. Bu yaralar büyümeden, toplumsal travmaya dönüşmeden çözüm bulunması devletimizin sorumluluğudur.” “Vatandaş Devletiyle Kavga Etmek İstemiyor” İYİ Parti Mudanya İlçe Başkanı Erdönmez, bölgede yaşayan vatandaşların devlete karşı bir tavır içinde olmadığını özellikle vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Vatandaş devletiyle kavga etmek istemiyor. İnsanlarımız devletiyle karşı karşıya gelmek değil, devletine güvenerek evinde huzur içinde yaşamak istiyor. Bugün yaşanan mağduriyet, vatandaş ile devlet arasında kurulmuş olan güven köprüsünü zedeleme riskini taşıyor. Oysa devletin asli görevi vatandaşını cezalandırmak değil, sorunlarına çözüm üretmektir.” Erdönmez’e göre Türkiye genelinde milyonlarca insanı ilgilendiren yapı kayıt belgesi ve imar barışı süreci, artık görmezden gelinemeyecek boyutlara ulaşmış durumda. “Türkiye’de yapı kayıt mağduriyeti artık görmezden gelinemeyecek kadar büyümüştür. İnsanlara geçmişte bir çözüm umudu olarak sunulan düzenlemelerin bugün yeni mağduriyetlere dönüşmesi kabul edilemez. Vatandaşın beklentisi nettir: Yıkım değil çözüm. Ceza değil adalet.” “Çözümün Adresi Meclis’tir” Erdönmez, sorunun çözümünün yerel tartışmalarla değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılacak kapsamlı bir düzenleme ile mümkün olabileceğini belirtti. “Bu mesele yalnızca Mudanya’nın ya da Bursa’nın meselesi değildir. Türkiye’nin birçok kıyı bölgesinde, kırsal yerleşimlerinde ve küçük yerleşim alanlarında benzer sorunlar yaşanmaktadır. Dolayısıyla çözüm de bireysel değil, sistematik olmalıdır. Bu sorunun kalıcı çözümü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılacak kapsamlı bir yasal düzenlemeden geçmektedir.” “Kırsalda Yaşam Teşvik Edilirken Köy Evlerinin Yıkılması Çelişkidir” Kırsal kalkınma politikaları ile mevcut uygulamalar arasındaki çelişkiye de dikkat çeken Erdönmez, özellikle köy statüsündeki bölgelerde yaşanan yıkım kararlarının ciddi bir politika tutarsızlığı yarattığını söyledi. “Türkiye’de son yıllarda kırsalda yaşamı teşvik eden politikalar sıkça dile getirilmektedir. Tarımın güçlendirilmesi, köylerin yeniden canlandırılması ve şehirlerden kırsala dönüş gibi hedefler açıklanmaktadır. Ancak aynı dönemde köy evlerinin, kırsal yaşam alanlarının yıkılması yönünde kararlar alınması büyük bir çelişkidir. İnsanları köylere dönmeye teşvik ederken, mevcut köy evlerini ortadan kaldırmak sağlıklı bir yaklaşım değildir.” “Alternatif Yaşam Modelleri Değerlendirilebilir” Erdönmez açıklamasında, hukuki süreçler tamamlanana kadar vatandaşların mağduriyetini azaltacak geçici ve alternatif yaşam çözümlerinin de değerlendirilebileceğini ifade etti. “Temennimiz elbette ki yıkımla gelen kayıpların telafi edilmesi ve vatandaşlarımızın mağdur edilmemesidir. Ancak süreç uzarsa vatandaşlarımızın yaşamlarını sürdürebilmeleri için alternatif çözümler de düşünülmelidir. Bu noktada son yıllarda dünyada da giderek yaygınlaşan çekme belgeli mobil yapılar, karavanlar ve taşınabilir ahşap evler önemli bir seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır.” Erdönmez, bu yapıların özellikle hukuki açıdan sağladığı esnekliğe dikkat çekerek şu bilgileri paylaştı: “Ahşap evler ve karavan tipi taşınabilir yapılar son yıllarda oldukça popüler hale gelmiştir. Bu yapıların en önemli avantajı, çekme belgeli olmaları sayesinde klasik yapı ruhsatı zorunluluğuna tabi olmamalarıdır. Altı tekerlekli, lastikli taşıyıcı sistemler üzerine kurulan bu yapılar taşınabilir niteliktedir. Bu nedenle yatırımcıya ve kullanıcıya önemli bir esneklik ve özgürlük sağlamaktadır.” “Ama Asıl Hedef Kalıcı Çözüm Olmalıdır” Erdönmez, mobil yapıların yalnızca geçici bir çözüm olarak görülmesi gerektiğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: “Karavan ve taşınabilir yapılar elbette vatandaşlarımız için bir alternatif olabilir. Ancak bu tür çözümler kalıcı çözüm değildir. Devlet ile vatandaş arasında güveni yeniden tesis edecek olan şey, adil ve sürdürülebilir bir imar politikasıdır. İnsanların bir gecede yuvalarını kaybetmediği, hukuki belirsizliklerin ortadan kaldırıldığı bir düzenleme şarttır.” Son olarak tüm siyasi partilere ve yetkililere çağrıda bulunan Erdönmez, şu ifadeleri kullandı: “Bu mesele siyasi tartışmaların ötesinde, insani bir meseledir. Binlerce ailenin geleceğini ilgilendiren bu sorunun çözümü için tüm siyasi aktörlerin ortak akıl üretmesi gerekmektedir. Çünkü vatandaşın beklentisi çok açık ve nettir: Yıkım değil çözüm, ceza değil adalet.” İYİ Parti Mudanya İlçe Başkanı Ersin Erdönmez’in açıklaması, Trilye’den Karacabey sahiline uzanan bölgede yaşayan binlerce vatandaşın yaşadığı belirsizlik ve mağduriyetin çözümü için kapsamlı bir yasal düzenleme beklentisini bir kez daha gündeme taşıdı.

İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden Mudanya Belediyesi’ne Sert Tepki: “Çözüm Yıkım Değil, Adil Düzenlemedir” Haber

İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden Mudanya Belediyesi’ne Sert Tepki: “Çözüm Yıkım Değil, Adil Düzenlemedir”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Bursa’nın Mudanya ilçesinde kırsal mahallelerde alınan yıkım kararlarına çok sert sözlerle tepki gösterdi. Hacıoğlu, belediyenin Ramazan ayı öncesi, Ramazan süreci ve bayram sonrasını kapsayan dönemde vatandaşlara gönderdiği yıkım tebligatlarının toplumda büyük bir huzursuzluk ve mağduriyet yarattığını belirterek, bu yaklaşımın kabul edilemez olduğunu söyledi. Mudanya Belediyesi’nin kırsal mahallelerdeki yapılaşmaya yönelik yıkım kararlarının bölge halkını ciddi şekilde tedirgin ettiğini ifade eden Hacıoğlu, vatandaşların yıllardır planlama eksikliği nedeniyle mağdur edildiğini, bugün ise aynı vatandaşların “kaçak yapı” suçlamasıyla karşı karşıya bırakıldığını dile getirdi. “Sorunun Kaynağı Vatandaş Değil, Planlama Eksikliğidir” İbrahim Hacıoğlu, yaptığı açıklamada Büyükşehir Yasası sonrası köy statüsünden mahalle statüsüne geçirilen birçok yerleşim alanında uzun yıllardır imar planlarının yapılmadığını hatırlatarak şu değerlendirmede bulundu: “Büyükşehir Yasası ile köyler mahalleye dönüştürüldü. Ancak aradan on yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen birçok bölgede imar planları yapılmadı, ruhsat mekanizmaları işletilmedi. Vatandaş kendi barınma ihtiyacını karşılamak için düşük katlı, müstakil yapılar inşa etti. Bugün ise aynı insanlar ‘kaçak yapı’ suçlamasıyla karşı karşıya bırakılıyor. Bu durum açıkça planlama eksikliğinin bir sonucudur.” Hacıoğlu, yıllarca herhangi bir yatırım yapılmayan, altyapı ve planlama konusunda adeta unutulmuş bölgelerde yaşayan vatandaşların şimdi yıkım tehdidiyle karşı karşıya bırakılmasının adalet duygusunu zedelediğini ifade etti. “Can Güvenliği Önemli Ama Ruhsat Tek Başına Güvenlik Demek Değil” Mudanya Belediyesi’nin yıkım kararlarını “can güvenliği” gerekçesiyle savunduğuna dikkat çeken Hacıoğlu, güvenlik kavramının yalnızca ruhsat meselesine indirgenemeyeceğini vurguladı. 6 Şubat depremlerini örnek gösteren Hacıoğlu şu ifadeleri kullandı: “Can güvenliği elbette hepimiz için birinci önceliktir. Ancak güvenliği yalnızca ruhsat kavramıyla açıklamak gerçeği eksik anlatmaktır. 6 Şubat depreminde ruhsatlı birçok bina yıkılırken bazı ruhsatsız müstakil yapılar ayakta kaldı. Bu durum bize şunu gösteriyor: Sorunun çözümü körü körüne yıkım değil, etkin denetim ve doğru düzenlemedir.” “Ramazan Ayında Vatandaşa Yıkım Tebligatı Gönderilmesi Vicdani Değildir” Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç’a da doğrudan çağrıda bulunan Hacıoğlu, özellikle Ramazan ayı gibi toplumsal hassasiyetlerin yüksek olduğu bir dönemde vatandaşlara yıkım tebligatları gönderilmesini eleştirdi. Hacıoğlu, “Ramazan ayı öncesinde, Ramazan boyunca ve bayram sonrasında vatandaşların adreslerine yıkım tebligatlarının gönderildiği anlaşılıyor. İnsanların evleriyle ilgili böyle bir tehditle karşı karşıya bırakılması bu mübarek günlerin ruhuna da aykırıdır. Dileriz belediye başkanı kendi bölgesinde yaşayan insanlara bu şekilde buruk ve endişeli bir Ramazan yaşatmaz” dedi. Mudanyalılar Daha Önce de Protesto Etmişti Öte yandan söz konusu yıkım kararlarına karşı tepkilerin daha önce de kamuoyuna yansıdığı biliniyor. Mudanyalı vatandaşlar Bursa’daki 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda bir araya gelerek yıkım kararlarını protesto etmiş ve basın açıklaması yapmıştı. Vatandaşlar, kırsal mahallelerde yaşayan insanların barınma haklarının korunmasını ve soruna kalıcı bir çözüm üretilmesini talep etmişti. “Yıkım Kararı Sorumluluktan Kaçmanın Yoludur” Hacıoğlu, bazı yetkililerin dile getirdiği “yapıyı yapan sorumludur” yaklaşımının da gerçeği tam olarak yansıtmadığını belirterek şu sözlerle tepki gösterdi: “‘Yıkım kararı belediyenin değil, yapıyı yapanın kararıdır’ demek sorumluluğu vatandaşa yüklemektir. Peki yıllarca imar planı yapılmayan, ruhsat verilmeyen alanlarda vatandaş nasıl yasal yapı yapacaktı? İnsanları önce plansız bırakıp sonra suçlu ilan etmek adil bir yaklaşım değildir.” Anayasa Mahkemesi Kararı Hatırlatıldı İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Anayasa Mahkemesi’nin 23 Temmuz 2024 tarihli kararına da dikkat çekerek yapı güvenliği konusunda sorumluluğun yalnızca mülk sahibine yüklenemeyeceğini vurguladı. Hacıoğlu, “Anayasa Mahkemesi açık bir şekilde ortaya koymuştur ki yapı güvenliği sadece malikin sorumluluğu değildir. Devlet ve kamu otoritesi de bu sorumluluğu paylaşmak zorundadır. Dolayısıyla çözüm yıkım değil, düzenleme üretmektir” ifadelerini kullandı. “Yapılar Yıkılmasın, Çözüm Üretilsin” Dernek olarak Türkiye genelinde benzer mağduriyetlerin yaşandığını dile getiren Hacıoğlu, TBMM’ye çağrıda bulunarak kapsamlı bir yasal düzenleme yapılmasını istedi. “Bu sorun bireysel değil, ülke genelinde planlama eksikliğinden kaynaklanan yapısal bir sorundur. Kırsal alanlarda az katlı, tarımsal faaliyet ve barınma amaçlı kullanılan yapıların hukuki statüsünün netleştirilmesi gerekiyor. Afete dayanıklı yapıların korunması milli servetin korunmasıdır. Bu nedenle Meclis’te adil ve kapsayıcı bir düzenleme yapılmasını bekliyoruz.” “Yapı Kayıt Meclise” Çağrısı İbrahim Hacıoğlu açıklamasının sonunda, imar sorunlarının çözümü için yeni bir yapı kayıt düzenlemesinin hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek şu çağrıda bulundu: “Yıllardır imar planı yapılmayan alanlarda yaşayan vatandaş bugün ‘kaçak yapı’ suçlamasıyla karşı karşıya bırakılıyor. Bu mağduriyetin çözümü yıkım değil, Meclis’te yapılacak adil bir düzenlemedir. Yapılar yıkılmasın, çözüm üretilsin. Bu nedenle çağrımız nettir:

“Evlerimize Kepçe Göndermeyin!” Haber

“Evlerimize Kepçe Göndermeyin!”

İmar Yasasına Takılan Binlerce Aile İsyanda: Yıkım Kararları Türkiye’yi Geriyor Türkiye’de yıllardır çözülemeyen imar ve yapı kayıt sorunları, binlerce ailenin hayatını doğrudan etkileyecek kritik bir döneme girdi. Ülke genelinde bazı bölgelerde 10 Mart – 15 Nisan tarihleri arasında uygulanacağı belirtilen yıkım kararları, vatandaşlar arasında büyük bir endişe ve öfke dalgası oluşturdu. Sorunun çözümü için gözler Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çevrilmiş durumda. Meclis bünyesinde faaliyet gösteren Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’na sevk edilen iki ayrı kanun teklifi, imar ve yapı kayıt kaynaklı mağduriyetlerin giderilmesi açısından kritik bir eşik olarak görülüyor. Ancak sahadaki tablo farklı. Yıkım kararlarıyla karşı karşıya kalan binlerce aile, yıllardır çözüm bekledikleri bir sorunun bugün kepçelerle çözülmek istendiğini söylüyor. İmar Sorunu Büyüdü, Toplumsal Krize Dönüştü Türkiye’nin birçok kentinde ve kırsal yerleşim alanında imar planlarının yıllarca yapılmaması veya güncellenmemesi, bugün milyonlarca insanı hukuki belirsizlik içinde bırakan büyük bir soruna dönüştü. Planlama sorumluluğu kamu idarelerine ait olmasına rağmen, imar planlarının gecikmesi veya uygulamaya geçirilmemesi vatandaşları kaçınılmaz biçimde mülkiyet ve yapı kayıt sorunlarıyla karşı karşıya bıraktı. Bugün gelinen noktada sorun yalnızca teknik bir planlama problemi olmaktan çıkmış durumda. Ortaya çıkan tablo şöyle: Tapu ve mülkiyet ihtilafları Yapı kayıt belgelerinin iptal edilmesi Ruhsat ve ruhsat eklerine ilişkin aykırılıklar Elektrik ve su aboneliklerinin bağlanamaması Hukuki statüsü belirsiz milyonlarca yapı Bu sorunlar yalnızca bireysel mağduriyet yaratmıyor; aynı zamanda kamu düzenini ve kamu maliyesini de etkiliyor. Çünkü temel altyapı hizmetlerine erişemeyen vatandaşlar, istemeden de olsa kaçak kullanım riskleriyle karşı karşıya kalıyor. Bu da hem devlet gelirlerini hem de sistemin işleyişini olumsuz etkiliyor. “Sorunun Faili Vatandaş Değil” İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yaşanan sürecin yalnızca hukuki bir mesele değil, aynı zamanda ciddi bir toplumsal adalet sorunu olduğunu söyledi. Hacıoğlu’nun açıklamaları oldukça sert: “Bugün yıkım kararı verilen evlerin önemli bir kısmı vatandaşın keyfi tercihiyle yapılmış yapılar değildir. Planlama yapılmamış, imar planları yıllarca bekletilmiş, vatandaş barınma ihtiyacını kendi imkânlarıyla karşılamak zorunda kalmıştır. Şimdi ise yıllardır oturdukları evlere kepçeler gönderiliyor.” Hacıoğlu’na göre bu tablo, planlama hatalarının faturasının vatandaşa kesilmesinden başka bir şey değil. Yıkım Takvimi Tepki Çekti Türkiye’nin farklı şehirlerinde imar planlarına aykırı olduğu gerekçesiyle belirlenen konutlar için 10 Mart ile 15 Nisan tarihleri arasında yıkım işlemlerinin planlanması, imar mağdurları arasında büyük bir gerilim yarattı. Binlerce aile evlerini kaybetme korkusuyla karşı karşıya. İbrahim Hacıoğlu, bu konuda şu ifadeleri kullandı: “Vatandaş yıllarca devlet kapısında çözüm aradı. Yapı kayıt sistemi çıktı, insanlar umutlandı. Ama bugün o umutların yerini belirsizlik aldı. Bir sabah kapınıza kepçe gelirse bu yalnızca bir bina yıkımı değil, bir ailenin hayatının yıkımıdır.” “Yıkım Değil Çözüm Üretilmeli” İmar Yasasına Takılanlar Derneği’ne göre mevcut yapı stokunun yıkılması hem ekonomik hem de sosyal açıdan büyük bir kayıp anlamına geliyor. Dernek yetkilileri, yıllar içinde oluşmuş milyonlarca yapının tamamen ortadan kaldırılmasının gerçekçi olmadığını ve bunun yerine kayıt altına alınarak denetim sistemine dahil edilmesi gerektiğini savunuyor. İbrahim Hacıoğlu, bu konuda şu uyarıda bulundu: “Bu yapılar milli servettir. Yıkmak çözüm değildir. Kayıt altına almak, denetlemek ve hukuki statü kazandırmak gerekir. Aksi halde hem vatandaş mağdur olur hem de ülke ekonomisi zarar görür.” Çözüm Anahtarı Meclis’te Sorunun çözümü için gözler yeniden Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çevrilmiş durumda. Meclis bünyesinde bulunan Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’na sevk edilen iki ayrı kanun teklifi, imar ve yapı kayıt mağduriyetlerini gidermeyi amaçlıyor. Bu düzenlemelerle hedeflenen başlıca noktalar şunlar: Mevcut yapı stokunun kayıt altına alınması Mülkiyet haklarının korunması Belediyelerin planlama yükümlülüklerinin netleştirilmesi Devlet ve belediyeler için sürdürülebilir gelir kaynakları oluşturulması “Bu Bir Siyasi Tartışma Değil” İbrahim Hacıoğlu, konunun siyasi polemiklere kurban edilmemesi gerektiğini vurguladı. “Bu mesele parti meselesi değildir. Bu mesele milyonlarca insanın barınma hakkı meselesidir. Toplumsal huzuru doğrudan ilgilendiren bir konudur.” Hacıoğlu, Meclis’te temsil edilen tüm siyasi partilerin sorunun boyutlarını bildiğini ve çözüm için ortak irade ortaya koyması gerektiğini söyledi. “Çözüm İçin Son Fırsat” Uzmanlara göre imar ve yapı kayıt sorunu yalnızca bugünün değil, uzun yılların birikimi olan yapısal bir problem. Ancak bugün gelinen noktada alınacak kararlar, milyonlarca insanın geleceğini doğrudan etkileyecek. Dernek temsilcileri, yeni ve kapsamlı bir düzenleme yapılmazsa hem toplumsal gerilimin artacağını hem de ekonomik kayıpların büyüyeceğini ifade ediyor. Meclis’e Açık Çağrı İmar Yasasına Takılanlar Derneği, başta komisyon üyeleri olmak üzere tüm milletvekillerine açık çağrıda bulundu. Çağrının temel başlıkları şöyle: Kanun tekliflerinin ivedilikle gündeme alınması Yıkım kararlarının durdurulması Hakkaniyetli ve kapsayıcı bir yasal düzenleme hazırlanması Açıklamanın sonunda ise dikkat çeken şu ifade yer aldı: “Toplumsal barışın sağlanması, milli servetin korunması ve vatandaşın mülkiyet hakkının güvence altına alınması için adil bir düzenleme şarttır. Bu düzenlemeyi hayata geçirebilecek tek merci millet iradesinin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.” Sosyal Medyada Kampanya Başladı İmar mağdurları ve sivil toplum temsilcileri, Meclis’teki sürecin hızlandırılması için sosyal medyada geniş katılımlı bir kampanya başlattı. Kampanya #YapıKayıtMeclise etiketiyle kısa sürede çok sayıda kullanıcı tarafından paylaşılmaya başladı. Ortak mesaj ise oldukça net: “Evlerimizi yıkmayın. Çözüm üretin.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.