Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İbrahim Hacıoğlu

Gürsu Haber - İbrahim Hacıoğlu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İbrahim Hacıoğlu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

“İMAR DÜZENLEMESİ DEĞİL, ÜLKEYİ TOPTAN KISKACA ALAN HUKUKİ SIKIYÖNETİM” TEPKİSİ Haber

“İMAR DÜZENLEMESİ DEĞİL, ÜLKEYİ TOPTAN KISKACA ALAN HUKUKİ SIKIYÖNETİM” TEPKİSİ

Türkiye’de imar ve arazi düzenlemesine ilişkin yeni yasa maddeleri, sahada büyük bir infial yaratırken, İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu düzenlemeyi sert sözlerle hedef aldı ve “Bu bir düzenleme değil, milyonlarca vatandaşı potansiyel suçlu ilan eden topyekûn bir hukuki kıskacın ilanıdır” ifadelerini kullandı. Hacıoğlu’na göre kanun metninde özellikle “izin alınmadan yapılmış her türlü yapı ve tesis” şeklinde yer alan ifade, bilinçli şekilde sınırları belirsiz bırakılmış, ucu açık ve her yapıyı hedef alabilecek kadar geniş bir çerçeve oluşturuyor. “TEK CÜMLEYLE ÜLKEDEKİ YAPILARIN ÜZERİNE BOMBALAMA ETKİSİ YARATILIYOR” Düzenlemenin en sert eleştirisi, kapsamın belirsizliğine yönelik oldu. Hacıoğlu, bu ifadenin teknik bir düzenleme değil, doğrudan “yıkıcı yorumlara açık bir hukuk metni” olduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: Bu düzenleme katı yorumlandığında; tarım arazileri üzerindeki yapılar, hobi bahçeleri, kooperatif adı altında yapılan konutlar, köylerde yıllardır kullanılan ruhsatsız evler ve Büyükşehir Yasası sonrası planlama karmaşasında kalan tüm kırsal yapılar bir anda hedef haline getirilebilecek. Bu tablo, sahada “kaçak yapı” tartışmasından çok daha öte, doğrudan “yaşam alanlarının kriminalize edilmesi” anlamına geliyor. ABONELİK KRİZİ: “ELEKTRİK, SU, DOĞALGAZ ÜZERİNDEN YAŞAM KESME TEHDİDİ” Düzenlemenin en tartışmalı ve en sert başlıklarından biri ise abonelik sistemi oldu. Kanun metninde mevcut aboneliklerin iptal edileceğine dair açık bir hüküm bulunmamasına rağmen, yalnızca “abonelik tesis edilmez” ifadesinin yer alması ciddi bir hukuki kaos yorumunu beraberinde getirdi. Hacıoğlu bu noktada çok net konuştu: Bir yorum mevcut sistemin devam edeceğini söylerken, diğer yorum doğrudan mevcut elektrik, su ve doğalgaz aboneliklerinin bile “illegal” sayılarak iptal edilmesinin önünü açıyor. Bu belirsizlik, milyonlarca insanın yaşam hakkını idari yorumlara teslim etmek demektir. “KURUMLARA CEZA YAĞDIRAN, VATANDAŞA YAŞAM KAPATAN SERT MEKANİZMA” Yeni düzenlemenin 23, 24 ve özellikle 25. maddeleri, “en sert müdahale paketi” olarak değerlendiriliyor. Kooperatifler Kanunu kapsamındaki kooperatiflerin tarım arazilerinde mülkiyet edinmesinin neredeyse imkânsız hale getirilmesi, özellikle hobi bahçesi ve kırsal yapı projelerini doğrudan hedef alan bir adım olarak yorumlanıyor. Para cezalarının artırılması ise “caydırıcılık değil, finansal baskı mekanizması” olarak nitelendiriliyor. “EN AĞIR DARBE ABONELİKTE: 100 BİN TL’LİK CEZA SİSTEMİ” Düzenlemenin en sert ve en tartışmalı hükmü Madde 25 olarak öne çıkıyor. Bu maddeye göre izinsiz yapılmış yapılara elektrik, su ve doğalgaz bağlanması tamamen yasaklanıyor. Buna rağmen abonelik tesis eden kurumlara her işlem için 100 bin TL ceza uygulanacak. Daha da ağır olanı ise şu: Abonelik 30 gün içinde iptal edilmezse, her ay için yeniden 100 bin TL ceza kesilecek. Bu düzenleme, sahada “idari baskı makinesi” olarak yorumlanırken, belediyeler ve dağıtım şirketleri üzerinde ciddi bir uygulama baskısı oluşturuyor. “MİLYONLARCA İNSAN KENDİ DEVLETİYLE KARŞI KARŞIYA BIRAKILIYOR” Hacıoğlu, düzenlemenin en kritik riskinin mevcut yapı stokunu belirsizliğe mahkûm etmesi olduğunu vurguladı. Ona göre mesele kaçak yapı değil, yıllardır çözülmeyen planlama hataları, belediyelerin geciken imar uygulamaları ve sistematik boşluklar nedeniyle oluşmuş devasa bir hukuki gri alan. Bu düzenleme ise çözüm üretmek yerine, bu gri alanı daha da büyütüyor. “SORUN VATANDAŞ DEĞİL, DEVLETİN PLANLAMASIZLIĞI” Açıklamada en sert vurgulardan biri de sorumluluk tartışmasına ilişkin oldu. Hacıoğlu’na göre milyonlarca yapı vatandaşın keyfi inşası değil; belediyelerin yıllarca süren imar ihmalleri, planlama eksiklikleri ve Büyükşehir Belediyesi Kanunu sonrası oluşan yapısal boşlukların sonucudur. “ÇÖZÜM CEZA DEĞİL, YIKIM DEĞİL; TOPLU PLANLAMA MECBURİYETİDİR” Hacıoğlu, devletin yalnızca yasak koyan ve cezayı artıran bir yaklaşım sergilemesinin toplumsal krizi derinleştireceğini belirterek, çözümün ancak mevcut yapı stokunun kayıt altına alınması, güvenli yapıların korunması ve riskli yapıların dönüşüm süreciyle mümkün olacağını söyledi. SONUÇ: “BELİRSİZLİK DEĞİL, DOĞRUDAN HUKUKİ FIRTINA” Sahadaki değerlendirmelere göre düzenlemenin en büyük sorunu, getirdiği yaptırımlardan ziyade, nasıl uygulanacağına dair netlikten tamamen yoksun olması. Uzmanlara göre bu tablo, Türkiye’de imar alanında yeni bir kriz dalgasını tetikleyebilir ve çok sayıda yapıyı doğrudan idari tasarruflara açık hale getirebilir.

“İmar Yasasına Takılanlar”dan İmar Affı Çağrısı: Milyonlarca Yapı İçin Düzenleme Talebi Gündemde Haber

“İmar Yasasına Takılanlar”dan İmar Affı Çağrısı: Milyonlarca Yapı İçin Düzenleme Talebi Gündemde

İmar mevzuatındaki uygulamalar nedeniyle mağduriyet yaşadığını belirten vatandaşlar ve “İmar Yasasına Takılanlar Derneği” temsilcileri, Türkiye genelinde milyonlarca yapıyı etkileyen imar sorunlarına ilişkin kapsamlı bir düzenleme çağrısında bulundu. Dernek Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, mevcut uygulamaların özellikle kırsal bölgelerde ve şehir çeperlerinde yaşayan vatandaşları zor durumda bıraktığını ifade ederek, acil bir “imar affı” ya da yasal güncelleme ihtiyacına dikkat çekti. Hacıoğlu, yaptığı açıklamada imar mevzuatının mevcut haliyle vatandaşların yaşam alanlarını korumakta yetersiz kaldığını savunarak, çok sayıda yapının yıkım kararlarıyla karşı karşıya olduğunu belirtti. Açıklamalarda, “8 milyon ev yıkılacak” iddiası öne sürülürken, bu yapıların önemli bir kısmının vatandaşların kendi imkânlarıyla inşa ettiği konutlardan oluştuğu ifade edildi. “Yıkım değil, çözüm odaklı yaklaşım” çağrısı Dernek temsilcileri, yıkım kararlarının yalnızca fiziksel yapıları değil, aynı zamanda ailelerin ekonomik ve sosyal yaşamlarını da derinden etkilediğini vurguladı. Açıklamalarda, vatandaşların farklı ölçeklerdeki konutlarının — 1+1, 2+1, 3+1 ya da müstakil yapılar — çoğunlukla kişisel ihtiyaçlar doğrultusunda inşa edildiği belirtilerek, bu yapıların doğrudan yıkıma tabi tutulmasının ciddi mağduriyetler yarattığı savunuldu. Hacıoğlu, özellikle kırsal bölgelerdeki yapılaşma sorunlarına dikkat çekerek, “hobi bahçeleri” ve benzeri alanların ötesinde daha geniş bir toprak kullanımı ve yapılaşma sorununun bulunduğunu ifade etti. Köylerin boşalması ve kırsal yaşamın zayıflamasıyla birlikte, mevcut politikaların vatandaşları cezalandırıcı bir sonuç doğurduğu iddia edildi. “Toplumsal mağduriyet büyüyor” vurgusu Açıklamalarda, imar uygulamalarının milyonlarca vatandaşı etkilediği ve mevcut düzenlemelerin günümüz ihtiyaçlarına cevap vermediği savunuldu. Dernek, özellikle deprem gerçeğiyle birlikte yapı güvenliğinin önemini kabul etmekle birlikte, çözümün yalnızca yıkım üzerinden ilerlememesi gerektiğini belirtti. Vatandaşların kendi imkanlarıyla inşa ettiği yapılar nedeniyle cezalandırılmaması gerektiği ifade edilirken, imar mevzuatının hem güvenlik hem de sosyal gerçeklikler dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi çağrısı yapıldı. İmar düzenlemesi ve af tartışmaları yeniden gündemde Türkiye’de daha önce de farklı dönemlerde gündeme gelen “imar affı” tartışmaları, bu son açıklamalarla birlikte yeniden kamuoyunun dikkatine geldi. Özellikle kırsal alanlarda ve plansız yapılaşmanın yoğun olduğu bölgelerde yaşanan sorunların çözümü için kalıcı bir yasal çerçeve ihtiyacı dile getiriliyor. Dernek temsilcileri, mevcut durumun yalnızca hukuki bir mesele değil, ayn

“AYNI DEVLETİN İKİ AYRI YÜZÜ: KAÇAK DİYOR, ABONELİK VERİYOR!” Haber

“AYNI DEVLETİN İKİ AYRI YÜZÜ: KAÇAK DİYOR, ABONELİK VERİYOR!”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan sert çıkış: “Bu çarpıklık değilse nedir?” Türkiye’de yıllardır kangren haline gelen imar ve yapı kayıt sorunları, kamu yönetimindeki derin çelişkileri bir kez daha gözler önüne serdi. İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, kamuoyuna yansıyan çarpıcı bir örnek üzerinden sert ifadelerle yüklenerek, devlet kurumları arasındaki uygulama tutarsızlığını adeta yerden yere vurdu. Görüntülerde bir yapının giriş kapısına asılmış “Yapı Tatil Zaptı” belgesi açıkça görülüyor. Bu belge, ilgili yapının belediye tarafından imar mevzuatına aykırı, ruhsatsız ya da kaçak yapı olarak tespit edildiğini ortaya koyuyor. Ancak skandal bununla sınırlı değil. Aynı yapıda elektrik aboneliği aktif, tesisat çalışıyor ve doğalgaz bağlantısı kullanılıyor. Yani bir kamu kurumu “kaçak” dediği yapıya, diğer kamu kurumları eliyle yaşamın en temel altyapı hizmetleri sağlanıyor. Bu tabloyu “devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan bir yönetim zaafı” olarak nitelendiren Hacıoğlu, sert sözlerle şu değerlendirmeyi yaptı: “Bir yapı ya kaçaktır ya değildir! Eğer kaçaksa elektrik, su, doğalgaz nasıl veriliyor? Eğer bu hizmetler veriliyorsa, o zaman vatandaşa yıllar sonra dönüp ‘sen kaçak yapıdasın’ demek hangi hukuk anlayışına sığar? Bu, vatandaşı tuzağa düşürmektir!” “VATANDAŞ ÖDÜYOR, DEVLET CEZALANDIRIYOR” Hacıoğlu’nun dikkat çektiği en kritik noktalardan biri de vatandaşın sistem içinde çifte yük altında bırakılması. Yıllarca vergi ödeyen, abonelik ücretlerini yatıran ve tüm resmi işlemleri yaptığını düşünen vatandaş, bir anda “kaçak yapı” gerekçesiyle ağır cezalar, yıkım kararları ve hukuki yaptırımlarla karşı karşıya kalıyor. Bu çarpık sistemin yalnızca bireysel mağduriyetler doğurmadığını vurgulayan Hacıoğlu, meselenin artık toplumsal bir kriz haline geldiğini ifade etti: “Bu sorun tek tek yapıların meselesi değildir. Bu, milyonlarca insanın barınma hakkını doğrudan ilgilendiren sosyal bir gerçekliktir. İnsanlar devletin verdiği hizmete güvenerek yaşam kuruyor, sonra aynı devlet tarafından cezalandırılıyor. Bu kabul edilemez!” BÜYÜKŞEHİR YASALARI VE PLANSIZLIK KRİZİ DERİNLEŞTİRDİ Özellikle büyükşehir yasaları sonrası kırsal alanların imar planlarına dahil edilmesinde yaşanan eksiklikler, kontrolsüz yapılaşmayı artırırken; pandemi sürecinde hızlanan köye dönüş dalgası ve artan konut ihtiyacı, sorunu daha da büyüttü. Plansızlık, denetimsizlik ve kurumlar arası koordinasyon eksikliği, bugün ortaya çıkan bu çelişkili tabloyu adeta kaçınılmaz hale getirdi. Uzmanlara göre, mevcut durumda aynı yapı farklı kurumlar tarafından farklı statülerde değerlendiriliyor. Belediyeler yıkım ve ceza sürecini başlatırken, altyapı kurumları abonelik vermeye devam ediyor. Bu durum, kamu yönetiminde ciddi bir bütünlük sorunu olduğunu açıkça ortaya koyuyor. “CEZA DEĞİL, ÇÖZÜM ÜRETİN!” Hacıoğlu, sert eleştirilerinin ardından çözüm çağrısını da net bir şekilde dile getirdi. Sorunun cezalandırma odaklı yaklaşımlarla çözülemeyeceğini vurgulayan Hacıoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Devletin görevi vatandaşı köşeye sıkıştırmak değil, çözüm üretmektir. Yapılması gereken bellidir: Bu yapıları kayıt altına almak, denetlemek, güvenli hale getirmek ve vatandaşın mağduriyetini gidermek. Aksi halde bu çarpıklık büyüyerek devam eder.” GERÇEĞİN FOTOĞRAFI: SİSTEM ÇÖZÜM BEKLİYOR Ortaya çıkan bu çarpıcı görüntü, aslında Türkiye’deki imar sorunlarının küçük bir özeti niteliğinde. Bir kapıda “Yapı Tatil Zaptı”, aynı yapıda aktif elektrik ve doğalgaz… Bu tablo, yalnızca bir çelişki değil; sistemsel bir kırılmanın açık göstergesi. Vatandaş ise net: Devletin farklı yüzleri arasında sıkışmak değil, adil, tutarlı ve sürdürülebilir bir çözüm istiyor.

Hobi Bahçeleri Üzerinden Mülkiyet Haklarımızı Gasp Ediyorsunuz! Haber

Hobi Bahçeleri Üzerinden Mülkiyet Haklarımızı Gasp Ediyorsunuz!

İmar tartışmalarının yüzeyine sıkışan “hobi bahçeleri” başlığı, aslında yıllardır kangrene dönüşmüş devasa bir yapısal krizin üzerini örten ince bir perde olmaktan öteye geçemiyor. İbrahim Hacıoğlu, yaptığı sert ve kapsamlı açıklamalarla bu perdenin aralanması gerektiğini vurgulayarak, meselenin sadece birkaç bahçe parselinden ibaret olmadığını, doğrudan doğruya milyonların hayatını etkileyen derin bir yönetim ve planlama sorunu olduğunu gözler önüne serdi. Hacıoğlu’nun ifadelerine göre kamuoyunda bilinçli ya da bilinçsiz şekilde daraltılan tartışma zemini, gerçeği çarpıtıyor. “Hobi bahçeleri” söylemi üzerinden yürütülen tartışmalar, aslında devletin yıllardır planlama yapmadığı alanlarda kendiliğinden oluşmuş fiili yaşamın görmezden gelinmesinin bir sonucu. Bu durum, sadece bir imar ihlali değil; sosyal, ekonomik ve hukuki boyutları olan çok katmanlı bir kriz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından dile getirilen “vatandaş mağdur olmayacak, orta yol bulunacak” yaklaşımı, ilk bakışta umut verici bir çerçeve çizse de, sahadaki gerçeklik bu söylemin henüz somut ve kapsayıcı bir politikaya dönüşemediğini ortaya koyuyor. Kaçak yapılaşmanın önlenmesi, tarım arazilerinin korunması ve vatandaşın yatırımının heba edilmemesi gibi üç kritik başlık arasında sıkışan çözüm arayışı, hâlâ net bir yol haritasına kavuşabilmiş değil. Ancak asıl çarpıcı olan, bugüne kadar sorulmaktan kaçınılan soruların ağırlığı. Köy yerleşimlerinde yıllardır yaşayan vatandaşların hukuki statüsü ne olacak? İmar planı yapılmamış bölgelerde süregelen belirsizlik daha ne kadar devam edecek? 2018 yılında verilen yapı kayıt haklarının iptaliyle ortaya çıkan derin mağduriyet nasıl giderilecek? Deprem korkusuyla kırsala yönelen ve güvenli bir yaşam arayışına giren vatandaşların kaderi neye göre belirlenecek? Gelinen noktada mesele artık teknik bir “kaçak yapı” tartışması olmaktan çıkmış durumda. Asıl mesele, devletin planlama yapmadığı alanlarda doğan yaşamın hukuki bir zemine oturtulup oturtulamayacağıdır. Bu gerçeklik görmezden gelindikçe, sorun çözülmek yerine daha da büyüyor. 2018 yılında verilen hakların sonradan geri alınması ise krizi daha da derinleştiren bir kırılma noktası olarak öne çıkıyor. Aynı koşullarda bulunan vatandaşlar arasında oluşan eşitsizlik, sadece ekonomik bir adaletsizlik yaratmakla kalmadı; devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisini de ciddi biçimde sarstı. Bugün gelinen noktada bu güvensizlik, çözüm üretmenin önündeki en büyük engellerden biri olarak duruyor. Hacıoğlu’nun en sert eleştirilerinden biri ise parçalı ve günü kurtarmaya yönelik yaklaşımlara yönelik. Hobi bahçeleri için “orta yol” aranırken, aynı durumda olan milyonlarca yapı kayıt mağdurunun görmezden gelinmesini “eksik ve yanlış” olarak nitelendiriyor. Ona göre, yapı kaydını dışlayan herhangi bir düzenleme, sorunun özünü ıskalamaktan başka bir anlam taşımıyor. Dernek tarafından önerilen çözüm ise net: Parça parça müdahaleler yerine, bütüncül bir imar ve yapı kayıt reformu. Plansız alanların planlanması, mevcut yapıların denetlenerek kayıt altına alınması, uygun yapıların ekonomiye kazandırılması ve riskli yapıların dönüşüm kapsamına alınması gerektiği vurgulanıyor. Bu yaklaşımın yalnızca vatandaşın mağduriyetini gidermekle kalmayacağı; aynı zamanda devletin gelirlerini artıracağı ve tarım arazilerinin korunmasına da katkı sağlayacağı ifade ediliyor. Bu çerçevede yapılan çağrı ise oldukça sert ve açık: Yetkililer, sadece belirli başlıklara odaklanan dar çözümlerden vazgeçmeli. Hobi bahçeleri için geliştirilecek herhangi bir model, aynı sorunu yaşayan tüm yapı kayıt mağdurlarını kapsayacak şekilde genişletilmeli. Aksi takdirde atılacak her adım, sorunu çözmek yerine daha da derinleştirecek. Sonuç olarak bu mesele, teknik bir imar tartışması değil; doğrudan doğruya toplumsal bir gerçekliktir. Siyasi tartışmaların ötesine geçen bu sorun, ancak ortak akıl, adalet ve gerçekçi politikalarla çözülebilir. Aksi halde, görmezden gelinen her yapı, aslında büyüyen bir toplumsal krizin sessiz tanığı olmaya devam edecektir.

SERT ÇIKIŞ: “BU BİR DÖNÜŞÜM DEĞİL, AÇIKÇA MAĞDURİYET ÜRETME DÜZENİ!” Haber

SERT ÇIKIŞ: “BU BİR DÖNÜŞÜM DEĞİL, AÇIKÇA MAĞDURİYET ÜRETME DÜZENİ!”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yaptığı açıklamayla hem kentsel dönüşüm politikalarına hem de tarım-toprak çelişkisine sert sözlerle yüklendi. Hacıoğlu, “Bu ülkede sorun artık teknik değil, doğrudan adalet sorunudur” diyerek mevcut sistemin vatandaş aleyhine işlediğini açıkça dile getirdi. “Mülkiyet Yoksa Dönüşüm Değil, Felaket Vardır!” Hacıoğlu’nun en net vurgusu, milyonlarca insanın barınma hakkının hâlâ hukuki güvence altında olmaması oldu. Kamuoyuna yansıyan görüntülerin gerçeği saklamadığını belirten Hacıoğlu, kentsel dönüşüm adı altında yürütülen süreçlerin vatandaşta güven değil korku yarattığını söyledi: “Altını kalın çizgilerle çiziyoruz: Mülkiyeti olmayan bir yapıda kentsel dönüşüm olmaz! Olursa bunun adı dönüşüm değil, açıkça mağduriyet üretmektir.” Bugün tapusu, yapı kaydı veya resmi statüsü bulunmayan milyonlarca yapının dönüşüm kapsamına alınmasının ciddi sonuçlar doğurduğunu belirten Hacıoğlu, şu risklere dikkat çekti: Hak sahipliğinin belirsiz bırakılması Yerinde dönüşüm yerine vatandaşın yerinden edilmesi Ağır borç yükleriyle karşı karşıya kalınması Sosyal bağların koparılması ve yaşam düzeninin altüst edilmesi “Önce Yapı Kayıt, Sonra Dönüşüm!” Hacıoğlu’na göre çözüm açık ama bilinçli şekilde erteleniyor: “Yapı kayıt sistemi olmadan yapılan her dönüşüm, çözüm değil yeni bir krizdir.” Yapı kayıt sisteminin yalnızca teknik bir düzenleme değil, aynı zamanda sosyal adalet meselesi olduğunu vurgulayan Hacıoğlu, bu sistemin: Mülkiyet hakkını güvence altına alacağını Devlet-vatandaş ilişkisini yeniden tesis edeceğini Dönüşüm süreçlerini adil hale getireceğini Afet riskleri için sağlıklı veri oluşturacağını ifade etti “KENTSEL DEĞİL, RANTSAL DÖNÜŞÜM DAYATILIYOR!” Sahadan gelen tepkilerin artık gizlenemez noktaya ulaştığını söyleyen Hacıoğlu, vatandaşın talebini şu sözlerle özetledi: “Biz kentsel dönüşüm değil, rantsal dönüşüm görüyoruz! İnsanlar evlerini değil, hayatlarını kaybetme korkusu yaşıyor.” Vatandaşın talebinin son derece net ve meşru olduğunu belirten Hacıoğlu: “Önce hakkımızı verin, sonra dönüşümü konuşalım!” diyerek çağrısını yineledi. MECLİS’E AÇIK ÇAĞRI İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin talepleri ise net: Yapı kayıt düzenlemesi derhal Meclis’e getirilmeli Mülkiyet sorunları çözüme kavuşturulmalı Kentsel dönüşüm adil bir zemine oturtulmalı Hacıoğlu’nun sert uyarısı dikkat çekti: “Adalet yoksa dönüşüm de yoktur! Olsa olsa insanları yerinden etmek vardır.” TARIM ÜZERİNDEN İKİYÜZLÜLÜK ELEŞTİRİSİ: “BETONA GELİNCE SERBEST, VATANDAŞA GELİNCE YASAK!” Açıklamanın ikinci bölümünde ise hedefte bu kez tarım politikaları ve şehirleşme anlayışı vardı. Hacıoğlu, üretim modeli üzerinden çarpıcı bir karşılaştırma yaparak mevcut sistemin çelişkilerini gözler önüne serdi. 700 metrekarelik bir arazide klasik tarım yapan bir vatandaşın neredeyse hiçbir gelir elde edemediğini belirten Hacıoğlu, buna karşılık aynı alanın doğru planlandığında katbekat fazla ekonomik değer üretebildiğini söyledi. “650 kilo mısırdan elde edilen gelirle bir ailenin temel gıda ihtiyacı bile karşılanamazken, aynı alan doğru kullanıldığında adeta bir yaşam sistemine dönüşür.” Ancak asıl sert çıkış, tarım arazilerinin imara açılması konusundaydı: “Şu an oturduğunuz evlerin büyük çoğunluğu 20-30 yıl önce tarım arazisiydi. O zaman sorun yoktu da, vatandaş kendi tarlasına küçük bir yapı yaptığında mı ‘tarım düşmanı’ oluyor?” “BU DÜZEN MİLLİ SERVETİ YOK EDİYOR!” Hacıoğlu, sistemin çifte standart üzerine kurulu olduğunu savundu: Büyük projeler için tarım arazileri kolayca imara açılıyor Vatandaş kendi arazisinde yapılaşınca suçlu ilan ediliyor “Eğer gerçekten toprağı korumak istiyorsanız, o zaman buyurun şehirlerin büyük bölümünü yıkın! Çünkü hepsinin altında bir zamanlar tarım vardı.” “ADALET İMZAYLA DEĞİL, VİCDANLA OLUR!” Açıklamanın en çarpıcı cümlesi ise şu oldu: “Bir imzayla toprağı imara açınca ‘yasal’, vatandaş kullanınca ‘suç’ oluyor. Bu adalet değil, açık bir çifte standarttır.” “BAHÇELİ YAŞAM LÜKS DEĞİL, HAKTIR!” Hacıoğlu, şehirleşme politikalarının insanları doğadan kopardığını belirterek, bahçeli yaşamın bir ayrıcalık değil temel bir hak olduğunu söyledi. Langa Caddesi örneğini veren Hacıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Bir zamanlar bostan olan yerler bugün beton yığını. Ama o toprakların hafızası hâlâ yaşıyor. Langa hıyarı hâlâ bir efsane olarak anılıyorsa, bu bize neyi kaybettiğimizi anlatmaya yeter.” SON SÖZ: “BU ARTIK BİR UYARI DEĞİL, AÇIK BİR İSYANDIR” İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin açıklaması, yalnızca bir basın metni değil; büyüyen bir toplumsal tepkinin sert bir dışavurumu olarak değerlendiriliyor. Mesaj net: Mülkiyet çözülmeden dönüşüm olmaz. Adalet sağlanmadan sistem işlemez. Toprak korunmadan gelecek kurulmaz. Ve en önemlisi: Vatandaş yok sayılarak hiçbir politika ayakta kalmaz.

HOBİ BAHÇELERİ KRİZİ BÜYÜYOR: YIKIMLAR HIZLANDI, TOPLUMSAL TANSİYON TIRMANIYOR Haber

HOBİ BAHÇELERİ KRİZİ BÜYÜYOR: YIKIMLAR HIZLANDI, TOPLUMSAL TANSİYON TIRMANIYOR

Son haftalarda Türkiye genelinde kamuoyunun en sıcak gündem maddelerinden biri haline gelen “hobi bahçeleri” tartışması, alınan yeni kararlar ve hızlanan uygulamalarla birlikte giderek daha sert bir krize dönüşüyor. İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’nun da dikkat çektiği süreçte, milyonlarca vatandaşı doğrudan etkileyebilecek gelişmeler peş peşe yaşanıyor. TORBA YASADA AĞIR YAPTIRIM SİNYALİ VERİLMİŞTİ 13 Mart 2026 tarihinde kamuoyuna duyurulan ve toplam 29 maddeden oluşan torba yasa teklifinde, özellikle tarım arazileri üzerine kurulan hobi bahçelerine yönelik sert yaptırımlar öngörülüyordu. Teklifte yer alan “tarım vasfı bozulan arazinin her bir metrekaresi için 2.500 TL idari para cezası uygulanması” hükmü, geniş bir kesimde ciddi endişe yaratmıştı. Bu düzenlemenin yasalaşması halinde, ülke genelinde yüz binlerce parsel ve milyonlarca vatandaş doğrudan ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya kalabilecekti. YÖNETMELİKLE ANİ VE DAHA SERT ADIM: YIKIM SÜREÇLERİ HIZLANDI Ancak asıl kırılma noktası, yasa teklifinin komisyon süreci tamamlanmadan yaşandı. 4 Nisan 2026 tarihli ve 33214 sayılı yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle birlikte, izinsiz yapıların yıkımına yönelik süreçler beklenenden çok daha hızlı ve sert biçimde uygulanmaya başlandı. Yerel yönetimlerin sahaya inmesiyle birlikte birçok bölgede yıkım kararları peş peşe hayata geçirildi. Bu ani uygulama değişikliği, özellikle hobi bahçesi sahipleri arasında büyük bir mağduriyet algısı oluştururken, ülke genelinde ciddi bir toplumsal tepkiyi de beraberinde getirdi. Sosyal medyada yükselen tepkiler, yerel protestolar ve artan şikayetler, meselenin artık yalnızca teknik bir imar sorunu olmaktan çıktığını gösterdi. SİYASET VE DEVLET ZİRVESİ DEVREDE Yaşanan gelişmeler kısa sürede siyasi gündemin üst sıralarına taşındı. Farklı siyasi partilerin genel başkanları konuyla ilgili açıklamalarda bulunurken, ulusal basın da meseleyi geniş şekilde ele aldı. Artan baskı ve kamuoyu hassasiyeti sonucunda konu Cumhurbaşkanlığı düzeyine kadar ulaştı. Cumhurbaşkanı tarafından bir heyet oluşturularak “orta yol bulunması” yönünde irade ortaya konulması, krizin çözümüne yönelik önemli bir adım olarak değerlendirildi. Ancak sahadaki yıkım uygulamalarının devam etmesi, tansiyonun henüz düşmediğini ortaya koyuyor. “YIKIMLAR DERHAL DURDURULMALI” ÇAĞRISI İmar Yasasına Takılanlar cephesinden gelen çağrı ise net ve sert: Nihai çözüm ortaya konulana kadar ülke genelinde yürütülen yıkım işlemlerinin acilen durdurulması gerekiyor. Bu kapsamda yapılan çağrıda üç kritik talep öne çıkıyor: Nihai ve kalıcı çözüm belirlenene kadar geçici bir durdurma kararı alınması, En azından birkaç haftalık bir süreyle yıkımların askıya alınması, Hem belediyelere hem de merkezi yönetime açık bir şekilde bu yönde talimat verilmesi. Yetkililere yönelik bu çağrının, yükselen toplumsal tansiyonu düşürebileceği ve daha sağduyulu bir çözüm sürecinin önünü açabileceği ifade ediliyor. KRİTİK EŞİK: GERİLİM Mİ, UZLAŞI MI? Gelinen noktada hobi bahçeleri meselesi, yalnızca imar mevzuatı çerçevesinde değerlendirilemeyecek kadar büyümüş durumda. Bir yanda tarım arazilerinin korunması gerekliliği, diğer yanda vatandaşların mülkiyet ve kullanım beklentileri arasında sıkışan süreç, kritik bir denge arayışını zorunlu kılıyor. Önümüzdeki günlerde atılacak adımlar, ya gerilimin daha da tırmanmasına ya da taraflar arasında makul bir uzlaşı zemininin oluşmasına neden olacak. Türkiye, hobi bahçeleri krizinde şimdi tam anlamıyla bir yol ayrımında.

Yıkmayı Değil İmar’ı Düşünün! Haber

Yıkmayı Değil İmar’ı Düşünün!

Yıkmayı Değil İmar’ı Düşünün! İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Çarpıcı Açıklamalar.. Devlet Hepimizin, Ama Yöneticiler Geçici… Son yıllarda sıkça tartışılan hobi bahçeleri ve imar barışı konusu, Türkiye’deki binlerce vatandaşı mağdur etmeye devam ederken, İbrahim Hacıoğlu da bu duruma sert tepki gösterdi. İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı olarak açıklama yapan Hacıoğlu, devletin uzun yıllardır göz yumduğu sorunları çözmek yerine, yapıcı bir yaklaşım sergilememesini eleştirdi. Devlet Hepimizin, Yöneticiler Geçici Hacıoğlu, devletin “hepimizin” olduğunu, ancak yöneticilerin geçici olduğunu belirterek, yöneticilere yönelik tepkisini dile getirdi. “Devlet hepimizin… Paidardır… Ama yöneticiler… İşte onlar gelip geçici… onların evi başına yıkılsın!” diyerek, sorunları çözme sorumluluğunun devletin üstünde olduğunu vurguladı. Hacıoğlu’nun bu sözleri, devletin sürekli ve kalıcı sorumluluğunun altını çizerken, yöneticilerin dönemsel olarak sorumluluk taşıdığını, dolayısıyla onların yaptıkları hataların daha uzun süreli etkiler yaratmaması gerektiğini dile getirdi. Tarım Arazilerinin Korunması ve Hobi Bahçelerindeki Çelişki Hacıoğlu, devletin tarım arazilerini koruma çabalarını desteklese de, geçmişte verdiği izinler ve göz yummalar nedeniyle ciddi çelişkiler oluşturduğunu belirtti. Tarım arazilerinin korunması gerektiğini söyleyen Hacıoğlu, “Ama bugüne kadar kooperatif adı altında tarım arazilerini bölüp ranta çevirenlere tapuda zorluk çıkarmayan yine bu devlet…” diyerek eleştirilerde bulundu. Devletin verdiği İmar Barışı ile hobi bahçesi sahiplerinin yıllardır para ödeyerek bu alanları edindiklerini ve altyapı hizmetlerinden faydalandıklarını ifade etti. İmar Barışı ve Hobi Bahçelerine Yapılan Yatırımın Göz Ardı Edilmesi Hacıoğlu, 2018’deki İmar Barışı ile hobi bahçesi sahiplerinin “yapılaşma izni” alarak yatırımlar yaptıklarını ancak şimdi devletin “evini yıkacağım” demesinin büyük bir haksızlık olduğunu vurguladı. “Hobi bahçelerini kimse bedavaya almadı. Üstüne bir de tonla para ödedi” diyerek, vatandaşların bu süreçte mağdur olduğunu belirtti. Hacıoğlu, “Parası olsa, Bodrum’dan, Marmaris’ten, Çeşme’den bahçeli ev alır” diyerek hobi bahçesi sahiplerinin ekonomik durumlarını daha iyi bir şekilde ortaya koydu. Yıkım Değil, Yapıcı Çözüm İstedi Hacıoğlu, “Yıkmak kolay, ama sorunu yapıcı bir şekilde çözmek zor” diyerek, devletin önceki hatalarına dikkat çekti. “Hobi bahçeleri standartlarının ötesine geçmiş yapılara, tek su ve elektrik aboneliğiyle 30-40 parçaya bölünmüş kooperatiflere izin verilmesin” diyen Hacıoğlu, İmar Barışı’ndan faydalanmış, altyapı hizmetlerine sahip hobi bahçelerinin sahiplerinin haklarının korunması gerektiğini ifade etti. Yeni Yönetmelikteki İhbar Düzenlemesi ve Tehditler Yeni düzenlemelerle birlikte hobi bahçelerinin ihbar edilebileceğini belirten Hacıoğlu, “Hobi bahçenize ihbar yağabilir” diyerek vatandaşları uyardı. Valiliklere yapılan her ihbarın ciddiye alınacağını ve denetimlerin başlatılacağını belirterek, bu durumun vatandaşı daha da mağdur edeceğini ifade etti. Hacıoğlu, insanların yıllarca yatırım yaptıkları bahçeleri, “evini yıkacağım” diyen bir devlet yaklaşımı ile kaybetmelerinin büyük bir yanlış olduğunu belirtti. Devletin Sorumsuzluğu ve Çözüm Önerisi Hacıoğlu, devletin hobi bahçeleri ve imar barışı konusunda geçmişteki sorumsuzluğunu sorgularken, bundan sonraki süreçte bu tür sorunların çözülmesi için adım atılmasını talep etti. “Vatandaş ağacını dikmiş, bahçesini ekmiş, yıllar sonra gelip ‘evini yıkacağım’ demek büyük yanlış!” diyerek, devletin yapması gereken şeyin yıkım değil, yapıcı bir çözüm bulmak olduğunu belirtti. Sonuç Olarak: “Evin Başına Yıkılsın!” Hacıoğlu’nun sert açıklamaları, devletin geçmişteki hatalarının ve yöneticilerin geçici sorumluluklarıyla ilişkilendirilen güncel mağduriyetlerin çözülmesi gerektiğini vurguladı. “Evin başına yıkılsın” diyerek, yöneticilerin hatalarını doğrudan yüklenmesini isteyen Hacıoğlu, devletin yapması gerekenin vatandaşları mağdur etmemek olduğunu söyledi. “Devlet hepimizin… Paidardır… Ama yöneticiler… İşte onlar gelip geçicidir… onların evi başına yıkılsın!” diyerek, vatandaşın haklarını korumanın devletin asli sorumluluğu olduğunu bir kez daha dile getirdi. İbrahim Hacıoğlu, İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı olarak, devletin son yıllarda izlediği tarım arazileri koruma politikasını eleştirerek önemli açıklamalarda bulundu. Hacıoğlu, devletin bu sorunu çözme çabalarını “haksız” ve “adilsiz” bulduğunu ifade ederek, bu durumu “Evin başına yıkılsındır” şeklinde nitelendirdi. Tarım Arazilerinin Korunması Amaçlanırken Yapılan Hatalar Hacıoğlu, devletin tarım arazilerini korumak adına doğru bir adım attığını, ancak yıllardır göz yumduğu ve ses çıkarmadığı konularda sorun yaratmış olduğuna dikkat çekti. “Kooperatif adı altında tarım arazilerini bölüp ranta çevirenlere tapuda zorluk çıkarmayan yine bu devlet…” diyen Hacıoğlu, devletin geçmişte yaptığı bu hatalar yüzünden bugün mağduriyet yaşandığını ifade etti. İmar Barışı ve Hobi Bahçeleri Üzerindeki Eleştiriler 2018’de çıkarılan “İmar Barışı” düzenlemesiyle hobi bahçesi sahiplerinden para alınıp, “yapılaşma izni” verildiğini belirten Hacıoğlu, devletin bu sürecin sonunda bugün, yıllardır bedel ödeyen vatandaşlara “evini yıkacağım” diyerek sorun çıkardığını söyledi. “Hobi bahçeleri kimse bedavaya almadı. Üstüne bir de tonla para ödedi” diyerek, hobi bahçesi alan insanların çoğunun zengin olmadığını belirtti. Hacıoğlu, “Parası olsa gider Bodrum’dan, Marmaris’ten, Çeşme’den bahçeli ev alır” diyerek hobi bahçeleri sahiplerinin durumunu daha iyi bir şekilde açıkladı. Çözüm Önerileri: Yapıcı Bir Adım Hacıoğlu, yıkmanın kolay, sorunu yapıcı bir şekilde çözmenin ise daha adil olacağını belirterek, “Bir kere hobi bahçesi standartlarının ötesine geçmiş yapılara, tek su ve elektrik aboneliğiyle 30-40 parçaya bölünmüş kooperatiflere izin verilmesin” diye konuştu. İmar Barışı çerçevesinde devletin kendi çıkardığı kanunu uygulayarak, hobi bahçelerinin altyapı hizmetlerinin sağlandığı yerlerde özel düzenlemeler yapılması gerektiğini savundu. Hacıoğlu, “Vatandaş mağdur edilmesin. Devlet yine bir bedel alarak bu insanlara bir hak tanısın” şeklinde konuştu. Devletin Sorumluluğu ve Geçmişteki Hatalar Hacıoğlu, devletin bugüne kadar bu duruma göz yummasının, “işin bu noktaya gelmesine sessiz kalmasının” ve hatta teşvik etmesinin büyük bir hata olduğunu belirtti. “İnsanların evi başına yıkılmasın. APP plaka meselesinde olduğu gibi milletle-devlet karşı karşıya gelmesin” diyerek devletin önceki hatalarına dikkat çekti. Yeni Yönetmelik ve İhbar Düzenlemesi Son olarak, yeni yönetmelikte yapılan düzenleme ile birlikte hobi bahçelerinin ihbar yoluyla yıkılabileceği duyuruldu. Bu düzenleme, “toprak koruma kurulu üyeleri ve sivil toplum kuruluşlarının ihbar yapabileceği” bir sistem getirdi. Hacıoğlu, bu durumun vatandaşlar için daha da büyük bir tehdit oluşturduğunu belirterek, “Hobi bahçenize ‘ihbar’ yağabilir” şeklinde uyarıda bulundu. Yeni yönetmeliğe göre, ihbar edilen hobi bahçeleri valilikler tarafından denetlenecek ve ihbar edilen yerler için ceza kesilip, yıkım işlemi başlatılacak. Hacıoğlu, “Vatandaş ağacını dikmiş, bahçesini ekmiş; yıllar sonra gelip ‘evini yıkacağım’ demek büyük yanlış!” diyerek, uygulamanın vatandaşlar için büyük bir mağduriyet yaratacağına işaret etti. İbrahim Hacıoğlu, devletin hobi bahçeleri ve imar barışı konusunda yaptığı hataları bir an önce düzeltmesi gerektiğini ve vatandaşların mağduriyetinin giderilmesi için adım atılması gerektiğini belirtti. “Evin başına yıkılsındır” diyerek devletin yaklaşımını eleştiren Hacıoğlu, “Çözüm, bundan sonra kesinlikle izin vermemek” diyerek, gelecekte benzer sorunların yaşanmaması için daha dikkatli ve yapıcı adımlar atılması gerektiğini vurguladı.

İMAR BARIŞINDA YENİ MODEL TARTIŞMASI: “DENETİMLİ YAPI KAYIT GÜNCELLEMESİ” GÜNDEMDE Haber

İMAR BARIŞINDA YENİ MODEL TARTIŞMASI: “DENETİMLİ YAPI KAYIT GÜNCELLEMESİ” GÜNDEMDE

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Türkiye’de milyonlarca vatandaşı doğrudan ilgilendiren imar barışı tartışmalarına ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yaparak, “denetimli yapı kayıt güncellemesi” modelini kamuoyunun gündemine taşıdı. Hacıoğlu’nun açıklamaları, mevcut sistemin eksikliklerine dikkat çekerken, yeni bir yasal ve teknik çerçeve ihtiyacını da güçlü şekilde ortaya koydu. “BEYAN DEĞİL, DENETİM ESAS OLMALI” Hacıoğlu’na göre 2018 yılında yürürlüğe giren imar barışı düzenlemesi, vatandaş beyanına dayalı yapısı nedeniyle ciddi riskler barındırdı. Özellikle yapıların deprem güvenliğinin tamamen mal sahiplerinin sorumluluğuna bırakılması, hem hukuki hem de vicdani tartışmaları beraberinde getirdi. Anayasa Mahkemesi’nin devletin vatandaşın can ve mal güvenliğini koruma yükümlülüğüne vurgu yaparak ilgili hükmü iptal ettiğini hatırlatan Hacıoğlu, yeni modelin temelini şu sözlerle özetledi: “Artık beyan değil, denetim esas alınmalıdır. Devletin kontrol ettiği, teknik incelemeye dayanan bir sistem kaçınılmazdır.” TEKNİK DENETİM ŞARTI: ZEMİNDEN ÇATIYA İNCELEME Önerilen modelde her yapının detaylı teknik incelemeden geçirilmesi öngörülüyor. Bu kapsamda: Zemin etütleri zorunlu hale getirilecek, yapıların fay hatları ve riskli bölgeler üzerindeki durumu net şekilde ortaya konacak Kaçak kat ve ilaveler teknik açıdan değerlendirilecek, taşıyıcı sistemin bu yükü kaldırıp kaldıramadığı analiz edilecek Denetimler, piyasa tecrübesi sınırlı kişiler yerine, en az 20 yıl deneyimli kamu mühendisleri tarafından gerçekleştirilecek Bu yaklaşımın, geçmişteki “kağıt üzerinde kayıt” eleştirilerini ortadan kaldırması hedefleniyor. YAPILAR İKİYE AYRILACAK: GÜVENLİ VE RİSKLİ Modelin en kritik aşamalarından biri ise yapıların sınıflandırılması: Güvenli yapılar: Denetimden geçen, afet riski taşımayan yapılar belirli bir bedel karşılığında resmiyet kazanacak. Bu yapılar için “Yapı Kayıt Belgesi” veya “Bina Kimlik Belgesi” verilmesi planlanıyor. Riskli yapılar: Teknik raporu geçemeyen binalar için ise iki seçenek sunulacak: güçlendirme ya da doğrudan kentsel dönüşüm kapsamına alınma Bu sistemle, hem can güvenliği sağlanması hem de sağlam yapıların korunması amaçlanıyor. KIRMIZI ÇİZGİLER: BAZI ALANLAR TAMAMEN KAPSAM DIŞI Hacıoğlu, suistimallerin önüne geçmek için bazı alanların kesin şekilde kapsam dışı bırakılması gerektiğini vurguladı. Buna göre: Başkasına ait özel mülkiyetler Kamuya ait sosyal donatı alanları Fay hattı, dere yatağı ve heyelan bölgeleri kesinlikle bu düzenlemenin dışında tutulacak. 12 AYLIK TAKVİM ÖNERİSİ Meclise sunulan çeşitli tekliflere de değinen Hacıoğlu, uygulanabilir bir takvim önerisini paylaştı: İlk 6 ay başvuru süreci Sonraki 6 ay ödeme ve işlemlerin tamamlanması Ayrıca daha önce belge alamayan ya da iptal edilen vatandaşlar için, deprem dayanıklılık raporu şartıyla cezaların kaldırılması öneriliyor. “BU SADECE İMAR DEĞİL, MÜLKİYET VE BARINMA MESELESİ” Açıklamanın en dikkat çeken bölümlerinden biri ise sosyal boyuta yapılan vurgu oldu. Hacıoğlu, sorunun yalnızca teknik ya da hukuki değil, doğrudan bir barınma ve mülkiyet hakkı meselesi olduğunu ifade etti. Özellikle 2B kapsamı dışında kalan ancak fiilen yerleşim alanına dönüşmüş bölgelerle ilgili yürütülen çalışmalara dikkat çekerek şu soruyu gündeme taşıdı: “Aynı şartlarda yapılaşmış vatandaşlar arasında neden ayrım yapılıyor?” “MİLYONLARCA VATANDAŞ BELİRSİZLİK İÇİNDE” Dernek, 2018’de verilen Yapı Kayıt Belgelerine güvenerek hareket eden milyonlarca kişinin bugün hâlâ: Hukuki belirsizlik Yıkım tehdidi Mülkiyet hakkı sorunu ile karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Bu durumun: Hukuk devleti ilkesine Eşitlik ilkesine Vatandaş-devlet güven ilişkisine zarar verdiği vurgulanıyor. TBMM’YE ÇAĞRI: “ACİL YASAL DÜZENLEME ŞART” İmar Yasasına Takılanlar Derneği, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne üç temel çağrıda bulundu: Yapı Kayıt Belgesi almış yapıların hukuki statüsünün netleştirilmesi Mülkiyet hakkını güvence altına alacak yeni bir düzenleme yapılması Aynı durumda olan vatandaşlar arasında ayrımcılığın sona erdirilmesi “BU MESELE SİYASİ DEĞİL, MİLLİ” Açıklamanın sonunda ise tüm siyasi partilere ortak çağrı yapıldı. Sorunun siyasi tartışmaların ötesinde, toplumsal bir gerçeklik olduğuna dikkat çekilerek şu mesaj verildi: “Bu mesele siyasi değil; toplumsal, insani ve milli bir meseledir. Çözüm geciktikçe sorun büyür, toplumsal vicdanda derin yaralar açılır.” İmar barışına ilişkin yeni model önerileri, önümüzdeki dönemde hem Meclis gündeminde hem de kamuoyunda daha yoğun şekilde tartışılacağa benziyor. Özellikle deprem gerçeğinin gölgesinde, “denetimli sistem” vurgusu artık yalnızca bir öneri değil, birçok kesim için zorunluluk olarak değerlendiriliyor.

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Fırtına Gibi Tepki: “Saçmalık! Hobi Bahçelerine Saldırıyorlar!” Haber

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Fırtına Gibi Tepki: “Saçmalık! Hobi Bahçelerine Saldırıyorlar!”

Türkiye’de tarım ve şehir yaşamı arasındaki en küçük insani alanlar bile artık devletin ağır cezalarıyla tehdit altında. İmar Yasasına Takılanlar Derneği (İYT) Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, hobi bahçeleri ve küçük kulübeleri hedef alan yeni yasa teklifine sert tepki gösterdi: “Saçmalık! İnsanlar boğucu şehir hayatından kaçıp 300-500 m²’lik bahçelerinde nefes alıyor, toprakla temas ediyor. Şimdi bu küçük kulübeler, konteynırlar, 20-30 m²’lik yapılar bile ağır cezalarla tehdit ediliyor!” “Lüks villaya dönüştürenlere hayır, 30 m²’lik kulübeye ceza mı?” Hacıoğlu, yeni yasa teklifinin akıl almaz olduğunu vurguladı: “Tamam, kulübesini lüks villaya çevirenlere izin verme. Ama küçük, toprağa dokunulan, emekli insanların nefes aldığı kulübelere neden saldırıyorsunuz? Deprem olsa başını sokacak yeri olsun diye yapılan kulübe bile hedef!” Yeni Yasa Teklifi: Felaketin Detayları TBMM Tarım Orman Komisyonu’nda kabul edilen ve yakında Genel Kurul’da görüşülecek yasa teklifine göre: Tarlalara yapılmış tüm yapılar yıkım kapsamına alınacak, elektriği, suyu, doğalgazı kesilecek. Bahçe sahiplerine metrekare başına 2.500₺ ceza kesilecek; 500 m²’de 1 milyon 200 bin₺, 1 dönümde 2,5 milyon₺ demek. Cezayı ödeseniz de 2 ay içinde tüm yapıları yıkıp yeniden tarlaya dönüştürmek zorundasınız. Yıkım yapılmazsa m² başına 7.500₺ ceza; dönüm başına 7,5 milyon₺. Üstelik devlet yıkımı yapacak, masraflar bahçe sahibinden alınacak. Yapının malzemesi fark etmiyor; beton, ahşap, fark etmez, önemli olan tarımsal amaç. Listede 11 bini aşkın hobi bahçesi var. “Toplumla İnatlaşmanın Yeni Yolu” Hacıoğlu’nun yorumu net: “Neresinden bakarsanız bakın, bu toplumla inatlaşmaktan başka hiçbir işe yaramayan bir adım! Muhalefet iktidarla millet arasındaki makası açarken şapkadan tavşan çıkarırsa ancak bu tür uygulamaları çıkarabilirler.” İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun sözlerini hatırlatan Hacıoğlu: “Bugün benim 35 yıl önceki diplomama çöken kişi, yarın sizin 40 yıllık tapularınıza, bankadaki paranıza çöker!” diyerek, tehlikenin boyutunu gözler önüne serdi. “Devlet Tarımı Korumuyor, İnsanlara Düşman Oluyor” Hacıoğlu, devletin yaklaşımını eleştirerek, gerçek çözümün Anadolu’daki atıl arazileri tarıma kazandırmak olduğunu vurguladı: “Devlet şehir çeperlerindeki küçük bahçeleri yok etmeye çalışıyor, ama yıllardır ekilmeyen yüzbinlerce dönüm araziler boş duruyor. Çiftçi para kazanamadığı için ekmiyor, devlet boş yere insanların 500 m²’lik bahçelerine göz dikiyor. Ne akıl ama!” “Emekli İnsanların Nefesine Bile Tahammül Yok!” Hacıoğlu, emekli vatandaşların, gençlerin ve şehirden kaçan insanların küçük bahçelerde nefes almasına bile tahammül olmadığını belirtti: “Adam 1 dönüm tarlasına 2 göz oda kurmuş, sebzesini ekiyor, hayatına değer katıyor. Tarıma zarar vermiyor, fayda sağlıyor. Ama devletin gözünde suçlu. Milleti beton bloklara hapsettik, yetmedi mi artık?” Sonuç: Hobi Bahçeleri Üzerinden Toplumsal Çöküş Hobi bahçelerine yönelik bu yeni düzenleme, Türkiye’de şehirli ile devlet arasındaki gerilimi doruğa çıkarıyor. İbrahim Hacıoğlu’nun mesajı net: Bu yasayla ne amaçlanıyor olursa olsun, toplumla inatlaşmaktan başka bir sonucu yok ve felaket boyutunda mali yükler yaratacak. Hacıoğlu’nun Uyarısı: “Bu, sadece sebze yetiştiren küçük bir vatandaşın değil, toplumun sağduyusuna, nefesine ve vicdanına yapılmış bir saldırıdır. Hobi bahçelerine dokunmak, halkın yaşam alanına dokunmaktır. Yazık, çok yazık!”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.