Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Anayasa Mahkemesi

Gürsu Haber - Anayasa Mahkemesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Anayasa Mahkemesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Vekil Din Görevlilerinin Mali Haklarıyla İlgili Davada Önemli Gelişme: İstinaf Mahkemesi Sendikayı Haklı Buldu Haber

Vekil Din Görevlilerinin Mali Haklarıyla İlgili Davada Önemli Gelişme: İstinaf Mahkemesi Sendikayı Haklı Buldu

Türk Diyanet Vakıf-Sen, vekil imam-hatip ve müezzin-kayyımların mali haklarının geriye dönük olarak düzenlenmesi talebiyle açtığı davada önemli bir kazanım elde etti. Sendika, davanın istinaf incelemesini yapan Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nin verdiği kararla haklılıklarının bir kez daha tescillendiğini kamuoyuna duyurdu. Sendika tarafından yapılan açıklamada, söz konusu yargı kararının, vekil statüde görev yapan din görevlilerinin uzun yıllardır yaşadığı mali hak kayıplarının hukuken kabul edilemez olduğunun açık bir göstergesi olduğu vurgulandı. Kararın yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal açıdan da önemli bir anlam taşıdığı belirtilerek, bu gelişmenin kamu vicdanını rahatlattığı ve adalet duygusunu güçlendirdiği ifade edildi. “Hak Kayıpları Hukuken Tescillendi” Açıklamada, vekil din görevlilerinin yıllardır aynı görev ve sorumlulukları yerine getirmelerine rağmen kadrolu personelle eşit mali haklardan yararlanamadığına dikkat çekildi. Mahkemenin bu durumu açıkça ortaya koyduğu belirtilerek, kararın emsal niteliği taşıdığına işaret edildi. Ancak sendika, kararın kapsamına ilişkin önemli bir eleştiriyi de gündeme getirdi. Mahkeme tarafından verilen hükmün yalnızca son iki aylık dönemi kapsaması, geçmiş yıllara yayılan mağduriyetlerin giderilmesi açısından yetersiz bulundu. “Mağduriyetler İki Ayla Sınırlanamaz” Türk Diyanet Vakıf-Sen, yaptığı değerlendirmede, aynı işi yapan personelin hak kayıplarının sadece belirli bir dönemle sınırlandırılmasının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını vurguladı. Açıklamada şu görüşlere yer verildi: “Aynı görev ve sorumluluğu yerine getiren personelin geçmişe dönük tüm hak kayıplarının telafi edilmesi, hukukun ve adaletin gereğidir. Bu nedenle verilen karar önemli olmakla birlikte eksik bir kazanım niteliğindedir.” Anayasa Mahkemesi’ne Başvuru Kararı Sendika, bu kapsamda yeni bir hukuki süreci başlatacaklarını da açıkladı. Vekil din görevlilerinin mağduriyetlerinin tamamen giderilmesi amacıyla Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunulacağı bildirildi. Bu adımın, yalnızca mevcut davanın kapsamını genişletmek değil, benzer durumda olan tüm kamu çalışanları için emsal teşkil edecek bir hak arayışı olduğu ifade edildi. “Mücadelemiz Sürecek” Türk Diyanet Vakıf-Sen açıklamasında, emeğin karşılığının eksiksiz verilmesi ve kamu çalışanları arasında eşitliğin sağlanması yönündeki kararlılık bir kez daha vurgulandı. Sendika, “eşit işe eşit ücret” ilkesinin hayata geçirilmesi ve kamu çalışanlarının haklarının korunması için mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti. Ayrıca yetkili kurumlara çağrıda bulunularak, yargı kararlarının eksiksiz şekilde uygulanması ve benzer mağduriyetlerin tamamen ortadan kaldırılması için gerekli adımların gecikmeden atılması istendi.

“Hakkımız Gasbedildi, 35 Aydır Sistematik Mağduriyet Yaşıyoruz” Haber

“Hakkımız Gasbedildi, 35 Aydır Sistematik Mağduriyet Yaşıyoruz”

Türkiye’de milyonlarca memur emeklisini ilgilendiren maaş ve özlük hakları tartışması, son dönemde giderek sertleşen açıklamalarla yeniden gündemin üst sıralarına taşındı. Memur emeklileri, özellikle seyyanen zam uygulaması ve maaş bağlama oranlarındaki düşüş üzerinden iktidara, muhalefete, sendikalara ve kamuoyuna yönelik çok yönlü bir eleştiri dalgası başlattı. “Maaş Bağlama Oranları Düşürüldü” İddiası Tartışmanın merkezinde, son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerle memur emeklilerinin maaş bağlama oranlarının ciddi şekilde gerilediği iddiası yer alıyor. Emekli temsilcileri, bu oranın yüzde 50 seviyelerinden yüzde 38’lere kadar düştüğünü öne sürerek, bunun “hukuki bir düzenleme değil, hak kaybı yaratan bir müdahale” olduğunu savunuyor. Bu çerçevede yapılan değerlendirmelerde, torba yasalar aracılığıyla gerçekleştirilen değişikliklerin şeffaflıktan uzak olduğu ve emeklilerin aleyhine sonuçlar doğurduğu ileri sürülüyor. “Memur ile Emeklisi Aynı Statüdedir” Memur emeklileri tarafından dile getirilen en temel hukuki argümanlardan biri ise statü meselesi. Buna göre: Memurlar ve memur emeklileri aynı hukuki statünün devamı olarak görülmeli Emeklilik sonrası haklar, görevdeki memurun haklarından türetilmeli Bu nedenle ücret ve zam politikalarında keskin ayrımlar yapılmamalı Bu yaklaşımı savunan emekliler, çalışan memurlara verilen seyyanen zamların emeklilere yansıtılmamasını “eşitlik ilkesine aykırı” olarak nitelendiriyor. Seyyanen Zam Tartışması: “Her Ay 22 Bin TL Kayıp” En dikkat çekici iddialardan biri ise seyyanen zam kaynaklı gelir kaybı. Memur emeklileri, 14 Temmuz 2023’ten bu yana geçen yaklaşık 35 aylık süreçte: Her ay ortalama 22.157 TL kayıp yaşandığını Toplam kaybın kişi başı 775 bin TL seviyesine ulaştığını öne sürüyor. Bu rakamlar bağımsız kaynaklarca doğrulanmış resmi veriler olmamakla birlikte, sahadaki memur emeklilerinin tepkisinin boyutunu göstermesi açısından önemli bir gösterge olarak değerlendiriliyor. “İktidar, Muhalefet ve Sendikalar Sessiz” Eleştirisi Açıklamalarda yalnızca iktidar değil, muhalefet partileri, sendikalar ve sivil toplum kuruluşları da eleştirilerin hedefinde. Memur emeklileri: İktidarın “hukuksuz düzenlemeleri kalıcı hale getirdiğini” Muhalefetin konuyu yeterince gündeme taşımadığını Sendikaların ve konfederasyonların etkisiz kaldığını iddia ediyor. Bu durum, yaklaşık 2,5 milyon memur emeklisinin kendisini “siyasi ve kurumsal olarak yalnız bırakılmış” hissetmesine yol açıyor. Sosyal ve Ekonomik Etkiler Uzmanlara göre, maaş politikaları ve alım gücündeki düşüş yalnızca bireysel değil, toplumsal sonuçlar da doğuruyor. Özellikle: Emekli maaşlarının açlık sınırına yaklaşması Sabit gelirli kesimlerde yoksullaşmanın derinleşmesi Sosyal adalet algısının zedelenmesi gibi başlıklar, tartışmanın ekonomik boyutunu güçlendiriyor. Hukuki Süreç ve Beklentiler Memur emeklileri, yaşanan durumun Anayasa’nın eşitlik ve kazanılmış haklar ilkesiyle çeliştiğini savunarak yargı yollarına da işaret ediyor. Anayasa Mahkemesi’ne yönelik çağrılar ve hukuki mücadele vurgusu, sürecin yalnızca siyasi değil aynı zamanda yargısal bir boyut kazandığını gösteriyor. “Bu Süreç Unutulmayacak” Memur emeklilerinin açıklamalarında en dikkat çeken unsurlardan biri de kullanılan dilin sertliği ve kararlılık vurgusu. “Hak kaybı”, “gasp”, “adaletsizlik” gibi ifadeler öne çıkarken, sürecin ilerleyen dönemde siyasi sonuçlar doğurabileceği mesajı da veriliyor. Çözüm Arayışı Derinleşiyor Memur emeklilerinin talepleri üç ana başlıkta toplanıyor: Seyyanen zamların emeklilere de yansıtılması Maaş bağlama oranlarının yeniden düzenlenmesi Geçmiş kayıpların telafi edilmesi Önümüzdeki süreçte hükümetin bu taleplere nasıl yanıt vereceği, muhalefetin konuyu ne ölçüde sahiplenebileceği ve yargıdan çıkacak olası kararlar, milyonlarca emeklinin ekonomik geleceğini doğrudan etkileyecek. Ancak mevcut tabloya bakıldığında, memur emeklileri açısından tartışmanın kısa vadede sona ermesinden ziyade daha da büyüyerek devam etmesi bekleniyor.

İMAR BARIŞINDA YENİ MODEL TARTIŞMASI: “DENETİMLİ YAPI KAYIT GÜNCELLEMESİ” GÜNDEMDE Haber

İMAR BARIŞINDA YENİ MODEL TARTIŞMASI: “DENETİMLİ YAPI KAYIT GÜNCELLEMESİ” GÜNDEMDE

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Türkiye’de milyonlarca vatandaşı doğrudan ilgilendiren imar barışı tartışmalarına ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yaparak, “denetimli yapı kayıt güncellemesi” modelini kamuoyunun gündemine taşıdı. Hacıoğlu’nun açıklamaları, mevcut sistemin eksikliklerine dikkat çekerken, yeni bir yasal ve teknik çerçeve ihtiyacını da güçlü şekilde ortaya koydu. “BEYAN DEĞİL, DENETİM ESAS OLMALI” Hacıoğlu’na göre 2018 yılında yürürlüğe giren imar barışı düzenlemesi, vatandaş beyanına dayalı yapısı nedeniyle ciddi riskler barındırdı. Özellikle yapıların deprem güvenliğinin tamamen mal sahiplerinin sorumluluğuna bırakılması, hem hukuki hem de vicdani tartışmaları beraberinde getirdi. Anayasa Mahkemesi’nin devletin vatandaşın can ve mal güvenliğini koruma yükümlülüğüne vurgu yaparak ilgili hükmü iptal ettiğini hatırlatan Hacıoğlu, yeni modelin temelini şu sözlerle özetledi: “Artık beyan değil, denetim esas alınmalıdır. Devletin kontrol ettiği, teknik incelemeye dayanan bir sistem kaçınılmazdır.” TEKNİK DENETİM ŞARTI: ZEMİNDEN ÇATIYA İNCELEME Önerilen modelde her yapının detaylı teknik incelemeden geçirilmesi öngörülüyor. Bu kapsamda: Zemin etütleri zorunlu hale getirilecek, yapıların fay hatları ve riskli bölgeler üzerindeki durumu net şekilde ortaya konacak Kaçak kat ve ilaveler teknik açıdan değerlendirilecek, taşıyıcı sistemin bu yükü kaldırıp kaldıramadığı analiz edilecek Denetimler, piyasa tecrübesi sınırlı kişiler yerine, en az 20 yıl deneyimli kamu mühendisleri tarafından gerçekleştirilecek Bu yaklaşımın, geçmişteki “kağıt üzerinde kayıt” eleştirilerini ortadan kaldırması hedefleniyor. YAPILAR İKİYE AYRILACAK: GÜVENLİ VE RİSKLİ Modelin en kritik aşamalarından biri ise yapıların sınıflandırılması: Güvenli yapılar: Denetimden geçen, afet riski taşımayan yapılar belirli bir bedel karşılığında resmiyet kazanacak. Bu yapılar için “Yapı Kayıt Belgesi” veya “Bina Kimlik Belgesi” verilmesi planlanıyor. Riskli yapılar: Teknik raporu geçemeyen binalar için ise iki seçenek sunulacak: güçlendirme ya da doğrudan kentsel dönüşüm kapsamına alınma Bu sistemle, hem can güvenliği sağlanması hem de sağlam yapıların korunması amaçlanıyor. KIRMIZI ÇİZGİLER: BAZI ALANLAR TAMAMEN KAPSAM DIŞI Hacıoğlu, suistimallerin önüne geçmek için bazı alanların kesin şekilde kapsam dışı bırakılması gerektiğini vurguladı. Buna göre: Başkasına ait özel mülkiyetler Kamuya ait sosyal donatı alanları Fay hattı, dere yatağı ve heyelan bölgeleri kesinlikle bu düzenlemenin dışında tutulacak. 12 AYLIK TAKVİM ÖNERİSİ Meclise sunulan çeşitli tekliflere de değinen Hacıoğlu, uygulanabilir bir takvim önerisini paylaştı: İlk 6 ay başvuru süreci Sonraki 6 ay ödeme ve işlemlerin tamamlanması Ayrıca daha önce belge alamayan ya da iptal edilen vatandaşlar için, deprem dayanıklılık raporu şartıyla cezaların kaldırılması öneriliyor. “BU SADECE İMAR DEĞİL, MÜLKİYET VE BARINMA MESELESİ” Açıklamanın en dikkat çeken bölümlerinden biri ise sosyal boyuta yapılan vurgu oldu. Hacıoğlu, sorunun yalnızca teknik ya da hukuki değil, doğrudan bir barınma ve mülkiyet hakkı meselesi olduğunu ifade etti. Özellikle 2B kapsamı dışında kalan ancak fiilen yerleşim alanına dönüşmüş bölgelerle ilgili yürütülen çalışmalara dikkat çekerek şu soruyu gündeme taşıdı: “Aynı şartlarda yapılaşmış vatandaşlar arasında neden ayrım yapılıyor?” “MİLYONLARCA VATANDAŞ BELİRSİZLİK İÇİNDE” Dernek, 2018’de verilen Yapı Kayıt Belgelerine güvenerek hareket eden milyonlarca kişinin bugün hâlâ: Hukuki belirsizlik Yıkım tehdidi Mülkiyet hakkı sorunu ile karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Bu durumun: Hukuk devleti ilkesine Eşitlik ilkesine Vatandaş-devlet güven ilişkisine zarar verdiği vurgulanıyor. TBMM’YE ÇAĞRI: “ACİL YASAL DÜZENLEME ŞART” İmar Yasasına Takılanlar Derneği, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne üç temel çağrıda bulundu: Yapı Kayıt Belgesi almış yapıların hukuki statüsünün netleştirilmesi Mülkiyet hakkını güvence altına alacak yeni bir düzenleme yapılması Aynı durumda olan vatandaşlar arasında ayrımcılığın sona erdirilmesi “BU MESELE SİYASİ DEĞİL, MİLLİ” Açıklamanın sonunda ise tüm siyasi partilere ortak çağrı yapıldı. Sorunun siyasi tartışmaların ötesinde, toplumsal bir gerçeklik olduğuna dikkat çekilerek şu mesaj verildi: “Bu mesele siyasi değil; toplumsal, insani ve milli bir meseledir. Çözüm geciktikçe sorun büyür, toplumsal vicdanda derin yaralar açılır.” İmar barışına ilişkin yeni model önerileri, önümüzdeki dönemde hem Meclis gündeminde hem de kamuoyunda daha yoğun şekilde tartışılacağa benziyor. Özellikle deprem gerçeğinin gölgesinde, “denetimli sistem” vurgusu artık yalnızca bir öneri değil, birçok kesim için zorunluluk olarak değerlendiriliyor.

İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden Mudanya Belediyesi’ne Sert Tepki: “Çözüm Yıkım Değil, Adil Düzenlemedir” Haber

İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden Mudanya Belediyesi’ne Sert Tepki: “Çözüm Yıkım Değil, Adil Düzenlemedir”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Bursa’nın Mudanya ilçesinde kırsal mahallelerde alınan yıkım kararlarına çok sert sözlerle tepki gösterdi. Hacıoğlu, belediyenin Ramazan ayı öncesi, Ramazan süreci ve bayram sonrasını kapsayan dönemde vatandaşlara gönderdiği yıkım tebligatlarının toplumda büyük bir huzursuzluk ve mağduriyet yarattığını belirterek, bu yaklaşımın kabul edilemez olduğunu söyledi. Mudanya Belediyesi’nin kırsal mahallelerdeki yapılaşmaya yönelik yıkım kararlarının bölge halkını ciddi şekilde tedirgin ettiğini ifade eden Hacıoğlu, vatandaşların yıllardır planlama eksikliği nedeniyle mağdur edildiğini, bugün ise aynı vatandaşların “kaçak yapı” suçlamasıyla karşı karşıya bırakıldığını dile getirdi. “Sorunun Kaynağı Vatandaş Değil, Planlama Eksikliğidir” İbrahim Hacıoğlu, yaptığı açıklamada Büyükşehir Yasası sonrası köy statüsünden mahalle statüsüne geçirilen birçok yerleşim alanında uzun yıllardır imar planlarının yapılmadığını hatırlatarak şu değerlendirmede bulundu: “Büyükşehir Yasası ile köyler mahalleye dönüştürüldü. Ancak aradan on yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen birçok bölgede imar planları yapılmadı, ruhsat mekanizmaları işletilmedi. Vatandaş kendi barınma ihtiyacını karşılamak için düşük katlı, müstakil yapılar inşa etti. Bugün ise aynı insanlar ‘kaçak yapı’ suçlamasıyla karşı karşıya bırakılıyor. Bu durum açıkça planlama eksikliğinin bir sonucudur.” Hacıoğlu, yıllarca herhangi bir yatırım yapılmayan, altyapı ve planlama konusunda adeta unutulmuş bölgelerde yaşayan vatandaşların şimdi yıkım tehdidiyle karşı karşıya bırakılmasının adalet duygusunu zedelediğini ifade etti. “Can Güvenliği Önemli Ama Ruhsat Tek Başına Güvenlik Demek Değil” Mudanya Belediyesi’nin yıkım kararlarını “can güvenliği” gerekçesiyle savunduğuna dikkat çeken Hacıoğlu, güvenlik kavramının yalnızca ruhsat meselesine indirgenemeyeceğini vurguladı. 6 Şubat depremlerini örnek gösteren Hacıoğlu şu ifadeleri kullandı: “Can güvenliği elbette hepimiz için birinci önceliktir. Ancak güvenliği yalnızca ruhsat kavramıyla açıklamak gerçeği eksik anlatmaktır. 6 Şubat depreminde ruhsatlı birçok bina yıkılırken bazı ruhsatsız müstakil yapılar ayakta kaldı. Bu durum bize şunu gösteriyor: Sorunun çözümü körü körüne yıkım değil, etkin denetim ve doğru düzenlemedir.” “Ramazan Ayında Vatandaşa Yıkım Tebligatı Gönderilmesi Vicdani Değildir” Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç’a da doğrudan çağrıda bulunan Hacıoğlu, özellikle Ramazan ayı gibi toplumsal hassasiyetlerin yüksek olduğu bir dönemde vatandaşlara yıkım tebligatları gönderilmesini eleştirdi. Hacıoğlu, “Ramazan ayı öncesinde, Ramazan boyunca ve bayram sonrasında vatandaşların adreslerine yıkım tebligatlarının gönderildiği anlaşılıyor. İnsanların evleriyle ilgili böyle bir tehditle karşı karşıya bırakılması bu mübarek günlerin ruhuna da aykırıdır. Dileriz belediye başkanı kendi bölgesinde yaşayan insanlara bu şekilde buruk ve endişeli bir Ramazan yaşatmaz” dedi. Mudanyalılar Daha Önce de Protesto Etmişti Öte yandan söz konusu yıkım kararlarına karşı tepkilerin daha önce de kamuoyuna yansıdığı biliniyor. Mudanyalı vatandaşlar Bursa’daki 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda bir araya gelerek yıkım kararlarını protesto etmiş ve basın açıklaması yapmıştı. Vatandaşlar, kırsal mahallelerde yaşayan insanların barınma haklarının korunmasını ve soruna kalıcı bir çözüm üretilmesini talep etmişti. “Yıkım Kararı Sorumluluktan Kaçmanın Yoludur” Hacıoğlu, bazı yetkililerin dile getirdiği “yapıyı yapan sorumludur” yaklaşımının da gerçeği tam olarak yansıtmadığını belirterek şu sözlerle tepki gösterdi: “‘Yıkım kararı belediyenin değil, yapıyı yapanın kararıdır’ demek sorumluluğu vatandaşa yüklemektir. Peki yıllarca imar planı yapılmayan, ruhsat verilmeyen alanlarda vatandaş nasıl yasal yapı yapacaktı? İnsanları önce plansız bırakıp sonra suçlu ilan etmek adil bir yaklaşım değildir.” Anayasa Mahkemesi Kararı Hatırlatıldı İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Anayasa Mahkemesi’nin 23 Temmuz 2024 tarihli kararına da dikkat çekerek yapı güvenliği konusunda sorumluluğun yalnızca mülk sahibine yüklenemeyeceğini vurguladı. Hacıoğlu, “Anayasa Mahkemesi açık bir şekilde ortaya koymuştur ki yapı güvenliği sadece malikin sorumluluğu değildir. Devlet ve kamu otoritesi de bu sorumluluğu paylaşmak zorundadır. Dolayısıyla çözüm yıkım değil, düzenleme üretmektir” ifadelerini kullandı. “Yapılar Yıkılmasın, Çözüm Üretilsin” Dernek olarak Türkiye genelinde benzer mağduriyetlerin yaşandığını dile getiren Hacıoğlu, TBMM’ye çağrıda bulunarak kapsamlı bir yasal düzenleme yapılmasını istedi. “Bu sorun bireysel değil, ülke genelinde planlama eksikliğinden kaynaklanan yapısal bir sorundur. Kırsal alanlarda az katlı, tarımsal faaliyet ve barınma amaçlı kullanılan yapıların hukuki statüsünün netleştirilmesi gerekiyor. Afete dayanıklı yapıların korunması milli servetin korunmasıdır. Bu nedenle Meclis’te adil ve kapsayıcı bir düzenleme yapılmasını bekliyoruz.” “Yapı Kayıt Meclise” Çağrısı İbrahim Hacıoğlu açıklamasının sonunda, imar sorunlarının çözümü için yeni bir yapı kayıt düzenlemesinin hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek şu çağrıda bulundu: “Yıllardır imar planı yapılmayan alanlarda yaşayan vatandaş bugün ‘kaçak yapı’ suçlamasıyla karşı karşıya bırakılıyor. Bu mağduriyetin çözümü yıkım değil, Meclis’te yapılacak adil bir düzenlemedir. Yapılar yıkılmasın, çözüm üretilsin. Bu nedenle çağrımız nettir:

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.