Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yapılaşma

Gürsu Haber - Yapılaşma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yapılaşma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Saadet Partisi Bursa’dan Orman Yangınlarına Karşı Kapsamlı Analiz Raporu: “Asıl Mücadele Yangın Çıkmadan Başlamalı” Haber

Saadet Partisi Bursa’dan Orman Yangınlarına Karşı Kapsamlı Analiz Raporu: “Asıl Mücadele Yangın Çıkmadan Başlamalı”

İklim krizi, plansız yapılaşma ve yetersiz önleyici politikalar masaya yatırıldı; Saadet Partisi Bursa İl Başkanlığı, orman yangınlarıyla mücadelede köklü reform çağrısında bulundu. İl Başkan Yardımcısı Nebi Yurtsever, yangınların yalnızca söndürme kapasitesiyle değil, bilimsel planlama ve önleyici tedbirlerle engellenebileceğini vurguladı. Son yıllarda Türkiye'nin birçok bölgesinde art arda yaşanan büyük orman yangınları kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, Saadet Partisi Bursa İl Başkanlığı da yangınlarla mücadelede önleyici tedbirlerin güçlendirilmesine yönelik kapsamlı bir analiz raporu hazırladı. Hazırlanan raporun kamuoyuyla paylaşılması amacıyla düzenlenen basın toplantısında konuşan Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Nebi Yurtsever, yalnızca yangınlara müdahale kapasitesinin artırılmasının yeterli olmayacağını belirterek, esas çözümün yangın çıkmasını engelleyecek uzun vadeli politikaların hayata geçirilmesi olduğunu ifade etti. "Yangınlar artık sadece çevre sorunu değil" Konuşmasına son yıllarda yaşanan büyük orman yangınlarının oluşturduğu tabloyu değerlendirerek başlayan Yurtsever, orman yangınlarının artık yalnızca ağaç kaybı olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Yangınların doğal yaşamı, biyolojik çeşitliliği, tarımsal üretimi, yerleşim alanlarını, insan hayatını ve ekonomik faaliyetleri doğrudan tehdit ettiğini belirten Yurtsever, iklim değişikliğinin etkileriyle birlikte risk seviyesinin her geçen yıl daha da arttığını dile getirdi. Artan sıcaklıklar, uzun süren kuraklık dönemleri ve aşırı hava olaylarının yangın sezonunu uzattığını belirten Yurtsever, buna plansız kentleşme ve yanlış arazi kullanım politikalarının da eklenmesiyle riskin çok daha büyük boyutlara ulaştığını ifade etti. "Ormanlar milletimizin ortak servetidir" Saadet Partisi'nin çevre anlayışına da değinen Yurtsever, ormanların yalnızca ekonomik bir kaynak değil, gelecek nesillere bırakılması gereken ortak bir miras olduğunu söyledi. "Ormanlarımız milletimizin ortak serveti ve çevresel güvenliğimizin en önemli unsurlarından biridir." diyen Yurtsever, çevre politikalarının kısa vadeli çözümler yerine uzun vadeli koruma esasına göre oluşturulması gerektiğini kaydetti. Parti olarak yangın çıktıktan sonra gerçekleştirilen müdahalelerin önemli olduğunu ancak esas başarının yangınların hiç çıkmamasını sağlayacak politikalar üretmekten geçtiğini vurguladı. "Sorun uçak sayısından ibaret değil" Kamuoyunda sıkça tartışılan yangın söndürme uçağı ve helikopter sayısına da değinen Yurtsever, tartışmanın yalnızca hava araçları üzerinden yürütülmesini eksik bir yaklaşım olarak değerlendirdi. "Asıl mesele birkaç uçağın ya da helikopterin sayısı değildir." diyen Yurtsever, temel sorunun yangın riskini azaltacak planlama anlayışının yeterince oluşturulamaması olduğunu söyledi. Orman alanlarının giderek yerleşim bölgeleriyle iç içe geçtiğini belirten Yurtsever, kontrolsüz yapılaşma, orman içlerine kadar uzanan yerleşimler ve denetimsiz insan faaliyetlerinin yangın riskini ciddi biçimde artırdığına dikkat çekti. Koruyucu tampon bölgeler önerildi Hazırlanan analiz raporunda yer alan çözüm önerilerini de paylaşan Yurtsever, ilk olarak ormanlarla yerleşim alanları arasında koruyucu tampon bölgeler oluşturulmasını önerdi. Bu bölgelerin hem yangının yerleşim alanlarına sıçramasını engelleyeceğini hem de müdahale ekiplerine güvenli çalışma alanı sağlayacağını ifade eden Yurtsever, orman kenarlarındaki yeni yapılaşmalarda güvenli mesafe kriterlerinin tavizsiz uygulanması gerektiğini belirtti. Ayrıca yangına dayanıklı yapı malzemelerinin zorunlu hâle getirilmesi ve yapı standartlarının yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Yangın emniyet yolları yeniden planlanmalı Raporda altyapı eksikliklerine de dikkat çekildi. Yangın emniyet yolları ile yangın şeritlerinin yıllardır ihmal edildiğini ifade eden Yurtsever, bu alanların yeniden planlanması ve bakım çalışmalarının hızlandırılması gerektiğini dile getirdi. Yangın ekiplerinin bölgelere daha kısa sürede ulaşmasını sağlayacak ulaşım altyapısının güçlendirilmesi gerektiğini belirten Yurtsever, ilk müdahale süresinin kısaltılmasının yangının büyümesini engelleyen en önemli faktörlerden biri olduğuna işaret etti. Kurumlar arasında güçlü koordinasyon çağrısı Yangın yönetiminde yaşanan koordinasyon sorunlarına da değinen Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı, farklı kurumların görev aldığı süreçlerde zaman zaman yetki karmaşasının yaşandığını söyledi. Bu durumun müdahale süreçlerini yavaşlatabildiğini belirten Yurtsever, görev ve sorumlulukların açık şekilde belirlendiği, hızlı karar alabilen ve tüm kurumların ortak hareket ettiği güçlü bir koordinasyon mekanizmasının kurulması gerektiğini ifade etti. Vatandaşlar ve gönüllüler sürece daha fazla dahil edilmeli Yurtsever, yangınlarla mücadelenin yalnızca kamu kurumlarının sorumluluğu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini de vurguladı. Toplumun bilinçlendirilmesi, gönüllülük sisteminin yaygınlaştırılması ve vatandaşların yangın riskleri konusunda düzenli eğitimlerden geçirilmesinin önemine dikkat çeken Yurtsever, özellikle gençlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve yerel toplulukların afet yönetim süreçlerine aktif biçimde katılmasının teşvik edilmesi gerektiğini söyledi. Yapay zekâ ve dijital teknolojiler önerildi Hazırlanan raporda teknolojik altyapının güçlendirilmesine yönelik öneriler de yer aldı. Yurtsever, yapay zekâ destekli erken uyarı sistemleri, insansız hava araçları, dijital risk haritaları ve gelişmiş izleme teknolojilerinin yaygınlaştırılması gerektiğini belirterek, üniversiteler, araştırma merkezleri ve kamu kurumları arasında daha güçlü iş birliklerinin kurulmasının önemine dikkat çekti. Bilimsel veriler ışığında hazırlanacak risk analizlerinin yangınların önlenmesinde önemli katkılar sağlayacağını ifade etti. "Tabiat bize emanet" Konuşmasının sonunda çevreye bakış açılarının temelinde ahlaki sorumluluk anlayışının bulunduğunu belirten Yurtsever, şu değerlendirmede bulundu: "Bizim anlayışımızda tabiat üzerinde sınırsız tasarrufta bulunulacak bir kaynak değil, korunması gereken bir emanettir. Ormanlarımızı korumak yalnızca çevre politikası değil; aynı zamanda vicdani, insani ve ahlaki bir sorumluluktur." Tüm kurumlara ortak mücadele çağrısı Basın açıklamasının sonunda Saadet Partisi Bursa İl Başkanlığı, merkezi yönetim, yerel yönetimler, akademik çevreler, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlara ortak hareket etme çağrısında bulundu. Yangınlarla mücadelede başarıya ulaşmanın yalnızca müdahale kapasitesini artırmakla değil; bilimsel planlama, güçlü koordinasyon, teknolojik yatırımlar, toplumsal bilinç ve önleyici politikaların birlikte uygulanmasıyla mümkün olacağı vurgulandı. Hazırlanan analiz raporunda, Türkiye'nin değişen iklim koşullarına uygun yeni bir orman yönetim modeli oluşturmasının artık ertelenemez bir ihtiyaç hâline geldiği belirtilirken, önleyici tedbirlerin güçlendirilmesinin hem doğal varlıkların korunması hem de can ve mal kayıplarının önlenmesi açısından stratejik önem taşıdığı ifade edildi.

“İmar Yasasına Takılanlar”dan İmar Affı Çağrısı: Milyonlarca Yapı İçin Düzenleme Talebi Gündemde Haber

“İmar Yasasına Takılanlar”dan İmar Affı Çağrısı: Milyonlarca Yapı İçin Düzenleme Talebi Gündemde

İmar mevzuatındaki uygulamalar nedeniyle mağduriyet yaşadığını belirten vatandaşlar ve “İmar Yasasına Takılanlar Derneği” temsilcileri, Türkiye genelinde milyonlarca yapıyı etkileyen imar sorunlarına ilişkin kapsamlı bir düzenleme çağrısında bulundu. Dernek Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, mevcut uygulamaların özellikle kırsal bölgelerde ve şehir çeperlerinde yaşayan vatandaşları zor durumda bıraktığını ifade ederek, acil bir “imar affı” ya da yasal güncelleme ihtiyacına dikkat çekti. Hacıoğlu, yaptığı açıklamada imar mevzuatının mevcut haliyle vatandaşların yaşam alanlarını korumakta yetersiz kaldığını savunarak, çok sayıda yapının yıkım kararlarıyla karşı karşıya olduğunu belirtti. Açıklamalarda, “8 milyon ev yıkılacak” iddiası öne sürülürken, bu yapıların önemli bir kısmının vatandaşların kendi imkânlarıyla inşa ettiği konutlardan oluştuğu ifade edildi. “Yıkım değil, çözüm odaklı yaklaşım” çağrısı Dernek temsilcileri, yıkım kararlarının yalnızca fiziksel yapıları değil, aynı zamanda ailelerin ekonomik ve sosyal yaşamlarını da derinden etkilediğini vurguladı. Açıklamalarda, vatandaşların farklı ölçeklerdeki konutlarının — 1+1, 2+1, 3+1 ya da müstakil yapılar — çoğunlukla kişisel ihtiyaçlar doğrultusunda inşa edildiği belirtilerek, bu yapıların doğrudan yıkıma tabi tutulmasının ciddi mağduriyetler yarattığı savunuldu. Hacıoğlu, özellikle kırsal bölgelerdeki yapılaşma sorunlarına dikkat çekerek, “hobi bahçeleri” ve benzeri alanların ötesinde daha geniş bir toprak kullanımı ve yapılaşma sorununun bulunduğunu ifade etti. Köylerin boşalması ve kırsal yaşamın zayıflamasıyla birlikte, mevcut politikaların vatandaşları cezalandırıcı bir sonuç doğurduğu iddia edildi. “Toplumsal mağduriyet büyüyor” vurgusu Açıklamalarda, imar uygulamalarının milyonlarca vatandaşı etkilediği ve mevcut düzenlemelerin günümüz ihtiyaçlarına cevap vermediği savunuldu. Dernek, özellikle deprem gerçeğiyle birlikte yapı güvenliğinin önemini kabul etmekle birlikte, çözümün yalnızca yıkım üzerinden ilerlememesi gerektiğini belirtti. Vatandaşların kendi imkanlarıyla inşa ettiği yapılar nedeniyle cezalandırılmaması gerektiği ifade edilirken, imar mevzuatının hem güvenlik hem de sosyal gerçeklikler dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi çağrısı yapıldı. İmar düzenlemesi ve af tartışmaları yeniden gündemde Türkiye’de daha önce de farklı dönemlerde gündeme gelen “imar affı” tartışmaları, bu son açıklamalarla birlikte yeniden kamuoyunun dikkatine geldi. Özellikle kırsal alanlarda ve plansız yapılaşmanın yoğun olduğu bölgelerde yaşanan sorunların çözümü için kalıcı bir yasal çerçeve ihtiyacı dile getiriliyor. Dernek temsilcileri, mevcut durumun yalnızca hukuki bir mesele değil, ayn

“Köylünün Evine Kepçe, Şehre Beton: Bu Nasıl Adalet?” Haber

“Köylünün Evine Kepçe, Şehre Beton: Bu Nasıl Adalet?”

İbrahim Hacıoğlu Sert Çıktı: “Vatandaşın Barakasını Yıkıp Plansızlığı Gizleyemezsiniz!” İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Bursa ve çevresinde köy statüsünden mahalleye dönüşen alanlarda yaşanan yıkımlara sert sözlerle tepki gösterdi. Mudanya başta olmak üzere Bursa’nın 5 ilçesinde kırsal alanlarda bulunan tek katlı yapılar ve barakaların yıkılmaya devam ettiğini belirten Hacıoğlu, “Devlet vatandaşına çözüm üretmek yerine kepçe gönderiyor” diyerek adeta ateş püskürdü. Son dönemde yürürlüğe giren sıkı denetimler ve imar kuralları, kırsalda kendi toprağına küçük bir yapı yapmak isteyen vatandaş için neredeyse imkânsız hale geldi. Yeni düzenlemelere göre artık bir tarlaya yapı yapılabilmesi için: Minimum 5.000 metrekare arsa Yola cephe zorunluluğu Maksimum %5 yapılaşma ve 250 m² sınırı En fazla 2 kat ve 6.5 metre yükseklik Parsel sınırına 5 metre, yola 10 metre mesafe Ruhsat ve zemin etüdü zorunluluğu gibi ağır şartlar aranıyor. Üstelik bu kurallar prefabrik ve tiny house dahil tüm yapılar için geçerli. Hacıoğlu bu tabloyu şu sözlerle hedef aldı: “Vatandaşın üç kuruşluk tarlasına koyduğu tiny house’a bile tahammül edemeyen bir sistemle karşı karşıyayız. ‘Kimse karışmaz’ denilen dönem bitti, şimdi herkesin kapısında yıkım tehdidi var.” “Sorunun Kaynağı Vatandaş Değil, Plansızlık!” 2014 yılında yürürlüğe giren 6360 Sayılı Büyükşehir Yasası ile köylerin mahalleye dönüştürüldüğünü hatırlatan Hacıoğlu, asıl sorunun bu dönüşüm sonrası yapılmayan planlamalar olduğunun altını çizdi: “Köylerin tüzel kişiliğini kaldırdınız, yetkileri belediyelere devrettiniz ama gerekli imar planlarını yapmadınız. Şimdi bunun faturasını vatandaşa kesiyorsunuz. Bu kabul edilemez.” Türkiye genelinde hâlâ tamamlanmayan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarının büyük bir boşluk yarattığını vurgulayan Hacıoğlu, tarım alanları ve kırsal yerleşimlerin plansız bırakıldığını ve bu nedenle milyonlarca yapının “kaçak” durumuna düştüğünü söyledi. Lavc59.13.101 “İmar Barışıyla Para Topladılar, Şimdi Belgeleri İptal Ediyorlar!” 2018’de çıkarılan İmar Barışı kapsamında milyonlarca vatandaşın devlete başvurarak Yapı Kayıt Belgesi aldığını hatırlatan Hacıoğlu, bugün gelinen noktayı “büyük bir güven krizi” olarak tanımladı: “Vatandaş devlete güvendi, parasını ödedi, yapısını kayıt altına aldı. Şimdi dönüp o belgeleri iptal etmeye başlıyorsunuz. Bu düpedüz kazanılmış hakkın gaspıdır.” “Yıkılan Sadece Ev Değil, Bir Hayat!” Pandemi sonrası kırsala yönelen vatandaşların kendi arazilerinde yaşam kurmaya çalıştığını belirten Hacıoğlu, yapılan yıkımların sadece fiziki değil, insani bir yıkım olduğunu vurguladı: “Bugün yıkılan sadece dört duvar değil. Bir ailenin emeği, hayali, geleceği yerle bir ediliyor. İnsanları borca sokup sonra evlerini başlarına yıkıyorsunuz.” “11 Milyon Yapı Çözüm Bekliyor!” Sorunun artık bireysel değil, toplumsal bir krize dönüştüğünü belirten Hacıoğlu, Türkiye genelinde yaklaşık 11 milyon bağımsız birimin yeni bir yapı kayıt düzenlemesi beklediğini açıkladı. “TBMM Derhal Harekete Geçmeli!” Hacıoğlu, başta Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere tüm yetkili kurumlara çağrıda bulunarak şu ifadeleri kullandı: “Bu mesele artık görmezden gelinecek bir konu değil. TBMM, ilgili komisyonlar, akademisyenler ve şehircilik uzmanları derhal harekete geçmeli. Yıkım politikalarıyla bir yere varamazsınız.” “Çözüm Yıkım Değil, Yeni Yapı Kayıt Düzenlemesi!” Hacıoğlu’na göre çözüm açık: yeni bir yapı kayıt düzenlemesi. Bu düzenleme ile: Devlet milyarlarca lira gelir elde edecek Belediyeler vergi ve harç kazanacak Vatandaşın evi yıkılmadan kayıt altına alınacak Plansızlık yerine denetimli sistem kurulacak Devlet-vatandaş güveni yeniden sağlanacak “VATANDAŞA KEFEN DEĞİL, ÇÖZÜM VERİN!” İbrahim Hacıoğlu açıklamasını sert bir mesajla noktaladı: “Vatandaşın evine kepçe göndermek kolay. Zor olan adil bir sistem kurmak. Eğer gerçekten çözüm istiyorsanız, yıkımı durdurun ve insanların yaşam hakkına saygı gösterin. Bu ülkenin insanı kendi toprağında kaçak değil, ev sahibi olmak istiyor!”

“HOBİ BAHÇELERİ ÜZERİNDEN SİYASİ OPERASYON MU?” İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden sert çıkış: “Yıkım değil çözüm üretin!” Haber

“HOBİ BAHÇELERİ ÜZERİNDEN SİYASİ OPERASYON MU?” İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden sert çıkış: “Yıkım değil çözüm üretin!”

Türkiye genelinde hobi bahçeleri ve kırsal alanlarda bulunan yapılarla ilgili başlatılan yıkım ve ceza uygulamaları tartışmaları büyürken, İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu çok sert açıklamalarda bulundu. Hacıoğlu, özellikle hobi bahçeleri üzerinden yürütülen cezai işlemler ve yıkım kararlarının yalnızca imar meselesi olmadığını, milyonlarca vatandaşı ilgilendiren sosyal ve siyasal sonuçları olan bir sürece dönüştüğünü belirterek, “Toptancı bir yaklaşımla ‘ceza yazacağız, yıkacağız’ demek çözüm değildir. Bu yaklaşım milyonlarca aileyi hedef alan bir uygulamaya dönüşmüştür” ifadelerini kullandı. “BU YAKLAŞIM CUMHUR İTTİFAKI TABANINI HEDEF ALIYOR” Hobi bahçelerinin büyük bölümünün kırsalda yaşayan veya şehir hayatından uzaklaşmak isteyen vatandaşlar tarafından kullanıldığını hatırlatan Hacıoğlu, söz konusu uygulamaların siyasi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Hacıoğlu, “Hobi bahçelerinin kullanıcı profiline baktığınızda ağırlıklı olarak muhafazakâr ve kırsal kökenli vatandaşların, yani Cumhur İttifakı seçmeninin yoğun olduğunu görürsünüz. Bugün yürütülen yıkım politikaları bilerek ya da bilmeyerek bu toplumsal kesim ile devlet yönetimi arasında ciddi bir kırılma oluşturma riskini taşımaktadır. Bu nedenle bu süreç yalnızca teknik bir imar uygulaması değil, siyasi sonuçları olan bir operasyona dönüşme potansiyeli taşımaktadır” dedi. “ÇAY KAŞIĞIYLA TOPLANAN DESTEKLER KEPÇEYLE VERİLİYOR” Uygulamaların sahada ciddi bir toplumsal öfke oluşturduğunu ifade eden Hacıoğlu, devletin farklı kurumları arasında yaşanan uygulama çelişkilerinin vatandaşın güvenini sarstığını söyledi. “Bir taraftan vatandaşın yıllarca devlete güvenerek aldığı belgeler var, diğer taraftan bu belgelerin farklı kurumlar tarafından geçersiz sayılması söz konusu. Çay kaşığıyla toplanan destekler kepçeyle veriliyor. Bunun siyasi faturası ise sahada doğrudan Cumhurbaşkanımıza kesiliyor” diyen Hacıoğlu, sürecin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. 2018’DEKİ İMAR BARIŞI HATIRLATILDI Hacıoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 2018 yılında çıkarılan düzenleme kapsamında milyonlarca vatandaşın devlete başvurarak “Yapı Kayıt Belgesi” aldığını hatırlattı. Bu sürecin vatandaş tarafından devlet ile yapılmış bir uzlaşma olarak görüldüğünü belirten Hacıoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Vatandaş devlete başvurdu, bedelini ödedi, yapısını kayıt altına aldı. Bu insanlar devletin verdiği belgeye güvenerek yaşamlarını kurdu. Ancak bugün bazı kurumların bu belgeleri geçersiz sayması, vatandaşın devlete olan güvenini zedeleyen son derece ciddi bir durumdur.” BÜYÜKŞEHİR YASASI VE PLANLAMA SORUNU Hacıoğlu, sorunun kökeninde planlama eksikliklerinin bulunduğunu belirterek özellikle 2014 yılında yürürlüğe giren 6360 Sayılı Büyükşehir Yasası sonrasında köylerin mahalle statüsüne dönüştürülmesinin yeni sorunlar doğurduğunu ifade etti. Bu düzenleme ile köylerin tüzel kişiliğinin kaldırıldığını ve birçok yetkinin büyükşehir belediyelerine devredildiğini hatırlatan Hacıoğlu, buna rağmen gerekli imar planlarının zamanında yapılmadığını söyledi. “Bugün Türkiye’nin birçok büyükşehrinde 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planları hâlâ tamamlanmamıştır. Mevcut planlar ise günümüzün şehirleşme dinamiklerine cevap verememektedir. Planlama yapılmayınca vatandaş kendi arazisinde yaptığı küçük bir yapı bile yıllar sonra kaçak yapı statüsüne düşmektedir.” PANDEMİ SONRASI KIRSALA DÖNÜŞ COVID-19 sonrası dönemde milyonlarca vatandaşın şehir merkezlerinden uzaklaşarak kırsalda yaşam kurmaya yöneldiğini belirten Hacıoğlu, bu sürecin de mevcut imar sorunlarını büyüttüğünü söyledi. “İnsanlar pandemi sonrası daha sağlıklı bir yaşam için köylerine döndü, kendi toprağında küçük yapılar kurdu. Ancak köylerin mahalleye dönüşmesi ve planlama eksiklikleri nedeniyle bu yapılar bugün kaçak yapı statüsüne sokuluyor.” “YIKILAN SADECE BİR EV DEĞİL” Son dönemde birçok belediyenin aldığı yıkım kararlarının vatandaşları ekonomik ve psikolojik olarak büyük bir baskı altına soktuğunu belirten Hacıoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Yıkılan sadece beton değildir. Yıkılan bir ailenin emeğidir. Yıkılan bir hayat mücadelesidir. Yıkılan bir umuttur.” Türkiye genelinde yaklaşık 11 milyona yakın bağımsız birimin yeni bir yapı kayıt düzenlemesini beklediğini ifade eden Hacıoğlu, sorunun artık bireysel değil toplumsal bir meseleye dönüştüğünü söyledi. BURSA VE MUDANYA’DAKİ YIKIMLAR TARTIŞMAYI BÜYÜTTÜ Son dönemde özellikle Bursa ve Mudanya başta olmak üzere birçok bölgede alınan yıkım kararlarının tartışmayı yeniden alevlendirdiğini belirten Hacıoğlu, konunun artık yalnızca yerel yönetimlerin çözebileceği bir mesele olmaktan çıktığını dile getirdi. TBMM’YE AÇIK ÇAĞRI İmar Yasasına Takılanlar Derneği olarak çağrılarının açık olduğunu söyleyen Hacıoğlu, çözüm için Meclis’i işaret etti. “Bu mesele yalnızca bir imar meselesi değildir. Bu mesele vatandaşın devlete olan güveni, ailelerin yuvası ve toplumun huzuru meselesidir. Çözüm ceza ve yıkım değildir. Çözüm yeni bir yapı kayıt düzenlemesidir.” YENİ DÜZENLEME ÖNERİSİ Hacıoğlu’na göre yeni bir yapı kayıt düzenlemesi ile: Devlet milyarlarca liralık yeni gelir elde edebilir Belediyeler vergi ve harç gelirleri kazanabilir Vatandaşın evi yıkılmadan kayıt altına alınabilir Plansız yapılaşma yerine denetimli bir sistem kurulabilir Devlet ile vatandaş arasındaki güven yeniden tesis edilebilir “BU MESELE SİYASET ÜSTÜDÜR” Açıklamasının sonunda tüm siyasi partilere çağrıda bulunan Hacıoğlu, konunun parti meselesi olmadığını vurguladı. “Bu mesele herhangi bir partinin değil, milletimizin ortak meselesidir. Tüm milletvekillerini sorumluluk almaya davet ediyoruz. Gelin milyonların beklediği çözümü birlikte hayata geçirelim.”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden Mudanya’daki Yıkım Kararına Sert Tepki Haber

İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden Mudanya’daki Yıkım Kararına Sert Tepki

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Bursa’nın Mudanya ilçesinde 10 Mart – 15 Nisan tarihleri arasında onlarca yapının yıkılacağına ilişkin belediye açıklamasına sert sözlerle tepki gösterdi. Hacıoğlu, barınma hakkının anayasal ve evrensel bir hak olduğunu vurgulayarak, “Devletin görevi yurttaşın evini başına yıkmak değil, güvenli hale getirmektir” dedi. “Barınma Temel Haktır, İdari Tasarrufla Ortadan Kaldırılamaz” Hacıoğlu açıklamasında, imar mevzuatının amacının cezalandırmak değil, düzenlemek ve güvenliği sağlamak olduğunu belirtti. Özellikle “bağ evi” niteliğindeki yapıların hedef alınmasına tepki gösteren Hacıoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Kendi arazisi üzerinde, deprem riski taşımayan, az katlı ve yaklaşık 15 yıllık yapılarda yaşayan vatandaşın kapısına yıkım ekipleri gönderilmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. O kapıya önce teknik denetim uzmanları gelmelidir.” Hacıoğlu, kamu otoritelerinin planlama ve ruhsat süreçlerindeki ihmallerinin faturasının tek taraflı biçimde vatandaşa kesilemeyeceğini belirterek, “Elektriği, suyu, kanalizasyonu, asfalt yolu kamu eliyle yapılmış; altyapısı getirilmiş bu yapılar yıllarca görmezden gelinirken bugün hangi kamu yararı gerekçesiyle toplu yıkım gündeme getiriliyor?” diye sordu. Mudanya’da Toplu Yıkım İddiası: “Bu Bir Planlama Krizi” Mudanya Belediyesi tarafından 10 Mart–15 Nisan tarihleri arasında ilçedeki çok sayıda yapının yıkılacağı yönündeki bilgilendirme, bölge sakinleri arasında ciddi bir tedirginlik yarattı. İlçede özellikle bağ evi statüsündeki, düşük yoğunluklu ve müstakil yapıların hedef alındığı ifade ediliyor. Hacıoğlu’na göre mesele yalnızca ruhsat teknikliği değil; doğrudan planlama politikalarının yarattığı yapısal bir sorun: Uzun yıllar boyunca fiilen yerleşime açılan alanlar, Kamu hizmeti götürülerek yerleşim teşvik edilen bölgeler, Denetim mekanizması işletilmeden oluşan yapılaşma pratiği, Ardından gelen ani ve toplu yıkım kararları… “Bu tablo bir ‘kaçak yapılaşma krizi’ değil, bir ‘planlama ve denetim zaafı’ krizidir” diyen Hacıoğlu, belediyeye sert çağrıda bulundu: “Sorunun kökeninde idarenin ihmali varsa, çözüm de idarenin sorumluluk üstlenmesiyle başlar.” “Kayıt Dışılık Değil, Denetim İstiyoruz” İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin talebi net: Af değil, keyfiyet değil; sistematik ve teknik bir denetim süreci. Hacıoğlu, önerilerini maddeler halinde sıraladı: Yapı stokunun envanteri çıkarılsın. İlçe genelinde tüm yapıların mühendislik esaslarına göre teknik incelemesi yapılsın. Deprem güvenliği esas alınsın. Risk taşımayan az katlı yapılar tescil edilerek hukuki statü kazansın. Zayıf yapılar güçlendirilsin. Yıkım son çare olmalı; güçlendirme ve iyileştirme öncelikli çözüm olarak benimsenmeli. Kademeli ve şeffaf bir geçiş süreci tanımlansın. Vatandaş mağdur edilmeden, makul süreler ve teknik rehberlik sağlanarak düzenleme yapılsın. “Biz kayıt dışılık istemiyoruz. Biz denetim istiyoruz” diyen Hacıoğlu, imar hukukunun cezalandırma aracı değil, kamu güvenliğini sağlayan bir düzenleme mekanizması olduğunu vurguladı. “Altyapıyı Getirip Sonra Yıkmak Hukuki Çelişkidir” Mudanya’daki yapıların önemli bölümünün elektrik, su, kanalizasyon ve yol gibi temel altyapı hizmetlerinden yararlandığını hatırlatan Hacıoğlu, şu soruyu yöneltti: “Altyapı hizmetini götüren kamu, fiilen yerleşimi kabul etmiş olmuyor mu? Yıllarca bu yapılar vergilendirilirken, abonelik işlemleri yapılırken, kamu hizmeti sunulurken hukuki sakınca görülmeyen yapılar bugün neden topluca hedef haline getiriliyor?” Hacıoğlu’na göre bu durum, idarenin çelişkili uygulamalarına işaret ediyor ve hukuki güvenlik ilkesini zedeliyor. Mudanya Sakinlerinden Başkan’a Açık Çağrı: “YIKMA!” Mudanya’daki çok sayıda vatandaş, belediye yönetimine “YIKMA” çağrısında bulunarak kararın yeniden gözden geçirilmesini talep ediyor. İlçe sakinleri, söz konusu yapıların büyük bölümünün: Az katlı, Müstakil, Ortalama 15 yıllık, Deprem riski açısından yüksek risk grubunda olmayan yapılar olduğunu ifade ediyor. Vatandaşlar, “Kentsel dönüşüm adı altında değil, teknik inceleme ve güçlendirme modeliyle çözüm istiyoruz” diyerek belediyeden diyalog ve çözüm masası kurulmasını talep ediyor. “Hukuk Devleti Yıkımla Değil, Çözümle Güçlenir” İbrahim Hacıoğlu açıklamasını sert bir uyarıyla tamamladı: “Hukuk devleti, vatandaşıyla kavga eden değil; sorunları teknik, bilimsel ve adil yöntemlerle çözen devlettir. Deprem kuşağında bulunan bir ülkede önceliğimiz güvenliktir; ama güvenlik bahanesiyle sosyal yıkım üretilemez. Yıkım bir çözüm değil, en son başvurulacak idari tasarruftur.” İmar Yasasına Takılanlar Derneği, Mudanya’daki yıkım kararlarının askıya alınması, kapsamlı bir teknik envanter çalışması başlatılması ve vatandaş temsilcilerinin de dahil edileceği bir istişare süreci yürütülmesi çağrısında bulundu. Mudanya’da gözler şimdi belediye yönetiminin atacağı adımlara çevrildi. İlçede önümüzdeki haftalar, imar hukuku, yerel yönetim sorumluluğu ve barınma hakkı ekseninde sert bir tartışmaya sahne olacak gibi görünüyor.

Bursa Su Kolektifi ve Genç Çevrecilerden Milli Parklar Kanunu tepkisi! Haber

Bursa Su Kolektifi ve Genç Çevrecilerden Milli Parklar Kanunu tepkisi!

Bursa Su Kolektifi üyeleri, Milli Parklar Kanunu’nda yapılması planlanan değişikliklerin milli parkların doğal yapısını tehdit ettiğini belirtti. Açıklamada, teklif ile ulaşım, enerji, maden, turizm ve altyapı projelerinin milli parklarda uygulanmasının önünün açılabileceği ifade edilerek, bu durumun ekosistemlere ciddi zarar vereceği kaydedildi. Kolektif, özellikle Uludağ Milli Parkı’nda daha önce yapılan düzenlemelerin yapılaşma ve turizm baskısını artırdığını hatırlatarak, yeni teklifin doğa koruma anlayışını zayıflatacağını savundu. Milli parkların gelecek kuşakların ortak mirası olduğu vurgulanarak, yasa teklifinin geri çekilmesi çağrısında bulunuldu. Z Doğa Derneği Bursa Temsilcisi Zeynep Göksu İnayet Genç çevrecilerden Uludağ uyarısı Kanun değişikliğine bir tepki de Z Doğa Derneği Bursa temsilciliğinden geldi. Dernek adına açıklama yapan Zeynep Göksu İnayet, milli parkların yalnızca doğal alanlar değil, aynı zamanda su kaynakları ve biyolojik çeşitlilik açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi. İnayet, özellikle Uludağ Milli Parkı’nın Marmara Bölgesi’nin en önemli su havzalarından biri olduğunu belirterek, “Koruma statüsünde yapılacak her gevşeme habitat kaybına, su krizlerine ve iklim risklerinin artmasına neden olabilir” dedi. “Koruma değil, kullanım baskısı artacak” Çevreciler, yasa teklifinin koruma yerine kullanım odaklı bir yaklaşım getirdiğini savunarak, milli parkların ekonomik projelere açılmasının uzun vadede doğa tahribatına yol açacağı uyarısında bulundu. Açıklamada, karar süreçlerinin bilimsel, şeffaf ve katılımcı şekilde yürütülmesi gerektiği vurgulanırken, kamuoyuna milli parkların korunması için duyarlılık çağrısı yapıldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.