KANUN BAŞKA, UYGULAMA BAŞKA: “GENELGE” İLE YETKİ GENİŞLETME TARTIŞMASI BÜYÜYOR
Son dönemde hayvanların korunmasına ilişkin yürürlüğe giren düzenlemelerin uygulama biçimi, hukuk devleti ilkesini doğrudan ilgilendiren sert bir tartışmayı beraberinde getirdi. Özellikle “genelge” yoluyla yapılan uygulamaların, kanunun açık sınırlarını aşarak idareye geniş ve tartışmalı bir takdir alanı sunduğu yönündeki eleştiriler kamuoyunda giderek yükseliyor.
“Kanun Koruyor” Denirken, Uygulama Toplama Odaklı mı?
Yeni düzenlemede hayvanların korunmasına ilişkin çerçeve çizilmiş olmasına rağmen, sahadaki uygulamaların bu çerçevenin ruhuyla örtüşmediği iddia ediliyor. Eleştirilerin odağında ise idarenin genelgeler aracılığıyla kanun kapsamını fiilen genişletmesi var.
Hukukçulara göre, kanun ile idari genelge arasında hiyerarşik bir ilişki bulunuyor. Normlar hiyerarşisinde kanun üst normdur; genelge ise kanunun uygulanmasına yönelik talimat niteliği taşır. Bu nedenle genelge ile kanunun kapsamı genişletilemez, amacı değiştirilemez ve sınırları aşan bir yorum getirilemez. Aksi halde hukuk devleti yerine “talimat devleti” anlayışının doğacağı uyarısı yapılıyor.
Sahadan gelen bilgiler ise “koruma esaslı” bir düzenlemenin uygulamada “toplama odaklı” bir pratiğe dönüştüğü yönünde. Bu durum yalnızca hayvan hakları açısından değil, idarenin yetki kullanımı bakımından da ciddi bir sorgulamayı beraberinde getiriyor.
Takdir Yetkisi Sınırsız mı?
İdarenin takdir yetkisi vardır; ancak bu yetki mutlak ve sınırsız değildir. Kanuna uygunluk, ölçülülük ve kamu yararı ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Kanunun lafzına ve ruhuna aykırı bir genişletici yorum, idari işlemi hukuki tartışmaya açık hale getirir.
Uzmanlara göre, “genelgeyle genişletme” pratiği, normlar hiyerarşisinin ihlali anlamına gelir. Bu da idari işlemlerin iptaline kadar uzanabilecek hukuki süreçleri tetikleyebilir. Tartışma büyüdükçe mesele yalnızca hayvanların korunması ekseninde kalmayacak; doğrudan hukuk devleti ilkesinin sınanmasına dönüşecektir.
“Mesele Teknik Değil, Vicdani”
Konuya ilişkin değerlendirmelerde öne çıkan bir başka vurgu ise şu: “Bu mesele artık teknik değil, vicdani.” Kanun başka, uygulama başka bir yöne evrildiğinde toplumda güven erozyonu oluşur. Hukuk devletinde normların öngörülebilirliği esastır. Kanun bir şeyi tanımlıyor, idare ise uygulamada başka bir çerçeve çiziyorsa, bu durum kamu vicdanında ciddi bir rahatsızlık yaratır.
Hayvanların korunmasına ilişkin düzenlemeler, geniş bir toplumsal hassasiyeti içinde barındırıyor. Bu nedenle uygulamanın şeffaf, denetlenebilir ve kanuna birebir uygun olması gerektiği belirtiliyor. Aksi halde koruma amacıyla çıkarılan bir düzenleme, uygulamada hak ihlali iddialarının merkezine oturabilir.
Hukuk Devleti mi, Talimat Devleti mi?
Hukuk devleti ilkesinde normlar hiyerarşisi tartışma konusu değildir: Kanun idari genelgenin üzerindedir. Genelge kanunu genişletemez, daraltamaz, amacını değiştiremez. Bu sınır aşıldığında sorun yalnızca uygulama hatası olmaktan çıkar; sistemsel bir soruna dönüşür.
Geldiğimiz noktada soru nettir:
Kanun mu uygulanıyor, yoksa genelge ile yeni bir fiili düzen mi inşa ediliyor?
Tartışma büyürse, zarar yalnızca hayvanlara değil, kamu yönetimine duyulan güvene de sirayet edecek. Çünkü hukuk devleti, kanunla konuşur; talimatla değil.