Hava Durumu

#Sosyal Adalet

Gürsu Haber - Sosyal Adalet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sosyal Adalet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bursa’da Emeklilik Mücadelesine Destek Çağrısı: “Mezarda Emekliliğe Hayır” Haber

Bursa’da Emeklilik Mücadelesine Destek Çağrısı: “Mezarda Emekliliğe Hayır”

Emekli ve emekçilerin hak mücadelesine dikkat çekmek amacıyla Bursa’da düzenlenecek basın açıklaması öncesinde önemli bir çağrı yapıldı. Emekli ve Emekçi Dernekleri Federasyonu (EMEDFED) Genel Başkan Yardımcısı Alper Özüpak, tüm emekli ve emekçi kesimleri yarın gerçekleştirilecek buluşmaya davet etti. Özüpak, organizasyona öncülük eden Mihriban Uğurlu’ya teşekkür ederek, emeklilikte yaşanan sorunların kamuoyuna daha güçlü bir şekilde duyurulması gerektiğini vurguladı. Açıklamada, özellikle Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesinin ardından ortaya çıkan yeni mağduriyetlere dikkat çekildi. “EYT düzenlemesi sonrasında emeklilik hakkı hâlâ tam anlamıyla sağlanmış değildir” diyen Özüpak, birçok çalışanın emeklilik için uzun yıllar daha beklemek zorunda bırakıldığını ifade etti. Bu durumun sosyal adalet ve eşitlik ilkeleriyle bağdaşmadığını belirten Özüpak, “1 dakika, 1 saat, 1 gün farkla insanlara 17-20 yıl ek süre yüklenmesi kabul edilemez” sözleriyle tepkisini dile getirdi. Basın açıklamasında, emeklilik sistemindeki adaletsizliklere karşı ortak bir duruş sergilenmesi hedefleniyor. “Mezarda emekliliğe hayır” sloganıyla yapılacak buluşmada, hak kaybı yaşayan vatandaşların sesini duyurması bekleniyor. Özüpak ayrıca, yalnızca kendi hakları için değil, gelecek nesillerin sosyal güvencesi için de mücadele ettiklerini belirterek, tüm emekçileri dayanışmaya çağırdı. “Hakkını arayan, ‘hak ettiğim emekliliği istiyorum’ diyen herkesle Bursa’da buluşacağız” ifadelerini kullandı. Gönül başkanın da katılım sağlayacağı basın açıklamasının, emeklilik sistemiyle ilgili taleplerin kamuoyuna taşınmasında önemli bir adım olması bekleniyor. Yetkililere çağrıda bulunan EMEDFED temsilcileri, emeklilikte yaşanan sorunların kalıcı ve adil çözümlerle giderilmesini talep ederken, Bursa’daki buluşmanın bu mücadelenin önemli bir parçası olacağını vurguladı.

DSP Bursa İl Başkanı Mehmet Seskır’dan “Ecevit Vizyonu” Vurgusu: Bursa, Üretimin ve Emek Mücadelesinin Kalbidir Haber

DSP Bursa İl Başkanı Mehmet Seskır’dan “Ecevit Vizyonu” Vurgusu: Bursa, Üretimin ve Emek Mücadelesinin Kalbidir

Mehmet Seskır, yaptığı kapsamlı değerlendirmede Bülent Ecevit’in Bursa’ya yönelik vizyonunu yeniden gündeme taşıyarak, kentin Türkiye’nin kalkınma modelindeki stratejik rolüne dikkat çekti. Seskır, açıklamasında Bursa’nın yalnızca bir sanayi kenti değil, aynı zamanda emeğin, üretimin ve sosyal adalet arayışının en güçlü merkezlerinden biri olduğunu vurguladı. “Bursa, Demokratik Sol Kalkınma Modelinin Temel Taşlarından Biri” Seskır, Demokratik Sol Parti’nin kurucu lideri Bülent Ecevit’in, Bursa’yı Türkiye’nin üretim odaklı kalkınma stratejisinde özel bir konuma yerleştirdiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Ecevit’in kalkınma anlayışı, rant değil üretim üzerine kuruluydu. Bu çerçevede Bursa; organize sanayi bölgeleri, güçlü işçi potansiyeli ve yüksek tarımsal verimliliği ile Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığının teminatı olarak görülmüştür. Bu vizyon bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır.” “Üretim Ekonomisi Yeniden İnşa Edilmelidir” Bursa’nın sahip olduğu sanayi altyapısının Türkiye ekonomisi açısından kritik önemde olduğunu ifade eden Seskır, üretim odaklı politikaların terk edilmesinin ülkeye ağır bedeller ödettiğini savundu. Ecevit’in “üreten Türkiye” idealine atıf yapan Seskır, sanayi üretiminin artırılması ve yerli üreticinin desteklenmesi gerektiğini belirtti. “Bursa’daki organize sanayi bölgeleri yalnızca üretim alanları değil, aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik direncinin merkezleridir. Bu merkezlerin güçlendirilmesi, dışa bağımlılığın azaltılması açısından hayati önemdedir.” “İşçi Hakları, Kalkınmanın Ayrılmaz Parçasıdır” Sanayi kenti kimliğiyle öne çıkan Bursa’da işçi haklarının korunmasının vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Seskır, Bülent Ecevit’in emek odaklı siyaset anlayışının altını çizdi: “Ecevit, yalnızca üretimi değil, o üretimi gerçekleştiren emekçiyi merkeze alan bir liderdi. Sendikal örgütlenme, toplu sözleşme hakkı ve sosyal adalet, onun siyasetinin temel taşlarıydı. Bursa gibi işçi yoğunluğu yüksek bir kentte bu anlayışın yeniden güçlendirilmesi kaçınılmazdır.” “Sanayi ile Tarım Arasında Stratejik Denge” Seskır, Bursa’nın yalnızca bir sanayi merkezi olarak değil, aynı zamanda önemli bir tarım kenti olarak da değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Ecevit’in kalkınma modelinde sanayi ve tarımın birbirini tamamlayan iki unsur olduğuna dikkat çeken Seskır, şu ifadeleri kullandı: “Bursa’nın bereketli toprakları ile güçlü sanayi altyapısı birlikte değerlendirildiğinde ortaya sürdürülebilir bir kalkınma modeli çıkmaktadır. Tarımın ihmal edilmesi ya da sanayinin kontrolsüz büyümesi, bu dengeyi bozacaktır. Ecevit’in ortaya koyduğu model, bu iki alanın uyum içinde gelişmesini öngörmektedir.” “Karaoğlan’ın Mirası Bursa’da Yaşamaya Devam Ediyor” Bülent Ecevit’in özellikle Anadolu’da ve sanayi kentlerinde büyük bir halk desteği gördüğünü hatırlatan Seskır, Bursa’nın bu süreçte Demokratik Sol Parti için her zaman güçlü bir toplumsal taban sunduğunu ifade etti. “Ecevit’in ‘Karaoğlan’ olarak halkın gönlünde yer ettiği dönemde Bursa, emeğin ve üretimin siyasette karşılık bulduğu en önemli şehirlerden biri olmuştur. Bugün de aynı ruh, aynı inanç ve aynı kararlılıkla Bursa’da demokratik sol anlayışı yeniden büyütme hedefindeyiz.” “Bursa, Türkiye’nin Geleceğinde Anahtar Rol Oynayacak” Açıklamasının sonunda Seskır, Bursa’nın sahip olduğu potansiyelin doğru politikalarla Türkiye’nin ekonomik ve sosyal geleceğinde belirleyici olacağını ifade etti. Üretim, emek ve adalet ekseninde şekillenecek bir kalkınma modelinin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Seskır, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Bursa, yalnızca geçmişte değil, gelecekte de Türkiye’nin kalkınma hikâyesinin merkezinde yer alacaktır. Bizler, Ecevit’in mirasına sahip çıkarak üretimi, emeği ve adaleti önceleyen bir anlayışı yeniden hakim kılmakta kararlıyız.” Bu kapsamlı değerlendirme, Bursa’nın hem ekonomik hem de toplumsal açıdan taşıdığı stratejik önemin bir kez daha altını çizerken, demokratik sol perspektifin kentte yeniden güçlendirilmesi yönünde güçlü bir irade ortaya koydu.

“Memur Emeklisi Çöküşte: Seyyanen Zam Oyunu, Hak Kayıpları ve Derinleşen Adaletsizlik” Haber

“Memur Emeklisi Çöküşte: Seyyanen Zam Oyunu, Hak Kayıpları ve Derinleşen Adaletsizlik”

Türkiye’de memur ve memur emeklilerinin içinde bulunduğu ekonomik tablo her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Son üç yılda yaşanan gelişmeler, özellikle memur emeklileri açısından yalnızca bir gelir kaybını değil, açık bir sistemsel adaletsizliği de gözler önüne seriyor. Bugün gelinen noktada tablo net: Memura verilen 22.157 TL’lik seyyanen artış, maaş dengesini kökten bozarken, bu artıştan yararlanamayan memur emeklileri adeta sistemin dışına itilmiş durumda. “Aynı Maaş, Üç Kat Farklı Emeklilik” En dikkat çekici çarpıklık ise aynı gelir seviyesine sahip çalışanlar arasındaki uçurumda ortaya çıkıyor. Bugün aktif bir memur 16.500 TL ile 22.000 TL bandında maaş alırken, aynı seviyedeki bir işçi; tüm kazançlarının emekliliğe yansıması nedeniyle 2,5 ila 3 kat daha yüksek emekli aylığı ve ikramiye hakkı elde ediyor. Bu durum yalnızca ekonomik bir eşitsizlik değil; Anayasa’ya, 5510 sayılı yasaya, uluslararası sözleşmelere ve en temel hukuk ilkelerine açık bir aykırılık olarak değerlendiriliyor. Seyyanen Zam: Kalıcı Çözüm Değil, Geçici Perdeleme Uzmanlara göre seyyanen zam uygulaması, maaşları kısa vadede artırıyor gibi görünse de uzun vadede emeklilik sistemini çökerten bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. Çünkü bu artışlar emekli maaşına yansımıyor. Bu da şu sonucu doğuruyor: Çalışan memur ile emekli memur arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor. Memur emeklileri bu durumu tek bir cümleyle özetliyor: “Biz her ay biraz daha eriyoruz.” Sendikalara Sert Eleştiri: “Ortada Temsil Yok” Tepkilerin bir diğer odağı ise memur sendikaları ve konfederasyonlar. Eleştiriler oldukça sert: Sendikaların asli görevlerini yerine getirmediği, Üyelerinin haklarını savunmak yerine gündem dışı konularla meşgul olduğu, “Mış gibi” bir sendikacılık yürütüldüğü iddiaları kamuoyunda giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor. Memur ve emekliler arasında yaygınlaşan görüş ise şu: “Eğer hak aramak sosyal medyaya kaldıysa, sendikalar görevini yapmıyor demektir.” Bu noktada bazı kesimler, memurların sendikalardan toplu şekilde istifa etmesi ve ilgili kurumlara şikayette bulunması gerektiğini savunuyor. “Hukuk Çiğnendi” İddiası Tartışmaların merkezinde ise 2023 Temmuz ayında yapılan seyyanen zam var. İddialara göre bu artışın memur emeklilerine de yansıtılması gerekiyordu. Ancak uygulamada bu gerçekleşmedi. Bu durum, yaklaşık 2,5 milyon memur emeklisinin anayasal hakkının gasp edildiği yönünde yorumlara neden oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce dile getirdiği: “Kanunların arkasından dolanılarak millete hizmet edilmez” sözleri de tartışmaların merkezine taşındı. 34 Aydır Süren Sessizlik Memur emeklileri yaklaşık 34 aydır yaşadıkları kayıpları dile getiriyor. Ancak eleştirilere göre: Siyaset kurumu yeterince güçlü bir refleks göstermiyor Medya bu konuyu gündemde tutmuyor Sendikalar etkili bir mücadele yürütmüyor Bu tablo, “görmezden gelinen bir kriz” eleştirilerini beraberinde getiriyor. Siyasi Tartışma: “Neden Bu Konu Gündem Olmuyor?” Kamuoyunda giderek büyüyen bir diğer soru ise şu: Türkiye’de farklı siyasi konular yoğun şekilde tartışılırken, milyonlarca memur emeklisini ilgilendiren bu meselenin neden güçlü bir şekilde gündeme taşınmadığı sorgulanıyor. Bazı kesimler, muhalefetin de bu konuda yeterince etkili bir politika üretmediğini savunuyor. “Bu Bir Geçim Krizi Değil, Varoluş Meselesi” Memur emeklilerinin kullandığı ifadeler ise durumun vahametini ortaya koyuyor: “Her geçen gün daha da yoksullaşıyoruz” “Haklarımız elimizden alındı” “Adalet yoksa yaşam da yok” Ekonomistler ve sosyal politika uzmanları ise uyarıyor: Bu sorun yalnızca bir maaş meselesi değil; sosyal adalet, hukuk devleti ve kamu dengeleri açısından kritik bir kırılma noktası.

Fatih Yeniay’dan Sert Açıklama: Haber

Fatih Yeniay’dan Sert Açıklama:

Bursa – Çıraklık ve Staj Sigortası Mağdurları Derneği Başkanı Fatih Yeniay, emekçilerin haklarının savunulmasında yaşanan büyük adaletsizliği ve sessizliği sert sözlerle eleştirdi. Yeniay, “Emeğin temsilcisi olduğunu iddia edenler, çocuk yaşta sömürülen bir neslin hakkı söz konusu olduğunda dut yemiş bülbüle dönüyor. Bizim alın terimiz, sizin siyasi hesaplarınıza sığmaz. Sessizlik her zaman rıza değildir, bazen büyük bir fırtınanın habercisidir ve biz o fırtınayı hak arama meydanlarında estirmeye kararlıyız” dedi. Fatih Yeniay, Çıraklık ve Staj Sigortası mağdurlarının hak arayışının son derece haklı bir mücadele olduğunu belirterek, “Bizim sesimiz duyulmadan, alın terimiz hiçbir zaman değer kazanamayacak. Emeğiyle geçinen, geleceğini kurmaya çalışan bu gençlerin hakkı söz konusu olduğunda, gözler neden kör oluyor? Bu sessizliğe bir son vermek, emekçilerin yanında durmak, tüm sendikaların sorumluluğudur. Sendikalar susmasın, işçinin evladının hakkını savunmak için daha neyi bekliyorsunuz?” şeklinde sert sözlerle uyardı. “Stajyer ve Çırakların Sigorta Başlangıcı Verilsin!” Yeniay, özellikle stajyer ve çıraklık sistemine yönelik taleplerini ise şu şekilde dile getirdi: “SGK numaramız var, tescil tarihlerimiz var, SGK kartlarımız var ve e-devlette ilk işe giriş tarihimizi gösteriyor. Ancak bu, bizim sigorta başlangıcımızın tam anlamıyla kayda geçmesi için yeterli değil. Staj ve çıraklık dönemi sigorta başlangıcı olarak kabul edilmeli ve tam sigorta hakkımız verilmelidir!” Yeniay, “Stajyer ve çırakların hakları, hiçbir şekilde göz ardı edilemez. Bu gençler, devlete emek vermiş, sigorta sicil kartı almış ve o dönemde çalışmış olan bireylerdir. Onların çalışma hayatında olduğu gibi, sosyal güvenlik haklarının da doğru bir şekilde verilmesi gerekir” dedi. Sosyal Devlete Güveniyoruz, Çözüm İradesi İstiyoruz Yeniay, hükümete ve yetkililere yönelik net bir çağrı yaparak, “Sosyal Devlet anlayışına güveniyoruz ve bu sorunun çözülmesi için bir an önce harekete geçilmesini bekliyoruz. Eğer politikalar gerçekten paydaşlarla belirlenecekse, Türkiye’nin en büyük sivil toplum hareketlerinden biri olan federasyonumuzun talepleri bu masanın başköşesinde yer almalıdır. Bu mesele, sadece bir rakam değil, bir neslin devlete olan güveninin sınavıdır. 1986 yılında çıkarılan 3308 sayılı kanunun yarattığı boşluk, artık taşınamaz bir yük haline gelmiştir. Bu boşluğu doldurmak, devletin sorumluluğundadır!” “Bundan Sonra Geri Adım Atmak Yok!” Fatih Yeniay, Türkiye’deki staj ve çıraklık mağdurlarının adalet mücadelesinin sadece bireysel bir hak talebi olmadığını, aynı zamanda “bu mesele, Türkiye’nin en büyük sosyal adalet sınavıdır. Çıraklık ve staj döneminde sigortalı sayılmayan milyonlarca vatandaşın hakkı söz konusudur. 1986’dan beri süregelen mağduriyetin son bulması gerektiğini bir kez daha Beştepe’ye seslenerek dile getiriyoruz. Bu, sadece gençlerin sigorta haklarının teslimi değil, aynı zamanda Türkiye’nin tüm sosyal güvenlik sisteminin doğru bir şekilde işlemesi meselesidir” dedi. "Devletin Çıraklarına Verdiği Sigorta Sicil Kartı, Bir Vaat Değil, Bir Haktır!" Yeniay, son olarak şunları söyledi: “Devletin çıraklarına verdiği sigorta sicil kartları, bir vaat değil, bir haktır! Bu hak, yıllardır ihmal edilmiş ve görmezden gelinmiştir. Ancak, biz bu haksızlığı çözmek için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Bu işin peşini bırakmayacağız. Biz, devletin ciddiyetine ve çözüm iradesine inanıyoruz. Çırakların özlük haklarının teslim edilmesi gerektiğini haykırmaya devam edeceğiz” diyerek kararlı duruşlarını yineledi. "Bu Mesele Sadece Sayılarla İlgili Değil, Bir Neslin Geleceğiyle İlgili" Son olarak, “Bundan sonra geri adım atmak yok! Bu mesele sadece rakamlarla ilgili değil, bir neslin geleceği, devletine olan güvenidir. Milyonların hakkı gasp edilemez. Biz, hak arama yolunda kararlılıkla ilerleyeceğiz ve bir gün bu adaletsizliğin son bulacağına inanıyoruz. Bizim mücadelemiz, emek ve adalet mücadelesidir. Ve bu mücadelenin sonunda kazanan, emeğin ve adaletin kendisi olacaktır!” şeklinde sert bir mesaj verdi. Çıraklık ve Staj Sigortası Mağdurları Derneği Başkanı Fatih Yeniay, bu haklı mücadelesinin bir an bile olsun duraksamadan süreceğini ve tüm mağduriyetlerin ortadan kaldırılması için kararlılıkla hareket etmeye devam edeceklerini vurguladı. Milyonların ortak kaderini etkileyen bu kritik mesele, artık Türkiye’nin en önemli sosyal adalet konularından birine dönüşmüş durumda. Çıraklık ve staj sigortası mağdurlarının hak arayışları, tüm kamuoyunun dikkatini çekerken, devletin çözüm üretmesi gerektiği konusunda kararlı bir duruş sergileyen Yeniay, “Emeğimize sahip çıkılmadığı sürece, bu fırtına hiçbir zaman dinmeyecek” diyerek mücadelesine devam edeceğini açıkladı.

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Açıklamalar: Kırsal Mahallelerde Yıkım Kararlarına Karşı Mücadele Başlatıldı! Haber

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Açıklamalar: Kırsal Mahallelerde Yıkım Kararlarına Karşı Mücadele Başlatıldı!

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yapı güvenliğini artırmak ve özellikle yangın güvenliğini ön planda tutarak, yapıların izlenmesini savunarak kritik bir çağrıda bulundu. Yapı güvenliği ve denetim süreçlerinin gücünün artırılması gerektiğini vurgulayan Hacıoğlu, inşaat sürecindeki tüm aktörlerin görev, yetki ve sorumluluklarının net bir şekilde tanımlanmasını içeren yaklaşımını son derece değerli bulduğunu belirtti. Ancak, söz konusu yaklaşımın sadece planlama ve denetimle sınırlı kalmaması, aynı zamanda sahada karşılaşılan yapısal sorunların çözümüne yönelik somut adımlar atılmasının gerektiğini ifade etti. "Bu Sorunların Çözümü, Mağduriyetleri Giderecektir" Hacıoğlu, "Eğer bu yaklaşım sahada ciddi şekilde uygulanırsa, uzun yıllardır devam eden mağduriyetler de ortadan kalkacaktır" diyerek, kırsal mahallelerde imar planlarının yapılmaması ve 2018 İmar Barışı sürecinde yaşanan mağduriyetlerin acil çözüm bekleyen başlıca problemler arasında yer aldığını ifade etti. 2014 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun ile ülke genelinde 17.000 köyün mahalle statüsüne dönüştüğüne dikkat çeken Hacıoğlu, bu süreçte belediyelere verilen imar planı yapma sorumluluğunun büyük bir hayal kırıklığına yol açtığını belirtti. "Yasaya göre, imar planlarının iki yıl içinde yapılması gerekiyordu ama üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen, birçok bölgede imar planları hâlâ yapılmamış durumda" dedi. Ruhsatsız Yapılar ve Ağır Mağduriyetler Hacıoğlu, belediyelerin yerine getirmediği yükümlülükler nedeniyle söz konusu alanlarda yapılarının ruhsatsız ve kaçak durumuna düştüğünü, vatandaşların ruhsat almak için başvuruda bulundukları halde sonuç alamadıklarını belirterek, "Bu eksiklik, vatandaşları büyük mağduriyetlere uğratmış ve tamamen idarenin ihmalinden kaynaklanmıştır" dedi. İmar Barışı Mağduriyetleri 2018’de hayata geçirilen İmar Barışı düzenlemesiyle yapılan başvuruların çoğunun, süreçten yaklaşık iki yıl sonra iptal edilmeye başlandığını ifade eden Hacıoğlu, bu iptallerin gerekçe olarak sunulan uydu görüntülerinin güncel olmaması ve başvuru aşamasında etkin denetim yapılmaması sebebiyle büyük bir mağduriyet yaşandığını söyledi. "Bu süreç, denetim kriterlerinin ve uygulama yönetmeliğinin vatandaşlara doğru bir şekilde aktarılmaması sonucu, telafisi güç hak kayıplarına yol açmıştır." Mudanya'da Yıkım Kararları ve Ailelerin Geleceği Özellikle Bursa Mudanya Belediyesi tarafından alınan 2.000’in üzerinde yıkım kararına dikkat çeken Hacıoğlu, bu yapıların çoğunun kırsal alanlarda bulunan, az katlı, basit yapılar olduğunu, genellikle güvenli ve kullanımda olan yapılar olduğunu belirterek, "Bu binaların yıkılması, sadece bireysel ve milli servetin yok edilmesine yol açmakla kalmaz, binlerce ailenin barınma hakkını da zedeler" dedi. Hacıoğlu, bu durumun sosyal ve ekonomik sorunları daha da derinleştireceği konusunda uyarılarda bulundu. Talepler: Yapıların Güvenliğini Sağlamak ve Sosyal Adaletin Önünü Açmak İbrahim Hacıoğlu, çözüm önerilerini ise net bir şekilde sıraladı: Kırsal Mahallelerde Yıkımların Durması: İmar planları yapılıncaya kadar kırsal mahallelerde alınan yıkım kararlarının durdurulması gerektiğini vurguladı. Güvenli Yapıların Kayıt Altına Alınması: Yapıların afet risk analizlerinin yapılarak güvenli olanların kayıt altına alınmasını talep etti. Riskli Yapıların Güçlendirilmesi veya Dönüşümü: Riskli yapılar için güçlendirme ve dönüşüm süreçlerinin başlatılması gerektiğine dikkat çekti. Ekonomiye Katkı: Güvenli yapılar, devlet hazinesi ve belediye bütçelerine katkı sağlayacak şekilde ekonomiye kazandırılmalıdır. Hacıoğlu, "Bu mesele, siyasi bir tartışma konusu değildir; hukuk, vicdan, sosyal adalet ve kamu yararı çerçevesinde ele alınması gereken bir toplumsal sorundur" dedi. İmar planları tamamlanana ve hukuki belirsizlikler giderilene kadar, yıkım kararlarının durdurulması için gereğinin yapılması gerektiğini ifade etti. "Hukuk ve Adaletin Yanındayız" Hacıoğlu, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: "İmar planlarının bir an önce yapılması, inşaat süreçlerinin denetiminin güçlendirilmesi ve bu konuda mağduriyet yaşayan vatandaşlarımıza çözüm bulunması, hepimizin ortak sorumluluğudur. Bizler, yapının güvenliğini esas alan ve kamu yararını gözeten bir yaklaşımı savunuyoruz ve bu noktada ne olursa olsun mücadelemizi sürdüreceğiz." Hacıoğlu’nun açıklamaları, sadece yerel yönetimlere değil, aynı zamanda tüm kamuoyuna önemli bir sorumluluk çağrısı olarak yankı buldu.

İŞÇİDER’den İftar Programında İşçi Hakları Vurgusu: “Emekçinin Alım Gücü Yaşam Mücadelesinin Gerisinde” Haber

İŞÇİDER’den İftar Programında İşçi Hakları Vurgusu: “Emekçinin Alım Gücü Yaşam Mücadelesinin Gerisinde”

İşçi haklarının korunması ve geliştirilmesi amacıyla faaliyet gösteren İŞÇİDER (İşçi Haklarını Koruma Derneği), anlamlı bir iftar programına ev sahipliği yaptı. Dernek üyeleri ile birlikte şehit işçilerin ailelerinin de katıldığı programda, çalışma hayatında yaşanan sorunlar, işçi güvenliği, asgari ücret ve emekli aylıklarının yetersizliği gibi konular kapsamlı şekilde ele alındı. İŞÇİDER Genel Başkanı İsmail Doru, programda yaptığı konuşmada Türkiye’de emekçilerin karşı karşıya kaldığı ekonomik ve sosyal sorunlara dikkat çekerek, özellikle son yıllarda artan hayat pahalılığı karşısında işçilerin alım gücünün ciddi şekilde zayıfladığını vurguladı. Doru, mevcut asgari ücret ve emekli maaşlarının çalışanların ve emeklilerin temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığını ifade etti. “Emekçinin Geliri Hayata Tutunmaya Yetmiyor” Konuşmasında işçilerin günlük yaşamda karşılaştığı ekonomik zorlukları detaylandıran Doru, ücret politikalarının yeniden ele alınması gerektiğini belirtti. Asgari ücretin yalnızca bir geçim ücreti değil, aynı zamanda insan onuruna yakışır bir yaşam standardını garanti altına alması gerektiğini dile getiren Doru, mevcut şartlarda çalışanların büyük bölümünün geçim mücadelesi verdiğini söyledi. Doru, “Bugün birçok emekçi, aldığı ücretle ay sonunu getirebilmenin mücadelesini veriyor. Asgari ücret ve emekli aylıkları, artan yaşam maliyetleri karşısında ne yazık ki hayata tutunmaya yetmiyor. Bu durum, yalnızca ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda sosyal adalet ve insan onuru meselesidir” ifadelerini kullandı. İş Kazalarına ve İşçi Güvenliğine Dikkat Çekildi İftar programının önemli başlıklarından biri de iş kazaları ve iş güvenliği konusu oldu. Türkiye’de her yıl çok sayıda işçinin iş kazaları nedeniyle hayatını kaybettiğine dikkat çeken Doru, bu kayıpların yalnızca istatistiklerden ibaret olmadığını, her birinin geride acı ve sorumluluk bırakan insan hikâyeleri olduğunu söyledi. “Her Kaybın Ardında Bir Emanet Var” Şehit işçilerin ailelerinin programa katılımının, iş kazalarının toplum üzerindeki derin etkisini bir kez daha hatırlattığını belirten Doru, işçi ölümlerinin önlenmesi için daha güçlü denetim mekanizmaları ve etkin iş güvenliği politikalarının hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Doru, konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu: “İş kazalarında hayatını kaybeden her bir emekçi, geride bir aile, bir umut ve bir emanet bırakıyor. Bizler, o emanetlere sahip çıkmayı yalnızca bir sorumluluk değil, aynı zamanda vicdani bir görev olarak görüyoruz. İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanında atılacak her adım, aslında bir hayatın kurtarılması anlamına gelir.” Dayanışma ve Sosyal Adalet Mesajı İŞÇİDER’in düzenlediği iftar programı, yalnızca bir buluşma değil aynı zamanda dayanışma ve farkındalık platformu olarak da dikkat çekti. Katılımcılar, çalışma hayatında daha adil koşulların sağlanması, işçi haklarının güçlendirilmesi ve iş güvenliği standartlarının yükseltilmesi gerektiği konusunda ortak görüş bildirdi. Program, şehit işçilerin aileleriyle yapılan sohbetler ve dayanışma mesajlarıyla sona ererken, İŞÇİDER yönetimi işçi hakları mücadelesinin kararlılıkla sürdürüleceğini ve emekçilerin sesi olmaya devam edeceklerini vurguladı.

Memur Emeklilerinin Ekonomik Mağduriyetini Gidermeye Yönelik Yasa Teklifi TBMM Başkanlığı’nda Haber

Memur Emeklilerinin Ekonomik Mağduriyetini Gidermeye Yönelik Yasa Teklifi TBMM Başkanlığı’nda

Memur emeklilerinin uzun süredir gündemde olan maaş kaybı ve gelir adaletsizliği sorununu gidermeye yönelik yasa teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunuldu. Teklif, aktif görevdeki memurlar ile emekli memurlar arasında giderek açılan maaş farkının kapatılmasını ve özellikle 2023 Temmuz ayında yapılan seyyanen zammın emeklilere de yansıtılmasını öngörüyor. Teklifte, memur emeklilerine 22 bin 157 TL tutarında seyyanen zam hakkı verilmesi gerektiği vurgulanarak mevcut uygulamanın sosyal devlet ilkesi ve hakkaniyet anlayışıyla bağdaşmadığı ifade edildi. 2023 Temmuz Seyyanen Zammı ve Ortaya Çıkan Sorun 2023 yılı Temmuz ayında, kamu görevlilerine enflasyon farkı ve toplu sözleşme zammına ek olarak 8.077 TL seyyanen artış yapılmış, bu tutar sonraki katsayı artışlarıyla birlikte 22 bin TL seviyesine kadar yükselmişti. Ancak söz konusu artış, maaş kalemlerine ek ödeme şeklinde düzenlendiği için emekli memurların aylıklarına yansıtılmadı. Bu durum, aktif memurlar ile emekliler arasındaki gelir makasının hızla açılmasına neden oldu. Aynı unvan ve dereceden emekli olmuş bir memur ile halen görev yapan meslektaşı arasındaki maaş farkı bazı kadrolarda 20 bin TL’nin üzerine çıktı. Yasa teklifinin gerekçesinde, yaklaşık 2 milyon 540 bin memur emeklisinin bu uygulama nedeniyle mağdur olduğu belirtiliyor. Gelir Farkının Derinleşmesi Teklif sahibi milletvekili, aktif çalışan memurlar ile emekliler arasındaki gelir farkının her geçen gün daha da arttığını vurguladı. Özellikle yüksek enflasyon ortamında emekli maaşlarının reel alım gücünün ciddi şekilde gerilediğine dikkat çekildi. Ekonomik veriler incelendiğinde: 2021–2024 döneminde yüksek enflasyon nedeniyle sabit gelirli kesimlerin alım gücü önemli ölçüde azaldı. Aktif memurlar, ek ödeme ve tazminat artışlarıyla görece korunurken, emekli memurlar bu artışlardan sınırlı ölçüde faydalandı. Seyyanen zam emeklilere yansıtılmadığı için maaş sisteminde yapısal bir dengesizlik oluştu. Uzmanlara göre, emekli maaşlarının görev maaşına oranı geçmişte yüzde 75-80 seviyelerindeyken, son düzenlemeler sonrası bu oran bazı meslek gruplarında yüzde 55-60 seviyelerine kadar geriledi. Teklifin Hukuki Dayanakları: 5510 Sayılı Kanun ve 375 Sayılı KHK Teklif, iki temel mevzuatta değişiklik öngörüyor: 1. 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Bu kanun, Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin temel çerçevesini belirliyor. Memur emeklilerinin aylık bağlama sistemi de bu kanun kapsamında düzenleniyor. Yapılması planlanan değişiklikle, seyyanen artışın emekli aylıklarına da yansıtılmasının önü açılmak isteniyor. 2. 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) 375 sayılı KHK, kamu personeline yapılan ek ödeme ve mali hak düzenlemelerini içeriyor. 2023’te yapılan seyyanen artış bu KHK kapsamında düzenlenmişti. Ancak düzenleme aktif personeli kapsadığı için emekliler kapsam dışında kaldı. Teklif, bu ayrımı ortadan kaldırmayı hedefliyor. Sosyal Devlet İlkesi ve Anayasal Boyut Teklifin gerekçesinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde yer alan “sosyal devlet” ilkesine atıf yapılıyor. Sosyal devlet anlayışı; gelir dağılımında adaleti sağlama, dezavantajlı kesimleri koruma ve sosyal güvenlik hakkını güvence altına alma yükümlülüğünü içeriyor. Memur emeklilerinin aktif çalışanlarla aynı sistemi paylaşmalarına rağmen benzer mali iyileştirmelerden yararlanamaması, teklif sahiplerine göre anayasal eşitlik ve hakkaniyet ilkeleriyle çelişiyor. Bütçe Etkisi ve Ekonomik Tartışmalar Yaklaşık 2 milyon 540 bin memur emeklisine 22 bin 157 TL tutarında ek artış verilmesi halinde kamu bütçesine aylık milyarlarca liralık ek yük getireceği hesaplanıyor. Ekonomistler bu konuda iki farklı görüş ortaya koyuyor: Destekleyen görüşler: Emeklilerin alım gücünün artırılması iç talebi canlandırabilir. Sosyal adalet ve gelir dengesi açısından gereklidir. Enflasyon karşısında korunma sağlanmalıdır. Temkinli yaklaşan görüşler: Bütçe açığı ve kamu harcamaları üzerindeki baskı artabilir. Enflasyonist etki yaratma riski bulunabilir. Uzun vadede sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesi etkilenebilir. Siyasi ve Toplumsal Yansımalar Memur emeklileri, son dönemde sendikalar ve emekli dernekleri aracılığıyla eşit zam taleplerini sık sık dile getiriyor. Özellikle seçim dönemlerinde gündeme gelen “zam eşitliği” konusu, kamuoyunda geniş yankı bulmuş durumda. Teklifin yasalaşması halinde: Emekli maaş sisteminde yapısal bir değişiklik yapılmış olacak. Aktif-emekli gelir dengesi kısmen yeniden sağlanacak. Benzer düzenlemelerin diğer emekli grupları için de gündeme gelmesi olası olacak. Sonuç TBMM’ye sunulan yasa teklifi, memur emeklilerinin ekonomik kayıplarını telafi etmeyi ve aktif memurlarla aralarındaki gelir farkını kapatmayı amaçlıyor. 2023 Temmuz ayında yapılan seyyanen zammın emeklilere yansıtılmamasıyla ortaya çıkan mağduriyetin giderilmesi, teklifin temel dayanağını oluşturuyor. Yaklaşık 2 milyon 540 bin memur emeklisini doğrudan ilgilendiren düzenleme, hem sosyal devlet ilkesi hem de kamu maliyesi dengeleri açısından Meclis’te kapsamlı tartışmalara sahne olmaya aday görünüyor. İlerleyen süreçte teklifin komisyon aşamasında nasıl şekilleneceği ve hükümetin bu konudaki tutumu belirleyici olacak.

Saadet Partisi’nden Anlamlı Buluşma: Engelli Vatandaşlarla İftar Sofrasında Dayanışma Mesajı Haber

Saadet Partisi’nden Anlamlı Buluşma: Engelli Vatandaşlarla İftar Sofrasında Dayanışma Mesajı

Saadet Partisi teşkilatının toplumsal duyarlılık çalışmalarına bir yenisi daha eklendi. Saadet Partisi İl Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen program kapsamında, engelli vatandaşlarla iftar sofrasında bir araya gelinerek dayanışma ve toplumsal farkındalık mesajı verildi. Programa, Hamza Gürsel başta olmak üzere il başkan yardımcıları ve parti yöneticileri katılım sağladı. Organizasyon, İl Engelliler Komisyonu’nun koordinasyonunda yoğun katılımla gerçekleştirildi. Geniş Katılım ve Samimi Atmosfer İftar programı boyunca engelli bireyler ve aileleriyle yakından ilgilenen parti yöneticileri, masaları tek tek ziyaret ederek vatandaşların talep ve önerilerini dinledi. Samimi bir atmosferde gerçekleşen buluşmada birlik, beraberlik ve sosyal dayanışma vurgusu ön plana çıktı. Katılımcılar, böyle organizasyonların yalnızca bir iftar programı olmanın ötesinde toplumsal farkındalığın artırılması açısından önemli olduğunu ifade etti. “Engeller Dayanışmayla Aşılır” Programda konuşan İl Başkanı Hamza Gürsel, engelli bireylerin toplumun ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayarak, engellerin ancak toplumsal bilinç ve güçlü dayanışma ile aşılabileceğini ifade etti. Gürsel, herkes için erişilebilir, adil ve eşit bir yaşamın sağlanmasının sosyal devlet anlayışının temel gerekliliklerinden biri olduğunu belirterek, bu konuda farkındalık oluşturmaya devam edeceklerini söyledi. Sosyal Politikalar Vurgusu Programda yapılan değerlendirmelerde, engelli bireylerin eğitim, istihdam, sağlık ve sosyal hayata katılım konularında karşılaştıkları sorunların çözümü için daha kapsayıcı politikaların gerekliliğine dikkat çekildi. Saadet Partisi yöneticileri, engelli vatandaşların yalnızca belirli gün ve haftalarda değil her zaman hatırlanması gerektiğini belirterek, toplumun tüm kesimlerinin bu konuda sorumluluk alması gerektiğini ifade etti. “Erişilebilir ve Adil Bir Yaşam İçin Çalışıyoruz” Parti yetkilileri yaptıkları açıklamada, engelsiz bir yaşamın yalnızca fiziki düzenlemelerle değil, zihinsel dönüşüm ve toplumsal duyarlılıkla mümkün olacağını vurguladı. Saadet Partisi olarak herkes için erişilebilir şehirler, fırsat eşitliği ve sosyal adalet temelinde çalışmalarını sürdürdüklerini belirten yetkililer, bu tür buluşmaların toplumsal birlikteliği güçlendirdiğini ifade etti. Toplumsal Dayanışma Mesajı Program sonunda birlik ve beraberlik mesajı verilerek, engelli vatandaşların hayatın her alanında daha aktif rol alabilmeleri için toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluk üstlenmesi gerektiği dile getirildi. İftar programı, hatıra fotoğraflarının çekilmesi ve vatandaşlarla yapılan sohbetlerin ardından sona erdi.

Hiçbir Zaman Devlete Yük Olmadık! Haber

Hiçbir Zaman Devlete Yük Olmadık!

İŞÇİDER Genel Başkanı İsmail Doru, 2008 yılında yürürlüğe giren Sosyal Güvenlik Yasası’na yönelik sert ve kapsamlı eleştirilerde bulunarak, mevcut sistemin işçi ve emekli açısından “ağır bir hak gaspı düzenine” dönüştüğünü söyledi. Doru, yaptığı açıklamada, söz konusu yasanın yıllardır milyonlarca emekçinin sırtına bindirilen bir yük haline geldiğini ifade ederek, sosyal güvenlik sisteminin köklü ve radikal bir değişime ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Doru, “2008 yılında yürürlüğe giren SGK yasası, işçi ve emekli için adeta bir zulüm yasasına dönüşmüştür. Emeklilik yaşı uzatılmış, maaş bağlama oranları düşürülmüş, insanlar daha çok çalışıp daha az maaş almaya mahkûm edilmiştir” sözleriyle tepkisini dile getirdi. Yasanın, sosyal devlet ilkesini güçlendirmek yerine zayıflattığını savunan Doru, düzenlemenin emeği korumak yerine emeği ucuzlatan bir mekanizmaya dönüştüğünü öne sürdü. “Bu sistem alın terini değersizleştiriyor” diyen Doru, özellikle emeklilik yaşının yükseltilmesi ve maaş bağlama oranlarının düşürülmesinin, çalışanları ileri yaşlara kadar ağır koşullarda çalışmaya zorladığını belirtti. İşçilerin prim gün sayısını doldurmasına rağmen insanca yaşayabilecek bir emekli maaşına erişemediğini kaydeden Doru, mevcut yapının sosyal adalet ilkesini açıkça ihlal ettiğini ifade etti. Genel Başkan Doru, çözümün bireysel çıkışlarla değil, ortak ve örgütlü bir mücadele hattıyla mümkün olabileceğinin altını çizerek sendikalara, sivil toplum kuruluşlarına ve muhalefet partilerine açık çağrıda bulundu. “Sendikalar, sivil toplum kuruluşları ve muhalefet partileri bir araya gelmek zorundadır. Parçalı tepkilerle, bireysel çıkışlarla bu düzen değişmez. Ortak akıl, ortak mücadele ve kararlı bir duruşla bu adaletsiz sisteme karşı kalıcı çözümler üretmek zorundayız. Başka çıkar yol yok” ifadelerini kullandı. “MÜCADELEYİ GENİŞLETMEK ZORUNDAYIZ” Toplantının sonunda dernek yönetimi, önümüzdeki döneme ilişkin yol haritasını da değerlendirdi. İşçi ve emeklilerin yaşadığı ekonomik kayıpların ve sosyal hak gerilemelerinin kamuoyunun gündeminde tutulması için daha görünür ve etkili çalışmalar yürütüleceği belirtildi. Açıklamalar, ortak platformların oluşturulması, demokratik eylem biçimlerinin yaygınlaştırılması ve emek kesimlerinin daha geniş katılımlı organizasyonlarla bir araya getirilmesi yönünde kararlılık mesajı içerdi. İŞÇİDER yönetimi, işçi ve emeklinin taleplerinin görmezden gelinmesine izin vermeyeceklerini vurgulayarak, sosyal güvenlik sisteminde adaletin yeniden tesis edilmesi, insanca yaşamaya yetecek ücret ve emekli maaşı sağlanması için mücadelenin artarak süreceğini duyurdu. Yapılan değerlendirmeler, derneğin önümüzdeki süreçte daha sert, daha örgütlü ve daha geniş tabanlı bir emek mücadelesi hattı örmeye hazırlandığı şeklinde yorumlandı. Açıklamaların tonu, sosyal güvenlik politikalarına yönelik memnuniyetsizliğin yalnızca bir tepki değil, kapsamlı bir değişim talebine dönüştüğünü ortaya koyarken; İŞÇİDER’in bu süreci kitlesel bir hak arama mücadelesine dönüştürme hedefinde olduğu mesajı verildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.