Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sosyal Adalet

Gürsu Haber - Sosyal Adalet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sosyal Adalet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Zeydan Karalar’dan CHP Bursa İl Başkanlığı’na Ziyaret: Kent Gündemi ve Yerel Yönetim Süreci Masaya Yatırıldı Haber

Zeydan Karalar’dan CHP Bursa İl Başkanlığı’na Ziyaret: Kent Gündemi ve Yerel Yönetim Süreci Masaya Yatırıldı

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) önde gelen isimlerinden Zeydan Karalar, CHP Bursa İl Başkanlığı’nı ziyaret ederek İl Başkanı Nihat Yeşiltaş ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdi. Ziyarette, Bursa’nın güncel sorunları, yerel yönetim süreçleri ve son dönemde yaşanan siyasi gelişmeler ayrıntılı şekilde ele alındı. Bursa’nın kronik sorunları gündemdeydi Gerçekleştirilen görüşmede Bursa’nın uzun süredir çözüm bekleyen temel sorunları masaya yatırıldı. Özellikle hızlı nüfus artışıyla birlikte büyüyen ulaşım problemleri, plansız kentleşme, sanayi ve çevre dengesi, altyapı yetersizlikleri ve ekonomik zorlukların kente etkileri detaylı şekilde değerlendirildi. Karşılıklı fikir alışverişinde bulunulan toplantıda, yerel yönetimlerin bu sorunlara yönelik atabileceği adımlar üzerinde duruldu. Zeydan Karalar’ın, Adana’daki yerel yönetim deneyimlerini paylaşarak, büyükşehir belediyeciliğinde karşılaşılan benzer sorunlara yönelik çözüm önerilerini aktardığı öğrenildi. Bu kapsamda sosyal belediyecilik uygulamaları, kaynak yönetimi ve halk odaklı hizmet anlayışının önemine dikkat çekildi. “Bozbey sonrası süreç” değerlendirildi Toplantının önemli başlıklarından birini de Mustafa Bozbey sonrası Bursa’daki yerel yönetim süreci oluşturdu. Görüşmede, yeni dönemde belediyecilik anlayışının nasıl şekillendiği, mevcut projelerin durumu ve kamuoyundaki yansımalar kapsamlı biçimde ele alındı. İl Başkanı Nihat Yeşiltaş’ın, Bursa’da CHP örgütünün saha çalışmaları, seçmen beklentileri ve yerel yönetimle koordinasyon konularında bilgi verdiği; Karalar’ın ise bu sürecin sağlıklı ilerlemesi adına parti içi uyum ve ortak aklın önemine vurgu yaptığı belirtildi. Parti örgütü ve yerel yönetim ilişkisi öne çıktı Ziyarette ayrıca parti örgütü ile yerel yönetimler arasındaki iletişim ve iş birliği konuları da gündeme geldi. CHP’nin yerelde daha etkin ve çözüm odaklı bir politika üretmesi için örgütlerin sahadaki rolünün güçlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Karalar’ın, Bursa gibi stratejik bir şehirde parti çalışmalarının sadece seçim dönemleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, sürekli sahada olmanın ve vatandaşla doğrudan temas kurmanın önemine dikkat çektiği kaydedildi. Ortak mesaj: “Bursa için daha güçlü iş birliği” Görüşmenin sonunda her iki isim de Bursa’nın sorunlarının çözümü için daha güçlü bir iş birliği ve koordinasyon içinde çalışılması gerektiği konusunda görüş birliğine vardı. CHP’nin yerel yönetim anlayışının temelinde şeffaflık, katılımcılık ve sosyal adalet ilkelerinin bulunduğu vurgulanarak, Bursa’da bu yaklaşımın daha da güçlendirilmesi hedefi dile getirildi. Ziyaret, karşılıklı iyi dileklerin iletilmesi ve ilerleyen süreçte benzer istişare toplantılarının sürdürülmesi temennisiyle sona erdi.

SERT ÇIKIŞ: “BU BİR DÖNÜŞÜM DEĞİL, AÇIKÇA MAĞDURİYET ÜRETME DÜZENİ!” Haber

SERT ÇIKIŞ: “BU BİR DÖNÜŞÜM DEĞİL, AÇIKÇA MAĞDURİYET ÜRETME DÜZENİ!”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yaptığı açıklamayla hem kentsel dönüşüm politikalarına hem de tarım-toprak çelişkisine sert sözlerle yüklendi. Hacıoğlu, “Bu ülkede sorun artık teknik değil, doğrudan adalet sorunudur” diyerek mevcut sistemin vatandaş aleyhine işlediğini açıkça dile getirdi. “Mülkiyet Yoksa Dönüşüm Değil, Felaket Vardır!” Hacıoğlu’nun en net vurgusu, milyonlarca insanın barınma hakkının hâlâ hukuki güvence altında olmaması oldu. Kamuoyuna yansıyan görüntülerin gerçeği saklamadığını belirten Hacıoğlu, kentsel dönüşüm adı altında yürütülen süreçlerin vatandaşta güven değil korku yarattığını söyledi: “Altını kalın çizgilerle çiziyoruz: Mülkiyeti olmayan bir yapıda kentsel dönüşüm olmaz! Olursa bunun adı dönüşüm değil, açıkça mağduriyet üretmektir.” Bugün tapusu, yapı kaydı veya resmi statüsü bulunmayan milyonlarca yapının dönüşüm kapsamına alınmasının ciddi sonuçlar doğurduğunu belirten Hacıoğlu, şu risklere dikkat çekti: Hak sahipliğinin belirsiz bırakılması Yerinde dönüşüm yerine vatandaşın yerinden edilmesi Ağır borç yükleriyle karşı karşıya kalınması Sosyal bağların koparılması ve yaşam düzeninin altüst edilmesi “Önce Yapı Kayıt, Sonra Dönüşüm!” Hacıoğlu’na göre çözüm açık ama bilinçli şekilde erteleniyor: “Yapı kayıt sistemi olmadan yapılan her dönüşüm, çözüm değil yeni bir krizdir.” Yapı kayıt sisteminin yalnızca teknik bir düzenleme değil, aynı zamanda sosyal adalet meselesi olduğunu vurgulayan Hacıoğlu, bu sistemin: Mülkiyet hakkını güvence altına alacağını Devlet-vatandaş ilişkisini yeniden tesis edeceğini Dönüşüm süreçlerini adil hale getireceğini Afet riskleri için sağlıklı veri oluşturacağını ifade etti “KENTSEL DEĞİL, RANTSAL DÖNÜŞÜM DAYATILIYOR!” Sahadan gelen tepkilerin artık gizlenemez noktaya ulaştığını söyleyen Hacıoğlu, vatandaşın talebini şu sözlerle özetledi: “Biz kentsel dönüşüm değil, rantsal dönüşüm görüyoruz! İnsanlar evlerini değil, hayatlarını kaybetme korkusu yaşıyor.” Vatandaşın talebinin son derece net ve meşru olduğunu belirten Hacıoğlu: “Önce hakkımızı verin, sonra dönüşümü konuşalım!” diyerek çağrısını yineledi. MECLİS’E AÇIK ÇAĞRI İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin talepleri ise net: Yapı kayıt düzenlemesi derhal Meclis’e getirilmeli Mülkiyet sorunları çözüme kavuşturulmalı Kentsel dönüşüm adil bir zemine oturtulmalı Hacıoğlu’nun sert uyarısı dikkat çekti: “Adalet yoksa dönüşüm de yoktur! Olsa olsa insanları yerinden etmek vardır.” TARIM ÜZERİNDEN İKİYÜZLÜLÜK ELEŞTİRİSİ: “BETONA GELİNCE SERBEST, VATANDAŞA GELİNCE YASAK!” Açıklamanın ikinci bölümünde ise hedefte bu kez tarım politikaları ve şehirleşme anlayışı vardı. Hacıoğlu, üretim modeli üzerinden çarpıcı bir karşılaştırma yaparak mevcut sistemin çelişkilerini gözler önüne serdi. 700 metrekarelik bir arazide klasik tarım yapan bir vatandaşın neredeyse hiçbir gelir elde edemediğini belirten Hacıoğlu, buna karşılık aynı alanın doğru planlandığında katbekat fazla ekonomik değer üretebildiğini söyledi. “650 kilo mısırdan elde edilen gelirle bir ailenin temel gıda ihtiyacı bile karşılanamazken, aynı alan doğru kullanıldığında adeta bir yaşam sistemine dönüşür.” Ancak asıl sert çıkış, tarım arazilerinin imara açılması konusundaydı: “Şu an oturduğunuz evlerin büyük çoğunluğu 20-30 yıl önce tarım arazisiydi. O zaman sorun yoktu da, vatandaş kendi tarlasına küçük bir yapı yaptığında mı ‘tarım düşmanı’ oluyor?” “BU DÜZEN MİLLİ SERVETİ YOK EDİYOR!” Hacıoğlu, sistemin çifte standart üzerine kurulu olduğunu savundu: Büyük projeler için tarım arazileri kolayca imara açılıyor Vatandaş kendi arazisinde yapılaşınca suçlu ilan ediliyor “Eğer gerçekten toprağı korumak istiyorsanız, o zaman buyurun şehirlerin büyük bölümünü yıkın! Çünkü hepsinin altında bir zamanlar tarım vardı.” “ADALET İMZAYLA DEĞİL, VİCDANLA OLUR!” Açıklamanın en çarpıcı cümlesi ise şu oldu: “Bir imzayla toprağı imara açınca ‘yasal’, vatandaş kullanınca ‘suç’ oluyor. Bu adalet değil, açık bir çifte standarttır.” “BAHÇELİ YAŞAM LÜKS DEĞİL, HAKTIR!” Hacıoğlu, şehirleşme politikalarının insanları doğadan kopardığını belirterek, bahçeli yaşamın bir ayrıcalık değil temel bir hak olduğunu söyledi. Langa Caddesi örneğini veren Hacıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Bir zamanlar bostan olan yerler bugün beton yığını. Ama o toprakların hafızası hâlâ yaşıyor. Langa hıyarı hâlâ bir efsane olarak anılıyorsa, bu bize neyi kaybettiğimizi anlatmaya yeter.” SON SÖZ: “BU ARTIK BİR UYARI DEĞİL, AÇIK BİR İSYANDIR” İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin açıklaması, yalnızca bir basın metni değil; büyüyen bir toplumsal tepkinin sert bir dışavurumu olarak değerlendiriliyor. Mesaj net: Mülkiyet çözülmeden dönüşüm olmaz. Adalet sağlanmadan sistem işlemez. Toprak korunmadan gelecek kurulmaz. Ve en önemlisi: Vatandaş yok sayılarak hiçbir politika ayakta kalmaz.

“Hakkımız Gasbedildi, 35 Aydır Sistematik Mağduriyet Yaşıyoruz” Haber

“Hakkımız Gasbedildi, 35 Aydır Sistematik Mağduriyet Yaşıyoruz”

Türkiye’de milyonlarca memur emeklisini ilgilendiren maaş ve özlük hakları tartışması, son dönemde giderek sertleşen açıklamalarla yeniden gündemin üst sıralarına taşındı. Memur emeklileri, özellikle seyyanen zam uygulaması ve maaş bağlama oranlarındaki düşüş üzerinden iktidara, muhalefete, sendikalara ve kamuoyuna yönelik çok yönlü bir eleştiri dalgası başlattı. “Maaş Bağlama Oranları Düşürüldü” İddiası Tartışmanın merkezinde, son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerle memur emeklilerinin maaş bağlama oranlarının ciddi şekilde gerilediği iddiası yer alıyor. Emekli temsilcileri, bu oranın yüzde 50 seviyelerinden yüzde 38’lere kadar düştüğünü öne sürerek, bunun “hukuki bir düzenleme değil, hak kaybı yaratan bir müdahale” olduğunu savunuyor. Bu çerçevede yapılan değerlendirmelerde, torba yasalar aracılığıyla gerçekleştirilen değişikliklerin şeffaflıktan uzak olduğu ve emeklilerin aleyhine sonuçlar doğurduğu ileri sürülüyor. “Memur ile Emeklisi Aynı Statüdedir” Memur emeklileri tarafından dile getirilen en temel hukuki argümanlardan biri ise statü meselesi. Buna göre: Memurlar ve memur emeklileri aynı hukuki statünün devamı olarak görülmeli Emeklilik sonrası haklar, görevdeki memurun haklarından türetilmeli Bu nedenle ücret ve zam politikalarında keskin ayrımlar yapılmamalı Bu yaklaşımı savunan emekliler, çalışan memurlara verilen seyyanen zamların emeklilere yansıtılmamasını “eşitlik ilkesine aykırı” olarak nitelendiriyor. Seyyanen Zam Tartışması: “Her Ay 22 Bin TL Kayıp” En dikkat çekici iddialardan biri ise seyyanen zam kaynaklı gelir kaybı. Memur emeklileri, 14 Temmuz 2023’ten bu yana geçen yaklaşık 35 aylık süreçte: Her ay ortalama 22.157 TL kayıp yaşandığını Toplam kaybın kişi başı 775 bin TL seviyesine ulaştığını öne sürüyor. Bu rakamlar bağımsız kaynaklarca doğrulanmış resmi veriler olmamakla birlikte, sahadaki memur emeklilerinin tepkisinin boyutunu göstermesi açısından önemli bir gösterge olarak değerlendiriliyor. “İktidar, Muhalefet ve Sendikalar Sessiz” Eleştirisi Açıklamalarda yalnızca iktidar değil, muhalefet partileri, sendikalar ve sivil toplum kuruluşları da eleştirilerin hedefinde. Memur emeklileri: İktidarın “hukuksuz düzenlemeleri kalıcı hale getirdiğini” Muhalefetin konuyu yeterince gündeme taşımadığını Sendikaların ve konfederasyonların etkisiz kaldığını iddia ediyor. Bu durum, yaklaşık 2,5 milyon memur emeklisinin kendisini “siyasi ve kurumsal olarak yalnız bırakılmış” hissetmesine yol açıyor. Sosyal ve Ekonomik Etkiler Uzmanlara göre, maaş politikaları ve alım gücündeki düşüş yalnızca bireysel değil, toplumsal sonuçlar da doğuruyor. Özellikle: Emekli maaşlarının açlık sınırına yaklaşması Sabit gelirli kesimlerde yoksullaşmanın derinleşmesi Sosyal adalet algısının zedelenmesi gibi başlıklar, tartışmanın ekonomik boyutunu güçlendiriyor. Hukuki Süreç ve Beklentiler Memur emeklileri, yaşanan durumun Anayasa’nın eşitlik ve kazanılmış haklar ilkesiyle çeliştiğini savunarak yargı yollarına da işaret ediyor. Anayasa Mahkemesi’ne yönelik çağrılar ve hukuki mücadele vurgusu, sürecin yalnızca siyasi değil aynı zamanda yargısal bir boyut kazandığını gösteriyor. “Bu Süreç Unutulmayacak” Memur emeklilerinin açıklamalarında en dikkat çeken unsurlardan biri de kullanılan dilin sertliği ve kararlılık vurgusu. “Hak kaybı”, “gasp”, “adaletsizlik” gibi ifadeler öne çıkarken, sürecin ilerleyen dönemde siyasi sonuçlar doğurabileceği mesajı da veriliyor. Çözüm Arayışı Derinleşiyor Memur emeklilerinin talepleri üç ana başlıkta toplanıyor: Seyyanen zamların emeklilere de yansıtılması Maaş bağlama oranlarının yeniden düzenlenmesi Geçmiş kayıpların telafi edilmesi Önümüzdeki süreçte hükümetin bu taleplere nasıl yanıt vereceği, muhalefetin konuyu ne ölçüde sahiplenebileceği ve yargıdan çıkacak olası kararlar, milyonlarca emeklinin ekonomik geleceğini doğrudan etkileyecek. Ancak mevcut tabloya bakıldığında, memur emeklileri açısından tartışmanın kısa vadede sona ermesinden ziyade daha da büyüyerek devam etmesi bekleniyor.

Bursa’da Emeklilik Mücadelesine Destek Çağrısı: “Mezarda Emekliliğe Hayır” Haber

Bursa’da Emeklilik Mücadelesine Destek Çağrısı: “Mezarda Emekliliğe Hayır”

Emekli ve emekçilerin hak mücadelesine dikkat çekmek amacıyla Bursa’da düzenlenecek basın açıklaması öncesinde önemli bir çağrı yapıldı. Emekli ve Emekçi Dernekleri Federasyonu (EMEDFED) Genel Başkan Yardımcısı Alper Özüpak, tüm emekli ve emekçi kesimleri yarın gerçekleştirilecek buluşmaya davet etti. Özüpak, organizasyona öncülük eden Mihriban Uğurlu’ya teşekkür ederek, emeklilikte yaşanan sorunların kamuoyuna daha güçlü bir şekilde duyurulması gerektiğini vurguladı. Açıklamada, özellikle Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesinin ardından ortaya çıkan yeni mağduriyetlere dikkat çekildi. “EYT düzenlemesi sonrasında emeklilik hakkı hâlâ tam anlamıyla sağlanmış değildir” diyen Özüpak, birçok çalışanın emeklilik için uzun yıllar daha beklemek zorunda bırakıldığını ifade etti. Bu durumun sosyal adalet ve eşitlik ilkeleriyle bağdaşmadığını belirten Özüpak, “1 dakika, 1 saat, 1 gün farkla insanlara 17-20 yıl ek süre yüklenmesi kabul edilemez” sözleriyle tepkisini dile getirdi. Basın açıklamasında, emeklilik sistemindeki adaletsizliklere karşı ortak bir duruş sergilenmesi hedefleniyor. “Mezarda emekliliğe hayır” sloganıyla yapılacak buluşmada, hak kaybı yaşayan vatandaşların sesini duyurması bekleniyor. Özüpak ayrıca, yalnızca kendi hakları için değil, gelecek nesillerin sosyal güvencesi için de mücadele ettiklerini belirterek, tüm emekçileri dayanışmaya çağırdı. “Hakkını arayan, ‘hak ettiğim emekliliği istiyorum’ diyen herkesle Bursa’da buluşacağız” ifadelerini kullandı. Gönül başkanın da katılım sağlayacağı basın açıklamasının, emeklilik sistemiyle ilgili taleplerin kamuoyuna taşınmasında önemli bir adım olması bekleniyor. Yetkililere çağrıda bulunan EMEDFED temsilcileri, emeklilikte yaşanan sorunların kalıcı ve adil çözümlerle giderilmesini talep ederken, Bursa’daki buluşmanın bu mücadelenin önemli bir parçası olacağını vurguladı.

DSP Bursa İl Başkanı Mehmet Seskır’dan “Ecevit Vizyonu” Vurgusu: Bursa, Üretimin ve Emek Mücadelesinin Kalbidir Haber

DSP Bursa İl Başkanı Mehmet Seskır’dan “Ecevit Vizyonu” Vurgusu: Bursa, Üretimin ve Emek Mücadelesinin Kalbidir

Mehmet Seskır, yaptığı kapsamlı değerlendirmede Bülent Ecevit’in Bursa’ya yönelik vizyonunu yeniden gündeme taşıyarak, kentin Türkiye’nin kalkınma modelindeki stratejik rolüne dikkat çekti. Seskır, açıklamasında Bursa’nın yalnızca bir sanayi kenti değil, aynı zamanda emeğin, üretimin ve sosyal adalet arayışının en güçlü merkezlerinden biri olduğunu vurguladı. “Bursa, Demokratik Sol Kalkınma Modelinin Temel Taşlarından Biri” Seskır, Demokratik Sol Parti’nin kurucu lideri Bülent Ecevit’in, Bursa’yı Türkiye’nin üretim odaklı kalkınma stratejisinde özel bir konuma yerleştirdiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Ecevit’in kalkınma anlayışı, rant değil üretim üzerine kuruluydu. Bu çerçevede Bursa; organize sanayi bölgeleri, güçlü işçi potansiyeli ve yüksek tarımsal verimliliği ile Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığının teminatı olarak görülmüştür. Bu vizyon bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır.” “Üretim Ekonomisi Yeniden İnşa Edilmelidir” Bursa’nın sahip olduğu sanayi altyapısının Türkiye ekonomisi açısından kritik önemde olduğunu ifade eden Seskır, üretim odaklı politikaların terk edilmesinin ülkeye ağır bedeller ödettiğini savundu. Ecevit’in “üreten Türkiye” idealine atıf yapan Seskır, sanayi üretiminin artırılması ve yerli üreticinin desteklenmesi gerektiğini belirtti. “Bursa’daki organize sanayi bölgeleri yalnızca üretim alanları değil, aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik direncinin merkezleridir. Bu merkezlerin güçlendirilmesi, dışa bağımlılığın azaltılması açısından hayati önemdedir.” “İşçi Hakları, Kalkınmanın Ayrılmaz Parçasıdır” Sanayi kenti kimliğiyle öne çıkan Bursa’da işçi haklarının korunmasının vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Seskır, Bülent Ecevit’in emek odaklı siyaset anlayışının altını çizdi: “Ecevit, yalnızca üretimi değil, o üretimi gerçekleştiren emekçiyi merkeze alan bir liderdi. Sendikal örgütlenme, toplu sözleşme hakkı ve sosyal adalet, onun siyasetinin temel taşlarıydı. Bursa gibi işçi yoğunluğu yüksek bir kentte bu anlayışın yeniden güçlendirilmesi kaçınılmazdır.” “Sanayi ile Tarım Arasında Stratejik Denge” Seskır, Bursa’nın yalnızca bir sanayi merkezi olarak değil, aynı zamanda önemli bir tarım kenti olarak da değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Ecevit’in kalkınma modelinde sanayi ve tarımın birbirini tamamlayan iki unsur olduğuna dikkat çeken Seskır, şu ifadeleri kullandı: “Bursa’nın bereketli toprakları ile güçlü sanayi altyapısı birlikte değerlendirildiğinde ortaya sürdürülebilir bir kalkınma modeli çıkmaktadır. Tarımın ihmal edilmesi ya da sanayinin kontrolsüz büyümesi, bu dengeyi bozacaktır. Ecevit’in ortaya koyduğu model, bu iki alanın uyum içinde gelişmesini öngörmektedir.” “Karaoğlan’ın Mirası Bursa’da Yaşamaya Devam Ediyor” Bülent Ecevit’in özellikle Anadolu’da ve sanayi kentlerinde büyük bir halk desteği gördüğünü hatırlatan Seskır, Bursa’nın bu süreçte Demokratik Sol Parti için her zaman güçlü bir toplumsal taban sunduğunu ifade etti. “Ecevit’in ‘Karaoğlan’ olarak halkın gönlünde yer ettiği dönemde Bursa, emeğin ve üretimin siyasette karşılık bulduğu en önemli şehirlerden biri olmuştur. Bugün de aynı ruh, aynı inanç ve aynı kararlılıkla Bursa’da demokratik sol anlayışı yeniden büyütme hedefindeyiz.” “Bursa, Türkiye’nin Geleceğinde Anahtar Rol Oynayacak” Açıklamasının sonunda Seskır, Bursa’nın sahip olduğu potansiyelin doğru politikalarla Türkiye’nin ekonomik ve sosyal geleceğinde belirleyici olacağını ifade etti. Üretim, emek ve adalet ekseninde şekillenecek bir kalkınma modelinin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Seskır, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Bursa, yalnızca geçmişte değil, gelecekte de Türkiye’nin kalkınma hikâyesinin merkezinde yer alacaktır. Bizler, Ecevit’in mirasına sahip çıkarak üretimi, emeği ve adaleti önceleyen bir anlayışı yeniden hakim kılmakta kararlıyız.” Bu kapsamlı değerlendirme, Bursa’nın hem ekonomik hem de toplumsal açıdan taşıdığı stratejik önemin bir kez daha altını çizerken, demokratik sol perspektifin kentte yeniden güçlendirilmesi yönünde güçlü bir irade ortaya koydu.

“Memur Emeklisi Çöküşte: Seyyanen Zam Oyunu, Hak Kayıpları ve Derinleşen Adaletsizlik” Haber

“Memur Emeklisi Çöküşte: Seyyanen Zam Oyunu, Hak Kayıpları ve Derinleşen Adaletsizlik”

Türkiye’de memur ve memur emeklilerinin içinde bulunduğu ekonomik tablo her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Son üç yılda yaşanan gelişmeler, özellikle memur emeklileri açısından yalnızca bir gelir kaybını değil, açık bir sistemsel adaletsizliği de gözler önüne seriyor. Bugün gelinen noktada tablo net: Memura verilen 22.157 TL’lik seyyanen artış, maaş dengesini kökten bozarken, bu artıştan yararlanamayan memur emeklileri adeta sistemin dışına itilmiş durumda. “Aynı Maaş, Üç Kat Farklı Emeklilik” En dikkat çekici çarpıklık ise aynı gelir seviyesine sahip çalışanlar arasındaki uçurumda ortaya çıkıyor. Bugün aktif bir memur 16.500 TL ile 22.000 TL bandında maaş alırken, aynı seviyedeki bir işçi; tüm kazançlarının emekliliğe yansıması nedeniyle 2,5 ila 3 kat daha yüksek emekli aylığı ve ikramiye hakkı elde ediyor. Bu durum yalnızca ekonomik bir eşitsizlik değil; Anayasa’ya, 5510 sayılı yasaya, uluslararası sözleşmelere ve en temel hukuk ilkelerine açık bir aykırılık olarak değerlendiriliyor. Seyyanen Zam: Kalıcı Çözüm Değil, Geçici Perdeleme Uzmanlara göre seyyanen zam uygulaması, maaşları kısa vadede artırıyor gibi görünse de uzun vadede emeklilik sistemini çökerten bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. Çünkü bu artışlar emekli maaşına yansımıyor. Bu da şu sonucu doğuruyor: Çalışan memur ile emekli memur arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor. Memur emeklileri bu durumu tek bir cümleyle özetliyor: “Biz her ay biraz daha eriyoruz.” Sendikalara Sert Eleştiri: “Ortada Temsil Yok” Tepkilerin bir diğer odağı ise memur sendikaları ve konfederasyonlar. Eleştiriler oldukça sert: Sendikaların asli görevlerini yerine getirmediği, Üyelerinin haklarını savunmak yerine gündem dışı konularla meşgul olduğu, “Mış gibi” bir sendikacılık yürütüldüğü iddiaları kamuoyunda giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor. Memur ve emekliler arasında yaygınlaşan görüş ise şu: “Eğer hak aramak sosyal medyaya kaldıysa, sendikalar görevini yapmıyor demektir.” Bu noktada bazı kesimler, memurların sendikalardan toplu şekilde istifa etmesi ve ilgili kurumlara şikayette bulunması gerektiğini savunuyor. “Hukuk Çiğnendi” İddiası Tartışmaların merkezinde ise 2023 Temmuz ayında yapılan seyyanen zam var. İddialara göre bu artışın memur emeklilerine de yansıtılması gerekiyordu. Ancak uygulamada bu gerçekleşmedi. Bu durum, yaklaşık 2,5 milyon memur emeklisinin anayasal hakkının gasp edildiği yönünde yorumlara neden oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce dile getirdiği: “Kanunların arkasından dolanılarak millete hizmet edilmez” sözleri de tartışmaların merkezine taşındı. 34 Aydır Süren Sessizlik Memur emeklileri yaklaşık 34 aydır yaşadıkları kayıpları dile getiriyor. Ancak eleştirilere göre: Siyaset kurumu yeterince güçlü bir refleks göstermiyor Medya bu konuyu gündemde tutmuyor Sendikalar etkili bir mücadele yürütmüyor Bu tablo, “görmezden gelinen bir kriz” eleştirilerini beraberinde getiriyor. Siyasi Tartışma: “Neden Bu Konu Gündem Olmuyor?” Kamuoyunda giderek büyüyen bir diğer soru ise şu: Türkiye’de farklı siyasi konular yoğun şekilde tartışılırken, milyonlarca memur emeklisini ilgilendiren bu meselenin neden güçlü bir şekilde gündeme taşınmadığı sorgulanıyor. Bazı kesimler, muhalefetin de bu konuda yeterince etkili bir politika üretmediğini savunuyor. “Bu Bir Geçim Krizi Değil, Varoluş Meselesi” Memur emeklilerinin kullandığı ifadeler ise durumun vahametini ortaya koyuyor: “Her geçen gün daha da yoksullaşıyoruz” “Haklarımız elimizden alındı” “Adalet yoksa yaşam da yok” Ekonomistler ve sosyal politika uzmanları ise uyarıyor: Bu sorun yalnızca bir maaş meselesi değil; sosyal adalet, hukuk devleti ve kamu dengeleri açısından kritik bir kırılma noktası.

Fatih Yeniay’dan Sert Açıklama: Haber

Fatih Yeniay’dan Sert Açıklama:

Bursa – Çıraklık ve Staj Sigortası Mağdurları Derneği Başkanı Fatih Yeniay, emekçilerin haklarının savunulmasında yaşanan büyük adaletsizliği ve sessizliği sert sözlerle eleştirdi. Yeniay, “Emeğin temsilcisi olduğunu iddia edenler, çocuk yaşta sömürülen bir neslin hakkı söz konusu olduğunda dut yemiş bülbüle dönüyor. Bizim alın terimiz, sizin siyasi hesaplarınıza sığmaz. Sessizlik her zaman rıza değildir, bazen büyük bir fırtınanın habercisidir ve biz o fırtınayı hak arama meydanlarında estirmeye kararlıyız” dedi. Fatih Yeniay, Çıraklık ve Staj Sigortası mağdurlarının hak arayışının son derece haklı bir mücadele olduğunu belirterek, “Bizim sesimiz duyulmadan, alın terimiz hiçbir zaman değer kazanamayacak. Emeğiyle geçinen, geleceğini kurmaya çalışan bu gençlerin hakkı söz konusu olduğunda, gözler neden kör oluyor? Bu sessizliğe bir son vermek, emekçilerin yanında durmak, tüm sendikaların sorumluluğudur. Sendikalar susmasın, işçinin evladının hakkını savunmak için daha neyi bekliyorsunuz?” şeklinde sert sözlerle uyardı. “Stajyer ve Çırakların Sigorta Başlangıcı Verilsin!” Yeniay, özellikle stajyer ve çıraklık sistemine yönelik taleplerini ise şu şekilde dile getirdi: “SGK numaramız var, tescil tarihlerimiz var, SGK kartlarımız var ve e-devlette ilk işe giriş tarihimizi gösteriyor. Ancak bu, bizim sigorta başlangıcımızın tam anlamıyla kayda geçmesi için yeterli değil. Staj ve çıraklık dönemi sigorta başlangıcı olarak kabul edilmeli ve tam sigorta hakkımız verilmelidir!” Yeniay, “Stajyer ve çırakların hakları, hiçbir şekilde göz ardı edilemez. Bu gençler, devlete emek vermiş, sigorta sicil kartı almış ve o dönemde çalışmış olan bireylerdir. Onların çalışma hayatında olduğu gibi, sosyal güvenlik haklarının da doğru bir şekilde verilmesi gerekir” dedi. Sosyal Devlete Güveniyoruz, Çözüm İradesi İstiyoruz Yeniay, hükümete ve yetkililere yönelik net bir çağrı yaparak, “Sosyal Devlet anlayışına güveniyoruz ve bu sorunun çözülmesi için bir an önce harekete geçilmesini bekliyoruz. Eğer politikalar gerçekten paydaşlarla belirlenecekse, Türkiye’nin en büyük sivil toplum hareketlerinden biri olan federasyonumuzun talepleri bu masanın başköşesinde yer almalıdır. Bu mesele, sadece bir rakam değil, bir neslin devlete olan güveninin sınavıdır. 1986 yılında çıkarılan 3308 sayılı kanunun yarattığı boşluk, artık taşınamaz bir yük haline gelmiştir. Bu boşluğu doldurmak, devletin sorumluluğundadır!” “Bundan Sonra Geri Adım Atmak Yok!” Fatih Yeniay, Türkiye’deki staj ve çıraklık mağdurlarının adalet mücadelesinin sadece bireysel bir hak talebi olmadığını, aynı zamanda “bu mesele, Türkiye’nin en büyük sosyal adalet sınavıdır. Çıraklık ve staj döneminde sigortalı sayılmayan milyonlarca vatandaşın hakkı söz konusudur. 1986’dan beri süregelen mağduriyetin son bulması gerektiğini bir kez daha Beştepe’ye seslenerek dile getiriyoruz. Bu, sadece gençlerin sigorta haklarının teslimi değil, aynı zamanda Türkiye’nin tüm sosyal güvenlik sisteminin doğru bir şekilde işlemesi meselesidir” dedi. "Devletin Çıraklarına Verdiği Sigorta Sicil Kartı, Bir Vaat Değil, Bir Haktır!" Yeniay, son olarak şunları söyledi: “Devletin çıraklarına verdiği sigorta sicil kartları, bir vaat değil, bir haktır! Bu hak, yıllardır ihmal edilmiş ve görmezden gelinmiştir. Ancak, biz bu haksızlığı çözmek için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Bu işin peşini bırakmayacağız. Biz, devletin ciddiyetine ve çözüm iradesine inanıyoruz. Çırakların özlük haklarının teslim edilmesi gerektiğini haykırmaya devam edeceğiz” diyerek kararlı duruşlarını yineledi. "Bu Mesele Sadece Sayılarla İlgili Değil, Bir Neslin Geleceğiyle İlgili" Son olarak, “Bundan sonra geri adım atmak yok! Bu mesele sadece rakamlarla ilgili değil, bir neslin geleceği, devletine olan güvenidir. Milyonların hakkı gasp edilemez. Biz, hak arama yolunda kararlılıkla ilerleyeceğiz ve bir gün bu adaletsizliğin son bulacağına inanıyoruz. Bizim mücadelemiz, emek ve adalet mücadelesidir. Ve bu mücadelenin sonunda kazanan, emeğin ve adaletin kendisi olacaktır!” şeklinde sert bir mesaj verdi. Çıraklık ve Staj Sigortası Mağdurları Derneği Başkanı Fatih Yeniay, bu haklı mücadelesinin bir an bile olsun duraksamadan süreceğini ve tüm mağduriyetlerin ortadan kaldırılması için kararlılıkla hareket etmeye devam edeceklerini vurguladı. Milyonların ortak kaderini etkileyen bu kritik mesele, artık Türkiye’nin en önemli sosyal adalet konularından birine dönüşmüş durumda. Çıraklık ve staj sigortası mağdurlarının hak arayışları, tüm kamuoyunun dikkatini çekerken, devletin çözüm üretmesi gerektiği konusunda kararlı bir duruş sergileyen Yeniay, “Emeğimize sahip çıkılmadığı sürece, bu fırtına hiçbir zaman dinmeyecek” diyerek mücadelesine devam edeceğini açıkladı.

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Açıklamalar: Kırsal Mahallelerde Yıkım Kararlarına Karşı Mücadele Başlatıldı! Haber

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Açıklamalar: Kırsal Mahallelerde Yıkım Kararlarına Karşı Mücadele Başlatıldı!

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yapı güvenliğini artırmak ve özellikle yangın güvenliğini ön planda tutarak, yapıların izlenmesini savunarak kritik bir çağrıda bulundu. Yapı güvenliği ve denetim süreçlerinin gücünün artırılması gerektiğini vurgulayan Hacıoğlu, inşaat sürecindeki tüm aktörlerin görev, yetki ve sorumluluklarının net bir şekilde tanımlanmasını içeren yaklaşımını son derece değerli bulduğunu belirtti. Ancak, söz konusu yaklaşımın sadece planlama ve denetimle sınırlı kalmaması, aynı zamanda sahada karşılaşılan yapısal sorunların çözümüne yönelik somut adımlar atılmasının gerektiğini ifade etti. "Bu Sorunların Çözümü, Mağduriyetleri Giderecektir" Hacıoğlu, "Eğer bu yaklaşım sahada ciddi şekilde uygulanırsa, uzun yıllardır devam eden mağduriyetler de ortadan kalkacaktır" diyerek, kırsal mahallelerde imar planlarının yapılmaması ve 2018 İmar Barışı sürecinde yaşanan mağduriyetlerin acil çözüm bekleyen başlıca problemler arasında yer aldığını ifade etti. 2014 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun ile ülke genelinde 17.000 köyün mahalle statüsüne dönüştüğüne dikkat çeken Hacıoğlu, bu süreçte belediyelere verilen imar planı yapma sorumluluğunun büyük bir hayal kırıklığına yol açtığını belirtti. "Yasaya göre, imar planlarının iki yıl içinde yapılması gerekiyordu ama üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen, birçok bölgede imar planları hâlâ yapılmamış durumda" dedi. Ruhsatsız Yapılar ve Ağır Mağduriyetler Hacıoğlu, belediyelerin yerine getirmediği yükümlülükler nedeniyle söz konusu alanlarda yapılarının ruhsatsız ve kaçak durumuna düştüğünü, vatandaşların ruhsat almak için başvuruda bulundukları halde sonuç alamadıklarını belirterek, "Bu eksiklik, vatandaşları büyük mağduriyetlere uğratmış ve tamamen idarenin ihmalinden kaynaklanmıştır" dedi. İmar Barışı Mağduriyetleri 2018’de hayata geçirilen İmar Barışı düzenlemesiyle yapılan başvuruların çoğunun, süreçten yaklaşık iki yıl sonra iptal edilmeye başlandığını ifade eden Hacıoğlu, bu iptallerin gerekçe olarak sunulan uydu görüntülerinin güncel olmaması ve başvuru aşamasında etkin denetim yapılmaması sebebiyle büyük bir mağduriyet yaşandığını söyledi. "Bu süreç, denetim kriterlerinin ve uygulama yönetmeliğinin vatandaşlara doğru bir şekilde aktarılmaması sonucu, telafisi güç hak kayıplarına yol açmıştır." Mudanya'da Yıkım Kararları ve Ailelerin Geleceği Özellikle Bursa Mudanya Belediyesi tarafından alınan 2.000’in üzerinde yıkım kararına dikkat çeken Hacıoğlu, bu yapıların çoğunun kırsal alanlarda bulunan, az katlı, basit yapılar olduğunu, genellikle güvenli ve kullanımda olan yapılar olduğunu belirterek, "Bu binaların yıkılması, sadece bireysel ve milli servetin yok edilmesine yol açmakla kalmaz, binlerce ailenin barınma hakkını da zedeler" dedi. Hacıoğlu, bu durumun sosyal ve ekonomik sorunları daha da derinleştireceği konusunda uyarılarda bulundu. Talepler: Yapıların Güvenliğini Sağlamak ve Sosyal Adaletin Önünü Açmak İbrahim Hacıoğlu, çözüm önerilerini ise net bir şekilde sıraladı: Kırsal Mahallelerde Yıkımların Durması: İmar planları yapılıncaya kadar kırsal mahallelerde alınan yıkım kararlarının durdurulması gerektiğini vurguladı. Güvenli Yapıların Kayıt Altına Alınması: Yapıların afet risk analizlerinin yapılarak güvenli olanların kayıt altına alınmasını talep etti. Riskli Yapıların Güçlendirilmesi veya Dönüşümü: Riskli yapılar için güçlendirme ve dönüşüm süreçlerinin başlatılması gerektiğine dikkat çekti. Ekonomiye Katkı: Güvenli yapılar, devlet hazinesi ve belediye bütçelerine katkı sağlayacak şekilde ekonomiye kazandırılmalıdır. Hacıoğlu, "Bu mesele, siyasi bir tartışma konusu değildir; hukuk, vicdan, sosyal adalet ve kamu yararı çerçevesinde ele alınması gereken bir toplumsal sorundur" dedi. İmar planları tamamlanana ve hukuki belirsizlikler giderilene kadar, yıkım kararlarının durdurulması için gereğinin yapılması gerektiğini ifade etti. "Hukuk ve Adaletin Yanındayız" Hacıoğlu, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: "İmar planlarının bir an önce yapılması, inşaat süreçlerinin denetiminin güçlendirilmesi ve bu konuda mağduriyet yaşayan vatandaşlarımıza çözüm bulunması, hepimizin ortak sorumluluğudur. Bizler, yapının güvenliğini esas alan ve kamu yararını gözeten bir yaklaşımı savunuyoruz ve bu noktada ne olursa olsun mücadelemizi sürdüreceğiz." Hacıoğlu’nun açıklamaları, sadece yerel yönetimlere değil, aynı zamanda tüm kamuoyuna önemli bir sorumluluk çağrısı olarak yankı buldu.

İŞÇİDER’den İftar Programında İşçi Hakları Vurgusu: “Emekçinin Alım Gücü Yaşam Mücadelesinin Gerisinde” Haber

İŞÇİDER’den İftar Programında İşçi Hakları Vurgusu: “Emekçinin Alım Gücü Yaşam Mücadelesinin Gerisinde”

İşçi haklarının korunması ve geliştirilmesi amacıyla faaliyet gösteren İŞÇİDER (İşçi Haklarını Koruma Derneği), anlamlı bir iftar programına ev sahipliği yaptı. Dernek üyeleri ile birlikte şehit işçilerin ailelerinin de katıldığı programda, çalışma hayatında yaşanan sorunlar, işçi güvenliği, asgari ücret ve emekli aylıklarının yetersizliği gibi konular kapsamlı şekilde ele alındı. İŞÇİDER Genel Başkanı İsmail Doru, programda yaptığı konuşmada Türkiye’de emekçilerin karşı karşıya kaldığı ekonomik ve sosyal sorunlara dikkat çekerek, özellikle son yıllarda artan hayat pahalılığı karşısında işçilerin alım gücünün ciddi şekilde zayıfladığını vurguladı. Doru, mevcut asgari ücret ve emekli maaşlarının çalışanların ve emeklilerin temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığını ifade etti. “Emekçinin Geliri Hayata Tutunmaya Yetmiyor” Konuşmasında işçilerin günlük yaşamda karşılaştığı ekonomik zorlukları detaylandıran Doru, ücret politikalarının yeniden ele alınması gerektiğini belirtti. Asgari ücretin yalnızca bir geçim ücreti değil, aynı zamanda insan onuruna yakışır bir yaşam standardını garanti altına alması gerektiğini dile getiren Doru, mevcut şartlarda çalışanların büyük bölümünün geçim mücadelesi verdiğini söyledi. Doru, “Bugün birçok emekçi, aldığı ücretle ay sonunu getirebilmenin mücadelesini veriyor. Asgari ücret ve emekli aylıkları, artan yaşam maliyetleri karşısında ne yazık ki hayata tutunmaya yetmiyor. Bu durum, yalnızca ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda sosyal adalet ve insan onuru meselesidir” ifadelerini kullandı. İş Kazalarına ve İşçi Güvenliğine Dikkat Çekildi İftar programının önemli başlıklarından biri de iş kazaları ve iş güvenliği konusu oldu. Türkiye’de her yıl çok sayıda işçinin iş kazaları nedeniyle hayatını kaybettiğine dikkat çeken Doru, bu kayıpların yalnızca istatistiklerden ibaret olmadığını, her birinin geride acı ve sorumluluk bırakan insan hikâyeleri olduğunu söyledi. “Her Kaybın Ardında Bir Emanet Var” Şehit işçilerin ailelerinin programa katılımının, iş kazalarının toplum üzerindeki derin etkisini bir kez daha hatırlattığını belirten Doru, işçi ölümlerinin önlenmesi için daha güçlü denetim mekanizmaları ve etkin iş güvenliği politikalarının hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Doru, konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu: “İş kazalarında hayatını kaybeden her bir emekçi, geride bir aile, bir umut ve bir emanet bırakıyor. Bizler, o emanetlere sahip çıkmayı yalnızca bir sorumluluk değil, aynı zamanda vicdani bir görev olarak görüyoruz. İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanında atılacak her adım, aslında bir hayatın kurtarılması anlamına gelir.” Dayanışma ve Sosyal Adalet Mesajı İŞÇİDER’in düzenlediği iftar programı, yalnızca bir buluşma değil aynı zamanda dayanışma ve farkındalık platformu olarak da dikkat çekti. Katılımcılar, çalışma hayatında daha adil koşulların sağlanması, işçi haklarının güçlendirilmesi ve iş güvenliği standartlarının yükseltilmesi gerektiği konusunda ortak görüş bildirdi. Program, şehit işçilerin aileleriyle yapılan sohbetler ve dayanışma mesajlarıyla sona ererken, İŞÇİDER yönetimi işçi hakları mücadelesinin kararlılıkla sürdürüleceğini ve emekçilerin sesi olmaya devam edeceklerini vurguladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.