Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sorumluluk

Gürsu Haber - Sorumluluk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sorumluluk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Orhangazi’de Mezbaha Krizi Büyüyor: “Yetki Sizde, Sorumluluk Sizde… Peki 5 Yıldır Neden Sessizlik?” Haber

Orhangazi’de Mezbaha Krizi Büyüyor: “Yetki Sizde, Sorumluluk Sizde… Peki 5 Yıldır Neden Sessizlik?”

Orhangazi’de yıllardır çözülemeyen mezbaha sorunu artık siyasi tartışmanın ötesine geçerek doğrudan kamu sağlığını ve ilçe ekonomisini tehdit eden bir krize dönüşmüş durumda. Resmî belgeler ortadayken sürecin hâlâ sürüncemede bırakılması, tepkilerin dozunu her geçen gün artırıyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nin 24 Ekim 2019 tarihli ve 1580 sayılı kararı, tartışmaya yer bırakmayacak kadar açık: Mezbaha yapım yetkisi Orhangazi Belediyesi’ne devredilmiş durumda. Yani bugünün tablosunda sorumluluğun muhatabı tartışmasız biçimde belli. Yetki Orhangazi Belediyesi’nde. Sorumluluk Orhangazi Belediyesi’nde. Üstelik belediyenin kendi yönetmeliklerine göre Veteriner İşleri Müdürlüğü’nün görevleri arasında mezbaha kurmak ve işletmek açıkça yer alıyor. Buna rağmen geçen 5 yıllık sürede tek bir somut adım atılmamış olması “ihmal” tartışmasını çoktan geride bırakmış durumda. KURBAN BAYRAMI KAPIDA, RİSK BÜYÜYOR Kurban Bayramı yaklaşırken tablo daha da çarpıcı hale geliyor. Her yıl tekrar eden sorunların bu yıl da kapıda olduğu açıkça görülüyor: Vatandaş kurban kesimi için çözüm arayacak, Üretici ilçe dışına gitmek zorunda kalacak, Kontrolsüz ve sağlıksız kesim riski yeniden büyüyecek. Tüm bu öngörülebilir risklere rağmen belediyenin hâlâ sessizliğini koruması kamuoyunda “bilinçli bir kayıtsızlık mı?” sorusunu gündeme taşıyor. “BU ARTIK PLANSIZLIK DEĞİL, AÇIK İHMAL” Orhangazi’nin hayvancılık kapasitesi ise sorunun ciddiyetini katlayarak artırıyor. İlçede yaklaşık 600 işletme, 15 bin büyükbaş ve 12 binden fazla küçükbaş hayvan bulunuyor. Böylesine güçlü bir üretim altyapısına rağmen mezbaha eksikliği, yalnızca bir hizmet açığı değil; doğrudan yönetim zafiyeti olarak değerlendiriliyor. Ortaya çıkan tablo net: Üretici mağdur ediliyor. Tüketici riske atılıyor. İlçe ekonomisi zarar görüyor. Bu noktada yapılan eleştiriler de sertleşiyor. Konuyla ilgili açıklama yapan İYİ Parti Orhangazi İlçe Başkanı Bülent Bakış, meseleyi doğrudan sorumluluk ekseninde değerlendirdi: “Bu mesele siyaset değil, sorumluluk meselesidir. Bu mesele ihmal değil, yerine getirilmeyen açık bir görevdir.” BELEDİYEYE SERT ÇAĞRI: “SÖZ DEĞİL, TAKVİM AÇIKLAYIN” Bakış, Orhangazi Belediyesi’ne yönelik çağrısını da net ve tartışmaya kapalı ifadelerle dile getirdi: “Kurban Bayramı öncesi acil geçici çözüm planını derhal açıklayın. Kalıcı mezbaha projesi için somut bir takvim ortaya koyun ve yapım sürecini başlatın.” SABIR TAŞTI: “ARTIK İCRAAT ZAMANI” Orhangazi kamuoyunda yükselen ortak tepki ise oldukça açık: Artık vaat değil, somut adım isteniyor. Yıllardır ötelenen mezbaha meselesi, çözülmediği her gün daha büyük bir soruna dönüşürken, gözler tamamen Orhangazi Belediyesi’ne çevrilmiş durumda. Bülent Bakış açıklamasını sert bir uyarıyla noktaladı: “Orhangazi halkı artık söz değil, icraat görmek istiyor. Bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız.” Gelinen noktada soru basit ama yanıtı hâlâ yok: Yetki sizdeyken, sorumluluk sizdeyken… Orhangazi neden hâlâ mezbahasız?

Eğitimde Şiddet Alarmı: Bursa’dan Sert Tepki! “Artık Sabrımız Kalmadı” Haber

Eğitimde Şiddet Alarmı: Bursa’dan Sert Tepki! “Artık Sabrımız Kalmadı”

Türkiye’de eğitimde şiddetin ulaştığı noktaya ilişkin tepkiler giderek sertleşirken, Ömer Işıkoğlu ve Fatih Gümüş yaptıkları açıklamalarla adeta isyan etti. Türk Eğitim-Sen Bursa teşkilatının iki şube başkanı, yaşanan olayların artık münferit değil, sistematik bir çöküşün göstergesi olduğunu vurgulayarak çok sert ifadeler kullandı. Işıkoğlu ve Gümüş, eğitim kurumlarında artan şiddetin görmezden gelinmesini “açık bir ihmal ve sorumsuzluk zinciri” olarak nitelendirirken, yetkililere doğrudan çağrıda bulundu: “Bugün hâlâ gerekli önlemleri almayanlar, yarın yaşanacak her olayın doğrudan sorumlusudur.” Açıklamada, Siverek’te yaşanan silahlı saldırının ve daha önce öğretmen Fatma Nur Çelik’in hayatını kaybettiği olayın, eğitim sisteminin nasıl bir tehdit altında olduğunu açıkça ortaya koyduğu ifade edildi. İki başkan, “Artık sabrımız kalmadı” diyerek tepkilerini şu sözlerle sürdürdü: “Okulları koruyamayan bir sistemin hiçbir mazereti olamaz! Öğretmenine sahip çıkamayan bir anlayış, geleceğini de kaybetmeye mahkûmdur. Her defasında ‘önlem alınacak’ deniliyor ama ortada ne somut bir adım var ne de gerçek bir irade!” Yetkililerin yıllardır süren uyarılara rağmen harekete geçmemesini sert sözlerle eleştiren sendika temsilcileri, eğitimde güvenlik meselesinin artık ertelenemez bir kriz haline geldiğini belirtti. Açıklamada, okullarda güvenliğin sağlanamamasının “devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan bir tablo” olduğu ifade edildi. Işıkoğlu ve Gümüş, özellikle okul girişlerinde denetim eksikliği, güvenlik personeli yetersizliği ve rehberlik hizmetlerinin zayıflığına dikkat çekerek, bu eksikliklerin doğrudan şiddet olaylarına zemin hazırladığını söyledi. “Her olaydan sonra aynı cümleleri duymaktan bıktık. Artık söz değil, icraat istiyoruz” ifadeleriyle tepkilerini daha da sertleştirdiler. Toplumsal yozlaşmaya da dikkat çeken iki başkan, öğretmene yönelik saygının ciddi şekilde aşındığını vurgulayarak şu çarpıcı soruyu yöneltti: “Biz ne zaman bu hale geldik? Öğretmenine saygıyı kaybeden bir toplum, hangi geleceği inşa edebilir?” Açıklamada, yalnızca güvenlik önlemlerinin değil, aynı zamanda caydırıcı yasal düzenlemelerin de yetersiz olduğu ifade edilerek, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve ilgili kurumlara açık çağrı yapıldı: “Eğitim çalışanlarına yönelik şiddeti önleyecek düzenlemeler kâğıt üzerinde kalmamalı, sahada tavizsiz uygulanmalıdır.” İki şube başkanı, eğitimde şiddetin önlenmesi için topyekûn bir seferberlik çağrısında bulunarak, başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere tüm yetkilileri sorumluluk almaya davet etti. “Bu mesele artık sadece eğitimcilerin değil, ülkenin beka meselesidir” ifadeleri dikkat çekti. Açıklamanın sonunda ise ton daha da sertleşti: “Eğer bugün gereken yapılmazsa, yarın yaşanacak her olayın hesabı sorulacaktır. Biz susmayacağız, geri adım atmayacağız. Okullar güvenli hale gelene kadar mücadelemizi en sert şekilde sürdüreceğiz.” Eğitim camiasında geniş yankı uyandıran bu çıkış, önümüzdeki günlerde eğitim politikaları ve okul güvenliği konusundaki tartışmaların daha da alevleneceğinin sinyalini verdi.

DSP Osmangazi’de Yeni Dönem: Nalan Usta’dan Birlik, Demokrasi ve Cumhuriyet Vurgusu Haber

DSP Osmangazi’de Yeni Dönem: Nalan Usta’dan Birlik, Demokrasi ve Cumhuriyet Vurgusu

Demokratik Sol Parti (DSP) Osmangazi İlçe Başkanlığı’nda yeni bir dönem resmen başladı. Olağan genel kurulun ardından ilçe başkanlığı görevine seçilen Nalan Usta, yaptığı kapsamlı konuşmayla hem parti tabanına hem de kamuoyuna önemli mesajlar verdi. Yoğun katılımın gözlendiği genel kurulda birlik, demokrasi ve Cumhuriyet değerleri ön plana çıktı. “Zor Bir Süreçten Geçiyoruz” Konuşmasına genel kurula katılan partililere ve destekçilere teşekkür ederek başlayan Nalan Usta, Türkiye’nin içinde bulunduğu toplumsal ve siyasal sürece dikkat çekti. Ülkenin kritik bir dönemden geçtiğini ifade eden Usta, bu süreçte sorumluluklarının daha da arttığını vurguladı. DSP’nin bu zorlu dönemde ilkeli duruşuyla öne çıkacağını belirten Usta, siyasetin çözüm üretme sorumluluğuna işaret etti. Cumhuriyet ve Ecevit Vurgusu Usta’nın konuşmasının en dikkat çeken bölümlerinden biri, Cumhuriyet değerlerine yaptığı güçlü vurgu oldu. DSP’nin siyaset anlayışının temelinde Atatürk ilke ve inkılaplarının yer aldığını belirten Usta, merhum Başbakan Bülent Ecevit’i de rahmet ve minnetle andı. “Cumhuriyetimizin kurucu değerlerinden sapmadan, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı bir anlayışla siyaset yapmaya devam edeceğiz” diyen Usta, DSP’nin ideolojik çizgisinin net ve kararlı olduğunu ortaya koydu. Osmangazi’de “Samimi Siyaset” Dönemi Yeni dönemde Osmangazi’de nasıl bir yönetim anlayışı benimseyeceklerine de değinen Usta, “samimi, ilkeli ve dürüst siyaset” vurgusu yaptı. Vatandaşla iç içe, ulaşılabilir ve çözüm odaklı bir yönetim anlayışı hedeflediklerini belirten Usta, yerel siyasette güven duygusunun yeniden inşa edilmesi gerektiğini dile getirdi. Demokrasinin önemine de dikkat çeken Usta, siyasi partilerin halkın iradesini temsil eden temel yapılar olduğunu ifade ederek, katılımcı ve şeffaf bir yönetim anlayışı sergileyeceklerini söyledi. “Bize İnanın, Bize Güvenin” Konuşmasının sonunda Bursa halkına doğrudan seslenen Nalan Usta, “Bize inanın, bize güvenin” sözleriyle destek çağrısında bulundu. Bu mesaj, yeni yönetimin hem iddialı hem de sorumluluk bilinci yüksek bir yaklaşımla göreve başladığını ortaya koydu. Usta ayrıca, kendisini bu göreve layık gören DSP Genel Başkanı Önder Aksakal’a ve DSP Bursa İl Başkanı Mehmet Seskir’e teşekkür ederek parti içi dayanışmaya vurgu yaptı. DSP Osmangazi’de Yeni Yönetim Kadrosu Açıklandı Genel kurulun ardından yalnızca ilçe başkanı değil, yönetim kadrosu da netlik kazandı. Tek aday olarak seçime giren Nalan Usta’nın liderliğinde oluşturulan yeni yönetim kurulu, farklı meslek gruplarından ve toplumsal kesimlerden isimleri bir araya getirdi. Yönetim Kurulu Asil Üyeleri: Enes Seskir Tayfun Dinçer Hakan Uslu Emine Yılmaz Berrin Torun Çağlar Karagöz Elif Borçbakan Abdul Burak Güler Elif Uslu Ahmet Aslan Yönetim Kurulu Yedek Üyeleri: Zekeriya Seskir Mustafa Seskir Cesur Bayram Abdullah Kurt Erhan Özçerçel Yeni yönetim, DSP’nin Osmangazi’deki örgütlenmesini güçlendirmeyi ve yerel siyasette daha etkin bir rol üstlenmeyi hedefliyor. Yeni Dönemin Mesajı DSP Osmangazi İlçe Başkanlığı’nda Nalan Usta liderliğinde başlayan bu yeni dönem, parti içinde yenilenme ve sahada daha görünür olma hedefiyle şekilleniyor. Cumhuriyet değerlerine bağlılık, demokratik katılım ve halkla doğrudan temas, yeni yönetimin öncelikli başlıkları arasında yer alıyor. Osmangazi gibi Bursa’nın en büyük ve en dinamik ilçelerinden birinde, DSP’nin nasıl bir performans sergileyeceği önümüzdeki süreçte yakından takip edilecek.

DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler’den Sert Çıkış: “İznik Gölü’nü Göz Göre Göre Kurutuyorlar!” Haber

DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler’den Sert Çıkış: “İznik Gölü’nü Göz Göre Göre Kurutuyorlar!”

Bursa’nın en önemli doğal miraslarından biri olan İznik Gölü’nde yaşanan dramatik su kaybı, kamuoyunda giderek büyüyen bir endişeye dönüşürken, DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler’den dikkat çeken ve sert ifadeler içeren bir açıklama geldi. Genişler, yağışlara rağmen göl seviyesinin yükselmemesinin “doğal değil, tamamen insan kaynaklı bir felaket” olduğunu vurgulayarak yetkililere yüklendi. “Yağmur Yağıyor Ama Göl Dolmuyor: Bu Bir Yönetim Krizidir” Recep Genişler, son dönemde artan yağışlara rağmen İznik Gölü’nün su seviyesinin toparlanamamasını eleştirerek, “Yağış var ama sonuç yok. Çünkü sorun gökyüzünde değil, yeryüzünde yapılan yanlışlarda. Bu artık bir doğa olayı değil, açık bir yönetim krizidir” ifadelerini kullandı. Sanayiye Sert Eleştiri: “Göl Adeta Fabrikalara Tahsis Edilmiş” Genişler, göl çevresindeki sanayi tesislerinin kontrolsüz su kullanımına dikkat çekerek, denetim eksikliğini hedef aldı: “Sanayi tesisleri gölü sınırsız bir kaynak gibi kullanıyor. Su çekiliyor ama geri dönüşü yok. Denetim yok, yaptırım yok. İznik Gölü adeta bazı fabrikalara tahsis edilmiş durumda. Bu kabul edilemez.” Tarım Politikalarına Tepki: “Vahşi Sulama Devam Ediyor” Tarımda modern sulama tekniklerinin yaygınlaştırılmamasını da eleştiren Genişler, vahşi sulamanın göl üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti: “Çiftçi suçlanamaz, çünkü doğru yönlendirme yapılmıyor. Hâlâ ilkel sulama yöntemleri kullanılıyor. Damla sulama gibi sistemler teşvik edilmediği sürece bu israf devam edecek. Gölün suyu bilinçsizce tüketiliyor.” İklim Krizi ve Kurumsal İhmalkârlık İklim değişikliğinin etkilerine de değinen Genişler, artan sıcaklıkların buharlaşmayı hızlandırdığını ancak asıl sorunun buna karşı önlem alınmaması olduğunu söyledi: “Evet, iklim krizi var. Ama bu krizle mücadele etmek devletin görevi. Siz hiçbir önlem almazsanız, buharlaşma artar, kaynaklar kurur. İznik Gölü kaderine terk edilmiş durumda.” “Gölü Besleyen Damarlar Kurutuldu” Gölü besleyen dere ve yeraltı kaynaklarının zayıflamasına da dikkat çeken Genişler, plansız su yönetiminin ekosistemi çökme noktasına getirdiğini ifade etti: “Gölü besleyen damarlar bir bir kurutuldu. Dereler ya kurudu ya da yönü değiştirildi. Bu göl kendi kendini yenileyemez hale getirildi.” Sazlık Tahribatı: “Doğal Kalkan Yok Edildi” Kıyı bölgelerinde yaşanan tahribata da değinen Genişler, sazlık alanların yok edilmesinin büyük bir ekolojik hata olduğunu belirtti: “Sazlıklar bu gölün akciğeriydi. Yakıldı, kesildi, yok edildi. Doğal koruma mekanizmasını ortadan kaldırdılar. Bu sadece çevre katliamı değil, geleceğe ihanettir.” “Bu Gidişle İznik Gölü Haritadan Silinecek” Açıklamasının sonunda yetkililere çağrıda bulunan Genişler, acil önlem alınmazsa geri dönüşü olmayan bir sürece girileceğini vurguladı: “Eğer bugün radikal kararlar alınmazsa, yarın çok geç olacak. İznik Gölü göz göre göre yok oluyor. Bu sadece İznik’in değil, Türkiye’nin kaybı olur. Herkes sorumluluk almak zorunda.” İznik Gölü’nde yaşanan bu kritik süreç, su yönetimi politikalarının yeniden tartışılmasına neden olurken, bölgedeki gelişmeler kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor.

“GÜÇLÜ DEĞİL, GÜVEN VEREN YÖNETİMLER İÇİN YOLA ÇIKTIK” Haber

“GÜÇLÜ DEĞİL, GÜVEN VEREN YÖNETİMLER İÇİN YOLA ÇIKTIK”

Bursa Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (BESOB) başkan adaylığı sürecine ilişkin yapılan açıklamada, yönetim anlayışının temelinde sorumluluk, şeffaflık ve adaletin yer aldığı vurgulandı. Açıklamada, destek mesajı verilen Sadi Aydın için güçlü bir duruş sergilendi. “Makam Değil, Sorumluluk Talibiyiz” Açıklamada, yönetime talip olmanın yalnızca bir görev üstlenmek değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluk ve vicdani yük anlamına geldiği ifade edildi. Makamların, hesap verebilirlik bilinciyle hareket edenlerin omuzlarında yükseleceği belirtilerek şu ifadelere yer verildi: “Bizler makama talip olurken sadece bir göreve değil; bir sorumluluğa, bir vebale talip oluyoruz. Çünkü biliyoruz ki makamlar, hesap vermeyi bilenlerin omuzlarında yükselir.” Liyakat ve Şeffaflık Vurgusu Açıklamada, yönetim anlayışının temel ilkeleri açık şekilde ortaya konuldu. Adam kayırmacılığa karşı net bir duruş sergilendiği belirtilirken, liyakat esaslı bir sistemin benimseneceği vurgulandı. “Bizim yolumuz; adam kayırmanın değil, liyakatin yoludur. Şeffaflıktan korkanların değil, hesap vermekten çekinmeyenlerin yeridir orası.” “Ortak Akıl ve Ortak Fayda Esas Olacak” Yönetim anlayışında bireysel çıkarların değil, ortak aklın ve esnafın menfaatinin esas alınacağı ifade edildi. Makamın kişisel kazanç aracı olarak değil, hizmet aracı olarak görüleceği belirtildi. “Makamı şahsi menfaat için değil, ortak akıl ve ortak fayda için kullanacağız.” “Güven Veren Yönetimler Kalıcıdır” Açıklamada, kalıcı başarının güçlü görünmekten değil, güven vermekten geçtiğine dikkat çekildi: “Güçlü yönetimler değil, güven veren yönetimler kalıcıdır. Koltuklar insanı büyütmez; insan, karakteriyle koltuğa değer katar.” Net Mesaj: “Adalet, Cesaret ve Duruş” Destek mesajında, çözüm üretmeyen, sorunları biriktiren yönetim anlayışlarına karşı duruş sergilenirken; adaletli, cesur ve kararlı bir yönetim anlayışının desteklendiği belirtildi. Tehdit ve kumpasla koltuk koruyanlara karşı Çıkar ve menfaat teklif edenlere karşı Çözümsüzlük üreten anlayışlara karşı net bir tavır ortaya konulduğu ifade edildi. “Doğru Yolda Birlikteyiz” Açıklamanın sonunda, Sadi Aydın’a açık destek verilerek şu sözlerle mesaj tamamlandı: “Sadi Aydın başkan yanındayız, arkandayız. Seninle doğru yoldayız.” Bu açıklama, BESOB seçim sürecinde şeffaflık, adalet ve liyakat vurgusunun ön planda olacağı yeni bir yönetim anlayışının işareti olarak değerlendiriliyor.

Karacabey Sular Altında! Siyasiler Sefada! Haber

Karacabey Sular Altında! Siyasiler Sefada!

Zeynel Abidin Koçak, Karacabey’de peş peşe yaşanan su taşkınlarına ilişkin adeta isyan niteliğinde, sert ve sarsıcı bir açıklama yaptı. Koçak’ın ifadeleri, sadece bir eleştiri değil; yıllardır biriken öfkenin, ihmaller zincirine karşı yükselen açık bir hesap sorma çağrısı olarak dikkat çekti. Koçak, Karacabey’de yaşanan taşkınların artık doğa olayı olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayarak, “Bu yaşananlar tabiatın değil, doğrudan ihmalkârlığın ve yönetim zafiyetinin eseridir” sözleriyle yetkilileri hedef aldı. Her yağışta aynı manzaranın tekrar ettiğini belirten Koçak, üretim alanlarının sular altında kaldığını, çiftçinin emeğinin heba edildiğini ve hayvancılıkla geçinen vatandaşların kaderine terk edildiğini ifade etti. Açıklamasında sert sorular yönelten Koçak, teknik imkânlara ve devletin tüm kurumsal kapasitesine rağmen neden hiçbir önlem alınmadığını sorguladı. “Meteoroloji verileri ortadayken, riskler bu kadar açıkken neden hâlâ hazırlıksız yakalanıyoruz? Bu ihmali açıklayacak tek bir mantıklı gerekçe yoktur” diyerek, yaşananların kabul edilemez olduğunu dile getirdi. Koçak, yaşanan felaketlerin “kader” söylemiyle geçiştirilmeye çalışılmasına da sert tepki gösterdi. “Bu bir kader değil; açıkça planlama eksikliğinin, altyapı yetersizliğinin ve sorumluluktan kaçışın sonucudur” ifadelerini kullanan Koçak, özellikle dere yataklarının ıslah edilmemesi ve su tahliye sistemlerinin yetersizliğine dikkat çekti. Bu ihmallerin doğrudan üreticiyi vurduğunu belirten Koçak, Karacabey halkının artık somut ve kalıcı çözümler beklediğini vurguladı. Açıklamasının sonunda tonunu daha da yükselten Koçak, uyarıdan öte açık bir sorumluluk çağrısı yaptı: “Karacabey’in alın teri göz göre göre yok ediliyor. Çiftçimizin, hayvancımızın sabrı tükenmiştir. Buradan açıkça ilan ediyoruz: Derhal harekete geçin! Kalıcı çözümleri gecikmeden hayata geçirin. Aksi halde yaşanan her zararın, her yıkımın ve her mağduriyetin hesabı bu ihmali sürdürenlerden sorulacaktır.” Koçak’ın çıkışı, Karacabey’de yıllardır tekrar eden su taşkınları sorununu bir kez daha gündemin en sert başlıklarından biri haline getirirken, gözler şimdi yetkililerin atacağı somut adımlara çevrildi.

Zafer Partisi GİK Üyesi Mahmut Kara, yolsuzluk ve ahlaki yozlaşmaya sert tepki gösterdi. Haber

Zafer Partisi GİK Üyesi Mahmut Kara, yolsuzluk ve ahlaki yozlaşmaya sert tepki gösterdi.

Zafer Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi Mahmut Kara, kaleme aldığı sert açıklamayla son dönemde artan yolsuzluk ve ahlaki yozlaşma tartışmalarına dikkat çekti. Kara, hiçbir siyasi kimliğin ya da ideolojinin yolsuzluğu ve ahlaksızlığı meşrulaştıramayacağını vurgulayarak, toplumun temel değerlerinin ciddi bir sınavdan geçtiğini ifade etti. Kara, açıklamasında “Hangi ideolojiden, hangi siyasi partiden olursa olsun artık bir gerçeği açıkça söylemek gerekir: Ahlaksızlığı ve yolsuzluğu savunmak hiçbir şartta meşru değildir” ifadelerine yer verdi. Yolsuzluğun yalnızca bir suç olmadığını, aynı zamanda bir milletin geleceğinden çalınan umut olduğunu belirten Kara, ahlaksızlığın ise toplumsal çürümeyi hızlandıran en büyük tehditlerden biri olduğunu dile getirdi. Toplumda giderek yaygınlaşan “bizden olsun da ne olursa olsun” anlayışına sert tepki gösteren Kara, “Bir insanın değeri; hangi partiden olduğu değil, haksızlık karşısında nerede durduğuyla ölçülür. Çalınan kamu malını görmezden gelen, yetimin hakkını yiyeni alkışlayan ve hukuksuzluğu ‘bizden’ diye savunan anlayış; ne davaya sığar ne ideolojiye ne de insan onuruna” dedi. “Namus taraf tutmaz, vicdan rozet taşımaz” diyen Kara, adaletin kimliğe göre eğilip bükülmeyeceğini vurguladı. En büyük sınavın, kişinin kendi tarafı yanlış yaptığında gösterdiği duruş olduğunu belirten Kara, “Kolay olan susmaktır. Zor olan ise bedeli ne olursa olsun doğruyu savunmaktır. Onurlu insan ile çıkarcı insan arasındaki fark tam da burada ortaya çıkar” şeklinde konuştu. Yolsuzluğun sıradanlaştığı, ahlaksızlığın normalleştiği toplumlarda çöküşün kaçınılmaz olacağını ifade eden Kara, meselenin siyaset değil karakter meselesi olduğunu dile getirdi. “Mesele taraf olmak değil, mağdur milletin yanında durmaktır” diyen Kara, herkesin bu konuda sorumluluk alması gerektiğini belirtti. Açıklamasının sonunda çarpıcı ifadeler kullanan Kara, “Yolsuzluğu savunan aslında kendi geleceğini çalar. Ahlaksızlığa göz yuman kendi değerlerini yok eder. Onurlu duruş kalabalıkların değil, doğrunun yanında olmaktır. Çünkü günün sonunda herkesin bir kimliği olabilir ama herkesin bir şerefi yoktur” diyerek sözlerini tamamladı.

Osmangazi'de A Harekat! Anahtar Parti Osmangazi İlçe Başkanı İsmail Demir Haber

Osmangazi'de A Harekat! Anahtar Parti Osmangazi İlçe Başkanı İsmail Demir

Osmangazi’nin yıllardır çözülemeyen ve giderek derinleşen sorunlarına ilişkin çok sert ve kapsamlı bir açıklama yaparak hem Osmangazi Belediyesi’ni hem de Bursa Büyükşehir Belediyesi’ni ağır bir dille eleştirdi. Demir, ilçenin adeta kaderine terk edildiğini savunarak, “Osmangazi sahipsiz değildir, ama yöneticiler ne yazık ki sorumluluklarının tamamen uzağındadır” ifadelerini kullandı. Demir, açıklamasında Osmangazi’nin artık “yönetilemeyen bir ilçe” haline geldiğini belirterek, plansız büyümenin, çarpık kentleşmenin ve ihmalkârlığın ilçeyi içinden çıkılmaz bir noktaya sürüklediğini söyledi. “Bugün Osmangazi’de yaşanan tablo bir beceriksizlik değil, doğrudan doğruya bir yönetememe krizidir. Bu kadar uzun süre çözülemeyen sorunlar artık ihmal değil, bilinçli görmezden gelmedir” diyerek yerel yönetimlere yüklendi. İlçede altyapı sorunlarının yıllardır çözülmediğini ve her yağmurda aynı manzaraların yaşandığını hatırlatan Demir, “21. yüzyılda hâlâ su baskınları, kanalizasyon taşmaları konuşuluyorsa burada ciddi bir çöküş vardır. Vatandaş her yağmurda tedirgin oluyorsa, bu yönetim sınıfta kalmıştır” dedi. Mahalleler arasında hizmet eşitsizliğinin açıkça görüldüğünü de vurgulayan Demir, bazı bölgelerin adeta unutulduğunu ifade etti. Ulaşım konusuna ayrı bir başlık açan Demir, Bursa Büyükşehir Belediyesi’ni hedef alarak sert ifadeler kullandı: “Bursa’da ulaşım artık bir çileye dönüşmüştür. Plansızlık, vizyonsuzluk ve günü kurtarma politikaları yüzünden insanlar ömrünü trafikte tüketiyor. Her geçen gün artan nüfusa rağmen tek bir kalıcı çözüm üretemeyen bir anlayış, başarısızlığını reklamla örtmeye çalışmaktadır. Bu, vatandaşın aklıyla alay etmektir.” Kentsel dönüşüm konusundaki tabloyu ise “vahim” olarak nitelendiren Demir, deprem gerçeğine rağmen atılan adımların yetersiz ve ağır olduğunu söyledi. “Osmangazi’de binlerce insan riskli yapılarda yaşam mücadelesi veriyor. Ama ortada ne hız var ne plan var ne de samimiyet. İnsanların can güvenliği bu kadar ucuz olamaz. Bu vurdumduymazlık kabul edilemez” diyerek tepkisini dile getirdi. Yerel yönetimlerin önceliklerinin tamamen yanlış olduğunu savunan Demir, “Vatandaşın temel sorunları ortadayken vitrin projeleriyle algı yönetimi yapmak, bu şehre yapılabilecek en büyük saygısızlıktır” dedi. Belediyelerin artık mazeret üretmeyi bırakması gerektiğini belirten Demir, “Sorumluluk makamında olanlar ya görevlerini layıkıyla yapacak ya da o koltukları işgal etmeyi bırakacak” ifadeleriyle eleştirilerini daha da sertleştirdi. Açıklamasının sonunda kararlı bir duruş sergileyen Demir, şunları söyledi: “Osmangazi halkı yıllardır sabrediyor ama bu sabrın bir sınırı var. Biz Anahtar Parti olarak bu düzenin karşısında durmaya, bu ihmalleri her platformda ifşa etmeye devam edeceğiz. Kimse kusura bakmasın; bu saatten sonra susmayacağız, geri adım atmayacağız ve bu kötü yönetimin hesabını sormaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”

Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Ensari Altınışık: “Okullarda Şiddet Artışı, Toplumsal Çöküşün Alarm Zilleridir” Haber

Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Ensari Altınışık: “Okullarda Şiddet Artışı, Toplumsal Çöküşün Alarm Zilleridir”

Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Ensari Altınışık, son yıllarda eğitim kurumlarında artan şiddet olaylarına ilişkin son derece sert ve dikkat çekici bir açıklamada bulundu. Altınışık, okullarda yaşanan şiddetin artık münferit olaylar olmaktan çıktığını, sistematik bir krize dönüştüğünü vurgulayarak, “Bu tablo basit bir disiplin sorunu değil; derinleşen bir toplumsal çürümenin açık göstergesidir” ifadelerini kullandı. Altınışık, eğitim ortamlarının giderek güvenli alan olmaktan uzaklaştığını belirterek, öğrencilerin can güvenliğinin ciddi tehdit altında olduğunu söyledi. “Bugün geldiğimiz noktada çocuklarımızı emanet ettiğimiz okullar, ne yazık ki şiddetin, korkunun ve güvensizliğin konuşulduğu alanlara dönüşmektedir. Bu durum sadece eğitim sistemini değil, doğrudan toplumun geleceğini tehdit eden bir güvenlik meselesidir” dedi. Şiddetin nedenlerinin yüzeysel yaklaşımlarla açıklanamayacağını dile getiren Altınışık, aile içi problemlerden ekonomik sıkıntılara, sosyal dışlanmadan medya içeriklerine kadar geniş bir etki alanına dikkat çekti. “Araştırmalar açıkça göstermektedir ki; aile içinde normalleşen şiddet, yoksulluk, yalnızlık, akran zorbalığı ve kontrolsüz medya içerikleri gençlerin ruh dünyasını tahrip etmektedir. Bu şartlar altında yetişen bir nesilden sağlıklı davranışlar beklemek gerçekçi değildir” şeklinde konuştu. Sadece güvenlik önlemleri ve disiplin uygulamalarına dayalı politikaların yetersiz kaldığını belirten Altınışık, mevcut yaklaşımı da sert bir dille eleştirdi: “Sorunun kaynağına inmeyen, yalnızca sonuçları bastırmaya çalışan her politika, bu krizi daha da büyütmekten başka bir işe yaramaz. Okullara kamera yerleştirerek, kapıya güvenlik görevlisi koyarak bu meselenin üstesinden gelemezsiniz.” Altınışık, çözümün ancak bütüncül ve kararlı bir yaklaşımla mümkün olacağını vurgulayarak, öğrencilerin psikolojik ve sosyal gelişimlerinin öncelik haline getirilmesi gerektiğini ifade etti. “Gençlerimizin sadece akademik başarılarına odaklanan bir sistem iflas etmiştir. Empati, saygı, sorumluluk ve dayanışma gibi değerleri kazandıramayan bir eğitim anlayışı, şiddeti engelleyemez; aksine besler” dedi. Okullarda rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Altınışık, psikolojik destek mekanizmalarının yetersizliğine dikkat çekti. “Her okulda etkin çalışan rehberlik birimleri oluşturulmalı, öğrencilerin ruhsal durumları yakından takip edilmelidir. Bugün görmezden gelinen her risk, yarının büyük trajedilerine zemin hazırlamaktadır” uyarısında bulundu. Ayrıca okul güvenliğinin yalnızca eğitim kurumlarının sorumluluğuna bırakılamayacağını ifade eden Altınışık, çok paydaşlı bir iş birliği çağrısında bulundu. “Aileler, eğitimciler, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları ve güvenlik birimleri arasında güçlü ve koordineli bir yapı kurulmalıdır. Okullarda oluşturulacak tehdit değerlendirme ekipleri ve erken uyarı sistemleriyle riskler henüz büyümeden tespit edilmelidir” dedi. Altınışık açıklamasının sonunda tehlikenin boyutuna özellikle dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Bugün okulda başlayan şiddet, yarın sokakta, iş yerinde ve toplumun her alanında karşımıza çıkar. Eğer bu gidişata dur denilmezse, sadece eğitim sistemi değil, toplumsal huzur da geri dönülmez şekilde zarar görecektir. Bu mesele ertelenemez, ötelenemez bir beka meselesidir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.