Hava Durumu

#Sorumluluk

Gürsu Haber - Sorumluluk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sorumluluk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler’den Sert Çıkış: “İznik Gölü’nü Göz Göre Göre Kurutuyorlar!” Haber

DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler’den Sert Çıkış: “İznik Gölü’nü Göz Göre Göre Kurutuyorlar!”

Bursa’nın en önemli doğal miraslarından biri olan İznik Gölü’nde yaşanan dramatik su kaybı, kamuoyunda giderek büyüyen bir endişeye dönüşürken, DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler’den dikkat çeken ve sert ifadeler içeren bir açıklama geldi. Genişler, yağışlara rağmen göl seviyesinin yükselmemesinin “doğal değil, tamamen insan kaynaklı bir felaket” olduğunu vurgulayarak yetkililere yüklendi. “Yağmur Yağıyor Ama Göl Dolmuyor: Bu Bir Yönetim Krizidir” Recep Genişler, son dönemde artan yağışlara rağmen İznik Gölü’nün su seviyesinin toparlanamamasını eleştirerek, “Yağış var ama sonuç yok. Çünkü sorun gökyüzünde değil, yeryüzünde yapılan yanlışlarda. Bu artık bir doğa olayı değil, açık bir yönetim krizidir” ifadelerini kullandı. Sanayiye Sert Eleştiri: “Göl Adeta Fabrikalara Tahsis Edilmiş” Genişler, göl çevresindeki sanayi tesislerinin kontrolsüz su kullanımına dikkat çekerek, denetim eksikliğini hedef aldı: “Sanayi tesisleri gölü sınırsız bir kaynak gibi kullanıyor. Su çekiliyor ama geri dönüşü yok. Denetim yok, yaptırım yok. İznik Gölü adeta bazı fabrikalara tahsis edilmiş durumda. Bu kabul edilemez.” Tarım Politikalarına Tepki: “Vahşi Sulama Devam Ediyor” Tarımda modern sulama tekniklerinin yaygınlaştırılmamasını da eleştiren Genişler, vahşi sulamanın göl üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti: “Çiftçi suçlanamaz, çünkü doğru yönlendirme yapılmıyor. Hâlâ ilkel sulama yöntemleri kullanılıyor. Damla sulama gibi sistemler teşvik edilmediği sürece bu israf devam edecek. Gölün suyu bilinçsizce tüketiliyor.” İklim Krizi ve Kurumsal İhmalkârlık İklim değişikliğinin etkilerine de değinen Genişler, artan sıcaklıkların buharlaşmayı hızlandırdığını ancak asıl sorunun buna karşı önlem alınmaması olduğunu söyledi: “Evet, iklim krizi var. Ama bu krizle mücadele etmek devletin görevi. Siz hiçbir önlem almazsanız, buharlaşma artar, kaynaklar kurur. İznik Gölü kaderine terk edilmiş durumda.” “Gölü Besleyen Damarlar Kurutuldu” Gölü besleyen dere ve yeraltı kaynaklarının zayıflamasına da dikkat çeken Genişler, plansız su yönetiminin ekosistemi çökme noktasına getirdiğini ifade etti: “Gölü besleyen damarlar bir bir kurutuldu. Dereler ya kurudu ya da yönü değiştirildi. Bu göl kendi kendini yenileyemez hale getirildi.” Sazlık Tahribatı: “Doğal Kalkan Yok Edildi” Kıyı bölgelerinde yaşanan tahribata da değinen Genişler, sazlık alanların yok edilmesinin büyük bir ekolojik hata olduğunu belirtti: “Sazlıklar bu gölün akciğeriydi. Yakıldı, kesildi, yok edildi. Doğal koruma mekanizmasını ortadan kaldırdılar. Bu sadece çevre katliamı değil, geleceğe ihanettir.” “Bu Gidişle İznik Gölü Haritadan Silinecek” Açıklamasının sonunda yetkililere çağrıda bulunan Genişler, acil önlem alınmazsa geri dönüşü olmayan bir sürece girileceğini vurguladı: “Eğer bugün radikal kararlar alınmazsa, yarın çok geç olacak. İznik Gölü göz göre göre yok oluyor. Bu sadece İznik’in değil, Türkiye’nin kaybı olur. Herkes sorumluluk almak zorunda.” İznik Gölü’nde yaşanan bu kritik süreç, su yönetimi politikalarının yeniden tartışılmasına neden olurken, bölgedeki gelişmeler kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor.

“GÜÇLÜ DEĞİL, GÜVEN VEREN YÖNETİMLER İÇİN YOLA ÇIKTIK” Haber

“GÜÇLÜ DEĞİL, GÜVEN VEREN YÖNETİMLER İÇİN YOLA ÇIKTIK”

Bursa Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (BESOB) başkan adaylığı sürecine ilişkin yapılan açıklamada, yönetim anlayışının temelinde sorumluluk, şeffaflık ve adaletin yer aldığı vurgulandı. Açıklamada, destek mesajı verilen Sadi Aydın için güçlü bir duruş sergilendi. “Makam Değil, Sorumluluk Talibiyiz” Açıklamada, yönetime talip olmanın yalnızca bir görev üstlenmek değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluk ve vicdani yük anlamına geldiği ifade edildi. Makamların, hesap verebilirlik bilinciyle hareket edenlerin omuzlarında yükseleceği belirtilerek şu ifadelere yer verildi: “Bizler makama talip olurken sadece bir göreve değil; bir sorumluluğa, bir vebale talip oluyoruz. Çünkü biliyoruz ki makamlar, hesap vermeyi bilenlerin omuzlarında yükselir.” Liyakat ve Şeffaflık Vurgusu Açıklamada, yönetim anlayışının temel ilkeleri açık şekilde ortaya konuldu. Adam kayırmacılığa karşı net bir duruş sergilendiği belirtilirken, liyakat esaslı bir sistemin benimseneceği vurgulandı. “Bizim yolumuz; adam kayırmanın değil, liyakatin yoludur. Şeffaflıktan korkanların değil, hesap vermekten çekinmeyenlerin yeridir orası.” “Ortak Akıl ve Ortak Fayda Esas Olacak” Yönetim anlayışında bireysel çıkarların değil, ortak aklın ve esnafın menfaatinin esas alınacağı ifade edildi. Makamın kişisel kazanç aracı olarak değil, hizmet aracı olarak görüleceği belirtildi. “Makamı şahsi menfaat için değil, ortak akıl ve ortak fayda için kullanacağız.” “Güven Veren Yönetimler Kalıcıdır” Açıklamada, kalıcı başarının güçlü görünmekten değil, güven vermekten geçtiğine dikkat çekildi: “Güçlü yönetimler değil, güven veren yönetimler kalıcıdır. Koltuklar insanı büyütmez; insan, karakteriyle koltuğa değer katar.” Net Mesaj: “Adalet, Cesaret ve Duruş” Destek mesajında, çözüm üretmeyen, sorunları biriktiren yönetim anlayışlarına karşı duruş sergilenirken; adaletli, cesur ve kararlı bir yönetim anlayışının desteklendiği belirtildi. Tehdit ve kumpasla koltuk koruyanlara karşı Çıkar ve menfaat teklif edenlere karşı Çözümsüzlük üreten anlayışlara karşı net bir tavır ortaya konulduğu ifade edildi. “Doğru Yolda Birlikteyiz” Açıklamanın sonunda, Sadi Aydın’a açık destek verilerek şu sözlerle mesaj tamamlandı: “Sadi Aydın başkan yanındayız, arkandayız. Seninle doğru yoldayız.” Bu açıklama, BESOB seçim sürecinde şeffaflık, adalet ve liyakat vurgusunun ön planda olacağı yeni bir yönetim anlayışının işareti olarak değerlendiriliyor.

Karacabey Sular Altında! Siyasiler Sefada! Haber

Karacabey Sular Altında! Siyasiler Sefada!

Zeynel Abidin Koçak, Karacabey’de peş peşe yaşanan su taşkınlarına ilişkin adeta isyan niteliğinde, sert ve sarsıcı bir açıklama yaptı. Koçak’ın ifadeleri, sadece bir eleştiri değil; yıllardır biriken öfkenin, ihmaller zincirine karşı yükselen açık bir hesap sorma çağrısı olarak dikkat çekti. Koçak, Karacabey’de yaşanan taşkınların artık doğa olayı olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayarak, “Bu yaşananlar tabiatın değil, doğrudan ihmalkârlığın ve yönetim zafiyetinin eseridir” sözleriyle yetkilileri hedef aldı. Her yağışta aynı manzaranın tekrar ettiğini belirten Koçak, üretim alanlarının sular altında kaldığını, çiftçinin emeğinin heba edildiğini ve hayvancılıkla geçinen vatandaşların kaderine terk edildiğini ifade etti. Açıklamasında sert sorular yönelten Koçak, teknik imkânlara ve devletin tüm kurumsal kapasitesine rağmen neden hiçbir önlem alınmadığını sorguladı. “Meteoroloji verileri ortadayken, riskler bu kadar açıkken neden hâlâ hazırlıksız yakalanıyoruz? Bu ihmali açıklayacak tek bir mantıklı gerekçe yoktur” diyerek, yaşananların kabul edilemez olduğunu dile getirdi. Koçak, yaşanan felaketlerin “kader” söylemiyle geçiştirilmeye çalışılmasına da sert tepki gösterdi. “Bu bir kader değil; açıkça planlama eksikliğinin, altyapı yetersizliğinin ve sorumluluktan kaçışın sonucudur” ifadelerini kullanan Koçak, özellikle dere yataklarının ıslah edilmemesi ve su tahliye sistemlerinin yetersizliğine dikkat çekti. Bu ihmallerin doğrudan üreticiyi vurduğunu belirten Koçak, Karacabey halkının artık somut ve kalıcı çözümler beklediğini vurguladı. Açıklamasının sonunda tonunu daha da yükselten Koçak, uyarıdan öte açık bir sorumluluk çağrısı yaptı: “Karacabey’in alın teri göz göre göre yok ediliyor. Çiftçimizin, hayvancımızın sabrı tükenmiştir. Buradan açıkça ilan ediyoruz: Derhal harekete geçin! Kalıcı çözümleri gecikmeden hayata geçirin. Aksi halde yaşanan her zararın, her yıkımın ve her mağduriyetin hesabı bu ihmali sürdürenlerden sorulacaktır.” Koçak’ın çıkışı, Karacabey’de yıllardır tekrar eden su taşkınları sorununu bir kez daha gündemin en sert başlıklarından biri haline getirirken, gözler şimdi yetkililerin atacağı somut adımlara çevrildi.

Zafer Partisi GİK Üyesi Mahmut Kara, yolsuzluk ve ahlaki yozlaşmaya sert tepki gösterdi. Haber

Zafer Partisi GİK Üyesi Mahmut Kara, yolsuzluk ve ahlaki yozlaşmaya sert tepki gösterdi.

Zafer Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi Mahmut Kara, kaleme aldığı sert açıklamayla son dönemde artan yolsuzluk ve ahlaki yozlaşma tartışmalarına dikkat çekti. Kara, hiçbir siyasi kimliğin ya da ideolojinin yolsuzluğu ve ahlaksızlığı meşrulaştıramayacağını vurgulayarak, toplumun temel değerlerinin ciddi bir sınavdan geçtiğini ifade etti. Kara, açıklamasında “Hangi ideolojiden, hangi siyasi partiden olursa olsun artık bir gerçeği açıkça söylemek gerekir: Ahlaksızlığı ve yolsuzluğu savunmak hiçbir şartta meşru değildir” ifadelerine yer verdi. Yolsuzluğun yalnızca bir suç olmadığını, aynı zamanda bir milletin geleceğinden çalınan umut olduğunu belirten Kara, ahlaksızlığın ise toplumsal çürümeyi hızlandıran en büyük tehditlerden biri olduğunu dile getirdi. Toplumda giderek yaygınlaşan “bizden olsun da ne olursa olsun” anlayışına sert tepki gösteren Kara, “Bir insanın değeri; hangi partiden olduğu değil, haksızlık karşısında nerede durduğuyla ölçülür. Çalınan kamu malını görmezden gelen, yetimin hakkını yiyeni alkışlayan ve hukuksuzluğu ‘bizden’ diye savunan anlayış; ne davaya sığar ne ideolojiye ne de insan onuruna” dedi. “Namus taraf tutmaz, vicdan rozet taşımaz” diyen Kara, adaletin kimliğe göre eğilip bükülmeyeceğini vurguladı. En büyük sınavın, kişinin kendi tarafı yanlış yaptığında gösterdiği duruş olduğunu belirten Kara, “Kolay olan susmaktır. Zor olan ise bedeli ne olursa olsun doğruyu savunmaktır. Onurlu insan ile çıkarcı insan arasındaki fark tam da burada ortaya çıkar” şeklinde konuştu. Yolsuzluğun sıradanlaştığı, ahlaksızlığın normalleştiği toplumlarda çöküşün kaçınılmaz olacağını ifade eden Kara, meselenin siyaset değil karakter meselesi olduğunu dile getirdi. “Mesele taraf olmak değil, mağdur milletin yanında durmaktır” diyen Kara, herkesin bu konuda sorumluluk alması gerektiğini belirtti. Açıklamasının sonunda çarpıcı ifadeler kullanan Kara, “Yolsuzluğu savunan aslında kendi geleceğini çalar. Ahlaksızlığa göz yuman kendi değerlerini yok eder. Onurlu duruş kalabalıkların değil, doğrunun yanında olmaktır. Çünkü günün sonunda herkesin bir kimliği olabilir ama herkesin bir şerefi yoktur” diyerek sözlerini tamamladı.

Osmangazi'de A Harekat! Anahtar Parti Osmangazi İlçe Başkanı İsmail Demir Haber

Osmangazi'de A Harekat! Anahtar Parti Osmangazi İlçe Başkanı İsmail Demir

Osmangazi’nin yıllardır çözülemeyen ve giderek derinleşen sorunlarına ilişkin çok sert ve kapsamlı bir açıklama yaparak hem Osmangazi Belediyesi’ni hem de Bursa Büyükşehir Belediyesi’ni ağır bir dille eleştirdi. Demir, ilçenin adeta kaderine terk edildiğini savunarak, “Osmangazi sahipsiz değildir, ama yöneticiler ne yazık ki sorumluluklarının tamamen uzağındadır” ifadelerini kullandı. Demir, açıklamasında Osmangazi’nin artık “yönetilemeyen bir ilçe” haline geldiğini belirterek, plansız büyümenin, çarpık kentleşmenin ve ihmalkârlığın ilçeyi içinden çıkılmaz bir noktaya sürüklediğini söyledi. “Bugün Osmangazi’de yaşanan tablo bir beceriksizlik değil, doğrudan doğruya bir yönetememe krizidir. Bu kadar uzun süre çözülemeyen sorunlar artık ihmal değil, bilinçli görmezden gelmedir” diyerek yerel yönetimlere yüklendi. İlçede altyapı sorunlarının yıllardır çözülmediğini ve her yağmurda aynı manzaraların yaşandığını hatırlatan Demir, “21. yüzyılda hâlâ su baskınları, kanalizasyon taşmaları konuşuluyorsa burada ciddi bir çöküş vardır. Vatandaş her yağmurda tedirgin oluyorsa, bu yönetim sınıfta kalmıştır” dedi. Mahalleler arasında hizmet eşitsizliğinin açıkça görüldüğünü de vurgulayan Demir, bazı bölgelerin adeta unutulduğunu ifade etti. Ulaşım konusuna ayrı bir başlık açan Demir, Bursa Büyükşehir Belediyesi’ni hedef alarak sert ifadeler kullandı: “Bursa’da ulaşım artık bir çileye dönüşmüştür. Plansızlık, vizyonsuzluk ve günü kurtarma politikaları yüzünden insanlar ömrünü trafikte tüketiyor. Her geçen gün artan nüfusa rağmen tek bir kalıcı çözüm üretemeyen bir anlayış, başarısızlığını reklamla örtmeye çalışmaktadır. Bu, vatandaşın aklıyla alay etmektir.” Kentsel dönüşüm konusundaki tabloyu ise “vahim” olarak nitelendiren Demir, deprem gerçeğine rağmen atılan adımların yetersiz ve ağır olduğunu söyledi. “Osmangazi’de binlerce insan riskli yapılarda yaşam mücadelesi veriyor. Ama ortada ne hız var ne plan var ne de samimiyet. İnsanların can güvenliği bu kadar ucuz olamaz. Bu vurdumduymazlık kabul edilemez” diyerek tepkisini dile getirdi. Yerel yönetimlerin önceliklerinin tamamen yanlış olduğunu savunan Demir, “Vatandaşın temel sorunları ortadayken vitrin projeleriyle algı yönetimi yapmak, bu şehre yapılabilecek en büyük saygısızlıktır” dedi. Belediyelerin artık mazeret üretmeyi bırakması gerektiğini belirten Demir, “Sorumluluk makamında olanlar ya görevlerini layıkıyla yapacak ya da o koltukları işgal etmeyi bırakacak” ifadeleriyle eleştirilerini daha da sertleştirdi. Açıklamasının sonunda kararlı bir duruş sergileyen Demir, şunları söyledi: “Osmangazi halkı yıllardır sabrediyor ama bu sabrın bir sınırı var. Biz Anahtar Parti olarak bu düzenin karşısında durmaya, bu ihmalleri her platformda ifşa etmeye devam edeceğiz. Kimse kusura bakmasın; bu saatten sonra susmayacağız, geri adım atmayacağız ve bu kötü yönetimin hesabını sormaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”

Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Ensari Altınışık: “Okullarda Şiddet Artışı, Toplumsal Çöküşün Alarm Zilleridir” Haber

Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Ensari Altınışık: “Okullarda Şiddet Artışı, Toplumsal Çöküşün Alarm Zilleridir”

Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Ensari Altınışık, son yıllarda eğitim kurumlarında artan şiddet olaylarına ilişkin son derece sert ve dikkat çekici bir açıklamada bulundu. Altınışık, okullarda yaşanan şiddetin artık münferit olaylar olmaktan çıktığını, sistematik bir krize dönüştüğünü vurgulayarak, “Bu tablo basit bir disiplin sorunu değil; derinleşen bir toplumsal çürümenin açık göstergesidir” ifadelerini kullandı. Altınışık, eğitim ortamlarının giderek güvenli alan olmaktan uzaklaştığını belirterek, öğrencilerin can güvenliğinin ciddi tehdit altında olduğunu söyledi. “Bugün geldiğimiz noktada çocuklarımızı emanet ettiğimiz okullar, ne yazık ki şiddetin, korkunun ve güvensizliğin konuşulduğu alanlara dönüşmektedir. Bu durum sadece eğitim sistemini değil, doğrudan toplumun geleceğini tehdit eden bir güvenlik meselesidir” dedi. Şiddetin nedenlerinin yüzeysel yaklaşımlarla açıklanamayacağını dile getiren Altınışık, aile içi problemlerden ekonomik sıkıntılara, sosyal dışlanmadan medya içeriklerine kadar geniş bir etki alanına dikkat çekti. “Araştırmalar açıkça göstermektedir ki; aile içinde normalleşen şiddet, yoksulluk, yalnızlık, akran zorbalığı ve kontrolsüz medya içerikleri gençlerin ruh dünyasını tahrip etmektedir. Bu şartlar altında yetişen bir nesilden sağlıklı davranışlar beklemek gerçekçi değildir” şeklinde konuştu. Sadece güvenlik önlemleri ve disiplin uygulamalarına dayalı politikaların yetersiz kaldığını belirten Altınışık, mevcut yaklaşımı da sert bir dille eleştirdi: “Sorunun kaynağına inmeyen, yalnızca sonuçları bastırmaya çalışan her politika, bu krizi daha da büyütmekten başka bir işe yaramaz. Okullara kamera yerleştirerek, kapıya güvenlik görevlisi koyarak bu meselenin üstesinden gelemezsiniz.” Altınışık, çözümün ancak bütüncül ve kararlı bir yaklaşımla mümkün olacağını vurgulayarak, öğrencilerin psikolojik ve sosyal gelişimlerinin öncelik haline getirilmesi gerektiğini ifade etti. “Gençlerimizin sadece akademik başarılarına odaklanan bir sistem iflas etmiştir. Empati, saygı, sorumluluk ve dayanışma gibi değerleri kazandıramayan bir eğitim anlayışı, şiddeti engelleyemez; aksine besler” dedi. Okullarda rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Altınışık, psikolojik destek mekanizmalarının yetersizliğine dikkat çekti. “Her okulda etkin çalışan rehberlik birimleri oluşturulmalı, öğrencilerin ruhsal durumları yakından takip edilmelidir. Bugün görmezden gelinen her risk, yarının büyük trajedilerine zemin hazırlamaktadır” uyarısında bulundu. Ayrıca okul güvenliğinin yalnızca eğitim kurumlarının sorumluluğuna bırakılamayacağını ifade eden Altınışık, çok paydaşlı bir iş birliği çağrısında bulundu. “Aileler, eğitimciler, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları ve güvenlik birimleri arasında güçlü ve koordineli bir yapı kurulmalıdır. Okullarda oluşturulacak tehdit değerlendirme ekipleri ve erken uyarı sistemleriyle riskler henüz büyümeden tespit edilmelidir” dedi. Altınışık açıklamasının sonunda tehlikenin boyutuna özellikle dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Bugün okulda başlayan şiddet, yarın sokakta, iş yerinde ve toplumun her alanında karşımıza çıkar. Eğer bu gidişata dur denilmezse, sadece eğitim sistemi değil, toplumsal huzur da geri dönülmez şekilde zarar görecektir. Bu mesele ertelenemez, ötelenemez bir beka meselesidir.”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Açıklamalar: Kırsal Mahallelerde Yıkım Kararlarına Karşı Mücadele Başlatıldı! Haber

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Açıklamalar: Kırsal Mahallelerde Yıkım Kararlarına Karşı Mücadele Başlatıldı!

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yapı güvenliğini artırmak ve özellikle yangın güvenliğini ön planda tutarak, yapıların izlenmesini savunarak kritik bir çağrıda bulundu. Yapı güvenliği ve denetim süreçlerinin gücünün artırılması gerektiğini vurgulayan Hacıoğlu, inşaat sürecindeki tüm aktörlerin görev, yetki ve sorumluluklarının net bir şekilde tanımlanmasını içeren yaklaşımını son derece değerli bulduğunu belirtti. Ancak, söz konusu yaklaşımın sadece planlama ve denetimle sınırlı kalmaması, aynı zamanda sahada karşılaşılan yapısal sorunların çözümüne yönelik somut adımlar atılmasının gerektiğini ifade etti. "Bu Sorunların Çözümü, Mağduriyetleri Giderecektir" Hacıoğlu, "Eğer bu yaklaşım sahada ciddi şekilde uygulanırsa, uzun yıllardır devam eden mağduriyetler de ortadan kalkacaktır" diyerek, kırsal mahallelerde imar planlarının yapılmaması ve 2018 İmar Barışı sürecinde yaşanan mağduriyetlerin acil çözüm bekleyen başlıca problemler arasında yer aldığını ifade etti. 2014 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun ile ülke genelinde 17.000 köyün mahalle statüsüne dönüştüğüne dikkat çeken Hacıoğlu, bu süreçte belediyelere verilen imar planı yapma sorumluluğunun büyük bir hayal kırıklığına yol açtığını belirtti. "Yasaya göre, imar planlarının iki yıl içinde yapılması gerekiyordu ama üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen, birçok bölgede imar planları hâlâ yapılmamış durumda" dedi. Ruhsatsız Yapılar ve Ağır Mağduriyetler Hacıoğlu, belediyelerin yerine getirmediği yükümlülükler nedeniyle söz konusu alanlarda yapılarının ruhsatsız ve kaçak durumuna düştüğünü, vatandaşların ruhsat almak için başvuruda bulundukları halde sonuç alamadıklarını belirterek, "Bu eksiklik, vatandaşları büyük mağduriyetlere uğratmış ve tamamen idarenin ihmalinden kaynaklanmıştır" dedi. İmar Barışı Mağduriyetleri 2018’de hayata geçirilen İmar Barışı düzenlemesiyle yapılan başvuruların çoğunun, süreçten yaklaşık iki yıl sonra iptal edilmeye başlandığını ifade eden Hacıoğlu, bu iptallerin gerekçe olarak sunulan uydu görüntülerinin güncel olmaması ve başvuru aşamasında etkin denetim yapılmaması sebebiyle büyük bir mağduriyet yaşandığını söyledi. "Bu süreç, denetim kriterlerinin ve uygulama yönetmeliğinin vatandaşlara doğru bir şekilde aktarılmaması sonucu, telafisi güç hak kayıplarına yol açmıştır." Mudanya'da Yıkım Kararları ve Ailelerin Geleceği Özellikle Bursa Mudanya Belediyesi tarafından alınan 2.000’in üzerinde yıkım kararına dikkat çeken Hacıoğlu, bu yapıların çoğunun kırsal alanlarda bulunan, az katlı, basit yapılar olduğunu, genellikle güvenli ve kullanımda olan yapılar olduğunu belirterek, "Bu binaların yıkılması, sadece bireysel ve milli servetin yok edilmesine yol açmakla kalmaz, binlerce ailenin barınma hakkını da zedeler" dedi. Hacıoğlu, bu durumun sosyal ve ekonomik sorunları daha da derinleştireceği konusunda uyarılarda bulundu. Talepler: Yapıların Güvenliğini Sağlamak ve Sosyal Adaletin Önünü Açmak İbrahim Hacıoğlu, çözüm önerilerini ise net bir şekilde sıraladı: Kırsal Mahallelerde Yıkımların Durması: İmar planları yapılıncaya kadar kırsal mahallelerde alınan yıkım kararlarının durdurulması gerektiğini vurguladı. Güvenli Yapıların Kayıt Altına Alınması: Yapıların afet risk analizlerinin yapılarak güvenli olanların kayıt altına alınmasını talep etti. Riskli Yapıların Güçlendirilmesi veya Dönüşümü: Riskli yapılar için güçlendirme ve dönüşüm süreçlerinin başlatılması gerektiğine dikkat çekti. Ekonomiye Katkı: Güvenli yapılar, devlet hazinesi ve belediye bütçelerine katkı sağlayacak şekilde ekonomiye kazandırılmalıdır. Hacıoğlu, "Bu mesele, siyasi bir tartışma konusu değildir; hukuk, vicdan, sosyal adalet ve kamu yararı çerçevesinde ele alınması gereken bir toplumsal sorundur" dedi. İmar planları tamamlanana ve hukuki belirsizlikler giderilene kadar, yıkım kararlarının durdurulması için gereğinin yapılması gerektiğini ifade etti. "Hukuk ve Adaletin Yanındayız" Hacıoğlu, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: "İmar planlarının bir an önce yapılması, inşaat süreçlerinin denetiminin güçlendirilmesi ve bu konuda mağduriyet yaşayan vatandaşlarımıza çözüm bulunması, hepimizin ortak sorumluluğudur. Bizler, yapının güvenliğini esas alan ve kamu yararını gözeten bir yaklaşımı savunuyoruz ve bu noktada ne olursa olsun mücadelemizi sürdüreceğiz." Hacıoğlu’nun açıklamaları, sadece yerel yönetimlere değil, aynı zamanda tüm kamuoyuna önemli bir sorumluluk çağrısı olarak yankı buldu.

Karaduman’dan Sert Çıkış: “Gemlik’te Sivil Toplum Kimsenin Arka Bahçesi Değildir!” Haber

Karaduman’dan Sert Çıkış: “Gemlik’te Sivil Toplum Kimsenin Arka Bahçesi Değildir!”

Orhan Karaduman, Gemlik’te faaliyet gösteren hemşeri dernekleri ve son dönemde tartışmaların odağı haline gelen Dernekler Platformu hakkında sert ve dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Karaduman, sivil toplum kuruluşlarının asli görevlerinden uzaklaştırılmasına ve ayrıştırıcı bir anlayışın ortaya çıkmasına asla izin vermeyeceklerini belirterek, “Gemlik’te sivil toplum gücünü kullanarak kimse toplumu ayrıştıramaz” dedi. “Sivil Toplumun Amacı Festival Değil, Toplumsal Dayanışmadır” Gemlik’te faaliyet gösteren hemşeri derneklerinin bir araya gelerek oluşturduğu platformun başkanlığına kısa süre önce Bayram Bozdemir’in seçildiğini hatırlatan Karaduman, sivil toplum anlayışının yalnızca organizasyon ve festivallerle sınırlandırılmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı. Karaduman açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Dernekçilik; birkaç festival düzenleyip maddi desteklerle boy göstermek değildir. Hemşehri dernekleri bu şehrin sosyal dokusunun önemli bir parçasıdır. Bu kurumlar Gemlik’in ortak vicdanını temsil etmek zorundadır. Sadece etkinlik yapmakla yetinen, şehir hayatına gerçek anlamda katkı sunmayan bir anlayış sivil toplumun ruhuna aykırıdır.” “Gemlik’in Ortak Alanları Kimsenin Özel Alanı Değildir” Karaduman, şehir merkezinde yeşil alan içinde derneklere tahsis edilen yerlerle ilgili de önemli bir noktaya dikkat çekti. Bu alanların Gemlik halkına ait olduğunu hatırlatan Karaduman, dernek yöneticilerinin bu gerçeği unutmaması gerektiğini söyledi. “Gemlik’in merkezinde, halkın ortak kullanımına açık olan yeşil alanlarda tahsis edilen her metrekare aslında Gemlikli hemşehrilerimizin hakkıdır. Bu alanları kullanan herkes bu sorumluluğun bilincinde olmalıdır. Hiç kimse kendisine verilen bu imkânı ayrıcalık gibi görmemelidir.” “İYİ Parti’yi Yok Sayan Anlayış Kabul Edilemez” Son günlerde düzenlenen bir davet üzerinden yaşanan tartışmalara da değinen Karaduman, Türkiye’nin önemli siyasi güçlerinden biri olan İYİ Parti’nin dışlanmasını sert sözlerle eleştirdi. Karaduman, şu değerlendirmede bulundu: “Bugün Türkiye’nin üçüncü büyük siyasi partisi konumunda bulunan İYİ Parti’yi yok sayan, görmezden gelen ya da davet süreçlerinde dışlayan bir anlayışın sivil toplumla hiçbir ilgisi yoktur. Sivil toplum kapsayıcıdır. Ayrıştırıcı değil birleştirici olmak zorundadır. Eğer bir platform bu kapsayıcılığı sağlayamıyorsa, orada ciddi bir anlayış sorunu vardır.” “Milli Değerler Konusunda Taviz Verilemez” Karaduman açıklamasında kamuoyunun daha önce de gündeme getirdiği önemli bir rahatsızlığa dikkat çekti. Bazı sivil toplum yöneticilerinin milli bayramlardaki resmi törenlere ve Atatürk’e saygı programlarına yeterince katılım göstermemesi toplumda ciddi bir tepkiye neden olmuştu. Karaduman bu konuda oldukça net konuştu: “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e saygı bu milletin ortak değeridir. Milli bayramlarımız da bu milletin birlik ve beraberliğinin en güçlü sembolleridir. Bu değerlere mesafeli duran ya da gereken hassasiyeti göstermeyen bir sivil toplum anlayışı kabul edilemez.” “Hiç Kimse Sivil Toplum Gücünü Ayrıştırmak İçin Kullanamaz” Gemlik’te sivil toplum kuruluşlarının siyasi kamplaşmanın aracı haline getirilmesine kesinlikle karşı olduklarını vurgulayan Karaduman, sert ifadelerle şu mesajı verdi: “Buradan açıkça ifade ediyoruz: Gemlik’te hiç kimse sivil toplum gücünü kullanarak ayrıştırıcı bir siyaset yapamaz. Hemşehri dernekleri hiçbir siyasi anlayışın arka bahçesi değildir. Bu kurumlar Gemlik’in ortak vicdanını temsil eder. Bu gerçeği unutan herkes karşısında Gemlik halkını bulacaktır.” “Hiçbir STK Bir Partinin Vagonu Olamaz” Karaduman, Dernekler Platformu ve sivil toplum kuruluşlarının siyasi tarafsızlığını koruması gerektiğini vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü: “İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanlığı olarak beklentimiz nettir. Dernekler platformu ve tüm sivil toplum kuruluşları, Gemlik’te ayrışmaya değil birliğe katkı sunan bir anlayışla hareket etmelidir. Hiçbir kişi, hiçbir kuruluş ve hiçbir platform herhangi bir siyasi partinin vagonu olamaz.” “Gemlik’in Sokaklarında Büyüyen Sorunlara Bakın” Karaduman, açıklamasının son bölümünde sivil toplum kuruluşlarına toplumsal sorumluluk çağrısı da yaptı. Gemlik’in yalnızca etkinlik ve davetlerden ibaret olmadığını vurgulayan Karaduman, şehirde giderek büyüyen sosyal sorunlara dikkat çekti. “Gemlik’in sokaklarında büyüyen sorunlar var. Gençlerimizi tehdit eden uyuşturucu gerçeği var. Sosyal çöküntü yaşayan mahalleler var. Sivil toplumun görevi bu sorunlara çözüm üretmektir. Gerçek sorumluluk, şehrin sorunlarına sahip çıkmaktır.” “Gemlik Hepimizin” Açıklamasını güçlü bir mesajla tamamlayan Karaduman, Gemlik’in ortak değerler etrafında birleşmesi gerektiğini vurguladı: “Gemlik hepimizin şehridir. Eğer bu şehirde gerçek bir birlik kurulacaksa, bu birlik kimseyi dışlamadan ve ortak değerlerimize sahip çıkarak kurulacaktır. Herkes bulunduğu makamın sorumluluğunu bilmeli ve Gemlik için üzerine düşeni yapmalıdır. Bu konuda hassasiyetimiz ve takipçiliğimiz kararlılıkla sürecektir.”

“Bizim Duruşumuz Net!” Haber

“Bizim Duruşumuz Net!”

Hürriyetçi Eğitim Sen 2. Olağan Kongresi’nde Sert Mesajlar Verildi: “Bizim Duruşumuz Net!” Bursa – Hürriyetçi Eğitim Sen, Bursa 1 Nolu Şube Başkanı Abit Şenel’in güven tazelediği kongrede açılış konuşmasıyla 2. Olağan Kongresi’ne damgasını vurdu. Sert ve net ifadelerle yapılan konuşmada, eğitim çalışanlarının hakları savunuldu, sendikanın mücadelesine ve ülke genelindeki eğitim sistemine yönelik ciddi eleştirilerde bulunuldu. Şenel, Türkiye’nin zor bir dönemden geçtiğini belirterek, sendika olarak her zaman doğru bildiklerini savunmaya devam edeceklerini ve haksızlık karşısında geri adım atmayacaklarını vurguladı. Kongrede Divan Başkanı Erol Çınar katip Sedat Köroğlu Candan Topçuoğlu üstlenirken sendikanın şube başkanları da hazır bulundu. Hürriyetçi Tarım Orman Sen Genel Başkanı Muzaffer Genç, HÜRSEN İl Temsilcisi Selahattin Gürses ve BİPOLAR Derneği Başkanı Dilek Par selamlama konuşması yaptı. “Sendika, Emekçinin Yanında Durur!” Şenel, açılış konuşmasında, “Hürriyetçi Eğitim Sen, makam sendikacılığı yapmaz. Bizler, emekçinin yanındayız ve haksızlık karşısında her zaman haykıranlardanız. Bugüne kadar geri adım atmadık, bundan sonra da atmayacağız” diyerek sendikal mücadelenin devam edeceğini belirtti. Resen atamalar, özlük haklarındaki kayıplar, liyakatsizlik ve ekonomik adaletsizlikler karşısında Hürriyetçi Eğitim Sen’in en net duruşu sergileyen sendika olduğunu söyleyen Şenel, “Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet karşısında hep ayakta durduk, durmaya da devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. “Kimse Bizim Duruşumuzu Sorgulayamaz” Şenel, Türkiye’nin zor bir süreçten geçtiğini belirterek, “Bugün, ülkeyi yönetenler Anayasamızın temel ilkelerini yok saymaya çalışıyor. Laiklik ve Türklük gibi en temel değerleri silmeye çalışanlar var. Eğitim müfredatından Atatürk’ü silmeye çalışanlar var. Bizim buna göz yummamız mümkün değil!” dedi. “Türklük ile sorunu olanlar, laiklikle sorunu olanlar, Atatürk ile sorunu olanlar, eğitim çalışanlarına şiddet uygulayanlar… Bizim bunlarla hiçbir ortak yönümüz yok!” diyerek, bu kişilere karşı olan net tutumlarını bir kez daha gözler önüne serdi. “Atatürk ve Laik Cumhuriyetin Değerlerine Saldırı Kabul Edilemez” Şenel, özellikle son dönemdeki gelişmeleri eleştirerek, “İmralı’daki terörist başına destek verenler, Atatürk’ün mirasını silmeye çalışanlar, bu milletin iradesine karşı çıkanlar, tarih de affetmeyecek, Türk milleti de affetmeyecektir” diyerek sert bir uyarıda bulundu. Ayrıca, Atatürk’ün değerlerinin yok sayılmasına karşı Hürriyetçi Eğitim Sen’in her zaman mücadele edeceğini söyledi. “Bu Seçim Koltuk Yarışı Değil, Bir Mücadele” Kongre, yalnızca bir koltuk yarışına indirgenmedi. Şenel, “Bu seçim, daha güçlü bir teşkilat için, daha kararlı bir mücadele için ve daha gür bir ses için verilen bir karardır” diyerek, kongrenin önemine dikkat çekti. Başkanlık anlayışlarının sadece “yetki” değil, “sorumluluk” olduğunu belirten Şenel, “Bizim için güç değil, emanet var. Bu emaneti omuzlarımızda taşırken tek rehberimiz üyelerimizin iradesi olacak” dedi. “Birlik Olursak Güçlüyüz” Abit Şenel, son olarak, “Birlik olursak gücümüzü ortaya koyarız, inandığımız yolda yürürsek kazanırız. Eğitimin ve eğitimcilerin onurunu savunmak için burada ve kararlıyız” diyerek, tüm üyelerine çağrıda bulundu. “Bugün vereceğiniz destek yalnızca bir isme değil, bir mücadele anlayışına verilmiş olacaktır. Yolumuz açık, irademiz güçlü, mücadelemiz daimdir” diyerek, Hürriyetçi Eğitim Sen’in önümüzdeki yıllardaki kararlılığını ve mücadelesini bir kez daha teyit etti. Eğitim Çalışanlarının Hakları İçin Verilen Kararlı Mesaj Hürriyetçi Eğitim Sen’in 2. Olağan Kongresi’nde verilen mesajlar, eğitim çalışanlarının hakları ve sendikanın mücadele anlayışı açısından oldukça sert ve net bir tutum sergiledi. Hükümete ve eğitim sistemine yönelik eleştirilerde bulunan sendika yönetimi, eğitim çalışanlarının onurunu koruma ve haklarını savunma noktasında kararlı olduklarını bir kez daha vurguladı. Hürriyetçi Eğitim Sen, gelecekteki mücadelesinin her türlü engelleme girişimine karşı aynı kararlılıkla süreceğini belirtti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.