Hava Durumu

#Rant

Gürsu Haber - Rant haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Rant haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

DEVA PARTİSİ NİLÜFER İLÇE BAŞKANI Fatih Kayıkçı’DAN SERT ÇIKIŞ: “BURSA KÜÇÜK SANAYİ SİTESİ GÖZ GÖRE GÖRE ÇÜRÜTÜLÜYOR!” Haber

DEVA PARTİSİ NİLÜFER İLÇE BAŞKANI Fatih Kayıkçı’DAN SERT ÇIKIŞ: “BURSA KÜÇÜK SANAYİ SİTESİ GÖZ GÖRE GÖRE ÇÜRÜTÜLÜYOR!”

Bursa’nın üretim damarlarından biri olan Bursa Küçük Sanayi Sitesi için uzun süredir dile getirilen sorunlar, artık görmezden gelinemez bir noktaya ulaştı. Fatih Kayıkçı, Nilüfer ilçesinin Çalı Yolu üzerinde, Ataevler ve Üçevler mahalleleri arasında konumlanan bu kritik üretim merkezinin adeta kaderine terk edildiğini belirterek, hem Nilüfer Belediyesi’ni hem de Bursa Büyükşehir Belediyesi’ni sert sözlerle hedef aldı. Yaklaşık 40 yıllık geçmişe sahip olan sanayi sitesinin bugün “sahipsizlik ve ilgisizlik yüzünden döküldüğünü” vurgulayan Kayıkçı, bölgedeki çarpıcı dönüşüme dikkat çekti. Bir yanda altyapısı çökmüş, yolları parçalanmış, bakım yüzü görmemiş bir sanayi alanı; diğer yanda ise hızla yükselen çok katlı lüks rezidanslar… Bu çelişkinin kabul edilemez olduğunu belirten Kayıkçı, “Üreten kesim çürümeye terk edilirken, rant odaklı yapılaşma teşvik ediliyor” ifadelerini kullandı. Bölgedeki nüfus yoğunluğunun şimdiden 200 bine yaklaştığını hatırlatan Kayıkçı, bu büyümenin plansız ve dengesiz ilerlediğini söyledi. “Bu kadar yoğunluğun olduğu bir alanda, ekonomiye can suyu veren küçük sanayinin altyapı ihtiyaçlarını görmezden gelmek, yalnızca ihmalkârlık değil, aynı zamanda ekonomik akla ihanettir” diyerek tepkisini yükseltti. Sanayi sitesinin ulaşım açısından da önemli bir noktada bulunduğunu belirten Kayıkçı, Çalı Yolu üzerindeki bu alanın, metro erişimi açısından Ataevler Metro İstasyonu gibi kritik bir durağa yakınlığına rağmen gerekli ulaşım ve yol iyileştirmelerinden mahrum bırakıldığını dile getirdi. “Yollar, yılların yorgunluğunu iliklerine kadar hissediyor. Çukurlar, bozulmuş asfalt, altyapı eksiklikleri üretimi sekteye uğratıyor” dedi. Ayrıca sanayi sitesinin, Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi (NOSAB) ile komşu konumda olmasına rağmen aynı ilgi ve planlamadan yararlanamadığını belirten Kayıkçı, bölgedeki potansiyelin heba edildiğini ifade etti. 1.243 dekar alana kurulu ve 1.563 işyerine ev sahipliği yapan Beşevler Küçük Sanayi Sitesi’nde 10 bini aşkın kişinin istihdam edildiğini hatırlatan Kayıkçı, bu büyüklükte bir ekonomik gücün bu denli ihmal edilmesini “akıl dışı” olarak nitelendirdi. Kayıkçı açıklamasını sert bir çağrıyla noktaladı: “Buradan açıkça uyarıyorum; bu ilgisizlik sürdürülebilir değildir. Küçük sanayi esnafı bu kentin omurgasıdır. Eğer bugün bu çürümeye göz yumulursa, yarın bunun bedelini tüm Bursa öder. Nilüfer Belediyesi ve Bursa Büyükşehir Belediyesi derhal harekete geçmeli, altyapıdan ulaşıma, planlamadan bakım çalışmalarına kadar kapsamlı bir iyileştirme programını acilen devreye almalıdır.” Bursa Küçük Sanayi Sitesi’nde yükselen bu tepki, yalnızca bir bölgenin değil, üretimle ayakta duran tüm kesimlerin sesi olarak yankılanmaya devam ediyor.

DSP Bursa İl Başkanı Mehmet Seskır’dan “Ecevit Vizyonu” Vurgusu: Bursa, Üretimin ve Emek Mücadelesinin Kalbidir Haber

DSP Bursa İl Başkanı Mehmet Seskır’dan “Ecevit Vizyonu” Vurgusu: Bursa, Üretimin ve Emek Mücadelesinin Kalbidir

Mehmet Seskır, yaptığı kapsamlı değerlendirmede Bülent Ecevit’in Bursa’ya yönelik vizyonunu yeniden gündeme taşıyarak, kentin Türkiye’nin kalkınma modelindeki stratejik rolüne dikkat çekti. Seskır, açıklamasında Bursa’nın yalnızca bir sanayi kenti değil, aynı zamanda emeğin, üretimin ve sosyal adalet arayışının en güçlü merkezlerinden biri olduğunu vurguladı. “Bursa, Demokratik Sol Kalkınma Modelinin Temel Taşlarından Biri” Seskır, Demokratik Sol Parti’nin kurucu lideri Bülent Ecevit’in, Bursa’yı Türkiye’nin üretim odaklı kalkınma stratejisinde özel bir konuma yerleştirdiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Ecevit’in kalkınma anlayışı, rant değil üretim üzerine kuruluydu. Bu çerçevede Bursa; organize sanayi bölgeleri, güçlü işçi potansiyeli ve yüksek tarımsal verimliliği ile Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığının teminatı olarak görülmüştür. Bu vizyon bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır.” “Üretim Ekonomisi Yeniden İnşa Edilmelidir” Bursa’nın sahip olduğu sanayi altyapısının Türkiye ekonomisi açısından kritik önemde olduğunu ifade eden Seskır, üretim odaklı politikaların terk edilmesinin ülkeye ağır bedeller ödettiğini savundu. Ecevit’in “üreten Türkiye” idealine atıf yapan Seskır, sanayi üretiminin artırılması ve yerli üreticinin desteklenmesi gerektiğini belirtti. “Bursa’daki organize sanayi bölgeleri yalnızca üretim alanları değil, aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik direncinin merkezleridir. Bu merkezlerin güçlendirilmesi, dışa bağımlılığın azaltılması açısından hayati önemdedir.” “İşçi Hakları, Kalkınmanın Ayrılmaz Parçasıdır” Sanayi kenti kimliğiyle öne çıkan Bursa’da işçi haklarının korunmasının vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Seskır, Bülent Ecevit’in emek odaklı siyaset anlayışının altını çizdi: “Ecevit, yalnızca üretimi değil, o üretimi gerçekleştiren emekçiyi merkeze alan bir liderdi. Sendikal örgütlenme, toplu sözleşme hakkı ve sosyal adalet, onun siyasetinin temel taşlarıydı. Bursa gibi işçi yoğunluğu yüksek bir kentte bu anlayışın yeniden güçlendirilmesi kaçınılmazdır.” “Sanayi ile Tarım Arasında Stratejik Denge” Seskır, Bursa’nın yalnızca bir sanayi merkezi olarak değil, aynı zamanda önemli bir tarım kenti olarak da değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Ecevit’in kalkınma modelinde sanayi ve tarımın birbirini tamamlayan iki unsur olduğuna dikkat çeken Seskır, şu ifadeleri kullandı: “Bursa’nın bereketli toprakları ile güçlü sanayi altyapısı birlikte değerlendirildiğinde ortaya sürdürülebilir bir kalkınma modeli çıkmaktadır. Tarımın ihmal edilmesi ya da sanayinin kontrolsüz büyümesi, bu dengeyi bozacaktır. Ecevit’in ortaya koyduğu model, bu iki alanın uyum içinde gelişmesini öngörmektedir.” “Karaoğlan’ın Mirası Bursa’da Yaşamaya Devam Ediyor” Bülent Ecevit’in özellikle Anadolu’da ve sanayi kentlerinde büyük bir halk desteği gördüğünü hatırlatan Seskır, Bursa’nın bu süreçte Demokratik Sol Parti için her zaman güçlü bir toplumsal taban sunduğunu ifade etti. “Ecevit’in ‘Karaoğlan’ olarak halkın gönlünde yer ettiği dönemde Bursa, emeğin ve üretimin siyasette karşılık bulduğu en önemli şehirlerden biri olmuştur. Bugün de aynı ruh, aynı inanç ve aynı kararlılıkla Bursa’da demokratik sol anlayışı yeniden büyütme hedefindeyiz.” “Bursa, Türkiye’nin Geleceğinde Anahtar Rol Oynayacak” Açıklamasının sonunda Seskır, Bursa’nın sahip olduğu potansiyelin doğru politikalarla Türkiye’nin ekonomik ve sosyal geleceğinde belirleyici olacağını ifade etti. Üretim, emek ve adalet ekseninde şekillenecek bir kalkınma modelinin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Seskır, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Bursa, yalnızca geçmişte değil, gelecekte de Türkiye’nin kalkınma hikâyesinin merkezinde yer alacaktır. Bizler, Ecevit’in mirasına sahip çıkarak üretimi, emeği ve adaleti önceleyen bir anlayışı yeniden hakim kılmakta kararlıyız.” Bu kapsamlı değerlendirme, Bursa’nın hem ekonomik hem de toplumsal açıdan taşıdığı stratejik önemin bir kez daha altını çizerken, demokratik sol perspektifin kentte yeniden güçlendirilmesi yönünde güçlü bir irade ortaya koydu.

BURSA ALARM VERİYOR: “BU ŞEHİR SAHİPSİZ DEĞİL!” Haber

BURSA ALARM VERİYOR: “BU ŞEHİR SAHİPSİZ DEĞİL!”

Cumhuriyetçi Milletin Partisi Bursa İl Başkanı Aynur Akgün, Bursa’nın kronikleşen sorunlarına ilişkin sert ve tavizsiz bir açıklama yaparak, kentin yıllardır biriken problemlerine karşı adeta isyan bayrağı açtı. Açıklamada, Bursa’nın kaderine terk edildiği vurgulanırken, sorumlulara yönelik çok ağır ifadeler kullanıldı. İl Başkanı Akgün’e açıklamasında; Parti Meclisi Üyesi Cevdet Şen, Karacabey İlçe Başkanı Buket Sarıbal, Orhangazi İlçe Başkanı Orhan Şener, Nilüfer İlçe Başkanı Seher Kartal, Osmangazi İlçe Başkanı Cüneyt Çalılık, Yıldırım İlçe Başkanı Ünsal Dilli ve Gemlik İlçe Başkanı Levent Leblebicioğlu ile birlikte MYK Üyesi Mustafa Yılmaz ve Kurucular Kurulu Üyesi Turgut Ferik de destek verdi. “BURSA ÇÜRÜYOR, YÖNETENLER SEYREDİYOR!” Akgün, Bursa’nın artık günü kurtaran politikalarla yönetilemeyeceğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bursa bugün trafikle kilitlenmiş, altyapısı çökmüş, havası zehirlenmiş bir şehir haline getirilmiştir! Sanayi plansız büyümüş, tarım göz göre göre bitirilmiş, şehir kimliğini kaybetmiştir. Bu tablo bir beceriksizlik değil, düpedüz ihmaldir!” TRAFİK, BETON VE İHANET ÜÇGENİ Açıklamada Bursa’nın en yakıcı sorunları tek tek sıralandı. Özellikle ulaşım krizine dikkat çeken Akgün, her gün saatlerce trafikte çile çeken vatandaşların kaderine terk edildiğini söyledi: “Bu şehirde insanlar işe gitmek için ömür tüketiyor! Alternatif yol yok, plan yok, vizyon yok! Beton dökerek şehir yönetilmez! Bursa nefes alamıyor, bunu görmeyenler ya bu şehirde yaşamıyor ya da umursamıyor!” TARIM BİTTİ, SANAYİ KONTROLDEN ÇIKTI Karacabey ve çevresindeki verimli tarım arazilerinin ranta kurban edildiğini vurgulayan heyet, Bursa’nın üretim gücünün bilinçli şekilde yok edildiğini savundu: “Karacabey ovası göz göre göre elden gidiyor! Çiftçi borç içinde, üretici yalnız bırakılmış! Sanayi büyüyor ama Bursa küçülüyor! Bu nasıl bir kalkınma anlayışıdır?” “BU SESSİZLİK SUÇA ORTAKLIKTIR!” Akgün, yalnızca yönetenleri değil, suskun kalan tüm kesimleri de hedef aldı: “Bu tablo karşısında susan herkes bu çöküşün ortağıdır! Bursa’nın geleceği birkaç rant projesine kurban edilemez! Bu şehir sahipsiz değildir, bu millet bunu affetmez!” “MÜCADELE BUGÜN BAŞLIYOR!” Cumhuriyetçi Milletin Partisi Bursa teşkilatının geri adım atmayacağını vurgulayan açıklama, sert bir çağrıyla sona erdi: “Bugün susarsak yarın konuşacak şehir bulamayacağız! Bursa için mücadele bugün başlıyor! Kimse rahat olmasın, kimse dokunulmaz değil! Bu düzen değişecek!” Açıklama, Bursa siyasetinde yeni bir gerilim hattının oluştuğuna işaret ederken, önümüzdeki günlerde tartışmaların daha da alevleneceği yorumlarına neden oldu.

Orhan Sarıbal’dan sert çıkış: “Kamu arazileri tek imzayla satış listesinde” Haber

Orhan Sarıbal’dan sert çıkış: “Kamu arazileri tek imzayla satış listesinde”

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Hazine’ye ait taşınmazların satışa çıkarılmasına çok sert sözlerle tepki gösterdi. Sarıbal, kararın kamu yararını hiçe saydığını savunarak, sürecin “kaynak transferi” anlamına geldiğini ifade etti. Sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada Sarıbal, Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıyla Maliye Hazinesi’ne ait 55 taşınmazın satışa çıkarıldığını belirterek, “Memleket parça parça satış listesine konuluyor. Tek bir imzayla, tek bir kişinin kararıyla kamuya ait değerler elden çıkarılıyor” ifadelerini kullandı. Bursa’da satışa konu edilen alanların sıradan arsalar olmadığını vurgulayan Sarıbal, bu taşınmazların önemli bir bölümünün sağlık hizmetleri için planlanmış ya da uzun yıllar bu amaçla kullanılmış alanlar olduğuna dikkat çekti. Sarıbal’ın açıklamasında öne çıkan başlıklar şöyle sıralandı: Yıldırım 152 Evler Mahallesi’nde, yıllarca Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne ev sahipliği yapan alan Yıldırım Samanlı Mahallesi’nde, 600 yataklı Bursa Merkez Devlet Hastanesi için planlanan arazi Yıldırım Ertuğrulgazi Mahallesi’nde, Türkan Akyol Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nin bulunduğu alan Nilüfer Fethiye Mahallesi’nde, hastane yapılması için ayrılmış alan Yenişehir’de, Toplum Sağlığı Merkezi’nin bulunduğu alan Bu alanların satışa çıkarılmasını “kamusal sağlık altyapısının tasfiyesi” olarak nitelendiren Sarıbal, “Bugün hastane yapılacak alanı satanlar, yarın vatandaşı özel hastanelerin kapısına mahkûm edenlerdir” dedi. Sürecin sistematik bir şekilde ilerlediğini iddia eden Sarıbal, kamu arazilerinin önce değersizleştirildiğini, ardından “atıl” gösterilerek satışa çıkarıldığını ve son aşamada belirli çevrelere rant aktarıldığını savundu. “Önce kamusal alanları değersizleştir, sonra atıl diye göster, ardından sat; en sonunda rantı belli çevrelere aktar. İşleyen mekanizma tam olarak budur” ifadelerini kullandı. İktidarın “tarih yazıyoruz” söylemine de göndermede bulunan Sarıbal, “Evet, tarih yazıyorlar; ancak bu tarih, kamunun varlıklarının el değiştirdiği, en büyük kaynak transferinin yapıldığı bir dönem olarak anılacaktır” değerlendirmesinde bulundu. Açıklamasının sonunda sert mesajlar veren Sarıbal, “Kamunun hakkını bu yağmacı anlayışın elinden söküp alacağız. Bu ülkenin kaynakları, bir avuç çıkar grubunun değil, milletin tamamının hakkıdır” diyerek mücadele vurgusu yaptı.

Cavit Kaya: “Gürsu’nun Geleceğini Ranta Teslim Eden Bu Düzeni Kabul Etmiyoruz!” Haber

Cavit Kaya: “Gürsu’nun Geleceğini Ranta Teslim Eden Bu Düzeni Kabul Etmiyoruz!”

Bursa’nın tarımsal üretim açısından en kıymetli bölgelerinden biri olan Gürsu Ovası, yıllardır süren ihmal, yönetim zafiyeti ve rant odaklı anlayış nedeniyle adeta göz göre göre yok edilmektedir. Bir zamanlar Türkiye’nin en verimli tarım havzalarından biri olarak anılan Gürsu bugün kaçak yapılar, ruhsatsız depolar, düzensiz sanayi alanları ve kontrolsüz betonlaşmanın istilası altında nefes alamaz hale getirilmiştir. Bu tablo bir tesadüf değildir. Bu tablo yıllardır süren yanlış yönetimin, liyakatsiz kadrolaşmanın ve kamu kaynaklarını hoyratça kullanmanın sonucudur. Geçmiş dönem Cumhuriyet Halk Partisi Gürsu İlçe Başkanı Cavit Kaya, yaptığı sert açıklamada Gürsu’da yaşananların artık görmezden gelinemeyecek bir noktaya ulaştığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Gürsu’nun geleceği adım adım çalınıyor. Tarım arazileri betonlaşmaya teslim edilirken, kamu kaynakları yönetim kadrolarına dağıtılırken, ilçenin yarınları siyasi çıkar hesaplarına kurban edilirken kimse bizden susmamızı beklemesin.” Gürsu Ovası Rantın Kurbanı Gürsu Ovası yalnızca Bursa için değil, Türkiye’nin tarımsal üretimi açısından stratejik bir bölgedir. Ancak son yıllarda kaçak depolar, ruhsatsız sanayi yapıları, izinsiz konutlar ve düzensiz yapılaşma ovayı adeta bir beton çöplüğüne çevirmiştir. Bu çarpık yapılaşmanın büyümesine rağmen Gürsu Belediyesi’nin etkili bir müdahale ortaya koyamaması, kamuoyunda ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Cavit Kaya’ya göre burada yalnızca bir ihmal değil, sistematik bir yönetim başarısızlığı söz konusudur. “Gürsu Ovası’nın her karışı bu milletin emanetidir. Ama bugün bakıyoruz ki bu emanet göz göre göre yok ediliyor. Kaçak yapılar büyüyor, ruhsatsız depolar çoğalıyor, tarım alanları talan ediliyor. Peki belediye nerede? Denetim nerede? Kamu otoritesi nerede?” 105 Bin Nüfuslu İlçede Yönetici Ordusu Kaya’nın en sert eleştirilerinden biri de Gürsu Belediyesi’ndeki yönetim kadrolarının sayısına yönelik oldu. Bugün Gürsu Belediyesi’nde: 5 Belediye Başkan Yardımcısı 28 Müdürlük bulunduğunu hatırlatan Kaya, bu sayının ilçenin nüfusuna kıyasla son derece yüksek olduğunu söyledi. Karşılaştırmalı tabloyu da ortaya koydu: Osmangazi Nüfus: 1 milyonun üzerinde Başkan Yardımcısı: 7 Müdürlük: 32 Nilüfer Nüfus: 700 binin üzerinde Başkan Yardımcısı: 7 Müdürlük: 32 Gürsu Nüfus: yaklaşık 105 bin Başkan Yardımcısı: 5 Müdürlük: 28 Bu tabloyu sert sözlerle eleştiren Kaya şöyle konuştu: “105 bin nüfuslu bir ilçede bu kadar yönetim kadrosu hangi ihtiyacın sonucudur? Gürsu’da hangi dev projeler yapılmıştır da bu kadar yöneticiye ihtiyaç duyulmuştur? Yoksa belediye kadroları liyakat esasına göre değil, siyasi sadakat ve yakınlık kriterine göre mi dağıtılmıştır?” Belediye Mali Krizdeyken Kadro Dağıtımı Gürsu Belediyesi’nin mali yapısına ilişkin kamuoyunda ciddi iddialar bulunduğunu söyleyen Kaya, belediyede maaş ödemelerinde dahi zaman zaman zorluk yaşandığı yönünde konuşmalar yapıldığını ifade etti. Buna rağmen yönetim kadrolarının hızla artırılmasının kamu vicdanını yaraladığını söyledi. “Bir belediye düşünün ki mali sıkıntılar konuşuluyor ama yönetici sayısı hızla artıyor. Bu tablo Gürsu halkının aklıyla alay etmektir. Belediye kadroları hizmet üretmek için değil, makam dağıtmak için kullanılmamalıdır.” Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık’a Açık Sorular Cavit Kaya, kamu adına Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık’a şu soruları yöneltti: 1️⃣ Belediyede maaş alan bir personelin gri renk Honda marka aracıyla Belediye Başkanı’nın eşi Sümeyye Işık’ın özel işlerinde görevlendirildiği doğru mudur? 2️⃣ Belediyenin maaşlı personeli ve araçlarının şahsi işlerde kullanıldığı iddiaları doğruysa bunun hesabı kime verilecektir? 3️⃣ İlçede faaliyet gösteren bazı soğuk hava deposu işletmelerinin ruhsata aykırı kaçak bölümleri için yıkım yapılmayacağı söylenerek “bağış” adı altında belediye veznesine para yatırılması istendiği iddiaları doğru mudur? 4️⃣ Gürsu’nun tarım arazileri kaçak depo ve fabrika yapılarıyla işgal edilirken belediye neden etkili bir müdahale gerçekleştirmemektedir? 5️⃣ İlçe bu kadar sorunla boğuşurken belediyenin önceliği neden liyakat değil kadrolaşma olmuştur? Gürsu’nun Butik Oteli Neden Atıl Bırakıldı? Kaya’nın gündeme getirdiği bir diğer konu ise Gürsu’da yüksek maliyetlerle yapılan butik otel projesi oldu. Gürsu için önemli bir turizm yatırımı olarak planlanan yapının bugün atıl durumda olduğunu belirten Kaya şu soruyu yöneltti: “Bu tesis Gürsu’nun turizmi ve ekonomisi için yapılmadı mı? Eğer öyleyse neden işletilmiyor? Neden liyakatli yöneticilere verilerek kamu yararına kullanılmıyor? Yoksa bu yatırım da yanlış yönetimin kurbanı mı oldu?” “Gürsu Halkı Bu Hesabı Soracaktır” Açıklamasının sonunda Gürsu’nun kaderinin birkaç kişinin çıkarına terk edilemeyeceğini vurgulayan Cavit Kaya şu ifadeleri kullandı: “Gürsu’nun geleceği kimsenin siyasi kariyer planlarının ya da kişisel çıkar hesaplarının malzemesi değildir. Tarım arazileri bu milletin namusudur. Kamu kaynakları bu halkın alın teridir. Bu değerlerin hoyratça harcanmasına asla sessiz kalmayacağız.” Ve açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Gürsu’yu gerçekten halk için mi yönetiyorsunuz, yoksa dar bir çevrenin çıkarları için mi?”

Davutoğlu Bursa’da Konuştu: “Dünya Yeni Bir Kırılmanın Eşiğinde, Üçüncü Dünya Savaşı Fiilen Başlamıştır” Haber

Davutoğlu Bursa’da Konuştu: “Dünya Yeni Bir Kırılmanın Eşiğinde, Üçüncü Dünya Savaşı Fiilen Başlamıştır”

Eski Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Ahmet Davutoğlu, Gelecek Partisi Bursa İl Başkanlığı tarafından düzenlenen iftar programında gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Bursa’daki Podyum Park’ta gerçekleştirilen programda konuşan Davutoğlu, hem küresel gelişmeler hem de Türkiye’nin iç politikası ve ekonomik durumu hakkında kapsamlı değerlendirmeler yaptı. Davutoğlu’nun konuşmasında özellikle küresel güvenlik dengeleri, Ortadoğu’daki gelişmeler, Türkiye’nin dış politika pozisyonu, savunma stratejileri ve ekonomide yaşanan sıkıntılar öne çıktı. “Dünya düzeni sarsılıyor” diyen Davutoğlu, küresel sistemin ciddi bir kırılma sürecine girdiğini savunarak “Üçüncü Dünya Savaşı fiilen başlamıştır” ifadelerini kullandı. Bursa’nın Tarihi Mirasına Vurgu: “Bu Şehir Bir Medeniyet Projesidir” Programda konuşmasına Bursa’nın tarihsel ve kültürel kimliğine değinerek başlayan Davutoğlu, şehrin yalnızca bir yerleşim alanı olarak değil, aynı zamanda bir medeniyet tasavvurunun önemli merkezlerinden biri olarak görülmesi gerektiğini ifade etti. Bursa’nın Osmanlı’dan günümüze uzanan köklü geçmişine dikkat çeken Davutoğlu, özellikle genç kuşakların bu tarihsel birikimi tanımasının büyük önem taşıdığını belirtti. Davutoğlu konuşmasında şu değerlendirmeyi yaptı: “Bursa sadece yaşanılan bir şehir değildir. Bursa, yaşamın nasıl olması gerektiğini gösteren bir projedir. Bu şehirde tarih, kültür, mimari ve insan ilişkileri bir medeniyet anlayışının izlerini taşır.” Bir devletin ve medeniyetin güçlü olabilmesi için üç temel unsurun hayati olduğunu söyleyen Davutoğlu, bunları ahlak, hukuk ve gelenek olarak sıraladı. Bu üç unsurun bir araya gelmediği toplumlarda kalıcı devlet düzeninin kurulamayacağını vurguladı. Gazze Tepkisi: “İnsanlık Dramı Canlı Yayın Gibi İzleniyor” Konuşmasının önemli bir bölümünü Ortadoğu’daki gelişmelere ayıran Davutoğlu, özellikle Gazze’de yaşanan insani krize dikkat çekti. Gazze’de yaşananların dünya kamuoyu tarafından adeta bir ekran başından izlenen trajediye dönüştüğünü belirten Davutoğlu, uluslararası toplumun ve özellikle İslam dünyasının yeterli sorumluluk almadığını söyledi. Gazze’ye insani yardımın girişinin engellendiğini savunan Davutoğlu, Refah Sınır Kapısı’nın kapalı tutulmasını eleştirerek şöyle konuştu: “Orada yaşanan dram karşısında dünya sadece izliyor. İnsani yardımların girişinin engellendiği bir ortamda insanlar çaresiz bırakılıyor.” “Türkiye’nin İsrail’le Aynı Fotoğrafta Olmasını Kabul Edemem” Davutoğlu, ABD’de eski başkan Donald Trump döneminde gündeme gelen bazı diplomatik girişimlere de değinerek Türkiye’nin İsrail ile aynı siyasi pozisyonda gösterilmesine sert tepki gösterdi. Türkiye’nin bölgesel politikalarda bağımsız ve onurlu bir duruş sergilemesi gerektiğini vurgulayan Davutoğlu şu ifadeleri kullandı: “Trump’ın sözde barış kurulunun içinde İsrail’in yanında Türkiye’nin bulunmasını ne midem kaldırır ne de yüreğim kaldırır. Böyle bir şey kabul edilemez.” Filistin meselesinde Türkiye’nin yalnızca söylemde değil, diplomatik ve siyasi düzeyde de güçlü bir tavır ortaya koyması gerektiğini belirten Davutoğlu, Filistin’e destek politikalarının onur ve ilke temelinde yürütülmesi gerektiğini dile getirdi. “Üçüncü Dünya Savaşı Başladı” Konuşmasının en dikkat çekici bölümü ise küresel güvenlik dengelerine ilişkin değerlendirmeleri oldu. Davutoğlu, mevcut uluslararası sistemin büyük bir çözülme sürecinden geçtiğini savundu. Bugünkü çatışmaların klasik anlamdaki dünya savaşlarından farklı bir yapıya sahip olduğunu ifade eden Davutoğlu, dünyada birbirinden kopuk gibi görünen çatışmaların aslında aynı büyük krizin parçaları olduğunu söyledi. Davutoğlu bu durumu şöyle özetledi: “Bugün Ukrayna’da, Ortadoğu’da ve farklı bölgelerde gördüğümüz çatışmalar aslında büyük bir kırılmanın fragmanlarıdır. Üçüncü Dünya Savaşı fiilen başlamıştır. Herkes kendini buna göre hazırlamalıdır.” Davutoğlu’na göre küresel düzenin temel kurumları da ciddi bir sarsıntı geçiriyor. Özellikle uluslararası sistemin önemli aktörlerinden olan Birleşmiş Milletler başta olmak üzere küresel kurumların etkinliği zayıflamış durumda. Uluslararası ticaret düzeninin ve küresel sağlık sisteminin de aynı kırılganlığın etkisi altında olduğunu belirten Davutoğlu, dünyada yeni bir güç dengesi arayışının başladığını ifade etti. “İncirlik ve Kürecik Üsleri İsrail İçin Kullanılamaz” Türkiye’nin savunma kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Davutoğlu, askeri caydırıcılığın önemine dikkat çekti. Türkiye’nin savunma sanayisinde üretim kapasitesini artırması gerektiğini belirten Davutoğlu, özellikle modern silah sistemleri ve insansız hava araçlarının önemine değindi. Ancak Türkiye topraklarının başka ülkelerin askeri operasyonları için kullanılmasına kesinlikle izin verilmemesi gerektiğini vurguladı. Davutoğlu bu konuda açık bir uyarıda bulunarak şu ifadeleri kullandı: “İncirlik Üssü’nün ya da Kürecik Üssü’nün Amerikalılar tarafından İsrail adına İran’a karşı kullanılmasına izin vermeyiz.” Türkiye’nin komşu ülkelere karşı gerçekleştirilecek askeri operasyonlarda bir üs konumuna düşmemesi gerektiğini belirten Davutoğlu, bunun hem diplomatik hem de ahlaki açıdan kabul edilemez olduğunu söyledi. Türkiye-İran Gerilimi İddialarına Tepki Son günlerde Türkiye’ye yönelik füze iddialarına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Davutoğlu, bazı uluslararası medya organlarının bu olayı Türkiye ile İran arasında gerilim yaratacak şekilde sunduğunu öne sürdü. Davutoğlu, konuyla ilgili olarak Türkiye’nin resmi açıklamalarına dikkat çekerek söz konusu füzenin doğrudan Türkiye’yi hedef aldığına dair kesin bir bulgu bulunmadığını belirtti. Olası hedefin Irak-Suriye hattı üzerinden Güney Kıbrıs’taki İngiliz üsleri olabileceği değerlendirmesini paylaşan Davutoğlu, İran Genelkurmayı’nın da Türkiye ile herhangi bir sorun bulunmadığını açıkladığını hatırlattı. Davutoğlu özellikle ABD medyasındaki yayınlara dikkat çekerek şöyle konuştu: “Dün Amerikan kanallarını izledim. Hepsi ağız birliği etmişçesine ‘İran Türkiye’ye saldırdı’ diyor. Niye söylüyorlar? Türkiye ile İran’ı çatıştırmak için.” Davutoğlu, Türkiye’nin mezhep temelli bir çatışmanın parçası olmayacağını da vurgulayarak Sünni-Şii geriliminin bölgeyi daha büyük bir kaosa sürükleyeceği uyarısında bulundu. “Türkiye’yi Savaşın Parçası Yapmak İstiyorlar” Davutoğlu, Türkiye’nin bölgesel çatışmaların içine çekilmek istendiğini savunarak hem siyasi hem de askeri karar alıcıların dikkatli davranması gerektiğini ifade etti. Türkiye ile İran arasında yüzyıllardır doğrudan bir savaş yaşanmadığını hatırlatan Davutoğlu, iki ülkenin rekabet edebileceğini ancak doğrudan çatışma içine girmesinin bölge için yıkıcı sonuçlar doğuracağını söyledi. Davutoğlu, Türkiye’nin bağımsız bir dış politika çizgisini koruması gerektiğini belirterek şu çağrıda bulundu: “Türkiye’yi savaşın parçası haline getirecek adımlara izin verilmemelidir.” Ekonomi Eleştirisi: “Faizci-Rantiyeci Kazanıyor” Davutoğlu konuşmasında Türkiye ekonomisine de geniş yer ayırdı. Mevcut ekonomik düzenin üretimden ziyade rant ve finans kazançlarını öne çıkardığını savunan Davutoğlu, sanayicilerin ciddi sıkıntılar yaşadığını dile getirdi. Türkiye’de enflasyonun çok yüksek seviyelerde olduğunu belirten Davutoğlu, özellikle akaryakıt fiyatlarının üretim maliyetlerini artırdığını söyledi. “Dünyanın en yüksek enflasyon oranlarından birine sahibiz. Mazot fiyatı en pahalı ülkelerden biri haline geldik. Zam üstüne zam geliyor.” Davutoğlu’na göre bu tablo sanayi üretimini doğrudan etkiliyor ve üretim kapasitesinin daralmasına neden oluyor. Hasanağa OSB Eleştirisi: “Yolu Görünce Utandım” Davutoğlu’nun Bursa programı kapsamında gün içinde sanayi bölgelerinde de temaslarda bulunduğu öğrenildi. Hasanağa Organize Sanayi Bölgesi’ni ziyaret ettiğini belirten Davutoğlu, bölgenin altyapı sorunlarına dikkat çekti. Otobandan sanayi bölgesine uzanan yolun durumunu eleştiren Davutoğlu, bu tablo karşısında utanç duyduğunu söyledi. “Otobandan Hasanağa OSB’ye giden yolu gördüm ve utandım. Burası 30 yıllık bir organize sanayi bölgesi.” Bölgede Japon ve Alman firmaları gibi çok uluslu şirketlerin faaliyet gösterdiğini hatırlatan Davutoğlu, böylesi bir sanayi merkezinin altyapı sorunlarıyla anılmasının kabul edilemez olduğunu ifade etti. Davutoğlu, Bursa’daki sanayicilerin ve vatandaşların bu sorunların çözümü için yerel yöneticiler üzerinde daha fazla baskı kurması gerektiğini de sözlerine ekledi. Program Yoğun Katılımla Gerçekleşti Gelecek Partisi Bursa İl Başkanlığı’nın düzenlediği iftar programına parti yöneticileri, sivil toplum temsilcileri, iş insanları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Program, Ramazan ayının birlik ve dayanışma mesajlarıyla tamamlanırken Davutoğlu’nun küresel gelişmelere ilişkin yaptığı “Üçüncü Dünya Savaşı başladı” değerlendirmesi geceye damga vuran açıklama olarak öne çıktı.

Anahtar Parti Osmangazi İlçe Başkanı İsmail Demir’den Sert Çıkış: Haber

Anahtar Parti Osmangazi İlçe Başkanı İsmail Demir’den Sert Çıkış:

Anahtar Parti Osmangazi İlçe Başkanı İsmail Demir, Bursa kamuoyunda uzun yıllardır tartışma konusu olan Elmasbahçeler Kültür Merkezi arazisiyle ilgili çok sert ve kapsamlı bir açıklama yaptı. Demir, 2012 yılında depreme dayanıklı olmadığı gerekçesiyle yıkılan ve aynı yere yeniden inşa edileceği sözü verilen kültür merkezinin arsasının bugün özel bir hastaneye otopark olarak tahsis edildiğini belirterek, “Bu, kamu vicdanını yaralayan bir tablo” ifadelerini kullandı. “Testi Kırılmadan Cevap İstiyoruz” Demir, açıklamasında şu sözlerle tepki gösterdi: “Nasrettin Hoca misali, sizden testi kırılmadan cevap istiyoruz. Elmasbahçe Mahallesi’nde, mevcut Büyükşehir Belediyesi hizmet binasının tam karşısında yer alan Osmangazi Belediyesi Elmasbahçe Ek Hizmet Binası vardı. Kültür Evi olarak kullanılan bu bina, ODTÜ tarafından hazırlanan rapor doğrultusunda depreme dayanıklı olmadığı gerekçesiyle 2012 yılında dönemin AK Partili Osmangazi Belediyesi tarafından yıkıldı. Yıkımın ardından dönemin Belediye Başkanı Sayın Mustafa Dündar, kamuoyuna açık bir şekilde söz verdi.” Demir, o dönemde yapılan açıklamayı da hatırlattı: “Eski Bursa Hali’nin olduğu yerde Büyükşehir Belediyesi hizmet binası yapıyor. Onun tam karşısında biz de Osmangazi Belediyesi olarak Elmasbahçeler Kültür Merkezi’ni yeniliyoruz. Bu iki önemli yatırım bölgenin çehresini değiştirecek. Kentsel dönüşümün de bu bölgenin de önünü açacak. Değişimi belediyeler olarak bizler başlatıyoruz. Özel sektör ve vatandaşlarımız da arkadan gelecek.” “Dev Proje Vaat Edildi, Minyatür Bina Yapıldı” İsmail Demir, projeye ilişkin verilen vaatlerin detaylarını da tek tek sıraladı. Buna göre yeni kültür merkezinin; katlı otopark, kafeteryalar, halk oyunları merkezi, sergi salonu, muhtarlık, PTTBank, belediye hizmet birimi, 2 sinema, 1 tiyatro salonu, Kent Konseyi, kütüphane, çocuk kulübü ve spor salonu gibi birçok birimi bünyesinde barındıracağı açıklanmıştı. “Başkan Dündar, Osmangazi’de göz kamaştıracak bir tesis inşa edileceğini, yeni mimari anlayışla kente ilham vereceğini ifade etti. Ancak aradan geçen yıllar içinde verilen sözlerin buharlaştığını görüyoruz” diyen Demir, sürecin ikinci dönemde de netleşmediğini, projenin sürekli ötelenerek kamuoyunun oyalandığını savundu. Demir, Büyükşehir Belediyesi hizmet binasının tamamlanıp bölgenin değer kazanmasının ardından söz konusu arsanın “paha biçilmez” bir değere ulaştığını belirterek, “Bölgede emlak fiyatları arttı, ciddi bir rant oluştu. Ve tam da bu noktada kültür merkezi projesi sessizce rafa kaldırıldı” dedi. “Projenin Yerini Neden Değiştirdiniz?” Anahtar Parti İlçe Başkanı Demir, kültür merkezinin temelinin eski yerinden 350-400 metre doğuda, mahalle arasında 3. Başak ve 2. Temel sokaklar arasında yer alan yaklaşık 1400 metrekarelik bir alana atıldığını belirtti. Ankara asfaltına cephe yaklaşık 3 bin metrekarelik değerli arsa yerine, iki katlı ve yaklaşık 400 metrekarelik “minyatür” bir kültür evi projesinin gündeme getirildiğini söyledi. “Ankara asfaltına cephe, Bursa’nın en değerli noktalarından birindeki arsayı bırakıp mahalle arasında küçültülmüş bir projeye yönelmek neyin göstergesidir?” diye soran Demir, şu soruları kamuoyu adına yöneltti: Elmasbahçeler Hizmet Binası’nın temelini başka bir yere attığınıza göre, Ankara asfaltına cephe bu alanı ne amaçla kullanmayı planlıyorsunuz? Satacak mısınız, yoksa başka bir projeye mi tahsis edeceksiniz? Mevcut haliyle otopark olarak kullandırılan bu alan, yine otopark olarak mı kalacak? Yıllardır otopark olarak kullanılan bu arsa için Osmangazi Belediyesi herhangi bir ihale yaptı mı? Yapıldıysa şartları nedir, kamuoyuna neden açıklanmamıştır? “Kültür Merkezi Sözü Verildi, Otopark Çıktı” Demir, söz konusu alanın bugün özel bir hastaneye otopark olarak tahsis edildiği iddialarının ciddi bir şekilde araştırılması gerektiğini belirterek, “Kültür merkezi yapılacak denilen bir alanın özel bir işletmeye otopark olarak kullandırılması, kamu yararı ilkesine açıkça aykırıdır. Bu şehirde kültür mü öncelikli, yoksa rant mı?” ifadelerini kullandı. 23 aydır mevcut belediye yönetiminin söz konusu alanla ilgili somut bir adım atmadığını öne süren Demir, “Bir santim yol alınmadı. 920 bin Osmangazili hemşehrimiz adına soruyoruz: Bu alanın gerçek planı nedir? Bursa halkına kültür merkezi sözü verip yıllarca beklettikten sonra şimdi suskunluğa gömülmek kabul edilemez” dedi. “Bu Konunun Takipçisi Olacağız” Açıklamasının sonunda Demir, konunun hem siyasi hem hukuki zeminde takipçisi olacaklarını belirterek, “Kamu arazileri üzerinden oluşan her türlü şüpheli sürecin karşısında duracağız. Osmangazi halkı kandırılmayı değil, şeffaflığı hak ediyor. Belediyeden tatmin edici, açık ve belgeli bir açıklama bekliyoruz” ifadelerini kullandı. Elmasbahçeler Kültür Merkezi arazisinin geleceğine ilişkin tartışmaların önümüzdeki günlerde Bursa kamuoyunda daha da alevlenmesi bekleniyor.

Yenişehir’de tarım arazilerine OSB tepkisi! Haber

Yenişehir’de tarım arazilerine OSB tepkisi!

Konuya ilişkin açıklama yapan Yenişehir Çevre Platformu Sözcüsü Erkan Erdem, sürecin şeffaf yürütülmediğini belirterek planlamanın doğrudan Yenişehir Ovası’nın verimli tarım topraklarını hedef aldığını söyledi. Yenişehir Ovası’nın Türkiye’nin en nitelikli tarım alanlarından biri olduğunu vurgulayan Erdem, “638 parselde toplam 454,7 hektarlık verimli arazinin sanayiye açılması yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakların gıda güvencesini de riske atacak bir karardır” dedi. Projeye ilişkin çeşitli sorular yönelten Erdem, “Meyve bahçeleri, ceviz bahçeleri sökülerek yerlerine fabrikalar mı yapılacaktır? Böyle bir proje için neden tarıma uygun olmayan alternatif alanlar değerlendirilmemiştir?” ifadelerini kullandı. “Temel Veriler Kamuoyuna Açıklanmalı” Planlamaya dair teknik ve bilimsel verilerin kamuoyuyla paylaşılmadığını dile getiren Erdem, şu soruların yanıtlanmasını istedi: Seçilen alanın toprak sınıfı ve tarımsal üretim değeri nedir? Alternatif, tarıma elverişsiz alanlara yönelik bilimsel bir yer seçimi çalışması yapılmış mıdır? Projenin su ihtiyacı hangi kaynaktan karşılanacaktır ve yeraltı–yerüstü su dengesi nasıl korunacaktır? Ulaşım, çevresel yük ve kümülatif etki değerlendirmeleri neden kamuoyuna açıklanmamaktadır? Kent yönetiminde şeffaflık ve katılımcılığın zorunlu olduğunu vurgulayan Erdem, “Yenişehir, Yenişehirlilerin iradesiyle planlanmalıdır. Rant amacıyla düşük bedellerle arsa toplanıp siyasi güçle planlama süreçlerinin yönlendirilmesi kabul edilemez. Tarım, su ve gıda güvenliğini doğrudan etkileyecek kararlar kapalı kapılar ardında alınamaz” dedi. Açıklamasının sonunda Karacaali’nin bereketli topraklarının yalnızca ekonomik değil, yaşamsal bir değer taşıdığını belirten Erdem, “Yenişehir’in artık bir metrekare dahi tarım toprağını kaybetme lüksü yoktur. Söz konusu OSB’nin planlaması bilimsel yöntemlerle yeniden değerlendirilmelidir” çağrısında bulundu.

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk’ten Sert Çıkış: Haber

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk’ten Sert Çıkış:

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk’ten Sert Çıkış: “Bursa’yı Beton Uğruna Feda Ettiler, Bereketli Ovayı Sanayiye Kurban Verdiler!” DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, Bursa’nın tarım kimliğinin yıllar içinde bilinçli tercihlerle yok edildiğini belirterek, Çekirge ve çevresindeki verimli ovaların sanayiye açılması üzerinden çok sert açıklamalarda bulundu. 1930’lu yıllara ait Bursa fotoğraflarını hatırlatan Öztürk, bir zamanlar birinci sınıf tarım arazisi olan bölgenin bugün beton ve sanayi bloklarıyla kaplandığını söyledi. “Bu Ova Tüm Bölgeyi Besleyebilirdi” Öztürk açıklamasında, 1930’lu yıllarda Çekirge ve çevresindeki ovanın birinci sınıf tarım arazisi olduğuna dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Şu gördüğünüz ova birinci sınıf tarım arazisiydi. Sadece Bursa’yı değil, tüm bölgeyi besleyebilecek potansiyele sahipti. Bugün o toprakların yerinde beton var, fabrika var, sanayi sitesi var. Bereketin yerini gri bloklar aldı.” Bursa’nın tarihsel olarak tarım, ipekçilik ve doğal kaynaklarıyla öne çıkan bir şehir olduğunu hatırlatan Öztürk, yapılan planlama hatalarının kenti geri dönülmez bir noktaya sürüklediğini savundu. “Ülkede Başka Yer Yokmuş Gibi Bursa’yı Sanayiye Boğdular” Bursa’nın sanayi yatırımlarında bilinçli şekilde merkez haline getirildiğini iddia eden Öztürk, bu tercihin arkasında ekonomik değil, sermaye odaklı çıkar hesaplarının olduğunu dile getirdi: “Ülkede başka yer kalmamış gibi Bursa’yı sanayi bölgesi yaptılar. Şimdi ova tamamen doldu. Yarın bir kıtlık yaşandığında otomobillerimizi yiyemeyeceğiz. Toprağı yok ettiniz, üretim alanını yok ettiniz. Bu şehri besleyecek zemini ortadan kaldırdınız.” Öztürk’e göre mesele yalnızca şehirleşme değil; gıda güvenliği ve stratejik planlama sorunu. “Göç Dalgasının Temelinde Yanlış Sanayi Politikası Var” Bursa’daki çarpık yapılaşma ve gecekondulaşma sürecinin yalnızca plansız kentleşmeden kaynaklanmadığını vurgulayan Öztürk, asıl sorunun daha derin olduğunu belirtti: “Yapının bozulma sorunu gecekondularla başlamadı. Daha da öncesinde, bu insanları Bursa’ya göç etmeye zorlayan düzen kuruldu. Plansız sanayileşme, kontrolsüz göç ve rant odaklı şehircilik Bursa’nın dengesini bozdu.” Öztürk, 1950’li yıllardan itibaren sermaye gruplarının lojistik avantaj gerekçesiyle yatırımlarını Bursa’ya yönlendirdiğini ve devlet politikalarının da bu tercihi desteklediğini öne sürdü. “Liman Yakın, Lojistik Ucuz Diye Bursa’yı Feda Ettiler” Türkiye’nin en büyük limanının İstanbul’da olduğunu hatırlatan Öztürk, sanayi yatırımlarının İstanbul’a en yakın güçlü şehir olan Bursa’ya yönlendirilmesini şu sözlerle eleştirdi: “Büyük para babaları, sermayedarlar, fabrikatörler ürettikleri malın lojistiğine fazla para ödemesin diye yatırımlarını Bursa’ya kaydırdı. İstanbul limanına en yakın büyük şehir Bursa. Adam fabrikasını Çankırı’da kurmak ister mi? Elbette istemez. Ama bu ülkenin planlamasını sermayedarın kâr hesabına göre mi yapacağız?” Öztürk, bu anlayışın sonucunda Bursa’nın bugün irili ufaklı 25 organize sanayi bölgesiyle adeta beton bir sanayi adasına dönüştüğünü ifade etti. “Tarım Gitti, Beton Geldi” DEVA Partisi İl Başkanı, Bursa’daki sanayi yoğunluğunun kentin tarımsal üretim kapasitesini ciddi şekilde düşürdüğünü, su kaynakları ve hava kalitesi üzerinde de ağır bir yük oluşturduğunu savundu. “1950’lerde başlayan bu yanlış yönlendirme, bugün Bursa’yı nefes alamaz hale getirdi. Ova yok oldu. Tarım geriledi. Hava kirliliği arttı. Plansız büyüme sosyal yapıyı da bozdu.” Öztürk’e göre mesele yalnızca geçmişin hatalarını konuşmak değil; Bursa için yeni ve sürdürülebilir bir planlama anlayışı geliştirmek. “Bursa’yı Kurtarmak Hâlâ Mümkün” Tayfun Öztürk, açıklamasının sonunda Bursa’nın tamamen kaybedilmiş bir şehir olmadığını ancak acil ve kararlı adımlar atılması gerektiğini belirtti: “Bursa’yı betonun ve rantın şehri olmaktan çıkarıp yeniden üretimin, tarımın, bilimin ve planlı sanayinin şehri yapmak zorundayız. Toprağın değerini bilmeyen bir anlayış bu ülkeye gelecek sunamaz.” Öztürk, Bursa’nın hem sanayi hem tarım potansiyelini dengeli biçimde koruyan yeni bir kalkınma vizyonuna ihtiyaç duyduğunu ifade ederek, mevcut tabloyu “yanlış ekonomik tercihlerin ağır faturası” olarak nitelendirdi. Bursa’da sanayileşme ve tarım arazilerinin korunması tartışması, bu sert açıklamalarla birlikte yeniden gündemin üst sıralarına taşınmış oldu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.