Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Nato

Gürsu Haber - Nato haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nato haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Anahtar Parti Sözcüsü Fuat Geçen'den Basın Açıklaması Haber

Anahtar Parti Sözcüsü Fuat Geçen'den Basın Açıklaması

Anahtar Parti Sözcüsü Fuat Geçen, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı açıklamalarla ilgili, “Sayın Barrack haddini bilecek! Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir çadır devleti değil, mazisinde imparatorluk olan bir devlettir. Fakat hiçbir zaman emperyal duygularla bulundukları ülkeleri rahatsız etmediler, yönetimlerine müdahil olmadılar. Kurulalı iki yüz küsur sene olan kural tanımaz bir devletin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve mazisine ayar verme hakkı, haddi yoktur.” diye konuştu. Anahtar Parti Sözcüsü Fuat Geçen, parti genel merkezinde düzenlediği basın açıklamasına Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki okul saldırılarında hayatını kaybedenleri anarak başladı. Yaralılara acil şifa dileyen Geçen, yaptığı değerlendirmelerde özetle şunları söyledi: “Geçen haftayı uzun süre acısını yüreğimizden çıkaramayacağımız bir sızıyla geçirdik. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa Siverek'te eğitim kurumlarımızda yapılan saldırılarla sarsıldık. Bugüne kadar çeşitli okullarda öğretmenlerin öldürüldüğünü, öğrencilerin akran zorbalığına uğradığı haberlerini birçok kişi duymuştu ve siyasal iktidar bunları münferit olaylar gibi tanımlamıştı. 25 yıldır kesintisiz, tek başına bir siyasal iktidarla ülkemiz yönetiliyor. AK Parti hükümetinin milli eğitim politikalarını çeşitli vesilelerle, çeşitli siyasi kadrolar eleştirdi. Anahtar Parti olarak biz de eleştirdik. Daha çok eğitim-öğretimle alakalı sık sistem değişikliklerinin milli eğitime fayda sağlamadığıyla sınırlı olmayan birçok eleştiriye maalesef siyasal iktidar kayıtsız kaldı. Kahramanmaraş’ta 9 evladımız, gencecik, henüz çocuk yaşında, ilköğretim çağında vefat ettiler bu saldırıda. Ayla öğretmenimiz, bir öğretmen için öğrencilerinin ne anlama geldiğini rahmete yürürken en baskın ve en güçlü şekilde bize hissettirdi. Ayla öğretmenimize ve saldırılarda şehit olan evlatlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum. Kederli ailelerine başsağlığı diliyorum. Şu anda yaralı, durumları kritik olan evlatlarımız var. Geçmiş olsun, acil şifa diliyorum. OKUL SALDIRILARI BİR KATLİAMDIR! Bu katliamdır, bu münferit bir olay gibi de görülse; bunun bütün sebep ve sonuçlarıyla sakin bir şekilde, bu işi siyasete bulaştırmayalım yaftalamasının da dışında, hızlıca gecikmiş her ne var ise tedbir olarak alınması konusunda siyasal iktidarın muhalefet ile el birliğiyle bu sorunun üzerine gitme zamanının gelip geçtiğini de hatırlatmak isterim. Siyasal iktidar kendisine yöneltilen her türlü eleştiriyi maalesef düşmanca karşılıyor. Ve bu durumda açıkçası şunu söylemek gerekiyor: Siyasal iktidarın bu eleştirileri düşmanca görüp daha sonra da tümünü reddetme psikolojisi sadece bu hadisede değil, ülkenin icra ile ilgili her alanında maalesef tavrı bu oldu. Ve şöyle bir metodu benimsedi AK Parti iktidarı: Acıyı yönetmeyi, olumsuzluğu yönetmeyi çok daha önemsiyor. Halbuki sorun var olan acıyı yönetmek değil, o acıların ortaya çıkmasını engellemektir; siyasal iktidarların görevi oluşan acıları yönetmek olmamalı. Elbette bu acıyı hepimiz yüreğimizde hissediyoruz. Sadece iktidar hissetmiyor. Ve bu hususta olumsuzluğun ortaya çıkarılması, tedbirde hatası olanların, mesul olanların bu konuda hesap vermelerini teklif etmek, siyasete acıyı malzeme etmek anlamına gelmez. Oluşan bu tür durumlarda sürekli olarak ‘acı üzerinden siyaset mi yapmak istiyorsunuz’ yaftalaması aslında acıya en büyük saygısızlıktır. Şu çok iyi bilinmelidir ki bir siyaset kurumunun ana görevi, ister muhalefet ister iktidar olsun, bir olumsuzluk var ise bununla ilgili sorumluluk sahiplerinin hesap vermeleri ve bununla ilgili siyasi bir eksiklik var ise de iktidarın bu eksikliği kamuoyu önünde kabul etmesidir. Selametin yolu buradan geçer fakat bugüne kadar maalesef biz mevcut siyasi iktidardan bu tür bir tavır görmedik. BİR EKSİKLİK OLDUĞUNU SİZ SÖYLÜYORSUNUZ, O HALDE NEDEN ÖNLEM ALMADINIZ? Okullardaki bu noktaya evrilen süreçle ilgili şu anda bir haftada şöyle bir şey yaşıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı, yaptığı açıklamalarla, ‘Şok eylem planına geçiyoruz. Acil eylem planına geçiyoruz’ diyor. Demek ki siz bu eylem planlarına şu an ihtiyaç duyduğunuza göre bir eksiklik vardı. Peki bu eksikliği bu kadar insanımız, bu kadar evladımız ölmeden önce neden düşünmediniz? Neden bir sene önce bu eylem planını yapmadınız? Neden iki sene önce yapmadınız? Neden beş sene önce yapmadınız? Neden on sene önce yapmadınız? Bir eksiklik olduğunu siz söylüyorsunuz. Eğer bir acil eylem planı şu anda var deniliyor ise demek ki bir eksikliğe yöneliktir. OKULLARDAKİ PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK AÇIĞININ SÜRATLE GİDERİLMESİ GEREKİYOR Anahtar Parti olarak biz okullardaki sorunu genel manada tarif ettik ve spesifik olarak da akran zorbalığıyla başlayan, öğretmenlerin öldürülmesine varan sürecin, güvenlik tedbirleri dahil psikolojik danışmanlık ve rehberlik öğretmenliği açıklarının süratle giderilmesinden bahsettik. Bugün itibarıyla 60 bine yakın bir açıktan bahsediliyor. 60 bin güvenlik görevlisi teklif etmenin yanı sıra bir takım muhalefet partilerimiz güvenlik ağırlıklı açıklamalar yaptı. 60 bin güvenlik görevlisi alınsın, okulların fiziki güvenliği sağlansın. Bunu anlamsız bulmamakla birlikte aslında öncelik sırasının, okullarda öğrencilerle öğretmenler, öğrencilerle veliler arasındaki sağlıklı diyaloğun sağlanması adına psikolojik danışmanlık ve rehberlik kadrolarının süratle doldurulmasının çok önemli olduğunu ve sorunun çözümü açısından oldukça ciddi mesafeler aldırılacağını açıkça belirtmek isterim. Bu yeter mi? Yetmez. Sosyal mecraların dünyada egemen olduğu, sadece bizim ülkemizde olan bir durum olmadığı belirtiliyor. Bunu fikir olarak kabul edebiliriz. Ancak bunun filtre edilmesi, kontrol altına alınması konusunda geciktiğimiz de apaçık ortadadır. RTÜK NEDEN VAR? Sayın Cumhurbaşkanı, ‘Yakında çok iyi bir muhalefet oluşacak’ temennisinde bulunmuştu geçen hafta. Anlıyorum ki Sayın Cumhurbaşkanımızın buna yüklediği anlam, kendi siyasal iktidarını en az eleştirecek veya hiç eleştirmeyecek bir yapının özlemi içerisinde, böyle bir muhalefet anlayışını arzu ediyor. Fakat bunun hiç kimseye hayrı olmaz, iktidara da hayrı olmaz. Bizim bir RTÜK’ümüz var. Radyo ve Televizyon Üst Kurulumuz. Anayasal bir kuruluşumuz. Ne için kuruldu? Kuruluş felsefesi nedir? Ülkemizde milletimizin, evlatlarımızın kültür değerlerine aykırı, inanç değerlerine aykırı, çocuklarımızın hür ve müstakil düşünmelerine aykırı birtakım odakların yayın yoluyla, basım yoluyla veya dijital medyanın kullanılarak tahribatının önlenmesi adına kontrol görevini gören bir müessesemiz. BAZI SİYASİLER MAFYATİK DİZİ OYUNCULARINI KAMUOYU ÖNÜNDE TEBRİK EDİYOR! Bugün dizilerimize baktığımız zaman neredeyse yarısına yakını mafyatik diziler. Hatta buradan şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Siyasilerimizin, tırnak içinde, bu mafyatik dizilerde oynayan kişileri kamuoyu önünde tebrik etme cüretkârlığına bile teşebbüs ettiklerine zaman zaman şahitlik ediyoruz. Bu yeraltı dünyasının güzel gösterilmesi, mafyanın 15-17 yaşındaki çocuklara sevdirilmesi ve teşvik edilmesi gibi algılanacak bu dizileri RTÜK bugüne kadar neden yayından kaldırmadı acaba? Şimdi biz bunu demeyecek miyiz? Burada RTÜK'ün mesuliyeti var. Burada sorumluluğu var. RTÜK'ün de hesap vermesi gerekir dediğimiz zaman biz bu son olaylarla ilgili acıyı istismar mı etmiş olacağız? Böyle bir şey düşünülebilir mi? Siz bu şekilde davranırsanız siyasal iktidar olarak iki tane kötü şey yaparsınız. Bir, mevcut anayasal kurumları ve onların görev anlayışlarını var olandan çıkarır, hükümetin kontrolünde tutarsınız. Bu, siz gittikten sonra da kalıcı bir tahribattır. Siyasal iktidarlar gidicidir. Gitmeyen hiçbir siyasal iktidar yoktur. Sadece bizde değil, dünyada yoktur. İkincisi, mücadele diye ortaya koyduğumuz şeyin içi boşaltılırsa ve boş hale gelirse, bundan sonra yapılacak her türlü ülkemizin dirliği, birliği ve bekası adına olan mücadelelerin çoğu kadük kalır. Yani maksada ermez. Çözüm önerilerimizi, ihtisas olarak ilgili politika başkanlıklarımızca geniş şekilde kamuoyuna duyurduk. Duyurulmaya da devam edecek. Bu hususta bütün çözüm önerilerinin şeffaf bir şekilde tartışıldığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir sürecin başlatıldığı; bunun sosyolojik, psikolojik, güvenlik ve aile boyutuyla topluca ve koordineli bir şekilde ele alınmasının bu sorunun çözümü adına mesafe aldıracağına yürekten inanıyoruz. Anahtar Parti olarak bu konudaki her türlü çalışmaya amasız fakatsız destek vereceğimizin bilinmesini arz etmek isterim. TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEMOKRASİYLE YÖNETİLİR! Antalya’da düzenlenen forumda Amerika'nın Türkiye Büyükelçisi, aynı zamanda da Suriye Özel Danışmanı Tom Barrack’ın yaptığı, bir büyükelçi konseptini aşan; devamlı şekilde ülkemize, bölgemize idari koordinat belirlemeye çalışan, had sınırını aşan ve birliğimizi, dirliğimizi, yönetim şeklimizi sabote etmeye yönelik açıklamalarına geçen hafta şahitlik ettik. Sayın Büyükelçi, bölgenin yönetim şeklinin ne olması gerektiğini açıkladı. Sınırlarını, had sınırlarını ve edep sınırlarını aşarak. Demokrasinin bu bölgeye fazla olduğunu; aslında münasip bir yönetim şeklinin daha verimli ve daha faydalı olabileceğini, dolayısıyla bu konuda Arap Baharı’nın tam maksadına eremediğini; bir sınıfın, bir zümrenin yönetmesinin, vicdani yönetmesinin demokrasiden daha iyi geleceğini söyledi. Anladığımız bu! Şimdi buradan şunu hatırlatmak isterim: Amerika'nın tırnak içinde büyükelçisi olduğunu, fakat görevinin gereğinden çok had sınırlarını aşan şahsına şunu hatırlatmak isterim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir cumhuriyettir. Demokrasiyle yönetilir. TOM BARRACK’IN ÇIKIŞINA SERT TEPKİ Bu demokrasiye erişim sırasında bu topraklar, kendi gibi düşünenlerin istilasından kurtarılarak kurulmuş bir cumhuriyettir. Eğer bir emperyalizm tanımı yapılacak olsa Sayın Tom Barrack’ın yaptığı açıklama gibi yapardım ben. Eğer bir emperyalist devletin başka bir devletle ilgili tasarımı ne olur deseydim, tam da onun gibi yapardım. ‘Benim emellerime’ diyor Tom Barrack; yani ülkesinin emellerine en iyi hizmet etmenin yolunun bu bölgede monarşik yönetimler olduğunu belirtiyor. Buradan şunu anlıyoruz: Amerika Birleşik Devletleri ve benzeri emperyalist güçler, ulusların insani yönetilmelerinden çok, kendi hizmetlerine, kendi emellerine ne kadar çok yardım ederlerse o yönetim şekli onlar için iyidir, olumludur. Bir sınıfın, bir ailenin vicdanına terk edilmiş bir yönetim şeklinden bahsediyor. Bizim için Orta Çağ; ama işlerine geldiği zaman, başka ülkelere ‘niye demokrasiye geçmediniz, siz demokratik sistemle yönetilmiyorsunuz’ diyerek oralarda ihtilaller yaptılar, ülkemiz dahil. Demek ki istenilen şey şu: Benim emellerime hizmet şu anda bu coğrafyada monarşik yönetimlerden geçiyor. Sayın Barrack haddini bilecek; Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir çadır devleti değil, mazisinde imparatorluk olan bir devlettir. Ve ecdadımızı hayırla yad etmemize vesile oldu bu açıklaması. Ecdadımızın dünyada onlardan daha çok egemen olduğu dönemler oldu. Fakat hiçbir zaman emperyal duygularla bulundukları ülkeleri rahatsız etmediler, yönetimlerine müdahil olmadılar. Kurulalı iki yüz küsur sene olan kural tanımaz bir devletin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve mazisine ayar verme hakkı, haddi yoktur. TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ SAVAŞIN DIŞINDA KALMA TAVRINI ISRARLA SÜRDÜRMELİ Sonuç olarak şunu arz edeceğim. Hemen yanı başımızda bir savaş var. Bu savaşın ritmi, şekli, tarzı sıra dışı. Belki de son yılların hepimizin aklını zorladığı bir formda gelişiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu savaşın dışında kalmayı bugüne kadar başarılı bir şekilde yürüttü. NATO dahil, bundan böyle gelişecek her türlü hadisede bu tavrını ısrarla sürdürebilmelidir. Bu tavrını sürdürebilmesi adına biz, Anahtar Parti olarak, bütün imkânlarımızla siyasal iktidarın, devletin bu tarzı ve tavrının yanında olacağımızın da açıkça altını çizmek isterim. ORTA VADELİ PROGRAM ÇÖKTÜ, EKONOMİK BUHRAN VAR Bizler bugün Yeni Şafak gazetesinde manşet olan haberi; sadece biz de değil, muhalefet uzun süredir Türk ekonomisinin bir türbülansta olduğunu, daha ileri bir tanımla bir buhranda olduğunu, açlık sınırının emekliler için ve asgari ücretliler için sorun haline geldiğini belirtiyoruz. 39 bin lira açlık sınırı tanımlayacaksınız, insanlara 20 bin lira emekli aylığı vereceksiniz. Neredeyse kamu çalışanlarının yüzde 90'ına yakını geçim sınırının altında kaldı. 90 bin liraya çıktı geçinme endeksi. Yani siz yıllık orta vadeli programınızda enflasyonu yüzde 16 olarak öngörüyorsunuz. Üç ay içerisinde yüzde 8 enflasyon yaşamışsınız. Baştan çökmüş orta vadeli planınız; sonra yeniden yüzde 26’ya revize edeceksiniz, son çeyrekte de yüzde 38’e çıkaracaksınız. Her ne kadar Yeni Şafak'ın manşeti belki parti içi bir iç hesaplaşmaya dayalı da olsa, söylenen şey bizim daha önce söylediğimiz, uyardığımız şey olduğu için doğrudur. CHP’Lİ BELEDİYELERLE İLGİLİ OPERASYONLAR!.. CHP belediyelerine yönelik sürdürülen ‘operasyonlarla’ ilgili de yolsuzlukla mücadelede kamu refleksi usul ve esaslarla yönetilir. Yani bir kamu kuruluşunda, denetim sırasında veya ihbarla elde edilen bir duyum icra edilirken bunun usulü vardır, esası vardır. Usulle esası yer değiştirdiğiniz zaman sorun yaşayabilirsiniz. Eğer kamuoyu buna bir “operasyon” diyor ise, yaygın bir şekilde, doğru bir şey yapmıyor siyasal iktidar. Çünkü yapılan yolsuzlukla ilgili mücadeleye de zarar verir bu tarz. Bunun yolu bellidir. Eğer bir kurum, şunu açıkça belirtmek istiyorum, hiçbir kurum denetim dışı kalmamalıdır. Hiçbir kurumun imtiyazı olmamalıdır. Dolayısıyla bu süreç yürütülürken toplum vicdanının da taraf edilmesi, mücadeleden yana çok lazımdır; başarılı olması için. Eğer siz bir duyum aldığınız zaman bu duyumu direkt inzibati tedbirlerle sabaha karşı kişileri evinden alarak yapıyor iseniz, o şartları, onu yapmanızın şartları bellidir. Bir suçüstü var ise, bu suçlu ortamı ortadan kalkması için müdahaleniz gerekiyorsa bu doğru bir harekettir; ama bir belediye ile ilgili bir ihbarı değerlendirirken sabaha karşı insanları evlerinden alıp ve bunu da kişilerin özlük haklarını, yani kişilik haklarını yok saydıracak şekilde, zannı sonuçmuş gibi topluma sunacak şekilde yapamazsınız. Sayın İçişleri Bakanımızın geçenlerde bir açıklaması oldu. İçişleri Bakanlığı olarak aşağı yukarı iktidara ne kadar, muhalefete ne kadar soruşturma izni verdiysek buna yakın ölçüde iktidarın da soruşturma izni var demişti. Doğrudur. Ama bir fark var. Soruşturma izni verildikten sonra yürütülen tarzla ilgili, siyasal iktidarın hiçbir belediyesinin muhalefet belediyelerinin belediye başkanlarına yapılan tarzda bir gözaltı süreci, bir hukuki süreç işletilmediği konusunda kamuoyu epey kanaat sahibi oldu. Eğer burada kamuoyu kanaati ‘ya bu siyasi gibi duruyor’, ‘bu yolsuzlukla mücadele sanki muhalefeti olumsuzlama, onu küçük düşürme’, ‘ona siyasi avantaj kaybettirmek gibi duruyor’ dediği anda sizin mücadeleniz biter. Sonuç alamazsınız. Siyasal iktidara uyarımız: Yolsuzlukla mücadele çok ehemmiyetlidir. Bu mücadele bir ülke için olmazsa olmazdır. Buraya siyasallaşmış bir görüntü vermek hem yolsuzlukla mücadeleye hem de kamuoyunun birliğine, dirliğine halel getirir. Bilinsin ki bu, siyaset iklimini kirletir; o da yetmez, yapanlara uzun süre bir avantaj sağlamaz.” İletişim: Anahtar Parti Stratejik İletişim ve Medya Ofisi Telefon: 0505 161 87 73

Halkın Kurtuluş Partisi Bursa İl Örgütü, Haber

Halkın Kurtuluş Partisi Bursa İl Örgütü,

Kent Meydanında organize ettiği eylemle, NATO odaklı emperyalist projeleri eleştirdi. Halkın Kurtuluş Partisi İl Başkanı Avukat Halil Ağırgöl tarafından yapılan basın açıklamasında, NATO'nun insan soyunun baş düşmanı ve ABD ile AB başta olmak üzere, tüm emperyalistlerin suç ve katliam ortağı olduğu vurgulandı. Çeşitli sivil toplum örgütleri tarafından da desteklenen basın açıklamasında; İnsanlığın hayvanlık konağından çıkıp gerçek insanlık konağı olan Sosyalizme ulaşmasını engellemek, Ortadoğuda Siyonist İsrail’i korumak amacıyla, ABD Emperyalizminin öncülüğünde 4 Nisan 1948 tarihinde kurulanNATO; Kontrgerilla’dır. NATO; Kandır, Acıdır, Gözyaşıdır, İşkencedir, Soykırımdır. NATO; Bağımsızlığımıza, Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mıza ve Önderi Mustafa Kemal’e Düşmanlıktır. NATO; kurulduğu tarihten itibaren, bünyesinde faaliyet gösteren Kontrgerilla eliyle, Dünya Halklarına kan kusturan, gözyaşı döktüren, zulüm çektiren, yeraltı-yerüstü bütün kaynaklarını yağmalayan ve insanlığı açlığa mahkûm eden bir suç örgütüdür. NATO; emperyalistlere karşı direnen, mücadele eden halklara karşı, yaptığı katliamlarla anıla geldi. 1948’ten bugüne. Vietnam, Kore, Yugoslavya, Afganistan, Irak, Libya, Suriye ve İran Halkını, emperyalistlerin aşağılık çıkarları uğruna katletmekten hiç çekinmedi. Bu Gün de “Büyük Ortadoğu Projesi” adı altında katliamlarına devam etmektedir. NATO; kirli cinayet örgütü kontrgerilla aracılığıyla, dünya çapında, devrimci, yurtsever, demokrat insanları katletmiş, sabotajlar örgütlemiş, Halkları katliamlara uğratmıştır. Türkiye’nin de NATO’ya girdiği 1952 yılından itibaren, başı beladan, sıkıntıdan, yokluktan, yoksulluktan kurtulmamıştır. Türkiye’nin NATO’ya girmesinin ilk bedeli Kore’de vatan evlatlarının kırdırılması olmuştur. Kayıp askerlerle beraber 1350 vatan evladı can vermiştir. NATO’nun ülkemizdeki temel amacı Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın kazanımlarını yok etmektir. NATO, Sevr’in intikamını alarak bu toprakları emperyalistlerin tam sömürgesi haline getirmek istemektedir. İtalya’daki NATO Kolejinde, ABD Emperyalist Haydudunun Conilerinin tahtaya asıp ders olarak okuttukları haritayı unutmayalım. Bu gün Ortadoğu bu haritaya göre şekillendirilmektedir. Bu haritada ise ülkemiz üç parçaya bölünmüştür. Yeni Sevr budur. “Yeşil Kuşak Projesi” adıyla CIA-Pentagon İslamı’nı egemen kılmak, Türk Ordusu’nun Jöntürk Geleneğini ortadan kaldırmak, zayıflatmak hedeflenmektedir. “Bizim Oğlanlar” dedikleri, ruhlarını emperyalistlere satan faşist generallerine yaptırdıkları 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbeleri NATO’nun ürünüdür. Faşist darbelere giden süreçte binlerce vatan evladı, yurtsever, devrimci; Kontrgerilla tarafından tarafından katledilmiştir Bu gün de ABD Emperyalistleri, kuklaları olan yapılar eliyle ülkemizi emperyalistlerin iğrenç planı BOP çerçevesinde Yeni Sevr’e doğru koşar adım götürüyorlar. ABD Emperyalistleri NATO eliyle ve kuklalarını kullanarak ; “Terörsüz Türkiye”, “barış”, “kardeşlik”, “demokrasi açılımı” adlarıyla maskeleyip, Yeni Sevr’i, “hazmettire, hazmettire” halkımıza yedirmeye çalışıyorlar. Son günlerde de ülkemizdeki NATO faaliyetleri bu yönde arttırıldı. Ülkemiz tarafı olmadığı savaşlara sürüklenmek isteniyor. ABD’nin İran’a saldırısı sonrasında Adana’da Çokuluslu NATO Kolordu Karargâhı’nın kurulmasına karar verildi. Türk Ordusu’nu İran Halkının üzerine göndermek ve topraklarımızı atlama taşı olarak kullanmak istiyorlar, ABD Emperyalist Haydutları ve Ortaçağcı AKP’giller. ABD emperyalist alçağı ve katliam örgütü NATO, güneyimizde kurulacak bu NATO karargâhı ile yetinmiyorlar İstanbul Boğazı’nda Rusya’ya karşı Ukrayna için Deniz Unsur Komutanlığını da kuruyorlar. Bu NATO Kolordusu ile birlikte Lozan’ı da, Montrö’yü de devreden çıkartmış oluyorlar. Ama boşuna sevinmesinler. Bu devran, ABD Emperyalist Haydutlarının, onların suç ve katliam örgütü NATO’sunun ve Yerli İşbirlikçilerinin istediği gibi hep böyle sürmeyecek. Eninde sonunda Ortadoğu Halklarına ve ülkemize yönelik ABD-AB Emperyalistlerinin yaptıkları bütün aşağılık planlar parçalanıp atılacak. Buna da biz İkinci Kurtuluş Savaşçıları öncülük edeceğiz. Nasıl ki 1919 başlayan Kurtuluş Savaşımızla, hep birlikte yine bu emperyalistlerin Sevr Planını parçalayıp heveslerini kursaklarında bıraktıysak, Nasıl ki Emperyalist Yedi Düvelin o zamanki yerli işbirlikçilerini yine onların gemilerine bindirip gönderdiysek, Eninde sonunda ABD-AB Emperyalistlerini ve yerli işbirlikçilerini, ama bu sefer bir daha tarihin o karanlık sayfalarından çıkmamacasına göndereceğiz. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. ABD-AB Emperyalistleri ve yerli işbirlikçiler bunu hiç akıllarından çıkartmasınlar. Mazlum Halklar umutlarını hiç kaybetmesinler" denildi.

Zafer Partisi: Türkiye demografik beka meselesiyle karşı karşıya Haber

Zafer Partisi: Türkiye demografik beka meselesiyle karşı karşıya

Karamahmutoğlu, yaptığı basın açıklamasında, Türkiye’nin dünyada en fazla sığınmacı barındıran ülkelerden biri olduğunu vurgulayarak, “Yasadışı, kaçak nüfus olarak adlandırdığımız bu tablo, demografik bir işgal altında olduğumuzu göstermektedir. Demografik göçe ‘hoş geldin’ diyen AKP hükümetini bu tanımlama hep rahatsız etmiştir” ifadelerini kullandı. “27 yılda 90 yıllık nüfus düşüşü yaşandı” Aile Bakanı Mahinur Göktaş’ın açıklamalarına dikkat çeken Karamahmutoğlu, “Bakan Göktaş, bazı ülkelerin 90 yılda yaşadığı nüfus düşüşünü Türkiye’nin 27 yılda yaşadığını itiraf etti. Bu 27 yılın 23 yılında AKP iktidardaydı. Çoban bulamadığınız için ülkemizi kaçak göçmen cennetine çevirdiniz, şimdi ilkokul çağında çocuk bulamayınca kaçak göçmen çocukları mı ithal edeceksiniz?” diye sordu. Demografik bozulmayı düzeltebilecek ve düzensiz göçü tersine çevirebilecek tek siyasi partinin Zafer Partisi olduğunu savunan Karamahmutoğlu, bu sorunun bir milli güvenlik meselesi olarak ele alınması gerektiğini belirtti. “Gerçek işsiz sayısı 10 milyonun üzerinde” Ekonomiye ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Karamahmutoğlu, geniş tanımlı işsizlik oranının yüzde 30 seviyelerine çıktığını, gerçek işsiz sayısının ise 10 milyonun üzerinde olduğunu öne sürdü. “Vatandaşlarımız artan kira fiyatları, yükselen gıda fiyatları ve azalan alım gücüyle karşı karşıyadır. AKP’nin ekonomi programı, sistematik bir yoksullaştırma ve sefaleti toplumun geneline yayma programı haline gelmiştir” dedi. Gençlerin yurt dışına gitme eğilimine de dikkat çeken Karamahmutoğlu, “Nitelikli iş gücü Türkiye’den ayrılmaktadır. Gençlerimiz kendi ülkelerinde gelecek kaygısı yaşamaktadır. Bu beyin göçü Türkiye’nin geleceğini tehdit etmektedir” ifadelerini kullandı. “Çözüm süreci ihanettir” Terör örgütüyle yürütülen sürece de sert sözlerle yüklenen Karamahmutoğlu, “Narko terör örgütüyle kurulan pazarlık masasını kurduran Devlet Bahçeli ve AKP hükümetidir. Başlattıkları ikinci çözüm ihanet süreciyle son 1,5 yıldır Türk Devleti’nin ve milletinin gururuyla oynanmıştır” dedi. Devlet Bahçeli’nin “Süreci boğmanın âlemi yok, hukuki düzenlemeler adım adım yerine getirilecek” sözlerini hatırlatan Karamahmutoğlu, “Zafer Partisi’ne ‘pazarlık yok’ diyenler, şimdi adım adım yerine getirilecek diyor. Baş teröriste umut hakkı tartışmaları sürerken İmralı’da bir malikane inşa edildiği haberlerini okuyoruz” ifadelerini kullandı. “Çok uluslu yabancı askeri güç Türkiye’de konuşlanıyor” Dış politikadaki gelişmelere de değinen Karamahmutoğlu, ABD-İsrail saldırıları nedeniyle petrol fiyatlarının yüzde 50 artarak 119 dolara yükseldiğini, küresel piyasalarda ciddi dalgalanmalar yaşandığını söyledi. Milli Savunma Bakanlığı’nın sosyal medya hesabından yapılan paylaşıma dikkat çeken Karamahmutoğlu, “Ukrayna operasyonu için teşkil edilen çok uluslu deniz unsur komutanlığının İstanbul Beykoz’daki Anadolu Kavağı’nda konuşlanacağı duyuruldu. Bu kuvvetin NATO komuta yapısı içinde olup olmadığı anlaşılamamaktadır” dedi. Anayasa’nın 92. maddesini hatırlatan Karamahmutoğlu, “Türkiye’de yabancı bir askeri gücün bulunmasına izin verme yetkisi TBMM’ye aittir. Bu çok uluslu yabancı güç için Meclis’te bir oylama yapılmış mıdır? Tezkere çıkmış mıdır?” sorularını yöneltti. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 19. maddesinin uygulanmasından vazgeçilip geçilmediğini sorgulayan Karamahmutoğlu, “Bu uygulamanın Türkiye’yi savaşta taraf yapacağının farkında mısınız? Türkiye, çok uluslu bu yabancı askeri güce destek vererek Rusya ile karşı karşıya mı getirilmek isteniyor?” diye konuştu. “BlackRock başkanıyla ne görüşüldü?” Karamahmutoğlu, son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Dünya Ekonomik Forumu ve BlackRock şirketinin başkanı Laurence Fink ile İstanbul’da gerçekleştirdiği görüşmeye dikkat çekerek, “Bu ziyaretin amacının ne olduğunu Türk kamuoyu merak etmektedir. Vatandaşların bu sorusunu muhatabına yöneltmeyi bir görev biliyoruz” ifadelerini kullandı. Karamahmutoğlu, AKP hükümetine Meclis’i özel gündemle toplayarak kamuoyunu bilgilendirme çağrısında bulundu.

İran Hürmüz Boğazı'nı haraca bağladı! Haber

İran Hürmüz Boğazı'nı haraca bağladı!

Dünyanın gözü burada... İran, ABD ve İsrail'in saldırılarına karşılık olarak Körfez ülkelerindeki ABD üslerini vururken aynı zaman en büyük kozunu oynayarak Hürmüz Boğazı'nı da kapattı. Bu durum ise tüm dünyayı olumsuz etkileyerek özellikle Brent petrol fiyatlarında yükselmelere neden oldu. DÜNYA GENELİNDE YAKIT KRİZİ İran'ın bu hamlesinin ardından arz ve sevkiyattan ciddi aksamalar yaşanmaya başladı. Kısa bir süre sonra birçok ülkede akaryakıt zamları ardı ardına geldi. TRUMP AÇMAK YARDIM ÇAĞRISI YAPTI ABD Başkanı Donald Trump, bu süreçte özellikle Hürmüz Boğazı'nın açılması konusunda NATO'dan yardım istedi. Ancak ABD Başkanı'nın çağrısının ardından somut bir adım atılmadı. BOĞAZDAN GEÇEN GEMİLERDEN ÜCRET ALINACAK Öte yandan bu akşam itibariyle önemli bir karar alındı. İran Parlamentosu, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerden ücret alınmasını öngören yasa tasarısını onayladı. TRUMP TEHDİT ETMİŞTİ ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'ndaki olası bir kapanma senaryosuna sert tepki göstererek, enerji akışının engellenmesi durumunda petrol altyapısına yönelik yeni saldırılar düzenlenebileceğini söylemişti. ABD Başkanı, "Eğer Hürmüz açılmazsa petrol kuyularını ve bugüne kadar hedef alınmamış bölgeleri de vururuz" ifadelerini kullanmıştı. İRAN 'SADECE DÜŞMANLARA KAPALI' DEMİŞTİ İran cephesinden yapılan açıklamada ise sık sık Boğaz'ın sadece ABD ve İsrail'in müttefik gemilerine kapalı olduğunu diğer gemiler için ise açık olduğunu vurgulanmıştı. Yasaklı gemilerin geçme girişimi halinde de güç kullanılacağı belirtilmişti. GÜBRE TEDARİKİNE DE ZARAR VERDİ Orta Doğu'daki jeopolitik gerilim ve Hürmüz Boğazı'nda yaşanan sevkiyat aksaklıkları, küresel gübre tedarik zincirini ciddi şekilde etkiledi. FAO'ya göre gelişmeler dünya gıda güvenliği için "sistematik bir şok" oluşturabilir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.