Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Muhalefet

Gürsu Haber - Muhalefet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Muhalefet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Anahtar Parti Lideri Ağıralioğlu: Razı değiliz! Haber

Anahtar Parti Lideri Ağıralioğlu: Razı değiliz!

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, partisinin Niğde halk buluşmasına katıldı. Vatandaşın yaşadığı sorunlara ‘razı değiliz’ diyerek itiraz eden Genel Başkan Yavuz Ağıralioğlu, özetle şunları söyledi: “Bizler parti değil devlet, oy değil millet demeye karar vermiş bir hareketiz. O yüzden AK Parti’ye düşmana ya da hasıma bakar gibi bakmıyoruz; adeta aynaya bakar gibi bakıyoruz. O aynada neyin iyi, neyin kötü olduğunu; ne yapılınca memleketin abad, ne yapılınca berbat olduğunu görerek, bunun derin muhasebesini yaparak yürüyoruz. Anahtar Parti olarak, geride kalan 24 yılın muhasebesini yapıyor ve gür bir sesle haykırıyoruz: 2026 yılında biz bu emekli ücretine razı değiliz! Biz bu asgari ücrete razı değiliz! Çocuklarımıza reva görülen bu yarım yamalak eğitime, evlatlarımızın işsizliğine ve mesleksiz kalmasına razı değiliz! Tarımdaki bu plansızlığa, çiftçimizin omuzlarına yüklediğiniz ağır yüklere razı değiliz! Bu dağınıklık yüzünden ürünün tarlada çürümesine sebep olan savurganlığınıza, programsızlığınıza razı değiliz! Yüksek faize, bu ağır enflasyona razı değiliz! Adaletin bu denli siyasallaşmasına, mülakat adaletsizliklerine, torpile ve yoksulluğa asla razı değiliz! Bizler bir zamanlar emekli ikramiyemizle bir ev, bir araba alabiliyorduk; şimdi ise o ikramiyeyle bir koltuk takımı dahi alınamıyor. Biz bu düzene razı değiliz! Biz bu memleketi bu hale getiren sizin dağınıklığınızdan, plansızlığınızdan, israfınızdan ve hesapsız harcamalarınızdan bizim hissemize düşen bu fakirliğe razı değiliz! Size bu memleketi yönetin diye vekalet verdik. Biz sizin asiliniz, siz bizim vekilimiz olmanıza rağmen, elinizdeki devlet gücüyle bizleri korkutmaya çalışmanıza razı değiliz! Sizin artık bir patatesi bile yönetemeyecek durumda olduğunuzu görüyoruz ve size razı değiliz! Her gün bir dediğinizin ertesi gün tersini söylüyorsunuz, razı değiliz. Her yaptığınızın mutlak doğru olduğuna inanıyor, insanların dinini, imanını, vatan ve millet sevgisini sorgulama hakkını kendinizde görüyorsunuz; bu saygısızlığınıza razı değiliz! Bir gün Öcalan’a sövüp oy toplamanıza, ertesi gün Öcalan ile yol yürümeye kalkmanıza razı değiliz! Bu kadar varlığı, imkanı olan bir memleketi bu büyük darlığa düşürmenize razı değiliz! Biz bugün doğru soruları soruyoruz. Peki, bu gidişata sadece razı olmamakla mı kalacağız? Elbette hayır. Anahtar Parti, bu düzene razı olmayanların ve ‘tüm bu saydıklarımızı düzeltecek imkân da akıl da bu devlette var’ diyenlerin partisidir. Dolayısıyla biz; eksiklerin yerine halkı aşa ve işe kavuşturan, finansal istikrarı sağlamış, enflasyonsuz ve faizsiz bir ülkeyi inşa edecek olan iradeyiz. Liyakati kurumsallaştıracak, mülakatı tamamen kaldıracak, çocuklarımıza dünya standartlarında bir eğitim verip bu eğitimi istihdamla birleştirecek olan biziz. Tarımı ve tarladaki ürünü planlayacak; çiftçi ekerken maliyetine ortak olup, biçerken harmanda bereketi büyütecek olan kadroyuz. Biz bu memleketi ayağa kaldıracak olan tarafı temsil ediyoruz. Biz, sermayenin korkup kaçtığı değil, güven duyup gelebildiği bir ülkeyi organize edeceğiz. Paranın hangi ülkeye, neden gittiğini sizler de gayet iyi biliyorsunuz; çünkü bu memleketten kazandığınız paraları bizzat kendiniz nerelere götürüyorsanız, hukuk ve güven ortamı tam olarak oralarda yatıyor. Anahtar Parti olarak bizler, Türk siyasetinde nezaketin, mesuliyetin, terbiyenin ve devlet ciddiyetinin adresiyiz. Sayın Cumhurbaşkanı bugüne kadar karşısına çıkan pek çok rakibi kolayca yendi, hiçbirini dişine göre bulmadı ve bu kadar soruna rağmen o rakipleri yenmenin konforunu yaşadı. İşte Anahtar Parti, Reis Bey’in bu siyasi konforunu bozmak ve siyasete gerçek bir kalite getirmek için kurulmuştur. Tayyip Bey’in dilinden düşürmediği bir söz var: ‘Yahu bu yalan dünyada bir dişimize göre muhalefet bulamadık.’ Sayın Cumhurbaşkanım, biz tam dişinize göre bir hareketiz; siz şimdiden o dişlerinizi bir kontrol ettirin! Bizler sadece kuru bir iktidar koltuğu için değil, bu aziz milleti hak ettiği zenginlikle buluşturmak ve elinizde mağdur olmuş halkımızla kenetlenmek için geliyoruz. Bu yüzden bizim işimiz kolay. Neden mi kolay? Çünkü zor olanı bugüne kadar onlar yaptılar. Bu kadar yetişmiş insan gücü olan, bu kadar birikimi, imkânı ve potansiyeli bulunan muazzam bir memleketi bu darlığa, bu zorluğa düşürmek gerçekten büyük bir beceriksizlik isterdi; onlar işte bu zoru başardılar! Toprağınız olmasa, suyunuz olmasa, ekecek çiftçiniz, üretecek girişimciniz, satacak tüccarınız, projeyi yapacak mühendisiniz ya da dünyanın her yerine koşacak enerjiniz olmasa, dersiniz ki ‘ne yapalım, imkâanımız yok.’ Ama bu kadar varlığı olan bir memleketi siz yokluğa mahkum ettiniz. ANAHTAR PARTİ GELİNCE NE OLACAK? Biz gelince ne mi olacak? Biz gelince şu olacak: Bu partili cumhurbaşkanlığı işi devletimizi de milletimizi de çok yordu. Anahtar Parti iktidarında kesinlikle partili cumhurbaşkanlığı uygulaması olmayacak. Cumhurbaşkanı herkesin, 85 milyonun cumhurbaşkanı olacak. Kendi partisine yaslanıp diğer partilere öfke kusan bir figür yerine; her partiyi, her vatandaşı bu devletin öz evladı gibi gören kapsayıcı bir cumhurbaşkanlığı makamı tesis edilecek. Anahtar Parti iktidara geldiğinde, ilk ve en mühim adalet şemsiyesi bizzat cumhurbaşkanlığı makamından aşağıya doğru açılacak. Devletin başı, milletin de gerçek başı olacak; cumhurun başı, cumhurun tamamını kucaklayacak. Bizim iktidarımızda teröristler asla meclise giremeyecek. Anahtar Parti iş başına geldiğinde, kırk yıldır aziz milletimizin ümit şafaklarına kabus gibi çöken, yüreklere hüzün düşüren bu bölücü terör örgütlerini övenler, devletin tek bir kuruşuna dahi el süremeyecekler. Çocuklarımızın katiline meclis kürsülerinden övgüler dizip, bir de üstüne devletten maaş alma dönemi tamamen son bulacak. Bizim iktidarımızda teröriste terörist, terör örgütüne terör örgütü denir. Teröristlere ‘umut hakkı’ falan tanınmayacak, hainlerin adı dahi anılmayacak. Onların isimleri bir umutla değil, hak ettikleri en ağır cezalarla tarihin kara sayfalarına gömülecek. Kendilerine infaz edilmesi için verilen o cezaları son gününe kadar çekecek ve kirlettikleri bu dünyadan defolup gidecekler. Bizim, teröristlerin isimleriyle kirletilecek bir meclisimiz yoktur. Teröristler bizim devlet iktidarımızda asla ‘kurucu önder’ olarak kabul edilemez, edilmeyecektir. Hainler muhatap alınmayacak, önlerine mikrofonlar konulmayacak, prompter cihazları gönderilmeyecek ve onlarla asla kirli pazarlıklar, hediyeleşmeler yapılmayacaktır. Siyaset her şeyden önce ilkeli ve öngörülebilir olacak; milletimiz nihayet terbiyeli, seviyeli bir siyasete şahitlik edecek. Millet siyasetçilerden korkmayacak; aksine siyasetçiler milletten, milletin sandıktaki iradesinden korkacak. Bizim iktidarımızla birlikte; ‘Milletime verdiğim sözü tutamazsam, ben bir daha halkımın huzuruna çıkamam’ diyen edep sahibi siyasetçilerin dönemi başlayacak. Bugün seçip meclise gönderdiğimiz vekillerin, yarın bize ne yapacaklarını düşünmekten ödümüz patlıyor. Oysa onlar bizim vekilimiz, onları seçen asıl biziz. Bizler kadrolarımızı kurarken asla partili atamayacağız, partili kartviziti aramayacağız; sadece bileni arayacak, işin uzmanını bulacağız. O liyakatli isim bizim partimizden olmasa bile gözümüzü kırpmadan göreve getireceğiz. Çünkü bizim tek şiarımız liyakattir; biz liyakatin yanında, liyakat de bizim yanımızda olacak. Biz bu memleketi gençlerle ve kadınlarla birlikte omuz omuza vererek ayağa kaldıracağız. Bu ülkenin bütün yükünü şimdiye kadar hep birlikte çekmiş olduğumuz için önümüzde duran kalan yük, geçmişte göğüslediklerimizden asla daha fazla değildir. O yüzden inancınız tam olsun, memleketi ayağa kaldırmak çok kolaydır. TOPYEKÛN BİR SEFERBERLİK İLAN EDİLDİ Bugünden itibaren artık net bir şekilde seçim sathına girmiş bulunuyoruz. Anahtar Parti’yi önümüzdeki dönemde iktidar yapacaksak, bugünden tezi yok topyekûn bir seferberlik ilan ediyoruz. Biz sadece kürsülerden konuşan bir hareket değiliz. Türkiye’nin her bir köşesinde açtığımız bu teşkilatları; herkesin kendi helal alın terinden, zamanından, eşinden, işinden ve sevdiklerinden fedakarlık ede ede, gece gündüz emek vererek kurduk. Halısını omuzunda taşıyan, boyasını kendi elleriyle yapan, kirasını cebinden veren, evinde eşine yemeğini yaptırıp kermesine koşan, anasının hayır duasını alıp, babasını o kalabalığa omuz versin diye faaliyetlere çağıran, evlatlarına ‘Biz sizlerin geleceği için çalışıyoruz’ diyerek onları bu kutlu organizasyonlara katan koca bir neferiz biz. Bir milletin omuzlarına yeni bir yük düşmesin diye bunca meşakkati omuzlayıp, sadece bir yıl içinde 800 teşkilatı birden açan bu tertemiz partiye ve kadrolara hiçbir mecrada hakaret ettirmem, nezaketsizlik yapılmasına asla müsaade etmem; bunu herkes böyle bilsin!”

İYİ Parti’nde Bursa Depremi Derinleşiyor: Hüseyin Bozkurt Kaplan’dan Sert İstifa ve İhraç Tepkisi Haber

İYİ Parti’nde Bursa Depremi Derinleşiyor: Hüseyin Bozkurt Kaplan’dan Sert İstifa ve İhraç Tepkisi

İYİ Parti Bursa teşkilatlarında son günlerde yaşanan kriz giderek büyürken, Osmangazi’de başlayan istifa ve ihraç tartışmaları parti içinde yeni bir kırılmayı daha beraberinde getirdi. İYİ Parti Osmangazi’nin seçilmiş son ilçe başkanı Avukat Hüseyin Bozkurt Kaplan, hakkında başlatılan ihraç talebinin ardından partisinden istifa ettiğini açıkladı. Kaplan’ın kamuoyuyla paylaştığı açıklama, parti yönetimine yönelik sert eleştiriler ve dikkat çeken ifadeler içerdi. Özellikle “Şeref Nişanem” sözleriyle tanımladığı ihraç talebi, Bursa siyasetinde geniş yankı uyandırdı. Kaplan, açıklamasında, İl Başkanlığı önünde gerçekleştirilen basın açıklamasının gerekçe gösterilerek ihracının talep edildiğini belirterek, bunun yalnızca şahsına değil, parti içi demokrasiye ve muhalif iradeye yönelik bir hamle olduğunu savundu. Açıklamasında, “Zulme karşı mukavemet gösterdiğim, Cumhuriyet değerlerimizi, parti değerlerimizi, davamızı ve dava arkadaşlarımızı satmadığım için; İl Başkanlığı önünde yaptığımız basın açıklaması gerekçe gösterilerek ihracımın talep edildiği ‘Şeref Nişanem’ tarafıma ulaştırılmıştır” ifadelerine yer veren Kaplan, süreç boyunca yaşananların hukuka uygun olmadığını ileri sürdü. Kaplan, daha önce gerçekleşen İl Başkanlığı seçimleri ile görevden alınma sürecinin de hukuki zeminden uzak olduğunu savunarak, tüm bu gelişmelere rağmen yargı yoluna başvurmayacağını açıkladı. Bu kararının gerekçesini ise Türkiye’de muhalefet partileri üzerinde oluşabilecek yeni siyasi kriz ihtimallerine bağladı. Açıklamasında dikkat çeken “mutlak butlan” göndermesiyle Kaplan, başka muhalif partilerde yaşanan siyasi ve hukuki tartışmaların benzerinin İYİ Parti’de yaşanmasının ülkeye zarar vereceğini düşündüğünü ifade etti. Kaplan, “Sırf başka muhalif partilere uygulanan siyasi ‘mutlak butlan’ tarifesinin bir muhalefet partisine daha uygulanması ve bunun ülkemize zarar vermesi ihtimaline dair taşıdığım endişe sebebiyle; bu talebe karşı hukuki yollara başvurmuyor, kurulduğu ilk günden beri emek sarf ettiğim İYİ Parti üyeliğimden istifa ediyorum” dedi. İstifasının siyasi mücadeleden geri çekileceği anlamına gelmediğini özellikle vurgulayan Kaplan, Cumhuriyet değerleri ve meşru siyaset anlayışına bağlılığının süreceğini ifade etti. Kaplan açıklamasının sonunda, “Bu kararım, vatanımızı müdafaa etme aşkımı söndürmeyecek ve tarafımda meşru siyaset yoluna karşı herhangi bir küskünlük oluşturmayacaktır. Tüm gerçek dava arkadaşlarımdan haklarını helal etmelerini diliyorum. Allah’a emanet olun” ifadelerini kullandı. “Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!” sözleriyle açıklamasını tamamlayan Kaplan’ın istifası, Bursa teşkilatlarında süregelen iç tartışmaların daha da derinleştiği yorumlarına neden oldu. Özellikle Osmangazi ve Mudanya’da peş peşe gelen istifalar sonrası gözler şimdi İYİ Parti Bursa İl Teşkilatı’na çevrilirken, parti yönetiminin yaşanan gelişmelere ilişkin nasıl bir yol haritası izleyeceği merak konusu oldu.

Gürsu’da CHP Yöneticilerinden Rus Ruleti! Haber

Gürsu’da CHP Yöneticilerinden Rus Ruleti!

Bursa’nın Gürsu ilçesinde 2019 yerel seçimlerinden 2024 sonuçlarına uzanan tablo, siyasette dengelerin sanıldığı kadar kolay değişmediğini, aksine sert gerçeklerle yüzleşildiğini ortaya koyuyor. Rakamlar net, tablo açık: söylem başka, sandık bambaşka bir hikâye yazıyor. 2019: CHP’nin zirvesi ama yetmedi 2019 seçimlerinde Mustafa Işık liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi %62,74 gibi ezici bir oranla 30.499 oy alarak açık ara seçimi kazandı. Buna karşılık Cumhuriyet Halk Partisi adayı Funda Türkcoş Pekiner %32,53 oyla 15.814 seçmenin desteğini aldı. Bu oran CHP adına “başarı” olarak lanse edilse de, aradaki uçurum gerçeği değiştirmedi: Gürsu seçmeni tercihini net biçimde iktidardan yana kullandı. Diğer partiler ise tabelada kaldı. Saadet Partisi %3,49, Demokrat Parti %0,46 ve Vatan Partisi %0,31 seviyesinde kaldı. Bu sonuçlar, ilçede ana rekabetin iki parti arasında geçtiğini, ancak dengenin açık biçimde tek taraflı olduğunu gösterdi. Ahıska seçmeni: Hesap tutmadı Seçim analizlerinde en çok tartışılan başlıklardan biri Ahıska kökenli seçmenin etkisi oldu. İlçede yaklaşık 70.300 seçmenden 52.913’ünün oy kullandığı seçimde, seçmenin yaklaşık %16,8’ini Ahıska kökenlilerin oluşturduğu değerlendiriliyor. Ancak sahada yapılan hesapların sandıkta karşılık bulmadığı açıkça görüldü. Sevinç Muhammed milliyetçi bir partide siyaset yaptığı zamanlarda ilçede karşılığı olan Ahıskalı ismin, bu seçmen grubunun tamamını mobilize edebileceği yönündeki beklenti gerçekçi çıkmadı. Veriler, 2024 de Zafer Partisi Gürsu Belediye Başkan Adayı Sevinç Muhammed bu kitlenin ancak dörtte birine ulaşabildiğini gösteriyor. Bu durum, kimlik temelli siyaset hesaplarının sahada düşündüğü kadar karşılık bulmadığını net biçimde ortaya koydu. 2024: Oylar bölündü, tablo değişmedi 2024 yerel seçimlerinde ise tablo şekil değiştirse de sonuç değişmedi. Yine Mustafa Işık kazandı ancak bu kez oy oranı %43,86’ya geriledi (22.011 oy). Buna rağmen muhalefet cephesinin parçalı yapısı, sonucu değiştirmeye yetmedi. CHP adayı Haşim Öztürk %25,63’te kaldı. Asıl dikkat çeken ise Zafer Partisi adayı Sevinç Muhammed’in %10,97 (5.507 oy) alması oldu. Ancak bu oran bile, Ahıska seçmen üzerinden kurulan büyük siyasi beklentilerin oldukça altında kaldı. CHP’nin 2029 hesabı: Zor bir denklem Kulislerde, CHP’nin 2029 seçimleri için Ahıska kökenli bir aday olarak Sevinç Muhammed ismi üzerinde durduğu konuşuluyor. Ancak mevcut veriler bu stratejinin ciddi riskler barındırdığını gösteriyor. Gürsu gibi sağ seçmenin ağırlıkta olduğu, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi il ve ilçe teşkilatlarında Ahıska kökenli isimlerin de güçlü şekilde yer aldığı bir ilçede, CHP’nin “kimlik üzerinden oy devşirme” planı gerçekçi görünmüyor. Hatta mevcut kemikleşmiş olan %16,32 bandındaki oy potansiyelinin bile korunmasının zor olabileceği değerlendiriliyor. Rozet takma törenlerinde sınırlı katılımlarla verilen mesajların sahada karşılık bulup bulmayacağı ise büyük bir soru işareti. Sevinç Muhammed’in yaklaşık 20 kişilik yeni katılımı duyurması, sembolik bir hamle olarak görülürken, geniş seçmen kitlesine etki etmekten uzak olduğu yorumları yapılıyor. Sert gerçek: Gürsu’da siyaset romantizm kaldırmıyor Ortaya çıkan tabloyu özetlemek gerekirse: Gürsu’da siyaset, söylemle değil sandıkla belirleniyor. Kimlik, aidiyet ya da sosyal medya etkisi tek başına seçim kazandırmıyor. CHP’nin geçmişte Funda Türkcoş Pekiner ile yakaladığı %32,5’lik oran bir “tavan” olarak kalmış durumda. Bu çıtanın üzerine çıkılamadığı gibi, 2024’te ciddi bir gerileme yaşandı. Buna rağmen hâlâ aynı yöntemlerle farklı sonuç beklemek, siyasi gerçeklikten kopmak olarak değerlendiriliyor. Sevinç Muhammed’in rozet takma töreninde dile getirdiği “Cumhuriyetin kuruluş ayarlarına dönme” söylemi ideolojik bir motivasyon sunsa da, Gürsu seçmeninin önceliklerinin çok daha farklı olduğu açık. Ekonomi, yerel hizmetler ve teşkilat gücü belirleyici olmaya devam ediyor. Hesaplar değil sandık konuşur Gürsu’da rakamlar acımasız bir gerçeği ortaya koyuyor: Matematik yanlış kurulduğunda siyaset de kaybediyor. Ahıska seçmen üzerinden kurulan abartılı beklentiler, parçalı muhalefet yapısı ve sahadan kopuk stratejiler birleşince sonuç değişmiyor. 2029’a giderken herkesin önünde net bir tablo var. Ama bu tabloyu değiştirmek için slogan değil, sahici ve güçlü bir siyasi zemin gerekiyor. Aksi halde Gürsu’da sonuç yine sürpriz olmayacak.

Anahtar Parti Sözcüsü Fuat Geçen'den Basın Açıklaması Haber

Anahtar Parti Sözcüsü Fuat Geçen'den Basın Açıklaması

Anahtar Parti Sözcüsü Fuat Geçen, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı açıklamalarla ilgili, “Sayın Barrack haddini bilecek! Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir çadır devleti değil, mazisinde imparatorluk olan bir devlettir. Fakat hiçbir zaman emperyal duygularla bulundukları ülkeleri rahatsız etmediler, yönetimlerine müdahil olmadılar. Kurulalı iki yüz küsur sene olan kural tanımaz bir devletin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve mazisine ayar verme hakkı, haddi yoktur.” diye konuştu. Anahtar Parti Sözcüsü Fuat Geçen, parti genel merkezinde düzenlediği basın açıklamasına Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki okul saldırılarında hayatını kaybedenleri anarak başladı. Yaralılara acil şifa dileyen Geçen, yaptığı değerlendirmelerde özetle şunları söyledi: “Geçen haftayı uzun süre acısını yüreğimizden çıkaramayacağımız bir sızıyla geçirdik. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa Siverek'te eğitim kurumlarımızda yapılan saldırılarla sarsıldık. Bugüne kadar çeşitli okullarda öğretmenlerin öldürüldüğünü, öğrencilerin akran zorbalığına uğradığı haberlerini birçok kişi duymuştu ve siyasal iktidar bunları münferit olaylar gibi tanımlamıştı. 25 yıldır kesintisiz, tek başına bir siyasal iktidarla ülkemiz yönetiliyor. AK Parti hükümetinin milli eğitim politikalarını çeşitli vesilelerle, çeşitli siyasi kadrolar eleştirdi. Anahtar Parti olarak biz de eleştirdik. Daha çok eğitim-öğretimle alakalı sık sistem değişikliklerinin milli eğitime fayda sağlamadığıyla sınırlı olmayan birçok eleştiriye maalesef siyasal iktidar kayıtsız kaldı. Kahramanmaraş’ta 9 evladımız, gencecik, henüz çocuk yaşında, ilköğretim çağında vefat ettiler bu saldırıda. Ayla öğretmenimiz, bir öğretmen için öğrencilerinin ne anlama geldiğini rahmete yürürken en baskın ve en güçlü şekilde bize hissettirdi. Ayla öğretmenimize ve saldırılarda şehit olan evlatlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum. Kederli ailelerine başsağlığı diliyorum. Şu anda yaralı, durumları kritik olan evlatlarımız var. Geçmiş olsun, acil şifa diliyorum. OKUL SALDIRILARI BİR KATLİAMDIR! Bu katliamdır, bu münferit bir olay gibi de görülse; bunun bütün sebep ve sonuçlarıyla sakin bir şekilde, bu işi siyasete bulaştırmayalım yaftalamasının da dışında, hızlıca gecikmiş her ne var ise tedbir olarak alınması konusunda siyasal iktidarın muhalefet ile el birliğiyle bu sorunun üzerine gitme zamanının gelip geçtiğini de hatırlatmak isterim. Siyasal iktidar kendisine yöneltilen her türlü eleştiriyi maalesef düşmanca karşılıyor. Ve bu durumda açıkçası şunu söylemek gerekiyor: Siyasal iktidarın bu eleştirileri düşmanca görüp daha sonra da tümünü reddetme psikolojisi sadece bu hadisede değil, ülkenin icra ile ilgili her alanında maalesef tavrı bu oldu. Ve şöyle bir metodu benimsedi AK Parti iktidarı: Acıyı yönetmeyi, olumsuzluğu yönetmeyi çok daha önemsiyor. Halbuki sorun var olan acıyı yönetmek değil, o acıların ortaya çıkmasını engellemektir; siyasal iktidarların görevi oluşan acıları yönetmek olmamalı. Elbette bu acıyı hepimiz yüreğimizde hissediyoruz. Sadece iktidar hissetmiyor. Ve bu hususta olumsuzluğun ortaya çıkarılması, tedbirde hatası olanların, mesul olanların bu konuda hesap vermelerini teklif etmek, siyasete acıyı malzeme etmek anlamına gelmez. Oluşan bu tür durumlarda sürekli olarak ‘acı üzerinden siyaset mi yapmak istiyorsunuz’ yaftalaması aslında acıya en büyük saygısızlıktır. Şu çok iyi bilinmelidir ki bir siyaset kurumunun ana görevi, ister muhalefet ister iktidar olsun, bir olumsuzluk var ise bununla ilgili sorumluluk sahiplerinin hesap vermeleri ve bununla ilgili siyasi bir eksiklik var ise de iktidarın bu eksikliği kamuoyu önünde kabul etmesidir. Selametin yolu buradan geçer fakat bugüne kadar maalesef biz mevcut siyasi iktidardan bu tür bir tavır görmedik. BİR EKSİKLİK OLDUĞUNU SİZ SÖYLÜYORSUNUZ, O HALDE NEDEN ÖNLEM ALMADINIZ? Okullardaki bu noktaya evrilen süreçle ilgili şu anda bir haftada şöyle bir şey yaşıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı, yaptığı açıklamalarla, ‘Şok eylem planına geçiyoruz. Acil eylem planına geçiyoruz’ diyor. Demek ki siz bu eylem planlarına şu an ihtiyaç duyduğunuza göre bir eksiklik vardı. Peki bu eksikliği bu kadar insanımız, bu kadar evladımız ölmeden önce neden düşünmediniz? Neden bir sene önce bu eylem planını yapmadınız? Neden iki sene önce yapmadınız? Neden beş sene önce yapmadınız? Neden on sene önce yapmadınız? Bir eksiklik olduğunu siz söylüyorsunuz. Eğer bir acil eylem planı şu anda var deniliyor ise demek ki bir eksikliğe yöneliktir. OKULLARDAKİ PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK AÇIĞININ SÜRATLE GİDERİLMESİ GEREKİYOR Anahtar Parti olarak biz okullardaki sorunu genel manada tarif ettik ve spesifik olarak da akran zorbalığıyla başlayan, öğretmenlerin öldürülmesine varan sürecin, güvenlik tedbirleri dahil psikolojik danışmanlık ve rehberlik öğretmenliği açıklarının süratle giderilmesinden bahsettik. Bugün itibarıyla 60 bine yakın bir açıktan bahsediliyor. 60 bin güvenlik görevlisi teklif etmenin yanı sıra bir takım muhalefet partilerimiz güvenlik ağırlıklı açıklamalar yaptı. 60 bin güvenlik görevlisi alınsın, okulların fiziki güvenliği sağlansın. Bunu anlamsız bulmamakla birlikte aslında öncelik sırasının, okullarda öğrencilerle öğretmenler, öğrencilerle veliler arasındaki sağlıklı diyaloğun sağlanması adına psikolojik danışmanlık ve rehberlik kadrolarının süratle doldurulmasının çok önemli olduğunu ve sorunun çözümü açısından oldukça ciddi mesafeler aldırılacağını açıkça belirtmek isterim. Bu yeter mi? Yetmez. Sosyal mecraların dünyada egemen olduğu, sadece bizim ülkemizde olan bir durum olmadığı belirtiliyor. Bunu fikir olarak kabul edebiliriz. Ancak bunun filtre edilmesi, kontrol altına alınması konusunda geciktiğimiz de apaçık ortadadır. RTÜK NEDEN VAR? Sayın Cumhurbaşkanı, ‘Yakında çok iyi bir muhalefet oluşacak’ temennisinde bulunmuştu geçen hafta. Anlıyorum ki Sayın Cumhurbaşkanımızın buna yüklediği anlam, kendi siyasal iktidarını en az eleştirecek veya hiç eleştirmeyecek bir yapının özlemi içerisinde, böyle bir muhalefet anlayışını arzu ediyor. Fakat bunun hiç kimseye hayrı olmaz, iktidara da hayrı olmaz. Bizim bir RTÜK’ümüz var. Radyo ve Televizyon Üst Kurulumuz. Anayasal bir kuruluşumuz. Ne için kuruldu? Kuruluş felsefesi nedir? Ülkemizde milletimizin, evlatlarımızın kültür değerlerine aykırı, inanç değerlerine aykırı, çocuklarımızın hür ve müstakil düşünmelerine aykırı birtakım odakların yayın yoluyla, basım yoluyla veya dijital medyanın kullanılarak tahribatının önlenmesi adına kontrol görevini gören bir müessesemiz. BAZI SİYASİLER MAFYATİK DİZİ OYUNCULARINI KAMUOYU ÖNÜNDE TEBRİK EDİYOR! Bugün dizilerimize baktığımız zaman neredeyse yarısına yakını mafyatik diziler. Hatta buradan şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Siyasilerimizin, tırnak içinde, bu mafyatik dizilerde oynayan kişileri kamuoyu önünde tebrik etme cüretkârlığına bile teşebbüs ettiklerine zaman zaman şahitlik ediyoruz. Bu yeraltı dünyasının güzel gösterilmesi, mafyanın 15-17 yaşındaki çocuklara sevdirilmesi ve teşvik edilmesi gibi algılanacak bu dizileri RTÜK bugüne kadar neden yayından kaldırmadı acaba? Şimdi biz bunu demeyecek miyiz? Burada RTÜK'ün mesuliyeti var. Burada sorumluluğu var. RTÜK'ün de hesap vermesi gerekir dediğimiz zaman biz bu son olaylarla ilgili acıyı istismar mı etmiş olacağız? Böyle bir şey düşünülebilir mi? Siz bu şekilde davranırsanız siyasal iktidar olarak iki tane kötü şey yaparsınız. Bir, mevcut anayasal kurumları ve onların görev anlayışlarını var olandan çıkarır, hükümetin kontrolünde tutarsınız. Bu, siz gittikten sonra da kalıcı bir tahribattır. Siyasal iktidarlar gidicidir. Gitmeyen hiçbir siyasal iktidar yoktur. Sadece bizde değil, dünyada yoktur. İkincisi, mücadele diye ortaya koyduğumuz şeyin içi boşaltılırsa ve boş hale gelirse, bundan sonra yapılacak her türlü ülkemizin dirliği, birliği ve bekası adına olan mücadelelerin çoğu kadük kalır. Yani maksada ermez. Çözüm önerilerimizi, ihtisas olarak ilgili politika başkanlıklarımızca geniş şekilde kamuoyuna duyurduk. Duyurulmaya da devam edecek. Bu hususta bütün çözüm önerilerinin şeffaf bir şekilde tartışıldığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir sürecin başlatıldığı; bunun sosyolojik, psikolojik, güvenlik ve aile boyutuyla topluca ve koordineli bir şekilde ele alınmasının bu sorunun çözümü adına mesafe aldıracağına yürekten inanıyoruz. Anahtar Parti olarak bu konudaki her türlü çalışmaya amasız fakatsız destek vereceğimizin bilinmesini arz etmek isterim. TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEMOKRASİYLE YÖNETİLİR! Antalya’da düzenlenen forumda Amerika'nın Türkiye Büyükelçisi, aynı zamanda da Suriye Özel Danışmanı Tom Barrack’ın yaptığı, bir büyükelçi konseptini aşan; devamlı şekilde ülkemize, bölgemize idari koordinat belirlemeye çalışan, had sınırını aşan ve birliğimizi, dirliğimizi, yönetim şeklimizi sabote etmeye yönelik açıklamalarına geçen hafta şahitlik ettik. Sayın Büyükelçi, bölgenin yönetim şeklinin ne olması gerektiğini açıkladı. Sınırlarını, had sınırlarını ve edep sınırlarını aşarak. Demokrasinin bu bölgeye fazla olduğunu; aslında münasip bir yönetim şeklinin daha verimli ve daha faydalı olabileceğini, dolayısıyla bu konuda Arap Baharı’nın tam maksadına eremediğini; bir sınıfın, bir zümrenin yönetmesinin, vicdani yönetmesinin demokrasiden daha iyi geleceğini söyledi. Anladığımız bu! Şimdi buradan şunu hatırlatmak isterim: Amerika'nın tırnak içinde büyükelçisi olduğunu, fakat görevinin gereğinden çok had sınırlarını aşan şahsına şunu hatırlatmak isterim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir cumhuriyettir. Demokrasiyle yönetilir. TOM BARRACK’IN ÇIKIŞINA SERT TEPKİ Bu demokrasiye erişim sırasında bu topraklar, kendi gibi düşünenlerin istilasından kurtarılarak kurulmuş bir cumhuriyettir. Eğer bir emperyalizm tanımı yapılacak olsa Sayın Tom Barrack’ın yaptığı açıklama gibi yapardım ben. Eğer bir emperyalist devletin başka bir devletle ilgili tasarımı ne olur deseydim, tam da onun gibi yapardım. ‘Benim emellerime’ diyor Tom Barrack; yani ülkesinin emellerine en iyi hizmet etmenin yolunun bu bölgede monarşik yönetimler olduğunu belirtiyor. Buradan şunu anlıyoruz: Amerika Birleşik Devletleri ve benzeri emperyalist güçler, ulusların insani yönetilmelerinden çok, kendi hizmetlerine, kendi emellerine ne kadar çok yardım ederlerse o yönetim şekli onlar için iyidir, olumludur. Bir sınıfın, bir ailenin vicdanına terk edilmiş bir yönetim şeklinden bahsediyor. Bizim için Orta Çağ; ama işlerine geldiği zaman, başka ülkelere ‘niye demokrasiye geçmediniz, siz demokratik sistemle yönetilmiyorsunuz’ diyerek oralarda ihtilaller yaptılar, ülkemiz dahil. Demek ki istenilen şey şu: Benim emellerime hizmet şu anda bu coğrafyada monarşik yönetimlerden geçiyor. Sayın Barrack haddini bilecek; Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir çadır devleti değil, mazisinde imparatorluk olan bir devlettir. Ve ecdadımızı hayırla yad etmemize vesile oldu bu açıklaması. Ecdadımızın dünyada onlardan daha çok egemen olduğu dönemler oldu. Fakat hiçbir zaman emperyal duygularla bulundukları ülkeleri rahatsız etmediler, yönetimlerine müdahil olmadılar. Kurulalı iki yüz küsur sene olan kural tanımaz bir devletin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve mazisine ayar verme hakkı, haddi yoktur. TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ SAVAŞIN DIŞINDA KALMA TAVRINI ISRARLA SÜRDÜRMELİ Sonuç olarak şunu arz edeceğim. Hemen yanı başımızda bir savaş var. Bu savaşın ritmi, şekli, tarzı sıra dışı. Belki de son yılların hepimizin aklını zorladığı bir formda gelişiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu savaşın dışında kalmayı bugüne kadar başarılı bir şekilde yürüttü. NATO dahil, bundan böyle gelişecek her türlü hadisede bu tavrını ısrarla sürdürebilmelidir. Bu tavrını sürdürebilmesi adına biz, Anahtar Parti olarak, bütün imkânlarımızla siyasal iktidarın, devletin bu tarzı ve tavrının yanında olacağımızın da açıkça altını çizmek isterim. ORTA VADELİ PROGRAM ÇÖKTÜ, EKONOMİK BUHRAN VAR Bizler bugün Yeni Şafak gazetesinde manşet olan haberi; sadece biz de değil, muhalefet uzun süredir Türk ekonomisinin bir türbülansta olduğunu, daha ileri bir tanımla bir buhranda olduğunu, açlık sınırının emekliler için ve asgari ücretliler için sorun haline geldiğini belirtiyoruz. 39 bin lira açlık sınırı tanımlayacaksınız, insanlara 20 bin lira emekli aylığı vereceksiniz. Neredeyse kamu çalışanlarının yüzde 90'ına yakını geçim sınırının altında kaldı. 90 bin liraya çıktı geçinme endeksi. Yani siz yıllık orta vadeli programınızda enflasyonu yüzde 16 olarak öngörüyorsunuz. Üç ay içerisinde yüzde 8 enflasyon yaşamışsınız. Baştan çökmüş orta vadeli planınız; sonra yeniden yüzde 26’ya revize edeceksiniz, son çeyrekte de yüzde 38’e çıkaracaksınız. Her ne kadar Yeni Şafak'ın manşeti belki parti içi bir iç hesaplaşmaya dayalı da olsa, söylenen şey bizim daha önce söylediğimiz, uyardığımız şey olduğu için doğrudur. CHP’Lİ BELEDİYELERLE İLGİLİ OPERASYONLAR!.. CHP belediyelerine yönelik sürdürülen ‘operasyonlarla’ ilgili de yolsuzlukla mücadelede kamu refleksi usul ve esaslarla yönetilir. Yani bir kamu kuruluşunda, denetim sırasında veya ihbarla elde edilen bir duyum icra edilirken bunun usulü vardır, esası vardır. Usulle esası yer değiştirdiğiniz zaman sorun yaşayabilirsiniz. Eğer kamuoyu buna bir “operasyon” diyor ise, yaygın bir şekilde, doğru bir şey yapmıyor siyasal iktidar. Çünkü yapılan yolsuzlukla ilgili mücadeleye de zarar verir bu tarz. Bunun yolu bellidir. Eğer bir kurum, şunu açıkça belirtmek istiyorum, hiçbir kurum denetim dışı kalmamalıdır. Hiçbir kurumun imtiyazı olmamalıdır. Dolayısıyla bu süreç yürütülürken toplum vicdanının da taraf edilmesi, mücadeleden yana çok lazımdır; başarılı olması için. Eğer siz bir duyum aldığınız zaman bu duyumu direkt inzibati tedbirlerle sabaha karşı kişileri evinden alarak yapıyor iseniz, o şartları, onu yapmanızın şartları bellidir. Bir suçüstü var ise, bu suçlu ortamı ortadan kalkması için müdahaleniz gerekiyorsa bu doğru bir harekettir; ama bir belediye ile ilgili bir ihbarı değerlendirirken sabaha karşı insanları evlerinden alıp ve bunu da kişilerin özlük haklarını, yani kişilik haklarını yok saydıracak şekilde, zannı sonuçmuş gibi topluma sunacak şekilde yapamazsınız. Sayın İçişleri Bakanımızın geçenlerde bir açıklaması oldu. İçişleri Bakanlığı olarak aşağı yukarı iktidara ne kadar, muhalefete ne kadar soruşturma izni verdiysek buna yakın ölçüde iktidarın da soruşturma izni var demişti. Doğrudur. Ama bir fark var. Soruşturma izni verildikten sonra yürütülen tarzla ilgili, siyasal iktidarın hiçbir belediyesinin muhalefet belediyelerinin belediye başkanlarına yapılan tarzda bir gözaltı süreci, bir hukuki süreç işletilmediği konusunda kamuoyu epey kanaat sahibi oldu. Eğer burada kamuoyu kanaati ‘ya bu siyasi gibi duruyor’, ‘bu yolsuzlukla mücadele sanki muhalefeti olumsuzlama, onu küçük düşürme’, ‘ona siyasi avantaj kaybettirmek gibi duruyor’ dediği anda sizin mücadeleniz biter. Sonuç alamazsınız. Siyasal iktidara uyarımız: Yolsuzlukla mücadele çok ehemmiyetlidir. Bu mücadele bir ülke için olmazsa olmazdır. Buraya siyasallaşmış bir görüntü vermek hem yolsuzlukla mücadeleye hem de kamuoyunun birliğine, dirliğine halel getirir. Bilinsin ki bu, siyaset iklimini kirletir; o da yetmez, yapanlara uzun süre bir avantaj sağlamaz.” İletişim: Anahtar Parti Stratejik İletişim ve Medya Ofisi Telefon: 0505 161 87 73

CHP Yıldırım Meclis Sözcüsü Nimet Yıldız’dan Sert Çıkış: “Bu Rapor Hizmetin Değil, Algı Yönetiminin Belgesidir” Haber

CHP Yıldırım Meclis Sözcüsü Nimet Yıldız’dan Sert Çıkış: “Bu Rapor Hizmetin Değil, Algı Yönetiminin Belgesidir”

Yıldırım Belediye Meclisi’nde görüşülen 2025 Yılı Faaliyet Raporu, sert tartışmalara sahne oldu. Cumhuriyet Halk Partisi Yıldırım Meclis Sözcüsü Nimet Yıldız, belediye yönetimine yönelik kapsamlı ve dikkat çeken eleştirilerde bulundu. Rapora ilişkin konuşmasında şeffaflık, bütçe yönetimi, öncelik hataları ve tamamlanamayan projeler üzerinden yönetime yüklenen Yıldız, faaliyet raporunu reddettiklerini açıkladı. “Rapor Görsellerle Dolu, İçeriği Eksik” Konuşmasına tüm meclis üyelerini selamlayarak başlayan Yıldız, Yıldırım için yapılan her hizmetin değerli olduğunu vurguladı. Ancak hazırlanan faaliyet raporunun yasal çerçevede olması gereken açıklık, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine uymadığını ifade etti. Yıldız, raporun bol görsellerle süslendiğini ancak içerik bakımından yetersiz bırakıldığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Birim faaliyetleri ve maliyetleri açık şekilde ortaya konmamıştır. 2025 yılı içinde yapılan ihalelerin hangi bedelle ve hangi firmalara verildiğini bu raporda görmek isterdik. Talep etmemize rağmen bu bilgiler raporda yer almıyor. Şeffaflık diyorsunuz ama en temel veriler bile yok.” “Her Yıl Aynı Uyarıları Yapıyoruz” Muhalefet olarak yıllardır aynı sorunlara dikkat çektiklerini söyleyen Yıldız, eleştirilerin dikkate alınmadığını savundu. “Bu artık tesadüf değil, yönetim tercihidir. Sorun değişmiyorsa söz de değişmez.” Gelir Hedefi Tutmadı, Reklam Harcaması Zirve Yaptı Yıldız’ın en sert eleştirilerinden biri belediyenin mali tablosuna yönelik oldu. 2025 yılı için 5 milyar 760 milyon TL gelir ve gider bütçesi öngörüldüğünü hatırlatan Yıldız, yıl sonunda gelir gerçekleşme oranının yalnızca %56,18 seviyesinde kaldığını söyledi. Mal ve hizmet alım giderlerinin yaklaşık 3 milyar 280 milyon TL ile toplam giderlerin büyük bölümünü oluşturduğunu ifade eden Yıldız, bu hizmetlerin önemli kısmının taşeron ve dış kaynak yoluyla yürütüldüğünü kaydetti. Buna karşılık basın ve yayın harcamalarındaki artışa dikkat çekti: Basın ve yayın bütçesi: 22,5 milyon TL’den 55 milyon TL’ye çıkarıldı Harcanan tutar: 53 milyon TL Faiz giderleri: 75 milyon TL’den 105 milyon TL’ye yükseldi “Reklama 55 Milyon, Afete 2 Milyon” Deprem ve iklim krizinin gölgesinde afet hazırlıklarına ayrılan bütçeyi de eleştiren Yıldız, Afet İşleri Müdürlüğü’ne yalnızca 10 milyon TL ayrıldığını, bunun da sadece 2 milyon TL’sinin kullanıldığını söyledi. Bu tabloyu sert sözlerle eleştiren Yıldız: “Sayın Başkan, Allah muhafaza deprem gibi bir afet durumunda sizin reklamınızı paylaşırız artık, ne diyelim!” dedi. Yıldız, bütçe önceliklerinin halk güvenliği açısından ciddi risk taşıdığını vurguladı. “Gelir Tahsilatında Büyük Başarısızlık” Teşebbüs ve mülkiyet gelirlerinde de ciddi sapma olduğunu belirten Yıldız, 891 milyon 840 bin TL olarak öngörülen gelirin yıl sonunda yalnızca 149 milyon 505 bin TL olarak tahsil edildiğini açıkladı. Gerçekleşme oranının yalnızca %16,76 olduğunu belirten Yıldız: “Bir yandan reklama milyonlar harcayıp, diğer yandan kendi gelirini tahsil edemeyen bir belediye yönetimi ile karşı karşıyayız.” ifadelerini kullandı. Savunma Hizmetleri Bütçesi Neden Düştü? Raporda yer alan “02 kodlu Savunma Hizmetleri” kalemine de dikkat çeken Yıldız, bu bütçenin 2024 yılında 3 milyon 753 bin TL iken 2025’te 2 milyon 664 bin TL’ye düşürüldüğünü belirtti. Bu kodun hangi birime ait olduğunun açıklanmadığını ifade eden Yıldız, düşüşün gerekçesini sordu. “Belediyecilik Reklam Yapmak Değil, Kenti Geleceğe Hazırlamaktır” Bütçe sapmaları ve yıl içindeki sürekli aktarmaların plansız yönetimi gösterdiğini söyleyen CHP Sözcüsü, deprem riski varken tanıtım bütçelerinin neredeyse tamamen kullanılmasını kabul edilemez bulduklarını ifade etti. “Belediyecilik; reklam yapmak değil, kenti geleceğe hazırlamaktır.” Binek Araç Sayısı 9’dan 15’e Çıktı Taşıt ve iş makineleri bölümünü de eleştiren Yıldız, geçen yıl 9 olan binek otomobil sayısının bu yıl 15’e yükseldiğini söyledi. “Ambulans, cenaze aracı, otobüs ve iş makineleri gibi gerçek ihtiyaçlar varken bu kadar çok binek araç alınması ciddi bir öncelik hatasıdır. Bu araçlar kimlere tahsis edildi?” diye sordu. Yıllardır Bitmeyen Projeler Konuşmada belediyenin yıllardır tamamlayamadığı projeler de gündeme geldi: Yavuzselim Kapalı Pazar Alanı – 2023’ten beri devam ediyor, tamamlanma %28 Duaçınarı Kültür Merkezi – 7 yılda bitmedi Engelli Yaşam Merkezi – 7. yılında hâlâ tamamlanmadı Afet Acil Durum Merkezi – Hedef %50, gerçekleşme %30 Değirmenönü Orman Parkı – Hedef %50, gerçekleşme %10 İmar ve Kentsel Dönüşüm Hedefleri de Tutmadı Yıldız, 2025 yılı imar uygulama hedefinin 360 hektar olduğunu ancak 300 hektarda kaldığını söyledi. Yıkımı hedeflenen ruhsatsız ve metruk yapı sayısının 1.250 adet olarak belirlendiğini, gerçekleşmenin ise 992 adet olduğunu ifade etti. Çevre ve Kültür Projelerinde de Geride Kalındı Faaliyet raporundaki çevre ve kültür projelerine ilişkin de dikkat çekici rakamlar paylaşıldı: Sıfır Atık ve Enerji Verimliliği Ofisi: Hedef %40, gerçekleşme %20 Toplanan Ambalaj Atığı: Hedef 7100 ton, gerçekleşme 5316 ton Yıldırım Külliyesi: Hedef %50, gerçekleşme %25 Cumalıkızık Çarşısı: Hedef %50, gerçekleşme %10 Yıldırım Sanat Galerisi: Hedef %50, gerçekleşme %30 Yıldırım Tiyatro Otobüsü: Hedef %100, gerçekleşme sıfır Yıldız, bu tabloyu değerlendirirken: “Bu da sanat ve tiyatroya ne kadar önem verildiğinin göstergesidir.” dedi. “Tapu Sayısı Artıyor Ama Şeffaflık Artmıyor” Arabayatağı, Çınarönü, Hacivat, Ulus, Mevlana ve Yavuz Selim mahallelerinde binlerce tapu dağıtıldığını hatırlatan Yıldız, asıl meselenin sayı değil dağıtımın adil ve şeffaf olup olmadığı olduğunu vurguladı. “Kime verildi? Hangi kritere göre verildi? Vatandaşın eski hakkı korundu mu? Bunların hiçbirine dair somut veri yok. Rakam artıyor ama şeffaflık artmıyor.” “Faaliyet Raporu Reklam Broşürü Değildir” Raporda sayfalar dolusu fotoğraf, kroki ve “çalışma başladı”, “askı süreci devam ediyor” gibi muğlak ifadeler yer aldığını belirten Yıldız, somut sonuçların açıklanmadığını savundu. “Fotoğraf yayınlamak hizmet üretildiği anlamına gelmez. Önemli olan planların sahadaki karşılığıdır. Önümüze konulan rapor, rakamdan çok görsel, sonuçtan çok niyet içermektedir.” “Bu Raporu Kabul Etmiyoruz” Konuşmasının sonunda faaliyet raporunu sert sözlerle değerlendiren CHP’li Yıldız şunları söyledi: “Bu faaliyet raporu; şeffaflıktan uzak, hesap verebilirlikten kaçan ve gerçekleri gizleyen bir anlayışın ürünüdür. Yıldırım halkının iradesi; reklamla, algıyla değil, şeffaflıkla ve gerçek hizmetle yönetilmeyi hak etmektedir. Bu nedenle bu faaliyet raporunu kabul etmiyoruz.”

“Algı Değil Gerçekler Konuşulmalı” Haber

“Algı Değil Gerçekler Konuşulmalı”

İYİ Parti Yıldırım İlçe Başkanı İsmail Seyis’ten Kentsel Dönüşüm Tepkisi Bursa’nın Yıldırım ilçesinde Mimarsinan ve Güllük mahallelerinde yürütülmesi planlanan kentsel dönüşüm süreci, kamuoyunda tartışma yaratmaya devam ederken, İYİ Parti Yıldırım İlçe Başkanı İsmail Seyis konuya ilişkin sert açıklamalarda bulundu. İYİ Parti Yıldırım İlçe Başkanlığı tarafından düzenlenen basın toplantısında konuşan Seyis, Yıldırım Belediyesi’nin kentsel dönüşüm sürecinde izlediği yöntemi eleştirerek, vatandaşların mağdur edildiğini ifade etti. Seyis, özellikle belediyenin kamuoyuna sunduğu görseller ve sınırlı bilgilendirmeler üzerinden “algı yönetimi” yapıldığını savundu. “Bir belediyenin tek bir fotoğraf karesiyle kamuoyunu yönlendirmeye çalışması, şeffaflıktan ne kadar uzaklaşıldığının açık göstergesidir” diyen Seyis, kentsel dönüşüm gibi doğrudan vatandaşın yaşamını etkileyen bir konuda açık, net ve katılımcı bir süreç yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Mimarsinan ve Güllük mahallelerinde yaşayan vatandaşların haklarının yeterince gözetilmediğini iddia eden Seyis, sürecin yalnızca fiziki dönüşüm olarak değil, sosyal ve ekonomik boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiğini belirtti. Seyis, “Kentsel dönüşüm adı altında vatandaşın yerinden edilmesine, mağdur edilmesine ve belirsizlik içinde bırakılmasına asla sessiz kalmayacağız” ifadelerini kullandı. Basın toplantısında, belediyenin uygulamalarının sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini dile getiren İYİ Parti ilçe yönetimi, sürecin şeffaf, denetlenebilir ve vatandaş odaklı yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi. Seyis, yetkililere çağrıda bulunarak, mahalle sakinlerinin sürece doğrudan dahil edilmesi gerektiğini söyledi. Açıklamasının sonunda Yıldırım’da artık güçlü bir muhalefet anlayışının var olduğuna dikkat çeken Seyis, “Yıldırım’da artık İYİ’ler var. Hiç kimse vatandaşın hakkını görmezden gelerek yol alamaz” diyerek sözlerini tamamladı. Yıldırım’da kentsel dönüşüm sürecine ilişkin tartışmaların önümüzdeki günlerde de devam etmesi bekleniyor.

Bursa’da “Hastane Alanı” Tartışması Büyüyor Haber

Bursa’da “Hastane Alanı” Tartışması Büyüyor

Bursa’nın Yıldırım ilçesinde, kamuoyunda uzun süredir “hastane alanı” olarak bilinen ve üzerindeki yapıların yıkılmasıyla yeniden tartışmaya açılan değerli arazilerle ilgili gerilim giderek tırmanıyor. Özellikle eski tıp fakültesi hastanesi alanı ve çevresine ilişkin yapılan açıklamalar, hem siyasi cephede hem de kamuoyunda sert yankı buldu. “Bursa’da Kamu Arazileri Üzerinden Kim Ne Yapıyor?” – DEVA’lı Öztürk’ten Sert ve Tartışma Yaratan Çıkış Bursa’da “hastane alanı” olarak bilinen ve yıllardır kamu hizmeti beklentisiyle gündemde olan stratejik araziler üzerinden yürüyen tartışmalar, bu kez çok daha sert bir siyasi polemiğe sahne oldu. DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, Yıldırım ilçesindeki değerli arsalarla ilgili adeta ateş püskürdü. Öztürk, özellikle eski tıp fakültesi hastanesi alanı ve Yüksek İhtisas çevresindeki “kupon araziler” hakkında yaptığı açıklamada, “Bu şehirde kim, hangi yetkiyle, hangi kamu arazisini neye göre pazarlıyor?” diyerek sert bir çıkış yaptı. Açıklamasında tonunu giderek yükselten Öztürk, kamuya ait olduğu düşünülen alanların amacından uzaklaştırıldığını savundu. Tartışmaların fitilini ateşleyen süreç ise Oktay Yılmaz’ın söz konusu alanlara ilişkin geçmişte yaptığı “belediye binası” ve “vitrin proje” vurgusu oldu. Bu açıklamaları “akıl tutulması” olarak nitelendiren Öztürk, “Bursa’nın hastaneye ihtiyacı varken, siz kalkıp bu alanlara prestij projesi diyorsunuz. Bu, kamu yararına açıkça meydan okumaktır” ifadelerini kullandı. Öztürk, Yüksek İhtisas Kavşağı’nın hemen yanında yer alan ve geçmişte de büyük tepki çeken planları hatırlatarak, Yıldırım halkının bu tür girişimlere daha önce “net bir şekilde dur” dediğini vurguladı. “Bu milletin hafızasıyla kimse dalga geçmesin. Aynı projeleri ısıtıp ısıtıp yeniden önümüze koymak, açıkça kamuoyunu yok saymaktır” dedi. Açıklamasının en dikkat çeken bölümü ise bölgedeki özel hastane yapılanmalarıyla ilgili oldu. Söz konusu alanın tam karşısında bulunan Doruk Hastaneleri’ne işaret eden Öztürk, bu hastanenin ortaklarından birinin geçmiş dönem AK Parti milletvekili Mustafa Esgin olduğunu hatırlattı. Bu noktada sert imalarda bulunan Öztürk, “Kamu arazileri bir bir tartışmaya açılırken, hemen karşısında özel yatırımların bulunması tesadüf mü? Yoksa Bursa’da sağlık alanları üzerinden başka bir denklem mi kuruluyor?” diyerek kamuoyuna açık sorular yöneltti. “Bursa halkı saf değil” diyen Öztürk, açıklamasını daha da sertleştirerek şu ifadeleri kullandı: “Eğer bu alanlar gerçekten hastane ihtiyacı için ayrıldıysa, neden bugün farklı projeler konuşuluyor? Eğer farklı projeler planlanıyorsa, o zaman yıllardır bu halka neden ‘sağlık yatırımı’ denildi? Bu işin içinde kimler var, kimler kazanacak, kimler kaybedecek? Herkes açıkça konuşmak zorunda.” Kamu arazilerinin “kupon” olarak görülmesine de sert tepki gösteren Öztürk, “Bu şehir rant projelerine teslim edilemez. Bursa’nın geleceği birkaç kişinin masa başı planlarına kurban edilemez” dedi. Öztürk, sürecin şeffaf yürütülmediğini savunarak yetkililere açık çağrıda bulundu: “Tüm planlar, imar değişiklikleri ve satış süreçleri derhal kamuoyuna açıklanmalıdır. Kim, hangi parsel üzerinde ne planlıyor, Bursa halkı bunu bilmek zorundadır. Aksi halde bu tartışma büyür, bu güvensizlik derinleşir.” Bursa’da giderek büyüyen “hastane alanı” krizi, Öztürk’ün bu sert açıklamalarıyla yeni bir boyut kazanırken, gözler şimdi hem yerel yönetimden hem de ilgili kurumlardan gelecek yanıtlara çevrildi. Tartışmanın önümüzdeki günlerde daha da sertleşmesi ve siyasi gündemin üst sıralarında yer alması bekleniyor. Eleştiriler, yalnızca imar planlarıyla sınırlı kalmadı; aynı zamanda “kamu arazilerinin kimler için ve ne amaçla değerlendirildiği” sorusu da yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. Özellikle sağlık alanı olarak anılan bölgelerin farklı projelere kaydırılmasının, kent planlaması açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor. Muhalefet cephesi, sürecin şeffaf yürütülmediğini öne sürerken, iktidar kanadından ise henüz bu eleştirilere yönelik kapsamlı bir yanıt gelmiş değil. Ancak artan kamuoyu baskısı, önümüzdeki günlerde konunun daha geniş bir siyasi tartışmaya dönüşeceğinin sinyallerini veriyor. Bursa’da “hastane alanı” üzerinden büyüyen bu kriz, yalnızca bir imar tartışması olmanın ötesine geçerek, kamu kaynaklarının kullanımı, şehircilik ilkeleri ve siyasi etik başlıklarını da yeniden gündemin merkezine taşıdı. Önümüzdeki süreçte alınacak kararların, hem kent hafızası hem de kamu vicdanı açısından belirleyici olacağı değerlendiriliyor.

EMOKRAT PARTİ ORHANGAZİ İLÇE BAŞKANI BAKİ BEKAR’DAN SERT ÖTESİ ÇIKIŞ: “BU AYMAZLIĞIN, BU DUYARSIZLIĞIN HESABINI VERECEKSİNİZ!” Haber

EMOKRAT PARTİ ORHANGAZİ İLÇE BAŞKANI BAKİ BEKAR’DAN SERT ÖTESİ ÇIKIŞ: “BU AYMAZLIĞIN, BU DUYARSIZLIĞIN HESABINI VERECEKSİNİZ!”

Demokrat Parti Orhangazi İlçe Başkanı Baki Bekar, Orhangazi Belediye Meclisi’nde yaklaşık iki ay önce Demokrat Parti Meclis Üyesi Hasan Dursun tarafından verilen ve oy birliğiyle komisyona havale edilen önergenin hâlâ gündeme alınmamasına adeta ateş püskürdü. Bekar, yaşanan süreci “bilinçli oyalama, açık bir siyasi baskı ve halk iradesine karşı pervasız bir saygısızlık” olarak nitelendirdi. Bekar açıklamasında, iki aydır tek bir adım atılmamasını sert sözlerle eleştirerek şu ifadeleri kullandı: “Bu nasıl bir ciddiyetsizliktir? Bu nasıl bir sorumsuzluktur? Orhangazi halkını doğrudan ilgilendiren bir önergeyi aylarca bekletmek, açıkça ‘biz sizi umursamıyoruz’ demektir!” Komisyon sürecine ilişkin çarpıcı iddiaları gündeme taşıyan Bekar, “Komisyon Başkanı Ergül Aydın’a ‘bu önergeyi sallayın, geçiştirin, sakın görüşmeyin’ talimatı mı verildi?” diyerek sert çıktı. “Eğer böyle bir talimat varsa bu sadece siyasi etik değil, kamu yönetimi açısından da skandaldır” dedi. Belediye yönetimine yüklenen Bekar, önergenin sırf muhalefet tarafından verilmiş olmasının süreci kilitlediğini ifade ederek, “Bu zihniyet iflas etmiştir. Halkın yararına olan bir konuyu, ‘kim getirdi’ diye rafa kaldırmak acizliktir, basiretsizliktir” sözleriyle tepki gösterdi. Orhangazi Belediye Başkanı Bekir Aydın’a doğrudan ve sert bir uyarıda bulunan Bekar, şu ifadeleri kullandı: “Sayın Bekir Aydın, artık kendinize gelin! AK Parti’nin değil, Orhangazi’nin belediye başkanı olun! O koltuk size parti sadakati için değil, halka hizmet için verildi. Eğer bunu ayırt edemiyorsanız o makamın sorumluluğunu taşıyamıyorsunuz demektir.” Bekar, konunun kişisel çıkarlarla ilgisi olmadığını özellikle vurgulayarak, “Benim ne bölünecek bir yerim var ne de herhangi bir çıkar hesabım. Ama sizlerin bu vurdumduymazlığı yüzünden Orhangazi halkının hakkı gasp ediliyor” dedi. Mecliste görev yapan tüm partilere de sert mesaj gönderen Bekar, “AK Parti, CHP ve MHP’li meclis üyeleri… Hepiniz bu tablonun ortağısınız! Sessiz kalarak bu ayıba ortak oluyorsunuz. Bu suskunluk, halkın iradesine ihanettir” ifadelerini kullandı. Açıklamasının sonunda açık bir rest çeken Bekar, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Görevinizi yapın! Bu işi daha fazla sürüncemede bırakmayın! Aksi halde ben de susmayacağım. Kapı kapı dolaşacağım, sokak sokak anlatacağım. Kim bu işi engelliyorsa tek tek ifşa edeceğim! Orhangazi halkının hakkını kim yediyse bunun hesabını verecek!” Bu sert açıklama Orhangazi’de siyasi tansiyonu zirveye taşırken, kamuoyu şimdi belediye yönetiminin bu ağır suçlamalara nasıl bir yanıt vereceğini merakla bekliyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.