Hava Durumu

#Mart

Gürsu Haber - Mart haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mart haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türk Dilinin Başkenti Karaman’da İstiklal Marşı’nın Arapça Okunmasına Tepki: “Milli Değerlerin Ruhuyla Bağdaşmıyor” Haber

Türk Dilinin Başkenti Karaman’da İstiklal Marşı’nın Arapça Okunmasına Tepki: “Milli Değerlerin Ruhuyla Bağdaşmıyor”

“İstiklal Marşı Bağımsızlık Mücadelesinin Sembolüdür” Kuruoğlu açıklamasında, İstiklal Marşı’nın yalnızca bir marş olmanın ötesinde Türk milletinin bağımsızlık mücadelesini simgeleyen tarihi ve kültürel bir miras olduğunu vurguladı. Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 12 Mart 1921’de milli marş olarak kabul edilen eserin, Türk milletinin özgürlük ve bağımsızlık iradesinin en güçlü sembollerinden biri olduğunu belirten Kuruoğlu, marşın diliyle birlikte anlam kazandığını dile getirdi. Kuruoğlu, “İstiklal Marşı; Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin sembolüdür ve dili de bu mücadelenin taşıyıcısıdır. Bu nedenle marşımızın resmi programlarda aslı olan Türkçe dışında bir dilde okunması, hem marşın ruhuyla hem de programın anlamıyla bağdaşmamaktadır.” ifadelerini kullandı. Karaman Vurgusu: “Türk Dilinin Başkentinde Yapılması Daha da Düşündürücü” Açıklamada özellikle programın Karaman’da gerçekleştirilmiş olmasına dikkat çekildi. Türk dilinin başkenti olarak anılan Karaman’ın, 1277 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey’in yayımladığı ve Türkçeyi resmi dil ilan eden ferman nedeniyle Türk dili tarihinde özel bir yere sahip olduğuna işaret eden Kuruoğlu, bu şehirde böyle bir uygulamanın yapılmasının kamuoyunda daha büyük bir hassasiyet oluşturduğunu belirtti. Kuruoğlu, “Üstelik Türk dilinin başkenti olarak anılan Karaman’da böyle bir uygulamanın yapılmış olması, durumu daha da düşündürücü hâle getirmiştir.” dedi. “Milli Değerlere Daha Fazla Hassasiyet Gösterilmeli” Hür-Sen Konfederasyonu Genel Başkanı Levent Kuruoğlu, açıklamasında milli sembollerin temsilinde daha dikkatli olunması gerektiğini vurguladı. İstiklal Marşı’nın tarihi ve kültürel anlamına uygun şekilde okunmasının önemine dikkat çeken Kuruoğlu, özellikle resmi törenlerde marşın özgün haliyle ve Türkçe olarak okunmasının gerektiğini belirtti. Açıklamada, “Milli değerlerimizin temsilinde daha hassas davranılması gerektiğini hatırlatıyor; İstiklal Marşı’nın resmi programlarda aslına uygun biçimde ve Türkçe okunmasının gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.” ifadeleri yer aldı. Kamuoyunda Tartışma Yarattı Karaman’daki anma programında İstiklal Marşı’nın Arapça okunması sosyal medyada ve çeşitli platformlarda farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden oldu. Bir kesim bu uygulamayı kültürel bir yorum olarak değerlendirirken, birçok kişi ise milli marşın resmi törenlerde yalnızca Türkçe okunması gerektiğini savundu. Uzmanlar, İstiklal Marşı’nın farklı dillere çevrilmesinin akademik veya kültürel çalışmalar kapsamında mümkün olduğunu ancak resmi törenlerde marşın özgün dilinde okunmasının milli sembollerin korunması açısından önemli görüldüğünü ifade ediyor. İstiklal Marşı’nın Tarihsel Önemi Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan İstiklal Marşı, Kurtuluş Savaşı yıllarında milletin bağımsızlık mücadelesini ve özgürlük idealini yansıtan bir eser olarak ortaya çıktı. 12 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından milli marş olarak kabul edilen eser, Türk milletinin ortak hafızasında önemli bir yer tutuyor. Her yıl 12 Mart’ta düzenlenen anma programlarında, Mehmet Akif Ersoy’un hayatı ve eserleri anılırken İstiklal Marşı’nın yazılış süreci ve taşıdığı anlam da çeşitli etkinliklerle anlatılıyor. Karaman’daki programda yaşanan tartışma ise milli marşın dilinin ve temsilinin nasıl olması gerektiğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirdi.

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır’dan 14 Mart Mesajı: Haber

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır’dan 14 Mart Mesajı:

Türk milletinin evlatları, tarih boyunca söz konusu vatan olduğunda hiçbir tereddüt göstermeden gövdelerini siper etmiş, canlarını ortaya koymuş ve gerektiğinde en ön safta yer alarak destan yazmıştır. Bu milletin mayasında bulunan fedakârlık, cesaret ve vatan sevgisi; tarihimizin her döneminde olduğu gibi sağlık camiasında da en güçlü şekilde kendisini göstermiştir. Bu asil ve sarsılmaz ruhun en önemli temsilcilerinden biri hiç şüphesiz tıbbiyelilerdir. Bugün 14 Mart Tıp Bayramı’nı anarken, yalnızca bir meslek grubunun gününü değil; aynı zamanda vatan sevgisinin, bağımsızlık iradesinin ve fedakârlığın tarihsel bir sembolünü hatırlıyoruz. “14 Mart, Bir Meslek Gününden Çok Daha Fazlasıdır” Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada sert ve dikkat çeken ifadeler kullanarak sağlık çalışanlarının içinde bulunduğu tabloya tepki gösterdi. Karabayır, 14 Mart’ın sıradan bir kutlama günü olmadığını vurgulayarak şu değerlendirmelerde bulundu: 1919 yılında İstanbul işgal altındayken, işgal güçlerinin gölgesi altında eğitim gören Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane öğrencileri, yani tıbbiyeliler, tarihe geçen bir direnişe imza attılar. İşgalin baskısına rağmen okulun iki kulesi arasına dev bir Türk bayrağı asarak milletin bağımsızlık iradesini dünyaya ilan ettiler. Bu hareket, sadece bir protesto değil; bağımsızlık meşalesini ateşleyen tarihi bir meydan okumaydı. İşgal kuvvetlerinin tehditlerine rağmen geri adım atmayan tıbbiyeliler, “Bu vatan sahipsiz değildir” diyerek milli mücadelenin öncüleri arasında yer aldı. Karabayır, bu tarihi ruhun bugün de sağlık çalışanlarının damarlarında dolaştığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Tıbbiyelilerin o gün ortaya koyduğu irade, Türk milletinin bağımsızlık karakterinin en güçlü sembollerinden biridir. O bayrak yalnızca iki kule arasına asılmamış; milletin kalbine, hafızasına ve tarihine kazınmıştır.” Cepheden Hastanelere Uzanan Fedakârlık Zinciri Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır, sağlık çalışanlarının fedakârlığının sadece tarihin sayfalarında kalmadığını, günümüzde de aynı kararlılıkla sürdüğünü vurguladı. Cephelerde yaralı askerleri tedavi ederken şehit düşen hekimlerden, imkânsızlıklar içinde insanlara şifa dağıtan sağlık emekçilerine kadar uzanan bu büyük fedakârlık hikâyesi, Türk sağlık camiasının karakterini ortaya koymaktadır. Karabayır, özellikle son yıllarda yaşanan büyük krizlerde sağlık çalışanlarının gösterdiği mücadeleye dikkat çekerek şunları söyledi: “Yakın tarihimizde bu fedakârlığın sayısız örneğine şahit olduk. Covid-19 salgını gibi insanlık tarihinin en zor dönemlerinden birinde sağlık çalışanlarımız günlerce evlerine gitmeden görev yaptı. Ardından asrın felaketi olarak nitelendirilen depremde yine ilk koşanlar sağlık emekçileri oldu. Milletimizin nerede bir feryadı yükseldiyse sağlık çalışanları orada vardı.” Sağlık çalışanlarının bu süreçlerde canlarını ortaya koyarak görev yaptığını vurgulayan Karabayır, buna rağmen sağlık camiasının yıllardır görmezden gelinen sorunlarının artık dayanılmaz bir noktaya geldiğini ifade etti. “Alkış Değil, Hakkımızı İstiyoruz” Sabit Karabayır açıklamasında sağlık çalışanlarının artık söz değil, somut adım beklediğini belirterek şu sert ifadeleri kullandı: “Sağlık çalışanları pandemi döneminde alkışlandı. Depremde kahraman ilan edildi. Ancak alkışlar bittiğinde geriye çözümsüz bırakılan sorunlar kaldı. Bugün sağlık çalışanları kahramanlık payesi değil, emeğinin karşılığını ve hakkını istemektedir.” Karabayır, özellikle ekonomik haklar konusunda sağlık çalışanlarının büyük bir mağduriyet yaşadığını vurgulayarak şu talepleri sıraladı: Ekonomik Talepler Sağlık çalışanlarının maaş sisteminin tek kalem ve adil bir yapıya kavuşturulması, Taban ve teşvik ödemelerinin acilen artırılması, Komik seviyelerde kalan nöbet ücretlerinin emeğin gerçek karşılığı olacak şekilde düzenlenmesi, Yapılan tüm ödemelerin emekliliğe yansıtılması. Karabayır, mevcut ödeme sisteminin sağlık çalışanlarını ciddi ekonomik sıkıntılar içine ittiğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Bugün sağlık çalışanları ağır iş yükü altında görev yaparken aldığı ücretle ay sonunu getirmekte zorlanıyorsa ortada ciddi bir adaletsizlik vardır. Bu durum sürdürülebilir değildir.” Özlük Haklarında Büyük Sorunlar Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Karabayır, sağlık çalışanlarının yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda özlük hakları açısından da ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtti. Bu kapsamda acilen çözülmesi gereken başlıca konuları şöyle sıraladı: Sağlık çalışanlarının aşırı iş yükünün azaltılması, Sağlık sistemindeki personel açığını kapatmak için istihdamın artırılması, Özellikle eş durumu tayinlerinin kolaylaştırılması, Üniversite hastanelerinde çalışan sağlık personeline tayin hakkı verilmesi, Aile hekimliği sisteminde uygulanan haksız ve keyfi cezaların kaldırılması, Sağlık çalışanlarına yönelik şiddete karşı çok daha ağır ve caydırıcı yaptırımlar getirilmesi, Sağlık yönetiminde ehliyet ve liyakatin esas alınması. Karabayır, özellikle sağlıkta şiddet konusunun artık tahammül sınırlarını aştığını belirterek şu sözleri kullandı: “Bir ülkede insan hayatını kurtarmaya çalışan sağlık çalışanı şiddet görüyorsa orada ciddi bir sorun vardır. Sağlık çalışanları artık can güvenliği endişesiyle görev yapmak istemiyor.” Sosyal Haklar Artık Lüks Değil Karabayır, sağlık çalışanlarının sosyal haklarının da yıllardır ihmal edildiğini ifade ederek şu talepleri dile getirdi: Her hastaneye kreş açılması, Sağlık çalışanlarının dinlenme alanlarının insani koşullara kavuşturulması, Yemek ve benzeri hizmetlerin kalite ve yeterlilik açısından çalışanları memnun edecek seviyeye çıkarılması. Bu düzenlemelerin artık bir talep değil zorunluluk olduğunu vurgulayan Karabayır, sağlık çalışanlarının insanüstü şartlarda çalıştırılmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. “Mücadeleden Asla Vazgeçmeyeceğiz” Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır açıklamasının sonunda mücadele mesajı vererek şunları kaydetti: “Fedakâr sağlık camiasının bu taleplerinin karşılanması; çalışanların tükenmişlik sendromundan kurtulmasının, hak ettikleri çalışma hayatına kavuşmalarının ve milletimize daha nitelikli sağlık hizmeti sunulmasının tek yoludur. Bu nedenle gerekli adımların atılmasını istiyoruz. Dün olduğu gibi bugün de mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Sağlık çalışanları hak ettikleri değeri alana kadar bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz.” Karabayır, Türk Sağlık-Sen’in sağlık çalışanlarının hak mücadelesinde kararlı bir duruş sergilediğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Biz Türk Sağlık-Sen olarak yapılması gerekenleri açık ve net şekilde söylüyoruz. Çalışanın yanında duran, hak arama mücadelesini kararlılıkla sürdüren tek ve güvenilir adres olmaya devam edeceğiz.” “Sorunların Çözülmesini İstiyoruz” Karabayır, temennilerinin sağlık çalışanlarının sorunlarla boğuştuğu son Tıp Bayramı’nı yaşamaları olduğunu belirterek açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Dileğimiz; sağlık çalışanlarının sorunlarının çözüme kavuştuğu, emeğin değer gördüğü, adaletli bir çalışma düzeninin kurulduğu günleri görmektir. Sağlık çalışanlarının hak ettiği saygıyı gördüğü bir sistem artık ertelenemez bir zorunluluktur.” Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır, insan hayatını her şeyin üzerinde tutarak fedakârca görev yapan tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutladı ve sağlık camiasının hak ettiği değere kavuşması için mücadelenin süreceğini vurguladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.