Hava Durumu

#Mağduriyet

Gürsu Haber - Mağduriyet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mağduriyet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Mehmet Hasanoğlu’ndan Bursa’da Su Krizi Üzerinden Sert Çıkış: “Gerçekleri Çarpıtmayın, Halkın Hafızasıyla Oynamayın” Haber

Mehmet Hasanoğlu’ndan Bursa’da Su Krizi Üzerinden Sert Çıkış: “Gerçekleri Çarpıtmayın, Halkın Hafızasıyla Oynamayın”

Geçmiş dönem İYİ Parti Bursa İl Başkanı Mehmet Hasanoğlu, Bursa’da yaz aylarında yeniden gündeme gelmesi beklenen su tartışmaları üzerinden çok sert açıklamalarda bulundu. Kamuoyunda oluşabilecek algılara karşı “şimdiden gerçekleri konuşmak gerekiyor” diyen Hasanoğlu, özellikle su kesintileri ve baraj yatırımları üzerinden yürütülebilecek siyasi söylemlere sert sözlerle yüklendi. Hasanoğlu, Bursa’da önümüzdeki süreçte sıkça duyulacağını öne sürdüğü “AKP geldi, Bursa’da su kesintileri bitti” şeklindeki söylemlerin gerçeği yansıtmadığını savunarak, susuzluk riskinin ortadan kalkmasının nedeninin siyasi değişim değil, doğa koşulları ve yıllardır geciktirilen altyapı projeleri olduğunu ifade etti. “Bursa Bu Yıl Yağıştan Nasibini Aldı” Açıklamasında kış ve bahar aylarında yaşanan yağışlara dikkat çeken Hasanoğlu, Bursa’nın bu yıl su kaynakları açısından avantajlı bir dönem geçirdiğini belirtti. Kentin kar ve yağmur bakımından yeterli seviyede beslenmiş durumda olduğunu vurgulayan Hasanoğlu, baraj doluluk oranlarının da kritik seviyelerin üzerine çıktığını söyledi. Basına yansıyan görüntülerde bazı baraj kapaklarının açılarak kontrollü tahliye yapıldığını hatırlatan Hasanoğlu, bunun mevcut su rezervlerinin yüksek seviyelere ulaştığının göstergesi olduğunu kaydetti. “Bursa halkı bu yıl büyük olasılıkla susuzluk çekmeyecek” diyen Hasanoğlu, ancak bunun siyasi propagandaya malzeme yapılmaması gerektiğini dile getirdi. “Asıl Neden Çınarcık Suyunun Bursa’ya Ulaşacak Olmasıdır” Hasanoğlu, su krizinin önüne geçilmesindeki en temel etkenin Çınarcık Barajı kaynaklı suyun Bursa’ya ulaştırılacak olması olduğunu belirtti. Yıllardır konuşulan ancak tamamlanamayan projelerin nihayet devreye alınmasının etkili olacağını savunan Hasanoğlu, kamuoyuna şu mesajı verdi: “Eğer bu yaz Bursa’da musluklardan su akacaksa, bunun sebebi sloganlar değil, gecikmiş yatırımların sonunda tamamlanmasıdır.” “20 Yıllık Yerel İktidarda Yapılmayanlar Şimdi Bitiriliyor” Açıklamasının en sert bölümünde geçmiş yerel yönetimleri hedef alan Hasanoğlu, 20 yıllık AK Parti belediyeciliği döneminde Bursa’nın en temel altyapı sorunlarından birinin çözümsüz bırakıldığını ileri sürdü. Eski Bursa Büyükşehir Belediye Başkanları Recep Altepe ve Alinur Aktaş dönemlerinde, Çınarcık Barajı’ndan Bursa’ya su taşıyacak izale hatlarının döşenmediğini ve Batı Arıtma Tesisi’nin tamamlanmadığını savunan Hasanoğlu, bugün gelinen noktada bu projelerin bitirilerek 2026 Haziran ayında devreye alınmasının konuşulduğunu söyledi. “Yıllarca yapılmayan işlerin bugün tamamlanıyor olması, geçmiş ihmalleri ortadan kaldırmaz” ifadelerini kullanan Hasanoğlu, Bursa halkının yaşadığı mağduriyetin unutulmaması gerektiğini belirtti. “Kredi 2022’de Bulunduysa Neden Hemen Başlanmadı?” Projelerin finansmanı konusunda da dikkat çeken sorular yönelten Hasanoğlu, sıkça dile getirilen “dış kaynaklı kredi Alinur Aktaş döneminde bulundu” savunmasına karşı çıktı. Bu bilginin doğru olabileceğini ifade eden Hasanoğlu, asıl sorulması gereken meselenin finansman değil, uygulama süreci olduğunu belirterek şu soruları gündeme taşıdı: Kredi 2022 yılında bulunduysa neden projeye hemen başlanmadı? Neden iki yıl içinde çalışmalar tamamlanmadı? Neden Bursa halkının geçen yıl yaşadığı su sıkıntısının önüne geçilmedi? Neden çalışmaların startı 2023 Kasım ayında, seçim sürecine girilirken verildi? Hasanoğlu, tüm bu gelişmelerin kamuoyunda “seçim yatırımı” tartışmalarını beraberinde getirdiğini savundu. “Geçen Yıl Yaşanan Çile Unutulmasın” Bursa’da geçtiğimiz dönem yaşanan su kesintilerini hatırlatan Hasanoğlu, zamanında harekete geçilmiş olsaydı vatandaşların ciddi mağduriyet yaşamayacağını söyledi. Kuraklıkla birleşen plansızlık ve gecikmiş yatırımlar nedeniyle binlerce hanenin zor günler geçirdiğini vurgulayan Hasanoğlu, “Bursa halkı geçen yıl büyük bir sınav verdi. Bu yaşananlar hafızalardan silinmemeli” dedi. “Algı Operasyonuna Karşı Şimdiden Uyarıyorum” Açıklamasının sonunda kullandığı ifadelerle dikkat çeken Hasanoğlu, kendisini “şeytanın avukatı” olarak tanımlayarak, kamuoyunu önceden uyarmak istediğini belirtti. Nasreddin Hoca’nın “testi kırılmadan verilen ders” hikâyesine atıfta bulunan Hasanoğlu, yaz aylarında ortaya çıkabilecek siyasi propaganda diline karşı vatandaşların dikkatli olması gerektiğini söyledi. “Bugün uyarıyorum ki yarın gerçekler çarpıtılmasın. Su meselesi propaganda konusu değil, Bursa’nın hayati meselesidir” diyen Hasanoğlu, su yönetiminde kalıcı çözümler, bilimsel planlama ve zamanında yatırım çağrısında bulundu. Bursa’da Su Tartışması Yeniden Alevlenebilir Hasanoğlu’nun açıklamaları, yaz ayları yaklaşırken Bursa’da su yönetimi, altyapı yatırımları ve geçmiş dönem belediyeciliği tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Kentte baraj doluluk oranları yüksek seyretse de, suyun sürdürülebilir yönetimi ve yatırımların zamanlaması konusundaki siyasi polemiklerin önümüzdeki günlerde daha da artması bekleniyor.

HOBİ BAHÇELERİ KRİZİ BÜYÜYOR: YIKIMLAR HIZLANDI, TOPLUMSAL TANSİYON TIRMANIYOR Haber

HOBİ BAHÇELERİ KRİZİ BÜYÜYOR: YIKIMLAR HIZLANDI, TOPLUMSAL TANSİYON TIRMANIYOR

Son haftalarda Türkiye genelinde kamuoyunun en sıcak gündem maddelerinden biri haline gelen “hobi bahçeleri” tartışması, alınan yeni kararlar ve hızlanan uygulamalarla birlikte giderek daha sert bir krize dönüşüyor. İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’nun da dikkat çektiği süreçte, milyonlarca vatandaşı doğrudan etkileyebilecek gelişmeler peş peşe yaşanıyor. TORBA YASADA AĞIR YAPTIRIM SİNYALİ VERİLMİŞTİ 13 Mart 2026 tarihinde kamuoyuna duyurulan ve toplam 29 maddeden oluşan torba yasa teklifinde, özellikle tarım arazileri üzerine kurulan hobi bahçelerine yönelik sert yaptırımlar öngörülüyordu. Teklifte yer alan “tarım vasfı bozulan arazinin her bir metrekaresi için 2.500 TL idari para cezası uygulanması” hükmü, geniş bir kesimde ciddi endişe yaratmıştı. Bu düzenlemenin yasalaşması halinde, ülke genelinde yüz binlerce parsel ve milyonlarca vatandaş doğrudan ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya kalabilecekti. YÖNETMELİKLE ANİ VE DAHA SERT ADIM: YIKIM SÜREÇLERİ HIZLANDI Ancak asıl kırılma noktası, yasa teklifinin komisyon süreci tamamlanmadan yaşandı. 4 Nisan 2026 tarihli ve 33214 sayılı yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle birlikte, izinsiz yapıların yıkımına yönelik süreçler beklenenden çok daha hızlı ve sert biçimde uygulanmaya başlandı. Yerel yönetimlerin sahaya inmesiyle birlikte birçok bölgede yıkım kararları peş peşe hayata geçirildi. Bu ani uygulama değişikliği, özellikle hobi bahçesi sahipleri arasında büyük bir mağduriyet algısı oluştururken, ülke genelinde ciddi bir toplumsal tepkiyi de beraberinde getirdi. Sosyal medyada yükselen tepkiler, yerel protestolar ve artan şikayetler, meselenin artık yalnızca teknik bir imar sorunu olmaktan çıktığını gösterdi. SİYASET VE DEVLET ZİRVESİ DEVREDE Yaşanan gelişmeler kısa sürede siyasi gündemin üst sıralarına taşındı. Farklı siyasi partilerin genel başkanları konuyla ilgili açıklamalarda bulunurken, ulusal basın da meseleyi geniş şekilde ele aldı. Artan baskı ve kamuoyu hassasiyeti sonucunda konu Cumhurbaşkanlığı düzeyine kadar ulaştı. Cumhurbaşkanı tarafından bir heyet oluşturularak “orta yol bulunması” yönünde irade ortaya konulması, krizin çözümüne yönelik önemli bir adım olarak değerlendirildi. Ancak sahadaki yıkım uygulamalarının devam etmesi, tansiyonun henüz düşmediğini ortaya koyuyor. “YIKIMLAR DERHAL DURDURULMALI” ÇAĞRISI İmar Yasasına Takılanlar cephesinden gelen çağrı ise net ve sert: Nihai çözüm ortaya konulana kadar ülke genelinde yürütülen yıkım işlemlerinin acilen durdurulması gerekiyor. Bu kapsamda yapılan çağrıda üç kritik talep öne çıkıyor: Nihai ve kalıcı çözüm belirlenene kadar geçici bir durdurma kararı alınması, En azından birkaç haftalık bir süreyle yıkımların askıya alınması, Hem belediyelere hem de merkezi yönetime açık bir şekilde bu yönde talimat verilmesi. Yetkililere yönelik bu çağrının, yükselen toplumsal tansiyonu düşürebileceği ve daha sağduyulu bir çözüm sürecinin önünü açabileceği ifade ediliyor. KRİTİK EŞİK: GERİLİM Mİ, UZLAŞI MI? Gelinen noktada hobi bahçeleri meselesi, yalnızca imar mevzuatı çerçevesinde değerlendirilemeyecek kadar büyümüş durumda. Bir yanda tarım arazilerinin korunması gerekliliği, diğer yanda vatandaşların mülkiyet ve kullanım beklentileri arasında sıkışan süreç, kritik bir denge arayışını zorunlu kılıyor. Önümüzdeki günlerde atılacak adımlar, ya gerilimin daha da tırmanmasına ya da taraflar arasında makul bir uzlaşı zemininin oluşmasına neden olacak. Türkiye, hobi bahçeleri krizinde şimdi tam anlamıyla bir yol ayrımında.

Yıkmayı Değil İmar’ı Düşünün! Haber

Yıkmayı Değil İmar’ı Düşünün!

Yıkmayı Değil İmar’ı Düşünün! İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Çarpıcı Açıklamalar.. Devlet Hepimizin, Ama Yöneticiler Geçici… Son yıllarda sıkça tartışılan hobi bahçeleri ve imar barışı konusu, Türkiye’deki binlerce vatandaşı mağdur etmeye devam ederken, İbrahim Hacıoğlu da bu duruma sert tepki gösterdi. İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı olarak açıklama yapan Hacıoğlu, devletin uzun yıllardır göz yumduğu sorunları çözmek yerine, yapıcı bir yaklaşım sergilememesini eleştirdi. Devlet Hepimizin, Yöneticiler Geçici Hacıoğlu, devletin “hepimizin” olduğunu, ancak yöneticilerin geçici olduğunu belirterek, yöneticilere yönelik tepkisini dile getirdi. “Devlet hepimizin… Paidardır… Ama yöneticiler… İşte onlar gelip geçici… onların evi başına yıkılsın!” diyerek, sorunları çözme sorumluluğunun devletin üstünde olduğunu vurguladı. Hacıoğlu’nun bu sözleri, devletin sürekli ve kalıcı sorumluluğunun altını çizerken, yöneticilerin dönemsel olarak sorumluluk taşıdığını, dolayısıyla onların yaptıkları hataların daha uzun süreli etkiler yaratmaması gerektiğini dile getirdi. Tarım Arazilerinin Korunması ve Hobi Bahçelerindeki Çelişki Hacıoğlu, devletin tarım arazilerini koruma çabalarını desteklese de, geçmişte verdiği izinler ve göz yummalar nedeniyle ciddi çelişkiler oluşturduğunu belirtti. Tarım arazilerinin korunması gerektiğini söyleyen Hacıoğlu, “Ama bugüne kadar kooperatif adı altında tarım arazilerini bölüp ranta çevirenlere tapuda zorluk çıkarmayan yine bu devlet…” diyerek eleştirilerde bulundu. Devletin verdiği İmar Barışı ile hobi bahçesi sahiplerinin yıllardır para ödeyerek bu alanları edindiklerini ve altyapı hizmetlerinden faydalandıklarını ifade etti. İmar Barışı ve Hobi Bahçelerine Yapılan Yatırımın Göz Ardı Edilmesi Hacıoğlu, 2018’deki İmar Barışı ile hobi bahçesi sahiplerinin “yapılaşma izni” alarak yatırımlar yaptıklarını ancak şimdi devletin “evini yıkacağım” demesinin büyük bir haksızlık olduğunu vurguladı. “Hobi bahçelerini kimse bedavaya almadı. Üstüne bir de tonla para ödedi” diyerek, vatandaşların bu süreçte mağdur olduğunu belirtti. Hacıoğlu, “Parası olsa, Bodrum’dan, Marmaris’ten, Çeşme’den bahçeli ev alır” diyerek hobi bahçesi sahiplerinin ekonomik durumlarını daha iyi bir şekilde ortaya koydu. Yıkım Değil, Yapıcı Çözüm İstedi Hacıoğlu, “Yıkmak kolay, ama sorunu yapıcı bir şekilde çözmek zor” diyerek, devletin önceki hatalarına dikkat çekti. “Hobi bahçeleri standartlarının ötesine geçmiş yapılara, tek su ve elektrik aboneliğiyle 30-40 parçaya bölünmüş kooperatiflere izin verilmesin” diyen Hacıoğlu, İmar Barışı’ndan faydalanmış, altyapı hizmetlerine sahip hobi bahçelerinin sahiplerinin haklarının korunması gerektiğini ifade etti. Yeni Yönetmelikteki İhbar Düzenlemesi ve Tehditler Yeni düzenlemelerle birlikte hobi bahçelerinin ihbar edilebileceğini belirten Hacıoğlu, “Hobi bahçenize ihbar yağabilir” diyerek vatandaşları uyardı. Valiliklere yapılan her ihbarın ciddiye alınacağını ve denetimlerin başlatılacağını belirterek, bu durumun vatandaşı daha da mağdur edeceğini ifade etti. Hacıoğlu, insanların yıllarca yatırım yaptıkları bahçeleri, “evini yıkacağım” diyen bir devlet yaklaşımı ile kaybetmelerinin büyük bir yanlış olduğunu belirtti. Devletin Sorumsuzluğu ve Çözüm Önerisi Hacıoğlu, devletin hobi bahçeleri ve imar barışı konusunda geçmişteki sorumsuzluğunu sorgularken, bundan sonraki süreçte bu tür sorunların çözülmesi için adım atılmasını talep etti. “Vatandaş ağacını dikmiş, bahçesini ekmiş, yıllar sonra gelip ‘evini yıkacağım’ demek büyük yanlış!” diyerek, devletin yapması gereken şeyin yıkım değil, yapıcı bir çözüm bulmak olduğunu belirtti. Sonuç Olarak: “Evin Başına Yıkılsın!” Hacıoğlu’nun sert açıklamaları, devletin geçmişteki hatalarının ve yöneticilerin geçici sorumluluklarıyla ilişkilendirilen güncel mağduriyetlerin çözülmesi gerektiğini vurguladı. “Evin başına yıkılsın” diyerek, yöneticilerin hatalarını doğrudan yüklenmesini isteyen Hacıoğlu, devletin yapması gerekenin vatandaşları mağdur etmemek olduğunu söyledi. “Devlet hepimizin… Paidardır… Ama yöneticiler… İşte onlar gelip geçicidir… onların evi başına yıkılsın!” diyerek, vatandaşın haklarını korumanın devletin asli sorumluluğu olduğunu bir kez daha dile getirdi. İbrahim Hacıoğlu, İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı olarak, devletin son yıllarda izlediği tarım arazileri koruma politikasını eleştirerek önemli açıklamalarda bulundu. Hacıoğlu, devletin bu sorunu çözme çabalarını “haksız” ve “adilsiz” bulduğunu ifade ederek, bu durumu “Evin başına yıkılsındır” şeklinde nitelendirdi. Tarım Arazilerinin Korunması Amaçlanırken Yapılan Hatalar Hacıoğlu, devletin tarım arazilerini korumak adına doğru bir adım attığını, ancak yıllardır göz yumduğu ve ses çıkarmadığı konularda sorun yaratmış olduğuna dikkat çekti. “Kooperatif adı altında tarım arazilerini bölüp ranta çevirenlere tapuda zorluk çıkarmayan yine bu devlet…” diyen Hacıoğlu, devletin geçmişte yaptığı bu hatalar yüzünden bugün mağduriyet yaşandığını ifade etti. İmar Barışı ve Hobi Bahçeleri Üzerindeki Eleştiriler 2018’de çıkarılan “İmar Barışı” düzenlemesiyle hobi bahçesi sahiplerinden para alınıp, “yapılaşma izni” verildiğini belirten Hacıoğlu, devletin bu sürecin sonunda bugün, yıllardır bedel ödeyen vatandaşlara “evini yıkacağım” diyerek sorun çıkardığını söyledi. “Hobi bahçeleri kimse bedavaya almadı. Üstüne bir de tonla para ödedi” diyerek, hobi bahçesi alan insanların çoğunun zengin olmadığını belirtti. Hacıoğlu, “Parası olsa gider Bodrum’dan, Marmaris’ten, Çeşme’den bahçeli ev alır” diyerek hobi bahçeleri sahiplerinin durumunu daha iyi bir şekilde açıkladı. Çözüm Önerileri: Yapıcı Bir Adım Hacıoğlu, yıkmanın kolay, sorunu yapıcı bir şekilde çözmenin ise daha adil olacağını belirterek, “Bir kere hobi bahçesi standartlarının ötesine geçmiş yapılara, tek su ve elektrik aboneliğiyle 30-40 parçaya bölünmüş kooperatiflere izin verilmesin” diye konuştu. İmar Barışı çerçevesinde devletin kendi çıkardığı kanunu uygulayarak, hobi bahçelerinin altyapı hizmetlerinin sağlandığı yerlerde özel düzenlemeler yapılması gerektiğini savundu. Hacıoğlu, “Vatandaş mağdur edilmesin. Devlet yine bir bedel alarak bu insanlara bir hak tanısın” şeklinde konuştu. Devletin Sorumluluğu ve Geçmişteki Hatalar Hacıoğlu, devletin bugüne kadar bu duruma göz yummasının, “işin bu noktaya gelmesine sessiz kalmasının” ve hatta teşvik etmesinin büyük bir hata olduğunu belirtti. “İnsanların evi başına yıkılmasın. APP plaka meselesinde olduğu gibi milletle-devlet karşı karşıya gelmesin” diyerek devletin önceki hatalarına dikkat çekti. Yeni Yönetmelik ve İhbar Düzenlemesi Son olarak, yeni yönetmelikte yapılan düzenleme ile birlikte hobi bahçelerinin ihbar yoluyla yıkılabileceği duyuruldu. Bu düzenleme, “toprak koruma kurulu üyeleri ve sivil toplum kuruluşlarının ihbar yapabileceği” bir sistem getirdi. Hacıoğlu, bu durumun vatandaşlar için daha da büyük bir tehdit oluşturduğunu belirterek, “Hobi bahçenize ‘ihbar’ yağabilir” şeklinde uyarıda bulundu. Yeni yönetmeliğe göre, ihbar edilen hobi bahçeleri valilikler tarafından denetlenecek ve ihbar edilen yerler için ceza kesilip, yıkım işlemi başlatılacak. Hacıoğlu, “Vatandaş ağacını dikmiş, bahçesini ekmiş; yıllar sonra gelip ‘evini yıkacağım’ demek büyük yanlış!” diyerek, uygulamanın vatandaşlar için büyük bir mağduriyet yaratacağına işaret etti. İbrahim Hacıoğlu, devletin hobi bahçeleri ve imar barışı konusunda yaptığı hataları bir an önce düzeltmesi gerektiğini ve vatandaşların mağduriyetinin giderilmesi için adım atılması gerektiğini belirtti. “Evin başına yıkılsındır” diyerek devletin yaklaşımını eleştiren Hacıoğlu, “Çözüm, bundan sonra kesinlikle izin vermemek” diyerek, gelecekte benzer sorunların yaşanmaması için daha dikkatli ve yapıcı adımlar atılması gerektiğini vurguladı.

Bursa’da “Kademeli Emeklilik” çağrısı: “Bir gün farkla 20 yıl kaybediyoruz” Haber

Bursa’da “Kademeli Emeklilik” çağrısı: “Bir gün farkla 20 yıl kaybediyoruz”

Fomara Meydanı’nda gerçekleştirilen açıklamaya EMADDER Genel Başkanı Mihriban Uğurlu, Emekli ve Emekçiler Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı ve EYT Dernekleri Federasyonu Kurucu Başkanı Gönül Boran Özüpak, EMEDFED Örgütten Teşkilattan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Alper Özüpak, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mehmet Aydın Saldız, CHP Osmangazi İlçe Başkanı Raşit Gürbüz, Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Aslan ile çok sayıda emekli ve emekçi vatandaş katıldı. “Bir gün farkla 17-20 yıl daha fazla çalışıyoruz” Basın açıklamasında konuşan EMADDER Genel Başkanı Mihriban Uğurlu, emeklilik sisteminde ciddi bir adaletsizlik yaşandığını belirterek özellikle 8 Eylül 1999 sonrası işe başlayanların büyük mağduriyet yaşadığını söyledi. Uğurlu, yalnızca bir gün fark nedeniyle milyonlarca kişinin yıllarca daha fazla çalışmak zorunda kaldığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Bir gün farkla 17-20 yıl daha fazla çalışmak zorunda bırakılıyoruz. Bizler emekli değiliz, EYT’li de değiliz. Emekliliğe hak kazandığı hâlde adaletsiz yasalar nedeniyle emekli olamayan milyonlarız.” “EYT düzenlemesi yeni mağduriyet doğurdu” 7438 sayılı EYT düzenlemesine de değinen Uğurlu, yapılan düzenlemenin bir kesimi kapsarken milyonlarca kişiyi kapsam dışında bıraktığını söyledi. Uğurlu, “50-55 yaşında primini doldurmuş insanlar çalışmaya zorlanırken, 38-43 yaşında emeklilik mümkün olabiliyorsa burada ciddi bir adaletsizlik vardır” diyerek sistemdeki dengesizliğe dikkat çekti. Son dönemde dile getirilen “nimet-külfet dengesi” söylemine de tepki gösteren Uğurlu, 9-10 bin gün prim ödeyen çalışanların “külfet” olarak görülmesinin kabul edilemez olduğunu ifade etti. “Bir gün farkla insanlardan 20 yıl alınamaz” Yetkililere çağrıda bulunan Uğurlu, emeklilikte yaşanan eşitsizliğin giderilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: “8 Eylül bu ülkenin evladıysa, 9 Eylül neden üvey evladı olsun? Bir gün fark yüzünden bir insandan 20 yıl alınabilir mi? Bu bir maaş talebi değil, adalet arayışıdır.” Uğurlu, kademeli emeklilik düzenlemesinin çıkarılması ve EYT düzenlemesinde eksik kalan kısmın tamamlanması gerektiğini vurgulayarak mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi. Anahtar Parti’den destek Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Aslan da açıklamasında, toplumda adalet duygusunun zedelenmesinin ciddi sonuçlar doğuracağını belirtti. Aslan, “Bugün burada dile getirilen adaletsizlik karşısında verilen mücadeleyi son derece haklı buluyoruz. Bir toplum adalet duygusunu kaybettiğinde kalkınmasını ve ahlaki değerlerini de kaybeder. Bir gün ile 17 yıl arasında değişen mağduriyetlerin yaşanması kabul edilemez” dedi. “Sistem kademeli emekliliği kaldırabilir” Sosyal Güvenlik Uzmanı Özgür Erdursun ise kademeli emeklilik talebinin sosyal ve ekonomik açıdan karşılığı olan bir düzenleme olduğunu söyledi. Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin gelir-gider dengesinde son yıllarda iyileşme yaşandığını belirten Erdursun, kademeli emekliliğin uygulanabilir bir model olduğunu ifade etti. Erdursun, düzenleme hayata geçirilse bile herkesin aynı anda emekli olmayacağını, sürecin yıllara yayılarak ilerleyeceğini belirterek EYT sürecinde de benzer bir durum yaşandığını hatırlattı. Bursa’daki açıklamada, emeklilikte yaşanan eşitsizliklerin giderilmesi ve kademeli emeklilik düzenlemesinin bir an önce yasalaşması çağrısı yapılırken, hak arama mücadelesinin süreceği mesajı verildi.

İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanlığı’ndan esnaf ve ekonomi çıkışı: “Esnaf yalnız değildir” Haber

İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanlığı’ndan esnaf ve ekonomi çıkışı: “Esnaf yalnız değildir”

Gemlik’te saha çalışmaları gerçekleştiren İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanlığı, esnafın yaşadığı ekonomik sorunlara dikkat çekerek kapsamlı bir açıklama yaptı. İlçe Başkanı Orhan Karaduman, esnafın artan mali yükler karşısında ayakta kalmakta zorlandığını belirtti. “Esnaf ağır ekonomik baskı altında” Saha ziyaretlerinde esnafın en çok dile getirdiği sorunların başında yüksek vergi yükü, kredi faizlerindeki artış ve genel maliyet baskısının geldiğini ifade eden Karaduman, “Zaten zor şartlarda ayakta kalmaya çalışan esnafımız, son dönemde uygulanan politikalarla adeta nefes alamaz hale gelmiştir” dedi. Özellikle kredi kullanmış esnafa sonradan uygulanan faiz güncellemelerinin ciddi mağduriyet yarattığını vurgulayan Karaduman, bu durumun ticari güveni sarstığını ve planlama yapmayı zorlaştırdığını belirtti. Aydınlatma sorunu da gündemde Ekonomik sorunların yanı sıra altyapı eksikliklerine de dikkat çeken Karaduman, birçok mahallede sokak aydınlatmalarının yetersiz olduğunu ifade etti. Bu durumun hem güvenliği riske attığını hem de esnafın iş yapma saatlerini olumsuz etkilediğini belirterek, “Güvenliğin olmadığı yerde ticaret de huzur da olmaz” dedi. Yetkililere çağrı İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanlığı, yetkililere şu başlıklarda çağrıda bulundu: Esnaf üzerindeki vergi yükünün hafifletilmesi Kredi faiz güncellemelerinin geri çekilmesi ve mağduriyetlerin giderilmesi İlçe genelinde aydınlatma sorunlarının acilen çözülmesi Karaduman, “Esnaf bu şehrin bel kemiğidir. Esnaf ayakta kalırsa Gemlik ayakta kalır” ifadelerini kullandı. “Değişim talebi sahada açıkça görülüyor” Açıklamasında siyasi değerlendirmelere de yer veren Karaduman, saha çalışmalarında vatandaşların değişim talebini açık şekilde dile getirdiğini söyledi. Ekonomik koşulların ağırlaştığını belirten vatandaşların mevcut yönetimi yetersiz bulduğunu ifade eden Karaduman, bu talebin sandıkta karşılık bulacağını dile getirdi. “Artık günü kurtaran değil, geleceği inşa eden bir anlayışa ihtiyaç var” diyen Karaduman, Türkiye genelinde daha adil ve şeffaf bir yönetim beklentisinin arttığını savundu. “Değişim bir zorunluluk” İYİ Parti olarak bu sürecin sorumluluğunu taşıdıklarını belirten Karaduman, değişimin kaçınılmaz olduğunu ifade ederek, “Milletimizin iradesiyle sandıkta başlayacak değişimin güçlü bir parçası olmaya hazırız” dedi. İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanlığı, esnafın sorunlarını gündemde tutmaya ve çözüm önerilerini takip etmeye devam edeceklerini vurguladı.

Memur Emeklilerinden Sert Tepki: “Haklarımız Gasp Ediliyor, Bu Düzen Sürdürülemez” Haber

Memur Emeklilerinden Sert Tepki: “Haklarımız Gasp Ediliyor, Bu Düzen Sürdürülemez”

Memur Emeklilerinden Sert Tepki: “Haklarımız Gasp Ediliyor, Bu Düzen Sürdürülemez” Memur emeklileri, maaş artışlarına ilişkin son uygulamalara karşı tepkilerini sert bir dille dile getirdi. Yapılan açıklamalarda, memur maaşları ile memur emekli aylıkları arasındaki bağın “hukuki ve yapısal olarak ayrıştırılamaz” olduğu vurgulanarak, mevcut uygulamaların Anayasa ve ilgili mevzuata aykırı olduğu ifade edildi. “Maaş Bağı Koparılamaz” Açıklamada, memur maaşları ile emekli aylıkları arasındaki ilişkinin açık bir şekilde tanımlandığı belirtilerek, memurlara yapılan toplu sözleşme zamlarının ve artışların emekli maaşlarına da otomatik olarak yansıtılması gerektiği kaydedildi. Bu durumun yalnızca bir beklenti değil, aynı zamanda anayasal güvence altındaki bir hak olduğu ifade edildi. “Seyyanen Artışta Hukuksuzluk İddiası” Memur emeklileri, son yıllarda memurlara yapılan seyyanen ilave ödemelerin emekli aylıklarına yansıtılmamasını “tarihi bir kırılma” olarak nitelendirdi. 76 yıllık uygulama geleneğinin dışına çıkıldığı belirtilen açıklamada, bu düzenlemenin hukukun arkasından dolanılarak hayata geçirildiği ve adalet duygusunu zedelediği savunuldu. “Emeklilik Sistemi Tıkanıyor” Söz konusu uygulamanın yalnızca mevcut emeklileri değil, aktif çalışan memurları da etkilediği ifade edildi. Emeklilik hakkı kazanmasına rağmen maaş kaybı endişesiyle görevde kalmayı tercih eden kamu çalışanlarının, sistemde ciddi bir tıkanmaya yol açtığına dikkat çekildi. Bu durumun aynı zamanda gençler için yeni istihdam alanlarının açılmasını da engellediği vurgulandı. “Milyonlarca Kişiyi İlgilendiriyor” Yaklaşık 2,5 milyon memur emeklisi ve 4 milyon aktif memurun doğrudan etkilendiği belirtilen açıklamada, ailelerle birlikte geniş bir toplumsal kesimin mağduriyet yaşadığı ifade edildi. Emekliler, bu sürecin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir adaletsizlik yarattığını savundu. “Ya Hakkımızı Verin, Ya Yol Açın” Açıklamada en dikkat çeken bölüm ise hükümete yönelik çağrı oldu. Memur emeklileri, yıllarca ödedikleri primlerin karşılığını alamadıklarını belirterek şu talepleri dile getirdi: Emekli maaşlarının yasal çerçevede yeniden düzenlenmesi Eksik ödemelerin yasal faiziyle birlikte iade edilmesi Üç yıla yaklaşan mağduriyetin sona erdirilmesi Aksi halde siyasi sorumluluğun sandıkta sorulacağı vurgulandı. “Sabır Tükendi” Memur emeklileri, mevcut durumun sürdürülebilir olmadığını belirterek, “Ya hakkımızı verin ya da bu işi yapabileceklerin önünü açın” ifadeleriyle tepkilerini net bir şekilde ortaya koydu. Açıklama, kamuoyuna ve yetkililere yönelik güçlü bir uyarı niteliği taşıdı.

Memur Emeklisine Bir Darbe Daha: Verilen Sözler Tutulmadı, Sabır Taştı Haber

Memur Emeklisine Bir Darbe Daha: Verilen Sözler Tutulmadı, Sabır Taştı

Kamuoyunda uzun süredir tartışma konusu olan memur emeklilerinin ekonomik durumu, yeni gelişmelerle birlikte yeniden gündemin en üst sıralarına taşındı. Bayram öncesi verilen sözlerin tutulmaması, zaten derin bir geçim sıkıntısı yaşayan milyonlarca emekli için adeta bardağı taşıran son damla oldu. Söz Var, İcraat Yok Hükümet tarafından daha önce dile getirilen seyyanen zam vaadi, memur emeklileri açısından bir kez daha hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Çalışan memurlara yönelik düzenlemeler yapılırken, yıllarca kamuya hizmet etmiş emeklilerin bu artıştan yararlandırılmaması büyük tepki çekti. Uzmanlar, bu durumun sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmadığını vurgularken, emekliler kendilerine verilen sözlerin sistematik şekilde ertelendiğini düşünüyor. Üstelik yalnızca seyyanen zam değil; bayram öncesinde hesaplara yatırılması beklenen maaşlar ve ek ödemeler konusunda da ciddi bir belirsizlik yaşandı. “Bayram müjdesi” olarak sunulan açıklamaların pratiğe yansımaması, kamuoyunda güven erozyonuna yol açtı. “Emekli Neden Cezalandırılıyor?” En çok sorulan soru ise şu: Yıllarca devlete hizmet etmiş memur emeklileri neden kapsam dışı bırakılıyor? Ekonomistler, artan enflasyon karşısında sabit gelirli kesimlerin hızla yoksullaştığına dikkat çekerken, özellikle memur emeklilerinin gelir artışlarının piyasa gerçeklerinin çok gerisinde kaldığını belirtiyor. Sosyal güvenlik politikalarındaki dengesizlikler, çalışan ile emekli arasındaki makasın her geçen gün daha da açılmasına neden oluyor. Bu tablo, emekliler tarafından açık bir “adaletsizlik” olarak yorumlanıyor. Bayram Öncesi Büyük Hayal Kırıklığı Bayram gibi toplumsal dayanışmanın zirveye çıktığı bir dönemde yaşanan bu gelişmeler, emeklilerin psikolojik olarak da yıpranmasına neden oldu. Birçok emekli, temel ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlandığını ifade ederken; bayram hazırlıklarının yerini derin bir ekonomik kaygı aldı. Maaşların zamanında yatmaması ya da beklentilerin altında kalması, özellikle dar gelirli kesimde ciddi mağduriyet yarattı. Emekliler, “bayram sevincinin yerini geçim derdi aldı” diyerek tepkilerini dile getiriyor. Pazar Ateş Pahası, Emekli Çaresiz Öte yandan çarşı ve pazardaki fiyat artışları da tabloyu daha ağır hale getiriyor. Gıda başta olmak üzere temel tüketim ürünlerinde yaşanan sert yükseliş, sabit gelirli vatandaşların alım gücünü neredeyse yok etmiş durumda. Pazara çıkan emekliler, filelerini dolduramadan geri dönmek zorunda kaldıklarını ifade ediyor. Ekonomik veriler de bu tabloyu doğrular nitelikte. Enflasyonun yüksek seyri, maaş artışlarının reel etkisini kısa sürede eritiyor. Bu durum, emeklilerin her geçen gün daha fazla borçlanmasına ve yaşam standartlarının gerilemesine yol açıyor. Tepkiler Büyüyor Sivil toplum kuruluşları ve emekli dernekleri, yaşanan gelişmelere sert tepki göstererek yetkililere acil çağrıda bulunuyor. Talepler net: Seyyanen zam uygulamasının emeklileri de kapsaması Maaşların enflasyon karşısında korunması Verilen sözlerin gecikmeden hayata geçirilmesi Aksi halde, toplumsal huzursuzluğun artabileceği uyarısı yapılıyor. Güven Krizi Derinleşiyor Gelinen noktada en dikkat çekici unsur ise oluşan güven krizi. Art arda verilen ancak karşılığı görülmeyen sözler, kamuoyunda ciddi bir inandırıcılık sorunu yaratmış durumda. Emekliler, artık açıklamalardan çok somut adımlar görmek istediklerini açıkça dile getiriyor. Sonuç olarak, memur emeklilerinin yaşadığı bu tablo yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda sosyal ve psikolojik bir krize işaret ediyor. Bayram öncesi umutlanan milyonlarca insanın hayal kırıklığına uğraması, meselenin ciddiyetini bir kez daha gözler önüne seriyor. Gözler şimdi atılacak adımlarda. Ancak emeklilerin sabrının giderek tükendiği de açıkça görülüyor.

EMADDER’den Sert Çıkış: “Bu Bir Sistem Sorunu Değil, Açık Bir Adaletsizliktir!” Haber

EMADDER’den Sert Çıkış: “Bu Bir Sistem Sorunu Değil, Açık Bir Adaletsizliktir!”

Türkiye’de emeklilik sistemi yeniden tartışma konusu olurken, Emeklilikte Adalet Derneği (EMADDER) Genel Başkanı Mihriban Uğurlu’dan son derece sert ve dikkat çeken bir açıklama geldi. Uğurlu, mevcut sistemin milyonlarca çalışanı mağdur ettiğini belirterek, “Bu tablo teknik bir eksiklik değil; doğrudan bir adalet krizidir” ifadelerini kullandı. A Haber analizine göre, açıklamalar yalnızca bir eleştiri değil; aynı zamanda emeklilik sistemine yönelik kapsamlı bir yeniden yapılanma çağrısı niteliği taşıyor. “Aynı Şartlarda Çalışanlar, Farklı Kaderlere Mahkûm Ediliyor” Mihriban Uğurlu’nun en çarpıcı vurgularından biri, sistemin yarattığı eşitsizlik üzerine oldu. Türkiye’de milyonlarca vatandaş: Aynı işte çalışmasına Benzer sürelerde prim ödemesine Aynı ekonomik koşulları paylaşmasına rağmen Sadece bir gün, bir hafta ya da bir ay farkla tamamen farklı emeklilik şartlarına tabi tutuluyor. Uğurlu bu durumu şu sözlerle değerlendirdi: “Bir günle hayatların değiştiği bir sistem, adil olamaz. Bu, teknik bir detay değil; insanların geleceğini belirleyen ağır bir haksızlıktır.” Kademeli Emeklilik Vurgusu: “Zorunluluk Haline Gelmiştir” EMADDER’in en güçlü taleplerinden biri olan kademeli emeklilik, açıklamanın merkezinde yer aldı. Uğurlu’ya göre: Mevcut sistem keskin geçişler içeriyor Bu durum, belirli bir kesimi tamamen sistem dışına itiyor Sosyal güvenlikte öngörülebilirlik ortadan kalkıyor Bu nedenle çözümün açık olduğu ifade ediliyor: “Adil bir geçiş için kademeli emeklilik artık bir tercih değil, zorunluluktur.” “Prim Var, Yıl Var Ama Emeklilik Yok” Sahadan gelen veriler de sorunun boyutunu gözler önüne seriyor. Uğurlu, milyonlarca kişinin: Gerekli prim gün sayısını doldurduğunu Uzun yıllar çalıştığını Sisteme düzenli katkı sağladığını ancak buna rağmen emekli olamadığını vurguladı. Bu tabloyu ise şu cümleyle özetledi: “İnsanlar çalışmış, ödemiş ama karşılığını alamamıştır. Bu, sosyal devlet ilkesinin zedelenmesidir.” Sosyal Devlet Eleştirisi: “Emeğin Hakkı Korunmuyor” Açıklamada sadece teknik düzenlemeler değil, sistemin temel felsefesi de sorgulandı. Uğurlu’ya göre sosyal devlet: Emeğin karşılığını garanti altına almalı Vatandaşına öngörülebilir bir gelecek sunmalı Hak kaybını değil, hakkın teslimini esas almalı Ancak mevcut tabloda bunun tam tersinin yaşandığı ifade ediliyor. EYT Sonrası Yeni Dalga: “Sorun Bitmedi, Şekil Değiştirdi” Uzmanlara göre EYT düzenlemesi önemli bir adım olsa da, sistemdeki sorunları tamamen çözmedi. Aksine: Yeni bir mağduriyet grubu oluştu “Kademeli emeklilik” talebi daha görünür hale geldi Sistem içindeki dengesizlikler daha net ortaya çıktı EMADDER de tam bu noktada yeni bir düzenleme çağrısı yapıyor. Çözüm Çağrısı: “Adil, Şeffaf ve Öngörülebilir Sistem” Mihriban Uğurlu’nun ortaya koyduğu çözüm çerçevesi üç temel başlıkta toplanıyor: 1. Kademeli Geçiş Sistemi Keskin sınırlar yerine adil bir geçiş modeli 2. Eşitlik İlkesi Aynı koşullarda çalışanlar için eşit haklar 3. Öngörülebilirlik Vatandaşın geleceğini planlayabileceği net bir sistem “Bu Sadece Ekonomik Değil, Vicdani Bir Mesele” Uğurlu’nun açıklamasında dikkat çeken bir diğer unsur da vurgunun yalnızca ekonomik değil, vicdani olması. “Bu mesele sadece maaş meselesi değildir. Bu, emeğin karşılığını alıp alamama meselesidir.” Bu yaklaşım, tartışmayı teknik bir reform alanından çıkarıp doğrudan toplumsal adalet zeminine taşıyor. Sonuç: Gözler Yeni Düzenlemede EMADDER’in çıkışı, önümüzdeki dönemde emeklilik sistemiyle ilgili yeni bir düzenleme tartışmasını tetikleyebilir. Ortaya konan tablo net: Sistem içinde ciddi eşitsizlikler var Milyonlarca kişi kendini dışlanmış hissediyor Kademeli emeklilik talebi giderek büyüyor Mihriban Uğurlu’nun sözleriyle: “Adalet ertelenemez. Emek bekletilemez. Bu sorun çözülmek zorundadır.” Türkiye’de emeklilik sistemi yeniden şekillenir mi? Bu sorunun cevabı, önümüzdeki süreçte atılacak adımlarla netleşecek.

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Açıklamalar: Kırsal Mahallelerde Yıkım Kararlarına Karşı Mücadele Başlatıldı! Haber

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Açıklamalar: Kırsal Mahallelerde Yıkım Kararlarına Karşı Mücadele Başlatıldı!

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yapı güvenliğini artırmak ve özellikle yangın güvenliğini ön planda tutarak, yapıların izlenmesini savunarak kritik bir çağrıda bulundu. Yapı güvenliği ve denetim süreçlerinin gücünün artırılması gerektiğini vurgulayan Hacıoğlu, inşaat sürecindeki tüm aktörlerin görev, yetki ve sorumluluklarının net bir şekilde tanımlanmasını içeren yaklaşımını son derece değerli bulduğunu belirtti. Ancak, söz konusu yaklaşımın sadece planlama ve denetimle sınırlı kalmaması, aynı zamanda sahada karşılaşılan yapısal sorunların çözümüne yönelik somut adımlar atılmasının gerektiğini ifade etti. "Bu Sorunların Çözümü, Mağduriyetleri Giderecektir" Hacıoğlu, "Eğer bu yaklaşım sahada ciddi şekilde uygulanırsa, uzun yıllardır devam eden mağduriyetler de ortadan kalkacaktır" diyerek, kırsal mahallelerde imar planlarının yapılmaması ve 2018 İmar Barışı sürecinde yaşanan mağduriyetlerin acil çözüm bekleyen başlıca problemler arasında yer aldığını ifade etti. 2014 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun ile ülke genelinde 17.000 köyün mahalle statüsüne dönüştüğüne dikkat çeken Hacıoğlu, bu süreçte belediyelere verilen imar planı yapma sorumluluğunun büyük bir hayal kırıklığına yol açtığını belirtti. "Yasaya göre, imar planlarının iki yıl içinde yapılması gerekiyordu ama üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen, birçok bölgede imar planları hâlâ yapılmamış durumda" dedi. Ruhsatsız Yapılar ve Ağır Mağduriyetler Hacıoğlu, belediyelerin yerine getirmediği yükümlülükler nedeniyle söz konusu alanlarda yapılarının ruhsatsız ve kaçak durumuna düştüğünü, vatandaşların ruhsat almak için başvuruda bulundukları halde sonuç alamadıklarını belirterek, "Bu eksiklik, vatandaşları büyük mağduriyetlere uğratmış ve tamamen idarenin ihmalinden kaynaklanmıştır" dedi. İmar Barışı Mağduriyetleri 2018’de hayata geçirilen İmar Barışı düzenlemesiyle yapılan başvuruların çoğunun, süreçten yaklaşık iki yıl sonra iptal edilmeye başlandığını ifade eden Hacıoğlu, bu iptallerin gerekçe olarak sunulan uydu görüntülerinin güncel olmaması ve başvuru aşamasında etkin denetim yapılmaması sebebiyle büyük bir mağduriyet yaşandığını söyledi. "Bu süreç, denetim kriterlerinin ve uygulama yönetmeliğinin vatandaşlara doğru bir şekilde aktarılmaması sonucu, telafisi güç hak kayıplarına yol açmıştır." Mudanya'da Yıkım Kararları ve Ailelerin Geleceği Özellikle Bursa Mudanya Belediyesi tarafından alınan 2.000’in üzerinde yıkım kararına dikkat çeken Hacıoğlu, bu yapıların çoğunun kırsal alanlarda bulunan, az katlı, basit yapılar olduğunu, genellikle güvenli ve kullanımda olan yapılar olduğunu belirterek, "Bu binaların yıkılması, sadece bireysel ve milli servetin yok edilmesine yol açmakla kalmaz, binlerce ailenin barınma hakkını da zedeler" dedi. Hacıoğlu, bu durumun sosyal ve ekonomik sorunları daha da derinleştireceği konusunda uyarılarda bulundu. Talepler: Yapıların Güvenliğini Sağlamak ve Sosyal Adaletin Önünü Açmak İbrahim Hacıoğlu, çözüm önerilerini ise net bir şekilde sıraladı: Kırsal Mahallelerde Yıkımların Durması: İmar planları yapılıncaya kadar kırsal mahallelerde alınan yıkım kararlarının durdurulması gerektiğini vurguladı. Güvenli Yapıların Kayıt Altına Alınması: Yapıların afet risk analizlerinin yapılarak güvenli olanların kayıt altına alınmasını talep etti. Riskli Yapıların Güçlendirilmesi veya Dönüşümü: Riskli yapılar için güçlendirme ve dönüşüm süreçlerinin başlatılması gerektiğine dikkat çekti. Ekonomiye Katkı: Güvenli yapılar, devlet hazinesi ve belediye bütçelerine katkı sağlayacak şekilde ekonomiye kazandırılmalıdır. Hacıoğlu, "Bu mesele, siyasi bir tartışma konusu değildir; hukuk, vicdan, sosyal adalet ve kamu yararı çerçevesinde ele alınması gereken bir toplumsal sorundur" dedi. İmar planları tamamlanana ve hukuki belirsizlikler giderilene kadar, yıkım kararlarının durdurulması için gereğinin yapılması gerektiğini ifade etti. "Hukuk ve Adaletin Yanındayız" Hacıoğlu, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: "İmar planlarının bir an önce yapılması, inşaat süreçlerinin denetiminin güçlendirilmesi ve bu konuda mağduriyet yaşayan vatandaşlarımıza çözüm bulunması, hepimizin ortak sorumluluğudur. Bizler, yapının güvenliğini esas alan ve kamu yararını gözeten bir yaklaşımı savunuyoruz ve bu noktada ne olursa olsun mücadelemizi sürdüreceğiz." Hacıoğlu’nun açıklamaları, sadece yerel yönetimlere değil, aynı zamanda tüm kamuoyuna önemli bir sorumluluk çağrısı olarak yankı buldu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.