Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Mağduriyet

Gürsu Haber - Mağduriyet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mağduriyet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yargıtay’dan Milyonlarca Emekliyi İlgilendiren Kritik Karar: “Son 2520 Gün” Tartışmasında Dikkat Çeken Gelişme Haber

Yargıtay’dan Milyonlarca Emekliyi İlgilendiren Kritik Karar: “Son 2520 Gün” Tartışmasında Dikkat Çeken Gelişme

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’nda karma primi bulunan sigortalıları yakından ilgilendiren önemli bir karara imza attı. Karar, özellikle 1 Ekim 2008 öncesi sigorta girişi bulunan vatandaşlar açısından emeklilik statüsünün belirlenmesinde emsal niteliği taşıyabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. SSK Şartlarını Tamamladı, Bağ-Kur’dan Emekli Edildi Davaya konu olan yurttaşın toplamda; 6 bin 730 gün SSK (4A), 450 gün Emekli Sandığı, 2 bin 92 gün ise Bağ-Kur (4B) primi bulunuyordu. Emekli vatandaş, son 7 yıllık prim süresinde Bağ-Kur günlerinin fazla olması nedeniyle Bağ-Kur kapsamında emekli edildiğini belirterek yargıya başvurdu. Ancak yurttaş, SSK kapsamında emeklilik için gerekli olan 25 yıl sigortalılık süresi ve 5 bin prim gününü çok daha önce tamamladığını, buna rağmen yaklaşık 1 yıl geç emekli edildiğini ve daha düşük maaş bağlandığını ileri sürdü. İlk Derece Mahkemesi Vatandaşı Haklı Buldu Davayı inceleyen İlk Derece Mahkemesi, vatandaşın talebini haklı bularak şu kararı verdi: “01.04.2002 tarihi itibarıyla yalnızca 506 sayılı Kanun kapsamındaki hizmetler nedeniyle aylık bağlanması gerektiğinin tespitine…” Mahkeme ayrıca; 8 bin 654 TL fark aylık alacağı, 6 bin 692 TL faiz alacağı olduğuna hükmederek ödeme yapılmasına karar verdi. İstinaf Mahkemesi de Kararı Onadı Dosya daha sonra İstinaf Mahkemesi’ne taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi, İlk Derece Mahkemesi’nin kararını hukuka uygun bularak onadı. Yargıtay Kararı Bozdu Ancak dosyanın taşındığı Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, “kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hak” gerekçesiyle kararı bozdu. Bunun üzerine dosya yeniden İlk Derece Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkeme ise önceki kararında direnerek vatandaş lehine verdiği hükmü korudu. Son Sözü Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Söyledi Uyuşmazlığın ardından dosya bu kez Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun önüne geldi. Genel Kurul, İlk Derece Mahkemesi’nin direnme kararını hukuka uygun buldu. Kurul kararında, dava dilekçesindeki iddiaların değerlendirilmesi sonucunda vatandaşın talebinin yerinde olduğu kanaatine varıldığı ifade edildi. SGK Uzmanı Erdursun: “Çok Önemli Bir Karar” Kararı değerlendiren SGK Uzmanı Özgür Erdursun, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: “Önemli bir yargı kararı. Bu karara göre emeklilikte son 2520 prim gün sayısı içinde en çok hangi statüden prim var ise o statüye göre değil, toplam gün sayısı hangi statüden ise o statünün şartları ile emekli olunur.” “Son 2520 Gün” Kuralı Nedir? 30 Eylül 2008 tarihinden önce sigortalı olan kişiler için emeklilik statüsü belirlenirken “son 2520 prim günü” kuralı uygulanıyor. Bu sisteme göre; Son 2520 gün içinde hangi statüde daha fazla prim varsa, Kişi o statünün şartlarına göre emekli ediliyor. Örneğin son dönemde Bağ-Kur primi 1260 günü aşan bir kişi, daha önce SSK şartlarını tamamlamış olsa bile Bağ-Kur’dan emekli olabiliyor. Ancak Bağ-Kur’dan bağlanan maaşların çoğu zaman SSK’ya göre daha düşük olması, yıllardır ciddi mağduriyet tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Karma Prim Ödeyenler İçin Emsal Olabilir Uzmanlara göre bu karar; SSK şartlarını daha önce tamamlayan, Ancak son prim günleri nedeniyle Bağ-Kur’dan emekli edilen, Daha düşük maaş aldığını düşünen çok sayıda emekli açısından emsal niteliği taşıyabilir. 1 Ekim 2008 Sonrası Sistem Değişti 1 Ekim 2008 sonrası ilk kez sigortalı olanlarda ise farklı bir sistem uygulanıyor. Yeni sisteme göre artık: Son 2520 gün değil, Toplam çalışma hayatı boyunca hangi statüde daha fazla prim varsa, emeklilik o statü üzerinden belirleniyor.

ÇATALTEPE’DE SABIR TAŞTI: “17 YILDIR OYALANIYORUZ, ARTIK HESAP SORULSUN” Haber

ÇATALTEPE’DE SABIR TAŞTI: “17 YILDIR OYALANIYORUZ, ARTIK HESAP SORULSUN”

Bursa’nın Kestel ilçesinde yıllardır çözülemeyen Çataltepe Sanayi Sitesi krizi, artık yalnızca bir proje sorunu değil; açık biçimde bir yönetim ve güven krizi olarak tanımlanıyor. 2008 yılında umutla başlayan süreç, aradan geçen 17 yıla rağmen netliğe kavuşmazken, sahadan yükselen ses bu kez çok daha sert ve net: “Bu belirsizlik sürdürülemez.” ÇATSANDER Başkanı Zekai Akdoğan, Başkanvekili ve Dokumacılar Odası Başkanı Aydın Çitil ile ÇATSANDER Başkan Yardımcısı Mehmet Kuş, yaptıkları açıklamalarda sürecin geldiği noktayı “kabul edilemez” olarak nitelendirirken, artık söz değil icraat istediklerini vurguladı. “BU BİR GECİKME DEĞİL, DOĞRUDAN MAĞDURİYETTİR” Başkan Zekai Akdoğan, 2008 yılında ödeme yaparak hak sahibi olan yüzlerce esnafın bugün hâlâ belirsizlik içinde bırakıldığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bu tabloyu ‘gecikme’ diye tarif etmek gerçeği örtmektir. Bu açık bir mağduriyettir. İnsanlar yıllar önce alın teriyle ödeme yaptı, karşılığını alamadı. Daha da vahimi, bazı hakların el değiştirdiğine dair ciddi iddialar var. Eğer bu doğruysa bu sadece idari bir sorun değil, çok daha ağır bir tablodur.” Akdoğan, kayıtların ve hak sahipliği listelerinin şeffaf biçimde açıklanmamasını da sert sözlerle eleştirdi: “Ortada bir liste varsa açıklayın. Yoksa neden yok, onu açıklayın. Kapalı kapılar ardında yürüyen hiçbir süreci kabul etmiyoruz.” AYDIN ÇİTİL: “ESNAFIN SABRI TÜKENDİ, GÜVEN YERLE BİR OLDU” Başkanvekili ve Dokumacılar Odası Başkanı Aydın Çitil ise özellikle 2019 sonrası sürecin beklentileri karşılamadığını açık bir dille ifade etti: “Her yeni dönemde ‘çözüm geliyor’ denildi ama sahada değişen bir şey olmadı. Bugün geldiğimiz noktada esnafın sabrı tükenmiştir. Güven duygusu ciddi şekilde zarar görmüştür. Bu sadece ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda kurumsal itibar kaybıdır.” Kooperatif yapısı üzerinden yürütülen işlemlerin yeni tartışmalar doğurduğunu vurgulayan Çitil, sürecin daha fazla karmaşık hale getirilmesine tepki gösterdi: “Sorunu çözmek yerine büyüten hiçbir yöntemi kabul etmiyoruz. Bu iş net, açık ve denetlenebilir şekilde çözülmek zorunda.” MEHMET KUŞ: “ARTIK MUĞLAKLIK DEĞİL, SOMUT TAKVİM İSTİYORUZ” ÇATSANDER Başkan Yardımcısı Mehmet Kuş ise açıklamasında doğrudan çözüm çağrısı yaptı: “Yıllardır aynı cümleleri duyuyoruz. Artık muğlak ifadelerle oyalanmak istemiyoruz. Net bir takvim açıklansın, kim hak sahibi açıkça ortaya konulsun, tahsisler şeffaf şekilde yapılsın. Bu kadar basit.” Kuş, tüm sürecin bağımsız denetime açılması gerektiğini de vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Eğer ortada temiz bir süreç varsa denetimden neden kaçınılıyor? Her şey hukuk zemininde, herkesin gözü önünde yürütülmeli.” “SESSİZLİK KABUL EDİLEMEZ” Üç isim de ortak açıklamalarında ilgili kurumlara doğrudan çağrıda bulunarak, sürecin artık ertelenemez bir noktaya geldiğini belirtti: “Bu kadar büyük bir mağduriyet karşısında sessiz kalınamaz. İddialar araştırılmalı, sorumlular ortaya çıkarılmalı ve çözüm için somut adımlar derhal atılmalıdır.” BURSA KAMUOYU TEK SES: ÇÖZÜM GECİKEMEZ Çataltepe Sanayi Sitesi’nde yaşananlar, artık bireysel şikayetlerin ötesine geçerek Bursa genelinde yakından takip edilen bir meseleye dönüşmüş durumda. Uzmanlara göre bu tür uzun süreli belirsizlikler, sadece bugünü değil gelecekteki yatırımları da tehdit ediyor. Gelinen noktada mesaj net: Şeffaflık, adalet ve kesin çözüm. Aksi halde Çataltepe, yalnızca bir sanayi sitesi sorunu olarak değil; Türkiye’de yönetim anlayışının ve hesap verebilirliğin sorgulandığı sembolik bir kriz olarak anılmaya devam edecek.

Hobi Bahçeleri Üzerinden Mülkiyet Haklarımızı Gasp Ediyorsunuz! Haber

Hobi Bahçeleri Üzerinden Mülkiyet Haklarımızı Gasp Ediyorsunuz!

İmar tartışmalarının yüzeyine sıkışan “hobi bahçeleri” başlığı, aslında yıllardır kangrene dönüşmüş devasa bir yapısal krizin üzerini örten ince bir perde olmaktan öteye geçemiyor. İbrahim Hacıoğlu, yaptığı sert ve kapsamlı açıklamalarla bu perdenin aralanması gerektiğini vurgulayarak, meselenin sadece birkaç bahçe parselinden ibaret olmadığını, doğrudan doğruya milyonların hayatını etkileyen derin bir yönetim ve planlama sorunu olduğunu gözler önüne serdi. Hacıoğlu’nun ifadelerine göre kamuoyunda bilinçli ya da bilinçsiz şekilde daraltılan tartışma zemini, gerçeği çarpıtıyor. “Hobi bahçeleri” söylemi üzerinden yürütülen tartışmalar, aslında devletin yıllardır planlama yapmadığı alanlarda kendiliğinden oluşmuş fiili yaşamın görmezden gelinmesinin bir sonucu. Bu durum, sadece bir imar ihlali değil; sosyal, ekonomik ve hukuki boyutları olan çok katmanlı bir kriz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından dile getirilen “vatandaş mağdur olmayacak, orta yol bulunacak” yaklaşımı, ilk bakışta umut verici bir çerçeve çizse de, sahadaki gerçeklik bu söylemin henüz somut ve kapsayıcı bir politikaya dönüşemediğini ortaya koyuyor. Kaçak yapılaşmanın önlenmesi, tarım arazilerinin korunması ve vatandaşın yatırımının heba edilmemesi gibi üç kritik başlık arasında sıkışan çözüm arayışı, hâlâ net bir yol haritasına kavuşabilmiş değil. Ancak asıl çarpıcı olan, bugüne kadar sorulmaktan kaçınılan soruların ağırlığı. Köy yerleşimlerinde yıllardır yaşayan vatandaşların hukuki statüsü ne olacak? İmar planı yapılmamış bölgelerde süregelen belirsizlik daha ne kadar devam edecek? 2018 yılında verilen yapı kayıt haklarının iptaliyle ortaya çıkan derin mağduriyet nasıl giderilecek? Deprem korkusuyla kırsala yönelen ve güvenli bir yaşam arayışına giren vatandaşların kaderi neye göre belirlenecek? Gelinen noktada mesele artık teknik bir “kaçak yapı” tartışması olmaktan çıkmış durumda. Asıl mesele, devletin planlama yapmadığı alanlarda doğan yaşamın hukuki bir zemine oturtulup oturtulamayacağıdır. Bu gerçeklik görmezden gelindikçe, sorun çözülmek yerine daha da büyüyor. 2018 yılında verilen hakların sonradan geri alınması ise krizi daha da derinleştiren bir kırılma noktası olarak öne çıkıyor. Aynı koşullarda bulunan vatandaşlar arasında oluşan eşitsizlik, sadece ekonomik bir adaletsizlik yaratmakla kalmadı; devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisini de ciddi biçimde sarstı. Bugün gelinen noktada bu güvensizlik, çözüm üretmenin önündeki en büyük engellerden biri olarak duruyor. Hacıoğlu’nun en sert eleştirilerinden biri ise parçalı ve günü kurtarmaya yönelik yaklaşımlara yönelik. Hobi bahçeleri için “orta yol” aranırken, aynı durumda olan milyonlarca yapı kayıt mağdurunun görmezden gelinmesini “eksik ve yanlış” olarak nitelendiriyor. Ona göre, yapı kaydını dışlayan herhangi bir düzenleme, sorunun özünü ıskalamaktan başka bir anlam taşımıyor. Dernek tarafından önerilen çözüm ise net: Parça parça müdahaleler yerine, bütüncül bir imar ve yapı kayıt reformu. Plansız alanların planlanması, mevcut yapıların denetlenerek kayıt altına alınması, uygun yapıların ekonomiye kazandırılması ve riskli yapıların dönüşüm kapsamına alınması gerektiği vurgulanıyor. Bu yaklaşımın yalnızca vatandaşın mağduriyetini gidermekle kalmayacağı; aynı zamanda devletin gelirlerini artıracağı ve tarım arazilerinin korunmasına da katkı sağlayacağı ifade ediliyor. Bu çerçevede yapılan çağrı ise oldukça sert ve açık: Yetkililer, sadece belirli başlıklara odaklanan dar çözümlerden vazgeçmeli. Hobi bahçeleri için geliştirilecek herhangi bir model, aynı sorunu yaşayan tüm yapı kayıt mağdurlarını kapsayacak şekilde genişletilmeli. Aksi takdirde atılacak her adım, sorunu çözmek yerine daha da derinleştirecek. Sonuç olarak bu mesele, teknik bir imar tartışması değil; doğrudan doğruya toplumsal bir gerçekliktir. Siyasi tartışmaların ötesine geçen bu sorun, ancak ortak akıl, adalet ve gerçekçi politikalarla çözülebilir. Aksi halde, görmezden gelinen her yapı, aslında büyüyen bir toplumsal krizin sessiz tanığı olmaya devam edecektir.

SERT ÇIKIŞ: “BU BİR DÖNÜŞÜM DEĞİL, AÇIKÇA MAĞDURİYET ÜRETME DÜZENİ!” Haber

SERT ÇIKIŞ: “BU BİR DÖNÜŞÜM DEĞİL, AÇIKÇA MAĞDURİYET ÜRETME DÜZENİ!”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yaptığı açıklamayla hem kentsel dönüşüm politikalarına hem de tarım-toprak çelişkisine sert sözlerle yüklendi. Hacıoğlu, “Bu ülkede sorun artık teknik değil, doğrudan adalet sorunudur” diyerek mevcut sistemin vatandaş aleyhine işlediğini açıkça dile getirdi. “Mülkiyet Yoksa Dönüşüm Değil, Felaket Vardır!” Hacıoğlu’nun en net vurgusu, milyonlarca insanın barınma hakkının hâlâ hukuki güvence altında olmaması oldu. Kamuoyuna yansıyan görüntülerin gerçeği saklamadığını belirten Hacıoğlu, kentsel dönüşüm adı altında yürütülen süreçlerin vatandaşta güven değil korku yarattığını söyledi: “Altını kalın çizgilerle çiziyoruz: Mülkiyeti olmayan bir yapıda kentsel dönüşüm olmaz! Olursa bunun adı dönüşüm değil, açıkça mağduriyet üretmektir.” Bugün tapusu, yapı kaydı veya resmi statüsü bulunmayan milyonlarca yapının dönüşüm kapsamına alınmasının ciddi sonuçlar doğurduğunu belirten Hacıoğlu, şu risklere dikkat çekti: Hak sahipliğinin belirsiz bırakılması Yerinde dönüşüm yerine vatandaşın yerinden edilmesi Ağır borç yükleriyle karşı karşıya kalınması Sosyal bağların koparılması ve yaşam düzeninin altüst edilmesi “Önce Yapı Kayıt, Sonra Dönüşüm!” Hacıoğlu’na göre çözüm açık ama bilinçli şekilde erteleniyor: “Yapı kayıt sistemi olmadan yapılan her dönüşüm, çözüm değil yeni bir krizdir.” Yapı kayıt sisteminin yalnızca teknik bir düzenleme değil, aynı zamanda sosyal adalet meselesi olduğunu vurgulayan Hacıoğlu, bu sistemin: Mülkiyet hakkını güvence altına alacağını Devlet-vatandaş ilişkisini yeniden tesis edeceğini Dönüşüm süreçlerini adil hale getireceğini Afet riskleri için sağlıklı veri oluşturacağını ifade etti “KENTSEL DEĞİL, RANTSAL DÖNÜŞÜM DAYATILIYOR!” Sahadan gelen tepkilerin artık gizlenemez noktaya ulaştığını söyleyen Hacıoğlu, vatandaşın talebini şu sözlerle özetledi: “Biz kentsel dönüşüm değil, rantsal dönüşüm görüyoruz! İnsanlar evlerini değil, hayatlarını kaybetme korkusu yaşıyor.” Vatandaşın talebinin son derece net ve meşru olduğunu belirten Hacıoğlu: “Önce hakkımızı verin, sonra dönüşümü konuşalım!” diyerek çağrısını yineledi. MECLİS’E AÇIK ÇAĞRI İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin talepleri ise net: Yapı kayıt düzenlemesi derhal Meclis’e getirilmeli Mülkiyet sorunları çözüme kavuşturulmalı Kentsel dönüşüm adil bir zemine oturtulmalı Hacıoğlu’nun sert uyarısı dikkat çekti: “Adalet yoksa dönüşüm de yoktur! Olsa olsa insanları yerinden etmek vardır.” TARIM ÜZERİNDEN İKİYÜZLÜLÜK ELEŞTİRİSİ: “BETONA GELİNCE SERBEST, VATANDAŞA GELİNCE YASAK!” Açıklamanın ikinci bölümünde ise hedefte bu kez tarım politikaları ve şehirleşme anlayışı vardı. Hacıoğlu, üretim modeli üzerinden çarpıcı bir karşılaştırma yaparak mevcut sistemin çelişkilerini gözler önüne serdi. 700 metrekarelik bir arazide klasik tarım yapan bir vatandaşın neredeyse hiçbir gelir elde edemediğini belirten Hacıoğlu, buna karşılık aynı alanın doğru planlandığında katbekat fazla ekonomik değer üretebildiğini söyledi. “650 kilo mısırdan elde edilen gelirle bir ailenin temel gıda ihtiyacı bile karşılanamazken, aynı alan doğru kullanıldığında adeta bir yaşam sistemine dönüşür.” Ancak asıl sert çıkış, tarım arazilerinin imara açılması konusundaydı: “Şu an oturduğunuz evlerin büyük çoğunluğu 20-30 yıl önce tarım arazisiydi. O zaman sorun yoktu da, vatandaş kendi tarlasına küçük bir yapı yaptığında mı ‘tarım düşmanı’ oluyor?” “BU DÜZEN MİLLİ SERVETİ YOK EDİYOR!” Hacıoğlu, sistemin çifte standart üzerine kurulu olduğunu savundu: Büyük projeler için tarım arazileri kolayca imara açılıyor Vatandaş kendi arazisinde yapılaşınca suçlu ilan ediliyor “Eğer gerçekten toprağı korumak istiyorsanız, o zaman buyurun şehirlerin büyük bölümünü yıkın! Çünkü hepsinin altında bir zamanlar tarım vardı.” “ADALET İMZAYLA DEĞİL, VİCDANLA OLUR!” Açıklamanın en çarpıcı cümlesi ise şu oldu: “Bir imzayla toprağı imara açınca ‘yasal’, vatandaş kullanınca ‘suç’ oluyor. Bu adalet değil, açık bir çifte standarttır.” “BAHÇELİ YAŞAM LÜKS DEĞİL, HAKTIR!” Hacıoğlu, şehirleşme politikalarının insanları doğadan kopardığını belirterek, bahçeli yaşamın bir ayrıcalık değil temel bir hak olduğunu söyledi. Langa Caddesi örneğini veren Hacıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Bir zamanlar bostan olan yerler bugün beton yığını. Ama o toprakların hafızası hâlâ yaşıyor. Langa hıyarı hâlâ bir efsane olarak anılıyorsa, bu bize neyi kaybettiğimizi anlatmaya yeter.” SON SÖZ: “BU ARTIK BİR UYARI DEĞİL, AÇIK BİR İSYANDIR” İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin açıklaması, yalnızca bir basın metni değil; büyüyen bir toplumsal tepkinin sert bir dışavurumu olarak değerlendiriliyor. Mesaj net: Mülkiyet çözülmeden dönüşüm olmaz. Adalet sağlanmadan sistem işlemez. Toprak korunmadan gelecek kurulmaz. Ve en önemlisi: Vatandaş yok sayılarak hiçbir politika ayakta kalmaz.

Mehmet Hasanoğlu’ndan Bursa’da Su Krizi Üzerinden Sert Çıkış: “Gerçekleri Çarpıtmayın, Halkın Hafızasıyla Oynamayın” Haber

Mehmet Hasanoğlu’ndan Bursa’da Su Krizi Üzerinden Sert Çıkış: “Gerçekleri Çarpıtmayın, Halkın Hafızasıyla Oynamayın”

Geçmiş dönem İYİ Parti Bursa İl Başkanı Mehmet Hasanoğlu, Bursa’da yaz aylarında yeniden gündeme gelmesi beklenen su tartışmaları üzerinden çok sert açıklamalarda bulundu. Kamuoyunda oluşabilecek algılara karşı “şimdiden gerçekleri konuşmak gerekiyor” diyen Hasanoğlu, özellikle su kesintileri ve baraj yatırımları üzerinden yürütülebilecek siyasi söylemlere sert sözlerle yüklendi. Hasanoğlu, Bursa’da önümüzdeki süreçte sıkça duyulacağını öne sürdüğü “AKP geldi, Bursa’da su kesintileri bitti” şeklindeki söylemlerin gerçeği yansıtmadığını savunarak, susuzluk riskinin ortadan kalkmasının nedeninin siyasi değişim değil, doğa koşulları ve yıllardır geciktirilen altyapı projeleri olduğunu ifade etti. “Bursa Bu Yıl Yağıştan Nasibini Aldı” Açıklamasında kış ve bahar aylarında yaşanan yağışlara dikkat çeken Hasanoğlu, Bursa’nın bu yıl su kaynakları açısından avantajlı bir dönem geçirdiğini belirtti. Kentin kar ve yağmur bakımından yeterli seviyede beslenmiş durumda olduğunu vurgulayan Hasanoğlu, baraj doluluk oranlarının da kritik seviyelerin üzerine çıktığını söyledi. Basına yansıyan görüntülerde bazı baraj kapaklarının açılarak kontrollü tahliye yapıldığını hatırlatan Hasanoğlu, bunun mevcut su rezervlerinin yüksek seviyelere ulaştığının göstergesi olduğunu kaydetti. “Bursa halkı bu yıl büyük olasılıkla susuzluk çekmeyecek” diyen Hasanoğlu, ancak bunun siyasi propagandaya malzeme yapılmaması gerektiğini dile getirdi. “Asıl Neden Çınarcık Suyunun Bursa’ya Ulaşacak Olmasıdır” Hasanoğlu, su krizinin önüne geçilmesindeki en temel etkenin Çınarcık Barajı kaynaklı suyun Bursa’ya ulaştırılacak olması olduğunu belirtti. Yıllardır konuşulan ancak tamamlanamayan projelerin nihayet devreye alınmasının etkili olacağını savunan Hasanoğlu, kamuoyuna şu mesajı verdi: “Eğer bu yaz Bursa’da musluklardan su akacaksa, bunun sebebi sloganlar değil, gecikmiş yatırımların sonunda tamamlanmasıdır.” “20 Yıllık Yerel İktidarda Yapılmayanlar Şimdi Bitiriliyor” Açıklamasının en sert bölümünde geçmiş yerel yönetimleri hedef alan Hasanoğlu, 20 yıllık AK Parti belediyeciliği döneminde Bursa’nın en temel altyapı sorunlarından birinin çözümsüz bırakıldığını ileri sürdü. Eski Bursa Büyükşehir Belediye Başkanları Recep Altepe ve Alinur Aktaş dönemlerinde, Çınarcık Barajı’ndan Bursa’ya su taşıyacak izale hatlarının döşenmediğini ve Batı Arıtma Tesisi’nin tamamlanmadığını savunan Hasanoğlu, bugün gelinen noktada bu projelerin bitirilerek 2026 Haziran ayında devreye alınmasının konuşulduğunu söyledi. “Yıllarca yapılmayan işlerin bugün tamamlanıyor olması, geçmiş ihmalleri ortadan kaldırmaz” ifadelerini kullanan Hasanoğlu, Bursa halkının yaşadığı mağduriyetin unutulmaması gerektiğini belirtti. “Kredi 2022’de Bulunduysa Neden Hemen Başlanmadı?” Projelerin finansmanı konusunda da dikkat çeken sorular yönelten Hasanoğlu, sıkça dile getirilen “dış kaynaklı kredi Alinur Aktaş döneminde bulundu” savunmasına karşı çıktı. Bu bilginin doğru olabileceğini ifade eden Hasanoğlu, asıl sorulması gereken meselenin finansman değil, uygulama süreci olduğunu belirterek şu soruları gündeme taşıdı: Kredi 2022 yılında bulunduysa neden projeye hemen başlanmadı? Neden iki yıl içinde çalışmalar tamamlanmadı? Neden Bursa halkının geçen yıl yaşadığı su sıkıntısının önüne geçilmedi? Neden çalışmaların startı 2023 Kasım ayında, seçim sürecine girilirken verildi? Hasanoğlu, tüm bu gelişmelerin kamuoyunda “seçim yatırımı” tartışmalarını beraberinde getirdiğini savundu. “Geçen Yıl Yaşanan Çile Unutulmasın” Bursa’da geçtiğimiz dönem yaşanan su kesintilerini hatırlatan Hasanoğlu, zamanında harekete geçilmiş olsaydı vatandaşların ciddi mağduriyet yaşamayacağını söyledi. Kuraklıkla birleşen plansızlık ve gecikmiş yatırımlar nedeniyle binlerce hanenin zor günler geçirdiğini vurgulayan Hasanoğlu, “Bursa halkı geçen yıl büyük bir sınav verdi. Bu yaşananlar hafızalardan silinmemeli” dedi. “Algı Operasyonuna Karşı Şimdiden Uyarıyorum” Açıklamasının sonunda kullandığı ifadelerle dikkat çeken Hasanoğlu, kendisini “şeytanın avukatı” olarak tanımlayarak, kamuoyunu önceden uyarmak istediğini belirtti. Nasreddin Hoca’nın “testi kırılmadan verilen ders” hikâyesine atıfta bulunan Hasanoğlu, yaz aylarında ortaya çıkabilecek siyasi propaganda diline karşı vatandaşların dikkatli olması gerektiğini söyledi. “Bugün uyarıyorum ki yarın gerçekler çarpıtılmasın. Su meselesi propaganda konusu değil, Bursa’nın hayati meselesidir” diyen Hasanoğlu, su yönetiminde kalıcı çözümler, bilimsel planlama ve zamanında yatırım çağrısında bulundu. Bursa’da Su Tartışması Yeniden Alevlenebilir Hasanoğlu’nun açıklamaları, yaz ayları yaklaşırken Bursa’da su yönetimi, altyapı yatırımları ve geçmiş dönem belediyeciliği tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Kentte baraj doluluk oranları yüksek seyretse de, suyun sürdürülebilir yönetimi ve yatırımların zamanlaması konusundaki siyasi polemiklerin önümüzdeki günlerde daha da artması bekleniyor.

HOBİ BAHÇELERİ KRİZİ BÜYÜYOR: YIKIMLAR HIZLANDI, TOPLUMSAL TANSİYON TIRMANIYOR Haber

HOBİ BAHÇELERİ KRİZİ BÜYÜYOR: YIKIMLAR HIZLANDI, TOPLUMSAL TANSİYON TIRMANIYOR

Son haftalarda Türkiye genelinde kamuoyunun en sıcak gündem maddelerinden biri haline gelen “hobi bahçeleri” tartışması, alınan yeni kararlar ve hızlanan uygulamalarla birlikte giderek daha sert bir krize dönüşüyor. İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’nun da dikkat çektiği süreçte, milyonlarca vatandaşı doğrudan etkileyebilecek gelişmeler peş peşe yaşanıyor. TORBA YASADA AĞIR YAPTIRIM SİNYALİ VERİLMİŞTİ 13 Mart 2026 tarihinde kamuoyuna duyurulan ve toplam 29 maddeden oluşan torba yasa teklifinde, özellikle tarım arazileri üzerine kurulan hobi bahçelerine yönelik sert yaptırımlar öngörülüyordu. Teklifte yer alan “tarım vasfı bozulan arazinin her bir metrekaresi için 2.500 TL idari para cezası uygulanması” hükmü, geniş bir kesimde ciddi endişe yaratmıştı. Bu düzenlemenin yasalaşması halinde, ülke genelinde yüz binlerce parsel ve milyonlarca vatandaş doğrudan ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya kalabilecekti. YÖNETMELİKLE ANİ VE DAHA SERT ADIM: YIKIM SÜREÇLERİ HIZLANDI Ancak asıl kırılma noktası, yasa teklifinin komisyon süreci tamamlanmadan yaşandı. 4 Nisan 2026 tarihli ve 33214 sayılı yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle birlikte, izinsiz yapıların yıkımına yönelik süreçler beklenenden çok daha hızlı ve sert biçimde uygulanmaya başlandı. Yerel yönetimlerin sahaya inmesiyle birlikte birçok bölgede yıkım kararları peş peşe hayata geçirildi. Bu ani uygulama değişikliği, özellikle hobi bahçesi sahipleri arasında büyük bir mağduriyet algısı oluştururken, ülke genelinde ciddi bir toplumsal tepkiyi de beraberinde getirdi. Sosyal medyada yükselen tepkiler, yerel protestolar ve artan şikayetler, meselenin artık yalnızca teknik bir imar sorunu olmaktan çıktığını gösterdi. SİYASET VE DEVLET ZİRVESİ DEVREDE Yaşanan gelişmeler kısa sürede siyasi gündemin üst sıralarına taşındı. Farklı siyasi partilerin genel başkanları konuyla ilgili açıklamalarda bulunurken, ulusal basın da meseleyi geniş şekilde ele aldı. Artan baskı ve kamuoyu hassasiyeti sonucunda konu Cumhurbaşkanlığı düzeyine kadar ulaştı. Cumhurbaşkanı tarafından bir heyet oluşturularak “orta yol bulunması” yönünde irade ortaya konulması, krizin çözümüne yönelik önemli bir adım olarak değerlendirildi. Ancak sahadaki yıkım uygulamalarının devam etmesi, tansiyonun henüz düşmediğini ortaya koyuyor. “YIKIMLAR DERHAL DURDURULMALI” ÇAĞRISI İmar Yasasına Takılanlar cephesinden gelen çağrı ise net ve sert: Nihai çözüm ortaya konulana kadar ülke genelinde yürütülen yıkım işlemlerinin acilen durdurulması gerekiyor. Bu kapsamda yapılan çağrıda üç kritik talep öne çıkıyor: Nihai ve kalıcı çözüm belirlenene kadar geçici bir durdurma kararı alınması, En azından birkaç haftalık bir süreyle yıkımların askıya alınması, Hem belediyelere hem de merkezi yönetime açık bir şekilde bu yönde talimat verilmesi. Yetkililere yönelik bu çağrının, yükselen toplumsal tansiyonu düşürebileceği ve daha sağduyulu bir çözüm sürecinin önünü açabileceği ifade ediliyor. KRİTİK EŞİK: GERİLİM Mİ, UZLAŞI MI? Gelinen noktada hobi bahçeleri meselesi, yalnızca imar mevzuatı çerçevesinde değerlendirilemeyecek kadar büyümüş durumda. Bir yanda tarım arazilerinin korunması gerekliliği, diğer yanda vatandaşların mülkiyet ve kullanım beklentileri arasında sıkışan süreç, kritik bir denge arayışını zorunlu kılıyor. Önümüzdeki günlerde atılacak adımlar, ya gerilimin daha da tırmanmasına ya da taraflar arasında makul bir uzlaşı zemininin oluşmasına neden olacak. Türkiye, hobi bahçeleri krizinde şimdi tam anlamıyla bir yol ayrımında.

Yıkmayı Değil İmar’ı Düşünün! Haber

Yıkmayı Değil İmar’ı Düşünün!

Yıkmayı Değil İmar’ı Düşünün! İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Çarpıcı Açıklamalar.. Devlet Hepimizin, Ama Yöneticiler Geçici… Son yıllarda sıkça tartışılan hobi bahçeleri ve imar barışı konusu, Türkiye’deki binlerce vatandaşı mağdur etmeye devam ederken, İbrahim Hacıoğlu da bu duruma sert tepki gösterdi. İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı olarak açıklama yapan Hacıoğlu, devletin uzun yıllardır göz yumduğu sorunları çözmek yerine, yapıcı bir yaklaşım sergilememesini eleştirdi. Devlet Hepimizin, Yöneticiler Geçici Hacıoğlu, devletin “hepimizin” olduğunu, ancak yöneticilerin geçici olduğunu belirterek, yöneticilere yönelik tepkisini dile getirdi. “Devlet hepimizin… Paidardır… Ama yöneticiler… İşte onlar gelip geçici… onların evi başına yıkılsın!” diyerek, sorunları çözme sorumluluğunun devletin üstünde olduğunu vurguladı. Hacıoğlu’nun bu sözleri, devletin sürekli ve kalıcı sorumluluğunun altını çizerken, yöneticilerin dönemsel olarak sorumluluk taşıdığını, dolayısıyla onların yaptıkları hataların daha uzun süreli etkiler yaratmaması gerektiğini dile getirdi. Tarım Arazilerinin Korunması ve Hobi Bahçelerindeki Çelişki Hacıoğlu, devletin tarım arazilerini koruma çabalarını desteklese de, geçmişte verdiği izinler ve göz yummalar nedeniyle ciddi çelişkiler oluşturduğunu belirtti. Tarım arazilerinin korunması gerektiğini söyleyen Hacıoğlu, “Ama bugüne kadar kooperatif adı altında tarım arazilerini bölüp ranta çevirenlere tapuda zorluk çıkarmayan yine bu devlet…” diyerek eleştirilerde bulundu. Devletin verdiği İmar Barışı ile hobi bahçesi sahiplerinin yıllardır para ödeyerek bu alanları edindiklerini ve altyapı hizmetlerinden faydalandıklarını ifade etti. İmar Barışı ve Hobi Bahçelerine Yapılan Yatırımın Göz Ardı Edilmesi Hacıoğlu, 2018’deki İmar Barışı ile hobi bahçesi sahiplerinin “yapılaşma izni” alarak yatırımlar yaptıklarını ancak şimdi devletin “evini yıkacağım” demesinin büyük bir haksızlık olduğunu vurguladı. “Hobi bahçelerini kimse bedavaya almadı. Üstüne bir de tonla para ödedi” diyerek, vatandaşların bu süreçte mağdur olduğunu belirtti. Hacıoğlu, “Parası olsa, Bodrum’dan, Marmaris’ten, Çeşme’den bahçeli ev alır” diyerek hobi bahçesi sahiplerinin ekonomik durumlarını daha iyi bir şekilde ortaya koydu. Yıkım Değil, Yapıcı Çözüm İstedi Hacıoğlu, “Yıkmak kolay, ama sorunu yapıcı bir şekilde çözmek zor” diyerek, devletin önceki hatalarına dikkat çekti. “Hobi bahçeleri standartlarının ötesine geçmiş yapılara, tek su ve elektrik aboneliğiyle 30-40 parçaya bölünmüş kooperatiflere izin verilmesin” diyen Hacıoğlu, İmar Barışı’ndan faydalanmış, altyapı hizmetlerine sahip hobi bahçelerinin sahiplerinin haklarının korunması gerektiğini ifade etti. Yeni Yönetmelikteki İhbar Düzenlemesi ve Tehditler Yeni düzenlemelerle birlikte hobi bahçelerinin ihbar edilebileceğini belirten Hacıoğlu, “Hobi bahçenize ihbar yağabilir” diyerek vatandaşları uyardı. Valiliklere yapılan her ihbarın ciddiye alınacağını ve denetimlerin başlatılacağını belirterek, bu durumun vatandaşı daha da mağdur edeceğini ifade etti. Hacıoğlu, insanların yıllarca yatırım yaptıkları bahçeleri, “evini yıkacağım” diyen bir devlet yaklaşımı ile kaybetmelerinin büyük bir yanlış olduğunu belirtti. Devletin Sorumsuzluğu ve Çözüm Önerisi Hacıoğlu, devletin hobi bahçeleri ve imar barışı konusunda geçmişteki sorumsuzluğunu sorgularken, bundan sonraki süreçte bu tür sorunların çözülmesi için adım atılmasını talep etti. “Vatandaş ağacını dikmiş, bahçesini ekmiş, yıllar sonra gelip ‘evini yıkacağım’ demek büyük yanlış!” diyerek, devletin yapması gereken şeyin yıkım değil, yapıcı bir çözüm bulmak olduğunu belirtti. Sonuç Olarak: “Evin Başına Yıkılsın!” Hacıoğlu’nun sert açıklamaları, devletin geçmişteki hatalarının ve yöneticilerin geçici sorumluluklarıyla ilişkilendirilen güncel mağduriyetlerin çözülmesi gerektiğini vurguladı. “Evin başına yıkılsın” diyerek, yöneticilerin hatalarını doğrudan yüklenmesini isteyen Hacıoğlu, devletin yapması gerekenin vatandaşları mağdur etmemek olduğunu söyledi. “Devlet hepimizin… Paidardır… Ama yöneticiler… İşte onlar gelip geçicidir… onların evi başına yıkılsın!” diyerek, vatandaşın haklarını korumanın devletin asli sorumluluğu olduğunu bir kez daha dile getirdi. İbrahim Hacıoğlu, İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı olarak, devletin son yıllarda izlediği tarım arazileri koruma politikasını eleştirerek önemli açıklamalarda bulundu. Hacıoğlu, devletin bu sorunu çözme çabalarını “haksız” ve “adilsiz” bulduğunu ifade ederek, bu durumu “Evin başına yıkılsındır” şeklinde nitelendirdi. Tarım Arazilerinin Korunması Amaçlanırken Yapılan Hatalar Hacıoğlu, devletin tarım arazilerini korumak adına doğru bir adım attığını, ancak yıllardır göz yumduğu ve ses çıkarmadığı konularda sorun yaratmış olduğuna dikkat çekti. “Kooperatif adı altında tarım arazilerini bölüp ranta çevirenlere tapuda zorluk çıkarmayan yine bu devlet…” diyen Hacıoğlu, devletin geçmişte yaptığı bu hatalar yüzünden bugün mağduriyet yaşandığını ifade etti. İmar Barışı ve Hobi Bahçeleri Üzerindeki Eleştiriler 2018’de çıkarılan “İmar Barışı” düzenlemesiyle hobi bahçesi sahiplerinden para alınıp, “yapılaşma izni” verildiğini belirten Hacıoğlu, devletin bu sürecin sonunda bugün, yıllardır bedel ödeyen vatandaşlara “evini yıkacağım” diyerek sorun çıkardığını söyledi. “Hobi bahçeleri kimse bedavaya almadı. Üstüne bir de tonla para ödedi” diyerek, hobi bahçesi alan insanların çoğunun zengin olmadığını belirtti. Hacıoğlu, “Parası olsa gider Bodrum’dan, Marmaris’ten, Çeşme’den bahçeli ev alır” diyerek hobi bahçeleri sahiplerinin durumunu daha iyi bir şekilde açıkladı. Çözüm Önerileri: Yapıcı Bir Adım Hacıoğlu, yıkmanın kolay, sorunu yapıcı bir şekilde çözmenin ise daha adil olacağını belirterek, “Bir kere hobi bahçesi standartlarının ötesine geçmiş yapılara, tek su ve elektrik aboneliğiyle 30-40 parçaya bölünmüş kooperatiflere izin verilmesin” diye konuştu. İmar Barışı çerçevesinde devletin kendi çıkardığı kanunu uygulayarak, hobi bahçelerinin altyapı hizmetlerinin sağlandığı yerlerde özel düzenlemeler yapılması gerektiğini savundu. Hacıoğlu, “Vatandaş mağdur edilmesin. Devlet yine bir bedel alarak bu insanlara bir hak tanısın” şeklinde konuştu. Devletin Sorumluluğu ve Geçmişteki Hatalar Hacıoğlu, devletin bugüne kadar bu duruma göz yummasının, “işin bu noktaya gelmesine sessiz kalmasının” ve hatta teşvik etmesinin büyük bir hata olduğunu belirtti. “İnsanların evi başına yıkılmasın. APP plaka meselesinde olduğu gibi milletle-devlet karşı karşıya gelmesin” diyerek devletin önceki hatalarına dikkat çekti. Yeni Yönetmelik ve İhbar Düzenlemesi Son olarak, yeni yönetmelikte yapılan düzenleme ile birlikte hobi bahçelerinin ihbar yoluyla yıkılabileceği duyuruldu. Bu düzenleme, “toprak koruma kurulu üyeleri ve sivil toplum kuruluşlarının ihbar yapabileceği” bir sistem getirdi. Hacıoğlu, bu durumun vatandaşlar için daha da büyük bir tehdit oluşturduğunu belirterek, “Hobi bahçenize ‘ihbar’ yağabilir” şeklinde uyarıda bulundu. Yeni yönetmeliğe göre, ihbar edilen hobi bahçeleri valilikler tarafından denetlenecek ve ihbar edilen yerler için ceza kesilip, yıkım işlemi başlatılacak. Hacıoğlu, “Vatandaş ağacını dikmiş, bahçesini ekmiş; yıllar sonra gelip ‘evini yıkacağım’ demek büyük yanlış!” diyerek, uygulamanın vatandaşlar için büyük bir mağduriyet yaratacağına işaret etti. İbrahim Hacıoğlu, devletin hobi bahçeleri ve imar barışı konusunda yaptığı hataları bir an önce düzeltmesi gerektiğini ve vatandaşların mağduriyetinin giderilmesi için adım atılması gerektiğini belirtti. “Evin başına yıkılsındır” diyerek devletin yaklaşımını eleştiren Hacıoğlu, “Çözüm, bundan sonra kesinlikle izin vermemek” diyerek, gelecekte benzer sorunların yaşanmaması için daha dikkatli ve yapıcı adımlar atılması gerektiğini vurguladı.

Bursa’da “Kademeli Emeklilik” çağrısı: “Bir gün farkla 20 yıl kaybediyoruz” Haber

Bursa’da “Kademeli Emeklilik” çağrısı: “Bir gün farkla 20 yıl kaybediyoruz”

Fomara Meydanı’nda gerçekleştirilen açıklamaya EMADDER Genel Başkanı Mihriban Uğurlu, Emekli ve Emekçiler Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı ve EYT Dernekleri Federasyonu Kurucu Başkanı Gönül Boran Özüpak, EMEDFED Örgütten Teşkilattan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Alper Özüpak, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mehmet Aydın Saldız, CHP Osmangazi İlçe Başkanı Raşit Gürbüz, Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Aslan ile çok sayıda emekli ve emekçi vatandaş katıldı. “Bir gün farkla 17-20 yıl daha fazla çalışıyoruz” Basın açıklamasında konuşan EMADDER Genel Başkanı Mihriban Uğurlu, emeklilik sisteminde ciddi bir adaletsizlik yaşandığını belirterek özellikle 8 Eylül 1999 sonrası işe başlayanların büyük mağduriyet yaşadığını söyledi. Uğurlu, yalnızca bir gün fark nedeniyle milyonlarca kişinin yıllarca daha fazla çalışmak zorunda kaldığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Bir gün farkla 17-20 yıl daha fazla çalışmak zorunda bırakılıyoruz. Bizler emekli değiliz, EYT’li de değiliz. Emekliliğe hak kazandığı hâlde adaletsiz yasalar nedeniyle emekli olamayan milyonlarız.” “EYT düzenlemesi yeni mağduriyet doğurdu” 7438 sayılı EYT düzenlemesine de değinen Uğurlu, yapılan düzenlemenin bir kesimi kapsarken milyonlarca kişiyi kapsam dışında bıraktığını söyledi. Uğurlu, “50-55 yaşında primini doldurmuş insanlar çalışmaya zorlanırken, 38-43 yaşında emeklilik mümkün olabiliyorsa burada ciddi bir adaletsizlik vardır” diyerek sistemdeki dengesizliğe dikkat çekti. Son dönemde dile getirilen “nimet-külfet dengesi” söylemine de tepki gösteren Uğurlu, 9-10 bin gün prim ödeyen çalışanların “külfet” olarak görülmesinin kabul edilemez olduğunu ifade etti. “Bir gün farkla insanlardan 20 yıl alınamaz” Yetkililere çağrıda bulunan Uğurlu, emeklilikte yaşanan eşitsizliğin giderilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: “8 Eylül bu ülkenin evladıysa, 9 Eylül neden üvey evladı olsun? Bir gün fark yüzünden bir insandan 20 yıl alınabilir mi? Bu bir maaş talebi değil, adalet arayışıdır.” Uğurlu, kademeli emeklilik düzenlemesinin çıkarılması ve EYT düzenlemesinde eksik kalan kısmın tamamlanması gerektiğini vurgulayarak mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi. Anahtar Parti’den destek Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Aslan da açıklamasında, toplumda adalet duygusunun zedelenmesinin ciddi sonuçlar doğuracağını belirtti. Aslan, “Bugün burada dile getirilen adaletsizlik karşısında verilen mücadeleyi son derece haklı buluyoruz. Bir toplum adalet duygusunu kaybettiğinde kalkınmasını ve ahlaki değerlerini de kaybeder. Bir gün ile 17 yıl arasında değişen mağduriyetlerin yaşanması kabul edilemez” dedi. “Sistem kademeli emekliliği kaldırabilir” Sosyal Güvenlik Uzmanı Özgür Erdursun ise kademeli emeklilik talebinin sosyal ve ekonomik açıdan karşılığı olan bir düzenleme olduğunu söyledi. Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin gelir-gider dengesinde son yıllarda iyileşme yaşandığını belirten Erdursun, kademeli emekliliğin uygulanabilir bir model olduğunu ifade etti. Erdursun, düzenleme hayata geçirilse bile herkesin aynı anda emekli olmayacağını, sürecin yıllara yayılarak ilerleyeceğini belirterek EYT sürecinde de benzer bir durum yaşandığını hatırlattı. Bursa’daki açıklamada, emeklilikte yaşanan eşitsizliklerin giderilmesi ve kademeli emeklilik düzenlemesinin bir an önce yasalaşması çağrısı yapılırken, hak arama mücadelesinin süreceği mesajı verildi.

İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanlığı’ndan esnaf ve ekonomi çıkışı: “Esnaf yalnız değildir” Haber

İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanlığı’ndan esnaf ve ekonomi çıkışı: “Esnaf yalnız değildir”

Gemlik’te saha çalışmaları gerçekleştiren İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanlığı, esnafın yaşadığı ekonomik sorunlara dikkat çekerek kapsamlı bir açıklama yaptı. İlçe Başkanı Orhan Karaduman, esnafın artan mali yükler karşısında ayakta kalmakta zorlandığını belirtti. “Esnaf ağır ekonomik baskı altında” Saha ziyaretlerinde esnafın en çok dile getirdiği sorunların başında yüksek vergi yükü, kredi faizlerindeki artış ve genel maliyet baskısının geldiğini ifade eden Karaduman, “Zaten zor şartlarda ayakta kalmaya çalışan esnafımız, son dönemde uygulanan politikalarla adeta nefes alamaz hale gelmiştir” dedi. Özellikle kredi kullanmış esnafa sonradan uygulanan faiz güncellemelerinin ciddi mağduriyet yarattığını vurgulayan Karaduman, bu durumun ticari güveni sarstığını ve planlama yapmayı zorlaştırdığını belirtti. Aydınlatma sorunu da gündemde Ekonomik sorunların yanı sıra altyapı eksikliklerine de dikkat çeken Karaduman, birçok mahallede sokak aydınlatmalarının yetersiz olduğunu ifade etti. Bu durumun hem güvenliği riske attığını hem de esnafın iş yapma saatlerini olumsuz etkilediğini belirterek, “Güvenliğin olmadığı yerde ticaret de huzur da olmaz” dedi. Yetkililere çağrı İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanlığı, yetkililere şu başlıklarda çağrıda bulundu: Esnaf üzerindeki vergi yükünün hafifletilmesi Kredi faiz güncellemelerinin geri çekilmesi ve mağduriyetlerin giderilmesi İlçe genelinde aydınlatma sorunlarının acilen çözülmesi Karaduman, “Esnaf bu şehrin bel kemiğidir. Esnaf ayakta kalırsa Gemlik ayakta kalır” ifadelerini kullandı. “Değişim talebi sahada açıkça görülüyor” Açıklamasında siyasi değerlendirmelere de yer veren Karaduman, saha çalışmalarında vatandaşların değişim talebini açık şekilde dile getirdiğini söyledi. Ekonomik koşulların ağırlaştığını belirten vatandaşların mevcut yönetimi yetersiz bulduğunu ifade eden Karaduman, bu talebin sandıkta karşılık bulacağını dile getirdi. “Artık günü kurtaran değil, geleceği inşa eden bir anlayışa ihtiyaç var” diyen Karaduman, Türkiye genelinde daha adil ve şeffaf bir yönetim beklentisinin arttığını savundu. “Değişim bir zorunluluk” İYİ Parti olarak bu sürecin sorumluluğunu taşıdıklarını belirten Karaduman, değişimin kaçınılmaz olduğunu ifade ederek, “Milletimizin iradesiyle sandıkta başlayacak değişimin güçlü bir parçası olmaya hazırız” dedi. İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanlığı, esnafın sorunlarını gündemde tutmaya ve çözüm önerilerini takip etmeye devam edeceklerini vurguladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.