Hava Durumu

#Kriz

Gürsu Haber - Kriz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kriz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Prof. Dr. Selma Yel, İran savaşının Türkiye için riskini açıkladı Haber

Prof. Dr. Selma Yel, İran savaşının Türkiye için riskini açıkladı

Haber: Ercan Çalışır Prof. Dr. Selma Yel, kaleme aldığı analizde Türkiye’nin enerji görünümüne dair çarpıcı veriler paylaştı. Yel’in değerlendirmesine göre, Karadeniz Sakarya Gaz Sahası’nda bulunan yaklaşık 710 milyar m³’lük doğalgaz rezervi teorik olarak 10-12 yıllık bir imkân sunsa da üretimin henüz tam kapasiteye ulaşmaması nedeniyle kısa vadede dışa bağımlılık devam ediyor. Mevcut doğalgaz depolama kapasitesinin yıllık tüketimin yalnızca %10’una karşılık geldiğini hatırlatan Yel, “Bu da muhtemel kriz durumlarında sınırlı bir güvence oluşturmaktadır” uyarısında bulundu. Yıllık doğalgaz tüketiminin 50-60 milyar m³ seviyesine ulaştığı Türkiye’nin büyük ölçüde enerji ithalatçısı olduğuna dikkat çeken Yel, şu ifadeleri kullandı: “Ekonomik olarak zaten zorda olan ülkemiz adına riskli bir sürece girildiğini söylemek mümkündür. Mevcut gelişmeler, Türkiye’de doğalgaz ve elektrik fiyatlarının artacağını, sanayi üretiminin pahalanacağını ve enflasyonun daha da yükselebileceğini işaret etmektedir.” “Türkiye siyasi ve jeopolitik tavizlere zorlanabilir” Prof. Dr. Yel, sürecin yalnızca fiyat artışıyla sınırlı kalmayacağını, enerji tedariki üzerinden yürütülen pazarlıkların Türkiye’yi siyasi ve jeopolitik tavizlere zorlayan bir baskı aracına dönüşebileceğini belirtti. Bu durumun ülkeyi daha kırılgan bir zemine sürükleyebileceğini ifade eden Yel, “Velhasıl Türkiye için enerji krizi artık kapıda değil, içerde ve geleceğimizdedir” değerlendirmesinde bulundu. “Alternatif kaynaklar zamanında geliştirilebilseydi” Türkiye’nin zamanında alternatif kaynaklar, güçlü depolama ve alternatif yeni hatları yeterince geliştiremediğini vurgulayan Yel, “Bu olumsuzlukların çok daha hafif hissedilmesi mümkün olabilirdi. Umarız hâlâ geç kalınmamıştır” ifadelerini kullandı. Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Brent petrolün varil fiyatı 100 euro barajını geçti. Söz konusu dalgalanma nedeniyle Türkiye'de akaryakıt fiyatlarına rekor zamlar geldi. Savaşın devam etmesi halinde fiyat istikrarsızlığının artarak devam edeceği değerlendirildi.

Bursa’da “Hastane Alanı” Tartışması Büyüyor Haber

Bursa’da “Hastane Alanı” Tartışması Büyüyor

Bursa’nın Yıldırım ilçesinde, kamuoyunda uzun süredir “hastane alanı” olarak bilinen ve üzerindeki yapıların yıkılmasıyla yeniden tartışmaya açılan değerli arazilerle ilgili gerilim giderek tırmanıyor. Özellikle eski tıp fakültesi hastanesi alanı ve çevresine ilişkin yapılan açıklamalar, hem siyasi cephede hem de kamuoyunda sert yankı buldu. “Bursa’da Kamu Arazileri Üzerinden Kim Ne Yapıyor?” – DEVA’lı Öztürk’ten Sert ve Tartışma Yaratan Çıkış Bursa’da “hastane alanı” olarak bilinen ve yıllardır kamu hizmeti beklentisiyle gündemde olan stratejik araziler üzerinden yürüyen tartışmalar, bu kez çok daha sert bir siyasi polemiğe sahne oldu. DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, Yıldırım ilçesindeki değerli arsalarla ilgili adeta ateş püskürdü. Öztürk, özellikle eski tıp fakültesi hastanesi alanı ve Yüksek İhtisas çevresindeki “kupon araziler” hakkında yaptığı açıklamada, “Bu şehirde kim, hangi yetkiyle, hangi kamu arazisini neye göre pazarlıyor?” diyerek sert bir çıkış yaptı. Açıklamasında tonunu giderek yükselten Öztürk, kamuya ait olduğu düşünülen alanların amacından uzaklaştırıldığını savundu. Tartışmaların fitilini ateşleyen süreç ise Oktay Yılmaz’ın söz konusu alanlara ilişkin geçmişte yaptığı “belediye binası” ve “vitrin proje” vurgusu oldu. Bu açıklamaları “akıl tutulması” olarak nitelendiren Öztürk, “Bursa’nın hastaneye ihtiyacı varken, siz kalkıp bu alanlara prestij projesi diyorsunuz. Bu, kamu yararına açıkça meydan okumaktır” ifadelerini kullandı. Öztürk, Yüksek İhtisas Kavşağı’nın hemen yanında yer alan ve geçmişte de büyük tepki çeken planları hatırlatarak, Yıldırım halkının bu tür girişimlere daha önce “net bir şekilde dur” dediğini vurguladı. “Bu milletin hafızasıyla kimse dalga geçmesin. Aynı projeleri ısıtıp ısıtıp yeniden önümüze koymak, açıkça kamuoyunu yok saymaktır” dedi. Açıklamasının en dikkat çeken bölümü ise bölgedeki özel hastane yapılanmalarıyla ilgili oldu. Söz konusu alanın tam karşısında bulunan Doruk Hastaneleri’ne işaret eden Öztürk, bu hastanenin ortaklarından birinin geçmiş dönem AK Parti milletvekili Mustafa Esgin olduğunu hatırlattı. Bu noktada sert imalarda bulunan Öztürk, “Kamu arazileri bir bir tartışmaya açılırken, hemen karşısında özel yatırımların bulunması tesadüf mü? Yoksa Bursa’da sağlık alanları üzerinden başka bir denklem mi kuruluyor?” diyerek kamuoyuna açık sorular yöneltti. “Bursa halkı saf değil” diyen Öztürk, açıklamasını daha da sertleştirerek şu ifadeleri kullandı: “Eğer bu alanlar gerçekten hastane ihtiyacı için ayrıldıysa, neden bugün farklı projeler konuşuluyor? Eğer farklı projeler planlanıyorsa, o zaman yıllardır bu halka neden ‘sağlık yatırımı’ denildi? Bu işin içinde kimler var, kimler kazanacak, kimler kaybedecek? Herkes açıkça konuşmak zorunda.” Kamu arazilerinin “kupon” olarak görülmesine de sert tepki gösteren Öztürk, “Bu şehir rant projelerine teslim edilemez. Bursa’nın geleceği birkaç kişinin masa başı planlarına kurban edilemez” dedi. Öztürk, sürecin şeffaf yürütülmediğini savunarak yetkililere açık çağrıda bulundu: “Tüm planlar, imar değişiklikleri ve satış süreçleri derhal kamuoyuna açıklanmalıdır. Kim, hangi parsel üzerinde ne planlıyor, Bursa halkı bunu bilmek zorundadır. Aksi halde bu tartışma büyür, bu güvensizlik derinleşir.” Bursa’da giderek büyüyen “hastane alanı” krizi, Öztürk’ün bu sert açıklamalarıyla yeni bir boyut kazanırken, gözler şimdi hem yerel yönetimden hem de ilgili kurumlardan gelecek yanıtlara çevrildi. Tartışmanın önümüzdeki günlerde daha da sertleşmesi ve siyasi gündemin üst sıralarında yer alması bekleniyor. Eleştiriler, yalnızca imar planlarıyla sınırlı kalmadı; aynı zamanda “kamu arazilerinin kimler için ve ne amaçla değerlendirildiği” sorusu da yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. Özellikle sağlık alanı olarak anılan bölgelerin farklı projelere kaydırılmasının, kent planlaması açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor. Muhalefet cephesi, sürecin şeffaf yürütülmediğini öne sürerken, iktidar kanadından ise henüz bu eleştirilere yönelik kapsamlı bir yanıt gelmiş değil. Ancak artan kamuoyu baskısı, önümüzdeki günlerde konunun daha geniş bir siyasi tartışmaya dönüşeceğinin sinyallerini veriyor. Bursa’da “hastane alanı” üzerinden büyüyen bu kriz, yalnızca bir imar tartışması olmanın ötesine geçerek, kamu kaynaklarının kullanımı, şehircilik ilkeleri ve siyasi etik başlıklarını da yeniden gündemin merkezine taşıdı. Önümüzdeki süreçte alınacak kararların, hem kent hafızası hem de kamu vicdanı açısından belirleyici olacağı değerlendiriliyor.

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk'ten Sert Eleştiriler: Bursa Ekonomisi "Canlı Ama Kırılgan" Haber

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk'ten Sert Eleştiriler: Bursa Ekonomisi "Canlı Ama Kırılgan"

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın 2003’ten bu yana tuttuğu firma açılış-kapanış istatistiklerini sert bir şekilde eleştirerek, kentin ekonomik yapısının ne kadar kırılgan olduğunu ve sürdürülebilir büyüme sağlanamaması sebebiyle ciddi uyarılarda bulundu. Bursa'nın ekonomik profilini gözler önüne seren veriler, kent ekonomisinin sadece büyüdüğünü, aynı zamanda kırılgan bir yapıya büründüğünü de ortaya koyuyor. Öztürk, “Bursa'nın ekonomik hafızasını açığa çıkaran bu veriler, bir başarı hikayesi gibi sunuluyor, ancak gerçekte durum çok daha vahim. Her yıl artan açılış sayısı, kapanan firma oranları ile dengeleniyor ve bu dengenin bozulması, Bursa’nın ekonomik sağlığının ciddi şekilde tehlikeye girdiğinin göstergesidir. Ekonomi büyümek bir kenara, çürümeye başlamıştır!” dedi. "Sürekli Büyüyen Firma Sayısı, Sadece Gölgeleme Yaptı!" Tayfun Öztürk, 2003 ile 2024 yılları arasında Bursa’daki açılan ve kapanan firma sayılarına dikkat çekti. 2003 yılında 1960 firma açılıp 550 firma kapanırken, 2024 yılına gelindiğinde açılan firma sayısının 5.147'ye, kapanan firma sayısının ise 1.904’e yükseldiğini belirtti. “Evet, Bursa ekonomisi büyüdü, sanayi çeşitlendi diye sunuluyor, ama bu büyüme tek başına sağlıklı bir büyüme değildir. Her 2,5 yeni kurulan firmaya karşılık bir firma kapanıyorsa, bu veriler bizim için sadece büyüyen bir ekonomi değil, çürüyen bir ekonomi tablosudur. Bu kadar fazla firma kapanıyorsa, demek ki büyüme sadece sayılarla sınırlı kalıyor ve gerçek bir ekonomik dönüşüm sağlanamıyor” şeklinde konuştu. Öztürk, “Bursa’daki ekonomik modelin iflas ettiği, sadece rakamlara yansıyan bir büyüme olduğuna dikkat çekmek gerek. 2024 yılına baktığımızda açılan firmaların sayısının arttığını ancak kapanan firmaların sayısındaki oranın da arttığını görüyoruz. Buradaki büyük çelişki, ekonomik büyüme ve sürdürülebilirlik arasındaki derin uçurumu gözler önüne seriyor” dedi. "2025'te Girişimcilik İştahı Zayıfladı" 2025 yılı verilerine de atıfta bulunan Öztürk, bu yılın ilk 11 ayında açılan firma sayısının 4.239’a yükseldiğini, ancak kapanan firma sayısının da 1.672’yi bulduğunu belirtti. “Girişimcilik iştahı 2025’te yüzde 18’lik bir düşüş göstermiştir. Bu, Bursa'da iş kurma arzusunun azaldığını, ancak yine de bir çöküş yaşanmadığını gösteriyor. Ancak asıl sorunumuz burada başlıyor: Bu azalan iş kurma arzusunun arkasında ne var? Firma kurmak zor, finansal dayanıklılık yok, kurumsallaşma yok, ihracat kabiliyeti yok!” diyerek, Bursa ekonomisinin dinamiklerini daha dikkatli bir şekilde analiz edilmesi gerektiğini vurguladı. "Bursa Ekonomisi Sadece Canlı Değil, Kırılgan da!" Bursa ekonomisinin büyük bir tehdit altında olduğunu belirten Tayfun Öztürk, şunları söyledi: “Bursa'nın ekonomik yapısı sadece canlı değil, aynı zamanda kırılgan. Bu kırılganlık, girişimcilik iştahındaki azalma ile birlikte büyük bir riski barındırıyor. Her yeni kurulan firmanın sürdürülebilirlik şansı giderek daha da azalıyor. Kapanan firmaların sayısındaki artış da bu gerçeği ortaya koyuyor. Bursa ekonomisinin artık can simidine ihtiyacı var ve o can simidi de kurumsallaşma, finansal dayanıklılık ve sürdürülebilir büyüme politikalarına dayalı bir stratejidir.” "Destekler Yetersiz, KOBİ'ler Yalnız Bırakılıyor" Öztürk, hükümetin KOBİ’lere yönelik destek politikalarını da sert bir şekilde eleştirdi. “Yeni kurulan firmaların büyük bir kısmı, ilk üç yıl içinde kapanma riskiyle karşı karşıya kalıyor. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, verilen desteklerin niceliğinden çok, niteliği olmasıdır. Destekler, daha çok mikro işletmelere yönlendirilmek yerine, büyük işletmelere veriliyor ve KOBİ’ler yalnız bırakılıyor. KOBİ tanımının daraltılması ve mikro şirketlere yönelik daha etkin destekler sağlanması gerekiyor. Ancak bu konuda yapılan tüm hamleler yetersiz” diyerek mevcut desteklerin faydasız olduğunu ifade etti. "Sadece Firma Kurmak Yetmiyor, Sürdürülebilir Büyüme Gerekli" Öztürk, “Artık sadece firma kurmak yeterli değil. Firmaların büyümesi, ölçeklenmesi, kurumsallaşması ve ihracat yapabilmesi gerekiyor. Ancak bugün Bursa’da kurulan firmaların büyük çoğunluğu, sürdürülebilir büyüme için gerekli temellere sahip değil. Bu da girişimcilik kültürünün zayıflamasına yol açıyor” diyerek bu sorunun sadece yerel değil, ulusal bir sorun olduğunu belirtti. "400 Firma Kapanıyor, Bu Bir Felakettir!" Öztürk, 2026'nın ilk üç ayında 400 firmanın kapanmasının, Bursa ekonomisi için ciddi bir alarm olduğunu belirtti. “Bursa’daki bu korkunç kapanış rakamı, sadece işletme sahiplerini değil, tüm şehri etkileyecek bir felakettir. Bu kadar firma kapanıyorsa, bu ekonomik çöküşün işaretidir. Eğer önlem alınmazsa, bu felaketi daha da büyütmemiz an meselesi” diyerek uyarısını net bir şekilde yineledi. "Sürdürülebilir Büyüme İçin Yeni Politikalar Gerek" Son olarak, Tayfun Öztürk, Bursa’daki ekonomik yapının sürdürülebilir büyüme için yeni bir stratejiye ihtiyaç duyduğunu söyledi. “Bursa’nın ekonomisinin sürdürülebilir bir büyüme yolu bulması için öncelikle kurumsallaşma, finansal dayanıklılık ve ihracat odaklı bir stratejiye ihtiyacı vardır. Bu temel taşlar atılmadan, Bursa ekonomisi üzerinde inşa edilecek hiçbir yapı sağlam olamaz. Yeni politikalar, yalnızca firma kurma süreçlerini değil, aynı zamanda bu firmaların uzun vadeli büyüme süreçlerini de kapsamalıdır” diyerek Bursa'nın kalkınması için gerekli adımların bir an önce atılması gerektiğini belirtti. "Bursa, sadece rakamlarla değil, doğru stratejilerle büyüyebilir" Tayfun Öztürk, “Bursa'nın ekonomisini sağlıklı bir yapıya kavuşturmak ve sürdürülebilir bir büyüme sağlamak için daha fazla zamana sahip değiliz. Bu kriz daha da büyümeden, önlem almak ve doğru stratejilerle yola çıkmak zorundayız. Bursa ekonomisi, doğru yönetilmediği sürece sadece daha fazla çürüyüp, yok olacak. Bu tehlikeyi görmezden gelmek, hepimizin geleceğini riske atmak anlamına gelir!” diyerek çağrısını bir kez daha tekrarladı.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU: MEMLEKETİN İKİ YAKASINI BİR ARAYA GETİRMEYE TALİBİZ Haber

YAVUZ AĞIRALİOĞLU: MEMLEKETİN İKİ YAKASINI BİR ARAYA GETİRMEYE TALİBİZ

Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, Samsun’da katıldığı iftar programında, “Biz memleketin iki yakasını bir araya getirmeye talibiz. Kavgaya kurulmadık. Siyasi dedikodu yapmayacağız. Ama sofraya kavuşacağız, umuda kavuşacağız, çocuklarımızın eğitimine kavuşacağız” diye konuştu. Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, Samsun’da düzenlenen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü programı kapsamındaki iftar programına katıldı. Programa Ağıralioğlu’nun eşi Bilge Bilgin Ağıralioğlu’nun yanı sıra Çevre, Şehircilik, Afet ve Su Politikaları Başkanı Emine Küçükali ile Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı GüntülüKavuncu Demirtaş da katıldı. Programın ev sahipliğini ise Samsun İl Başkanı Ahmet Karkucak ve Samsun Kadın Kolları Başkanı Neslihan Koyuncu yaptı. “KADINLARIN HUZURU MEMLEKETİN HUZURUDUR” 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü tebrik ederek anlamına değinen Ağıralioğlu, kadınların yaşadığı sorunların daha çok konuşulması gerektiğini belirtti. Kadınların memlekette yaşanan her sorundan ilk etkilenen kesim olduğunu ifade eden Ağıralioğlu, şunları söyledi: “Memlekette işler yolundaysa memleketin huzurundan en çok payı alan da kadınlardır. Ama işler bozulursa, ekonomi bozulursa, hukuk bozulursa, güvenlik bozulursa bundan ilk huzursuz olan yine kadınlardır. Enflasyon olunca pazarda ilk zorlanan kadınlardır. Sofra bozulunca ilk derdi hisseden kadınlardır.” Ağıralioğlu, şehit annelerinin toplumdaki yerinin ayrı olduğunu ifade ederek, “Sözün başı evladını şehit veren analardır. Çünkü onlar evlatlarını bu vatan için feda etmiş analardır” dedi. EN BÜYÜK YÜKÜ KADINLAR TAŞIYOR… Kadınların aile içinde de en büyük yükü taşıyan taraf olduğunu dile getiren Ağıralioğlu, ekonomik sıkıntıların da en çok kadınları etkilediğini söyledi. “Kadınlar ekonomi bozulunca eşinin de çocuğunun da huzursuzluğunu ilk hisseden taraftır” diyen Ağıralioğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Piyasa bozulunca, enflasyon artınca ilk vurulan kadınlardır. Sokak güvenliği bozulunca tehdit altında kalan kadınlardır. Eğitim bozulunca çocuklarının geleceği için en çok endişelenen yine kadınlardır.” Anahtar Parti olarak Türkiye’nin sorunlarını çözmeye talip olduklarını ifade eden Ağıralioğlu, siyasetin kavga değil çözüm üretmesi gerektiğini söyledi. “Biz memleketin iki yakasını bir araya getirmeye talibiz. Kavgaya kurulmadık. Siyasi dedikodu yapmayacağız. Ama sofraya kavuşacağız, umuda kavuşacağız, çocuklarımızın eğitimine kavuşacağız” diyen Ağıralioğlu, güvenli sokaklar ve adil bir çalışma hayatı için mücadele edeceklerini dile getirdi. “TÜRKİYE BÜYÜK BİR MEMLEKETTİR” Türkiye’nin potansiyelinin çok daha büyük olduğunu vurgulayan Ağıralioğlu, mevcut sorunların yanlış yönetimden kaynaklandığını belirtti. “Bu ülke doğru yönetilmediği için bu durumdadır” diyen Ağıralioğlu, şunları söyledi: “Bu memleket Samsun dahil bulduğunuzun on katını yaşatacak kadar büyük bir memlekettir. Yirmi bin lirayla yaşamak zorunda kaldığınız bu memlekette, aslında bolluğun konuşulacağı kadar kaynak vardır.” “SİYASETİ TERBİYE HATTINA ÇEKECEĞİZ” Ağıralioğlu, siyasette nezaket ve çözüm odaklı bir anlayış inşa etmek istediklerini ifade ederek, şunları söyledi: “Ben siyasete bir terbiye hattı kazandırmaya çalışıyorum. Hakaret etmeden tenkit, kavga etmeden eleştiri içinde çözüm üreten bir siyaset mümkün.” “TÜRK MİLLETİ AYAĞA KALKACAKTIR” Dünyada artan krizlere de değinen Ağıralioğlu, Türkiye’nin güçlü olması gerektiğini belirtti. “Dünya önümüzdeki yıllarda daha fazla kriz ve çatışma yaşayacak” diyen Ağıralioğlu, şöyle konuştu: “İran’da savaş var, Suriye’de sorun var, bölgemizde büyük bir gerilim var. Böyle bir dönemde Türkiye’yi güçlü hale getirmek zorundayız.” “SAMSUN’DAN SÖZ VERİYORUZ” Samsun’un tarihsel önemine vurgu yapan Ağıralioğlu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Burası kurtuluşun şehridir. Burası emperyalizme razı olmayan bir milletin ayağa kalktığı yerdir. Samsun’dan söz veriyoruz: Türkiye’yi daha güçlü, daha adil ve daha huzurlu bir ülke yapmak için gece gündüz çalışacağız.”

Saadet Partisi Bursa İl Kadın Kolları’ndan Çarpıcı Uyarı: “Toplumsal Çürüme Derinleşiyor, Ahlak ve Adalet Yeniden İnşa Edilmeli” Haber

Saadet Partisi Bursa İl Kadın Kolları’ndan Çarpıcı Uyarı: “Toplumsal Çürüme Derinleşiyor, Ahlak ve Adalet Yeniden İnşa Edilmeli”

Bursa’da Saadet Partisi İl Kadın Kolları, toplumsal ve siyasal yapıya ilişkin dikkat çeken bir değerlendirme yaparak ahlak, adalet ve maneviyat ekseninde güçlü bir uyarıda bulundu. İl Kadın Kolları Başkan Yardımcısı Betül Arakız, yaptığı kapsamlı açıklamada Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunların yalnızca ekonomik ya da siyasi krizlerle açıklanamayacağını belirterek, asıl meselenin insan, toplum, siyaset ve kurumların birlikte aşındığı derin bir çürüme süreci olduğunu vurguladı. “Sorunlar Yapısal Bir Çözülmenin Sonucu” Arakız, yaptığı açıklamada bugün Türkiye’de ekonomiden güvenliğe, siyasetten sosyal hayata kadar pek çok başlığın tartışıldığını ancak sorunların kalıcı hâle gelmesinin temel nedeninin daha derin bir yapısal çözülme olduğunu ifade etti. Bu sürecin ani ortaya çıkan bir kriz olmadığını belirten Arakız, uzun yıllar içinde biriken ve hayatın her alanına yayılan bir çözülmeden söz ettiklerini dile getirdi. Açıklamada, bireyden başlayarak topluma ve kurumlara uzanan bu aşınmanın giderek daha görünür hâle geldiği kaydedildi. “Çözülme Önce Bireyin İçinde Başlıyor” Arakız’a göre toplumsal çürümenin ilk halkası bireyin iç dünyasında başlıyor. İnsan hayatını anlamla ilişkilendiremediğinde sorumluluk duygusunun zayıfladığını ifade eden Arakız, yaşamın emanet bilinci yerine kazanç ve tüketim odaklı bir anlayışla şekillenmeye başladığını söyledi. Günümüzde birçok alanda “Doğru mu?” sorusunun geri planda kaldığını belirten Arakız, “Bana ne kazandırır?” yaklaşımının öne çıktığını ifade ederek bunun iş hayatında hak ihlallerini, kamuda torpilin normalleşmesini ve günlük hayatta yalanın sıradanlaşmasını beraberinde getirdiğini dile getirdi. Toplumsal Bağlar Zayıflıyor, Aile Kurumu Baskı Altında Bireysel düzeyde başlayan çözülmenin kısa sürede toplumsal bağları zayıflattığını belirten Arakız, bunun en somut sonucunun aile kurumunda görüldüğünü ifade etti. Ailenin değerlerin öğrenildiği ilk ve en temel yapı olduğuna dikkat çeken Arakız, bugün ailelerin ekonomik baskılar, iletişimsizlik ve güvensizlik gibi çok yönlü sorunlarla ayakta kalmaya çalıştığını söyledi. “Aile Yılı İlanı Beklentileri Karşılamadı” Hükümetin 2025 yılını “Aile Yılı” ilan ettiğini hatırlatan Arakız, buna rağmen toplumun temel taşı olarak görülen ailelerin ekonomik ve sosyal haklar açısından ciddi kayıplar yaşadığı bir dönemin ortaya çıktığını savundu. Açıklamada, aile kurumunun desteklenmesi gerekirken toplumun kendi başının çaresine bakmak zorunda bırakıldığı yönünde eleştiriler yer aldı. Ahlak, Adalet ve Maneviyat Vurgusu Saadet Partisi Bursa İl Kadın Kolları’nın açıklamasında çözümün yalnızca ekonomik tedbirlerle sınırlı kalamayacağı, toplumsal iyileşmenin ahlak, adalet ve maneviyat ekseninde mümkün olacağı ifade edildi. Arakız, toplumun yeniden güçlü bir değer zemini üzerinde yükselmesi gerektiğini belirterek, bireyden başlayarak kurumlara kadar uzanan kapsamlı bir zihniyet değişimine ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Mudanya’da Yıkım Fırtınası… Haber

Mudanya’da Yıkım Fırtınası…

İmar Yasasına Takılanlar Genel Başkan İbrahim Hacıoğlu adına yapılan sert açıklamada, Mudanya genelinde bağ evleri ve köy yerleşim alanlarını hedef alan yıkım kararlarına adeta ateş püskürüldü. Genel Başkan İbrahim Hacıoğlu, alınan kararların “hukuki değil, vicdani bir çöküş” olduğunu belirterek, “Bu kararlar halkın vicdanında hükümsüzdür” dedi. “Bu Bir İmar Meselesi Değil, Adalet Meselesidir” Açıklamada, son günlerde art arda gündeme gelen yıkım kararlarının toplumda büyük bir huzursuzluk yarattığı vurgulandı. Yıllarca emek verilerek yapılan evlerin bir gecede yıkım tehdidiyle karşı karşıya bırakılmasının kabul edilemez olduğu ifade edilirken, sorunun teknik değil doğrudan bir barınma hakkı ve adalet meselesi olduğu belirtildi. Hacıoğlu, “Bu mesele bağ evi ya da köy içi tartışması değildir. Bu mesele insanların alın terinin, yuvasının ve yaşam hakkının korunması meselesidir” diyerek uygulamalara sert tepki gösterdi. “Yıkımlar Ayrımsız Takip Edilecek” Açıklamada hiçbir mahalle ya da köyün hedef gösterilmediği özellikle vurgulanırken, Mudanya’da alınan tüm yıkım kararlarının ayrım gözetmeksizin takip edileceği belirtildi. Bağ evi, köy yerleşimi veya mücavir alan fark etmeksizin yapılan her uygulamanın eşitlik ve hukuk ilkelerine uygun olup olmadığının izleneceği ifade edildi. “Eğer bir mücadele verilecekse bu mücadele adalet için verilecektir. Eğer bir takip yapılacaksa herkes için yapılacaktır” denildi. Ramazan Ayında Yıkım Tepkisi: “Vicdani Körlük” Açıklamanın en sert bölümlerinden biri ise yıkım kararlarının Ramazan ayına denk getirilmesi oldu. Ramazan’ın sabır, merhamet ve dayanışma ayı olduğuna dikkat çekilerek bu dönemde yapılacak yıkımların: Aileleri psikolojik olarak yıpratacağı Toplumsal tepkiyi büyüteceği Kurumlara olan güveni zedeleyeceği ifade edildi. Hacıoğlu, bu durumu “idari değil vicdani körlük” olarak nitelendirdi. Belediyeye ve Siyasi Partilere Açık Soru Açıklamada doğrudan Mudanya Belediyesi yönetimine ve belediye meclisinde sessiz kalan partilere sert sorular yöneltildi: “Bugün evler yıkılırken hangi taraftasınız?” “Yarın seçim çalışmasına köylere gittiğinizde ne diyeceksiniz?” “Evlerinizi yıktık yine bizi seçin mi diyeceksiniz?” Sessiz kalan siyasi aktörlerin bu suskunluğu halka nasıl açıklayacağı soruldu. “Bu Bir Tehdit Değil Demokratik Hatırlatma” Açıklamada yaklaşan seçimlere de gönderme yapılarak, Mudanya halkının hem yıkanları hem de susanları not ettiği ifade edildi. “Bu bir tehdit değil; demokratik bir hatırlatmadır. Siyaset zor zamanda belli olur” denildi. Yapı Kayıt Belgeleri Tartışması Metinde ayrıca Yapı Kayıt Belgesi sahibi vatandaşların belge iptalleri, para cezaları ve yıkım kararlarıyla karşı karşıya bırakılmasının hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğu savunuldu. Belediyelerin yıllarca plan hazırlamaması, kırsal alanların plansız bırakılması ve idarenin planlama sorumluluğunu yerine getirmemesinin mağduriyetlerin temel nedeni olduğu ifade edildi. İmar Barışı düzenlemesinin bir af olmadığı, fiili durumun tespiti amacı taşıdığı hatırlatılarak geçerli belgelerin iptal edilmesinin kazanılmış haklara açık müdahale olduğu vurgulandı. “Toplumsal Bir Güven Krizi” Deprem gerçeği de hatırlatılan açıklamada, yapıların kayıt altına alınmasının kamu yararı açısından zorunlu olduğu belirtildi. Yapı kayıt mağduriyetinin bireysel değil toplumsal bir sorun olduğu ifade edilerek, vatandaşın devlete güveninin yeniden tesis edilmesi için kapsamlı bir yasal düzenleme çağrısı yapıldı. Sonuç olarak açıklama, Mudanya’da yaşanan yıkım sürecinin sadece bir imar uygulaması değil; siyasi, sosyal ve vicdani boyutları olan derin bir kriz haline geldiğini ortaya koyarken, önümüzdeki süreçte tartışmanın daha da büyüyeceğinin sinyalini verdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.