Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kamuoyu

Gürsu Haber - Kamuoyu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kamuoyu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde Büyük Tasfiye İddiası: Bozbey Döneminde Alınan Personellerin İşine Son Veriliyor Haber

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde Büyük Tasfiye İddiası: Bozbey Döneminde Alınan Personellerin İşine Son Veriliyor

Mustafa Bozbey yönetimindeki Bursa Büyükşehir Belediyesi, kamuoyunu sarsan personel operasyonu iddialarıyla gündemin merkezine oturdu. Belediyede yaşanan görev değişiklikleri ve işten çıkarmalar kentte büyük tepkiye neden olurken, yüzlerce çalışanın kapı önüne konulduğu yönündeki iddialar Bursa siyasetinde adeta deprem etkisi yarattı. İddialara göre, Mustafa Bozbey döneminde belediye bünyesine alınan çok sayıda personelin görevine son verildi. Belediye koridorlarında konuşulan rakamların her geçen gün arttığı belirtilirken, işten çıkarılan çalışanların önemli bir bölümünün herhangi bir tatmin edici gerekçe gösterilmeden işsiz bırakıldığı öne sürülüyor. Özellikle ekonomik krizin vatandaşın belini büktüğü bir dönemde gerçekleştiği iddia edilen bu toplu işten çıkarmalar, kamu vicdanında ciddi rahatsızlık oluşturdu. Belediyede yıllardır emek verdiğini ifade eden çalışanların bir gecede işsiz bırakıldığı iddiaları, “liyakat mı, siyasi hesaplaşma mı?” sorularını da beraberinde getirdi. Kulislerde konuşulan iddialar bununla da sınırlı değil. Belediye içerisindeki bazı birimlerde geniş çaplı kadro değişimlerinin sürdüğü, yeni bir yapılanma adı altında sistemli bir personel tasfiyesinin yürütüldüğü ileri sürülüyor. İş akitleri sona erdirilen personellerin yaşadığı mağduriyetin her geçen gün büyüdüğü belirtilirken, ailelerin ciddi ekonomik çıkmaza sürüklendiği ifade ediliyor. Sosyal medyada çok sayıda kullanıcı yaşananlara tepki gösterirken, “emek kıyımı”, “belediyede büyük tasfiye” ve “çalışanlar neden hedefte?” yorumları dikkat çekiyor. İşten çıkarıldığı öne sürülen bazı personellerin hukuki süreç başlatmaya hazırlandığı da iddialar arasında yer aldı. Tüm bu gelişmeler yaşanırken gözler şimdi Bursa Büyükşehir Belediyesi yönetimine çevrilmiş durumda. Kamuoyu, iddiaların doğru olup olmadığına ilişkin net ve kapsamlı bir açıklama bekliyor. Belediye yönetiminin sessizliğini koruması ise tartışmaları daha da büyütüyor. Bursa’da yaşanan bu gelişmenin önümüzdeki günlerde siyasi ve hukuki boyutuyla daha da büyümesi bekleniyor.

Demokrat Parti Bursa İl Başkanı Ali Kamil Göral: “Sorunları Konuşmakla Yetinmeyeceğiz, Çözüm Üreten Bir Mekanizma Kuruyoruz” Haber

Demokrat Parti Bursa İl Başkanı Ali Kamil Göral: “Sorunları Konuşmakla Yetinmeyeceğiz, Çözüm Üreten Bir Mekanizma Kuruyoruz”

Demokrat Parti Bursa İl Başkanı Ali Kamil Göral, kentin kronikleşen sorunlarının daha yakından takip edilmesi, çözüm yollarının somutlaştırılması ve kamuoyunda güçlü bir farkındalık oluşturulması amacıyla kapsamlı bir adım attıklarını duyurdu. Göral, Bursa’nın farklı alanlardaki ihtiyaçlarına doğrudan temas edecek şekilde 12 ayrı ihtisas komisyonu kurulacağını açıkladı. Yaptığı değerlendirmede mevcut sorunların artık ertelenemez bir noktaya geldiğine dikkat çeken Göral, “Bursa’nın meseleleri günübirlik yaklaşımlarla çözülemez. Eğer sorunları doğru tespit etmez ve kalıcı çözümler üretmezsek, yarın çok daha ağır bedellerle karşı karşıya kalırız” ifadelerini kullandı. Bu kapsamda oluşturulacak komisyonların yalnızca rapor hazırlayan yapılar olmayacağını vurgulayan Göral, sahadan veri toplayan, vatandaşla doğrudan temas kuran ve çözüm önerilerini ilgili kurumlara taşıyan aktif bir yapı hedeflediklerini belirtti. Kurulacak 12 ihtisas komisyonunun; ekonomi, sanayi, tarım, eğitim, sağlık, çevre, ulaşım, kentsel dönüşüm, sosyal politikalar, gençlik ve spor, kadın ve aile ile yerel yönetimler gibi Bursa’nın temel dinamiklerini kapsayacağını ifade eden Göral, her bir komisyonun alanında uzman isimlerden oluşacağını söyledi. Göral, “Artık sorunları uzaktan izleyen değil, sahaya inen ve çözüm üreten bir anlayışı hayata geçiriyoruz” dedi. Vatandaşların sürece aktif katılımının önemine de değinen Göral, bu komisyonların toplumla güçlü bir etkileşim içinde çalışacağını belirtti. Amaçlarının yalnızca sorunları tespit etmek değil, aynı zamanda bu sorunların kamuoyunda daha fazla görünür olmasını sağlamak olduğunu ifade eden Göral, “Bir sorun konuşulmuyorsa, çözümü de gecikir. Biz Bursa’nın gerçek gündemini görünür kılmakta kararlıyız” şeklinde konuştu. Açıklamasında uyarıcı mesajlara da yer veren Göral, özellikle plansız şehirleşme, çevresel riskler ve ekonomik daralma gibi başlıklarda gerekli önlemler alınmadığı takdirde Bursa’nın geleceğinin ciddi tehdit altında olabileceğini dile getirdi. “Bugün görmezden gelinen her sorun, yarının daha büyük krizlerine dönüşür. Bu nedenle tüm kurumları ve yetkilileri sorumluluk almaya davet ediyoruz” diyen Göral, iş birliği çağrısında bulundu. Komisyonların hazırlayacağı raporların düzenli olarak kamuoyu ile paylaşılacağını da açıklayan Göral, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin ön planda tutulacağını vurguladı. Ayrıca bu çalışmaların yalnızca siyasi bir faaliyet olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, “Bu bir Bursa meselesidir. Kim taşın altına elini koyarsa, biz onunla birlikte çalışmaya hazırız” dedi. Son olarak Bursa halkına seslenen Göral, “Şehrimizin sorunlarını birlikte konuşacak, birlikte çözeceğiz. Sessiz kalmak, sorunları büyütmekten başka bir işe yaramaz. Herkesi bu sürecin parçası olmaya davet ediyorum” ifadeleriyle açıklamasını tamamladı.

DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler’den Sert Çıkış: “İznik Gölü’nü Göz Göre Göre Kurutuyorlar!” Haber

DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler’den Sert Çıkış: “İznik Gölü’nü Göz Göre Göre Kurutuyorlar!”

Bursa’nın en önemli doğal miraslarından biri olan İznik Gölü’nde yaşanan dramatik su kaybı, kamuoyunda giderek büyüyen bir endişeye dönüşürken, DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler’den dikkat çeken ve sert ifadeler içeren bir açıklama geldi. Genişler, yağışlara rağmen göl seviyesinin yükselmemesinin “doğal değil, tamamen insan kaynaklı bir felaket” olduğunu vurgulayarak yetkililere yüklendi. “Yağmur Yağıyor Ama Göl Dolmuyor: Bu Bir Yönetim Krizidir” Recep Genişler, son dönemde artan yağışlara rağmen İznik Gölü’nün su seviyesinin toparlanamamasını eleştirerek, “Yağış var ama sonuç yok. Çünkü sorun gökyüzünde değil, yeryüzünde yapılan yanlışlarda. Bu artık bir doğa olayı değil, açık bir yönetim krizidir” ifadelerini kullandı. Sanayiye Sert Eleştiri: “Göl Adeta Fabrikalara Tahsis Edilmiş” Genişler, göl çevresindeki sanayi tesislerinin kontrolsüz su kullanımına dikkat çekerek, denetim eksikliğini hedef aldı: “Sanayi tesisleri gölü sınırsız bir kaynak gibi kullanıyor. Su çekiliyor ama geri dönüşü yok. Denetim yok, yaptırım yok. İznik Gölü adeta bazı fabrikalara tahsis edilmiş durumda. Bu kabul edilemez.” Tarım Politikalarına Tepki: “Vahşi Sulama Devam Ediyor” Tarımda modern sulama tekniklerinin yaygınlaştırılmamasını da eleştiren Genişler, vahşi sulamanın göl üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti: “Çiftçi suçlanamaz, çünkü doğru yönlendirme yapılmıyor. Hâlâ ilkel sulama yöntemleri kullanılıyor. Damla sulama gibi sistemler teşvik edilmediği sürece bu israf devam edecek. Gölün suyu bilinçsizce tüketiliyor.” İklim Krizi ve Kurumsal İhmalkârlık İklim değişikliğinin etkilerine de değinen Genişler, artan sıcaklıkların buharlaşmayı hızlandırdığını ancak asıl sorunun buna karşı önlem alınmaması olduğunu söyledi: “Evet, iklim krizi var. Ama bu krizle mücadele etmek devletin görevi. Siz hiçbir önlem almazsanız, buharlaşma artar, kaynaklar kurur. İznik Gölü kaderine terk edilmiş durumda.” “Gölü Besleyen Damarlar Kurutuldu” Gölü besleyen dere ve yeraltı kaynaklarının zayıflamasına da dikkat çeken Genişler, plansız su yönetiminin ekosistemi çökme noktasına getirdiğini ifade etti: “Gölü besleyen damarlar bir bir kurutuldu. Dereler ya kurudu ya da yönü değiştirildi. Bu göl kendi kendini yenileyemez hale getirildi.” Sazlık Tahribatı: “Doğal Kalkan Yok Edildi” Kıyı bölgelerinde yaşanan tahribata da değinen Genişler, sazlık alanların yok edilmesinin büyük bir ekolojik hata olduğunu belirtti: “Sazlıklar bu gölün akciğeriydi. Yakıldı, kesildi, yok edildi. Doğal koruma mekanizmasını ortadan kaldırdılar. Bu sadece çevre katliamı değil, geleceğe ihanettir.” “Bu Gidişle İznik Gölü Haritadan Silinecek” Açıklamasının sonunda yetkililere çağrıda bulunan Genişler, acil önlem alınmazsa geri dönüşü olmayan bir sürece girileceğini vurguladı: “Eğer bugün radikal kararlar alınmazsa, yarın çok geç olacak. İznik Gölü göz göre göre yok oluyor. Bu sadece İznik’in değil, Türkiye’nin kaybı olur. Herkes sorumluluk almak zorunda.” İznik Gölü’nde yaşanan bu kritik süreç, su yönetimi politikalarının yeniden tartışılmasına neden olurken, bölgedeki gelişmeler kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor.

HOBİ BAHÇELERİ KRİZİ BÜYÜYOR: YIKIMLAR HIZLANDI, TOPLUMSAL TANSİYON TIRMANIYOR Haber

HOBİ BAHÇELERİ KRİZİ BÜYÜYOR: YIKIMLAR HIZLANDI, TOPLUMSAL TANSİYON TIRMANIYOR

Son haftalarda Türkiye genelinde kamuoyunun en sıcak gündem maddelerinden biri haline gelen “hobi bahçeleri” tartışması, alınan yeni kararlar ve hızlanan uygulamalarla birlikte giderek daha sert bir krize dönüşüyor. İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’nun da dikkat çektiği süreçte, milyonlarca vatandaşı doğrudan etkileyebilecek gelişmeler peş peşe yaşanıyor. TORBA YASADA AĞIR YAPTIRIM SİNYALİ VERİLMİŞTİ 13 Mart 2026 tarihinde kamuoyuna duyurulan ve toplam 29 maddeden oluşan torba yasa teklifinde, özellikle tarım arazileri üzerine kurulan hobi bahçelerine yönelik sert yaptırımlar öngörülüyordu. Teklifte yer alan “tarım vasfı bozulan arazinin her bir metrekaresi için 2.500 TL idari para cezası uygulanması” hükmü, geniş bir kesimde ciddi endişe yaratmıştı. Bu düzenlemenin yasalaşması halinde, ülke genelinde yüz binlerce parsel ve milyonlarca vatandaş doğrudan ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya kalabilecekti. YÖNETMELİKLE ANİ VE DAHA SERT ADIM: YIKIM SÜREÇLERİ HIZLANDI Ancak asıl kırılma noktası, yasa teklifinin komisyon süreci tamamlanmadan yaşandı. 4 Nisan 2026 tarihli ve 33214 sayılı yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle birlikte, izinsiz yapıların yıkımına yönelik süreçler beklenenden çok daha hızlı ve sert biçimde uygulanmaya başlandı. Yerel yönetimlerin sahaya inmesiyle birlikte birçok bölgede yıkım kararları peş peşe hayata geçirildi. Bu ani uygulama değişikliği, özellikle hobi bahçesi sahipleri arasında büyük bir mağduriyet algısı oluştururken, ülke genelinde ciddi bir toplumsal tepkiyi de beraberinde getirdi. Sosyal medyada yükselen tepkiler, yerel protestolar ve artan şikayetler, meselenin artık yalnızca teknik bir imar sorunu olmaktan çıktığını gösterdi. SİYASET VE DEVLET ZİRVESİ DEVREDE Yaşanan gelişmeler kısa sürede siyasi gündemin üst sıralarına taşındı. Farklı siyasi partilerin genel başkanları konuyla ilgili açıklamalarda bulunurken, ulusal basın da meseleyi geniş şekilde ele aldı. Artan baskı ve kamuoyu hassasiyeti sonucunda konu Cumhurbaşkanlığı düzeyine kadar ulaştı. Cumhurbaşkanı tarafından bir heyet oluşturularak “orta yol bulunması” yönünde irade ortaya konulması, krizin çözümüne yönelik önemli bir adım olarak değerlendirildi. Ancak sahadaki yıkım uygulamalarının devam etmesi, tansiyonun henüz düşmediğini ortaya koyuyor. “YIKIMLAR DERHAL DURDURULMALI” ÇAĞRISI İmar Yasasına Takılanlar cephesinden gelen çağrı ise net ve sert: Nihai çözüm ortaya konulana kadar ülke genelinde yürütülen yıkım işlemlerinin acilen durdurulması gerekiyor. Bu kapsamda yapılan çağrıda üç kritik talep öne çıkıyor: Nihai ve kalıcı çözüm belirlenene kadar geçici bir durdurma kararı alınması, En azından birkaç haftalık bir süreyle yıkımların askıya alınması, Hem belediyelere hem de merkezi yönetime açık bir şekilde bu yönde talimat verilmesi. Yetkililere yönelik bu çağrının, yükselen toplumsal tansiyonu düşürebileceği ve daha sağduyulu bir çözüm sürecinin önünü açabileceği ifade ediliyor. KRİTİK EŞİK: GERİLİM Mİ, UZLAŞI MI? Gelinen noktada hobi bahçeleri meselesi, yalnızca imar mevzuatı çerçevesinde değerlendirilemeyecek kadar büyümüş durumda. Bir yanda tarım arazilerinin korunması gerekliliği, diğer yanda vatandaşların mülkiyet ve kullanım beklentileri arasında sıkışan süreç, kritik bir denge arayışını zorunlu kılıyor. Önümüzdeki günlerde atılacak adımlar, ya gerilimin daha da tırmanmasına ya da taraflar arasında makul bir uzlaşı zemininin oluşmasına neden olacak. Türkiye, hobi bahçeleri krizinde şimdi tam anlamıyla bir yol ayrımında.

ÇATALTEPE DOSYASI: İDDİALAR BÜYÜYOR, TEPKİLER SERTLEŞİYOR Haber

ÇATALTEPE DOSYASI: İDDİALAR BÜYÜYOR, TEPKİLER SERTLEŞİYOR

Bursa kamuoyunu yıllardır meşgul eden Çataltepe Büyük Sanayi Sitesi projesine ilişkin tartışmalar, ÇATSANDER yönetiminin sert ve kapsamlı açıklamasıyla yeniden alevlendi. Dernek Başkanı Zekai Akdoğan, Başkan Yardımcısı Mehmet Kuş ve Başkanvekili Aydın Çitil imzasıyla yapılan açıklamada, sürecin başından bu yana yaşananlar “kabul edilemez bir tablo” olarak nitelendirildi. Açıklamada en dikkat çekici vurgu, yaklaşık 3.200 Bursa esnafının mağduriyetinin uzun yıllardır giderilememesi oldu. ÇATSANDER yönetimi, bu gecikmenin ve ortaya çıkan sonuçların ardında ciddi soru işaretleri bulunduğunu dile getirerek, kamuoyunun vicdanını hedef alan sert sorular yöneltti. “PROTOKOLÜ İMZALAYANLARIN AKIBETİ DİKKAT ÇEKİYOR” 2008 yılında TOKİ, BESOB, belediye ve valilik arasında imzalanan Çataltepe Büyük Sanayi Sitesi Projesi protokolüne de dikkat çekilen açıklamada, sürece imza atan isimlerin sonrasında yaşadığı gelişmeler tek tek hatırlatıldı. Bu gelişmelerin tesadüf olup olmadığı kamuoyunun takdirine bırakılırken, sürecin şeffaflığı ciddi şekilde sorgulandı. “3 BİN ESNAFIN HAKKI NE OLDU?” İddialara göre: Proje kapsamında binlerce esnafın yer hakkı elinden çıktı Tapuların kooperatif yapısı üzerinden devredildiği öne sürüldü Bursa’daki siyasi temsilcilerin konuya sessiz kaldığı iddia edildi ÇATSANDER, özellikle Bursa milletvekillerine yönelik sert eleştirilerde bulunarak, “herkesin haberi var ama kimse konuşmuyor” diyerek tepkisini ortaya koydu. “7 BİN LİRALIK KOOPERATİFE MİLYARLIK PROJE” İDDİASI Açıklamanın en çarpıcı başlıklarından biri ise BESKOOP’un yapısına ilişkin iddialar oldu. Dernek, sermayesi yalnızca 7.000 TL olduğu öne sürülen bir kooperatifin, milyarlarca lira değerindeki sanayi arazisinin sahibi haline getirildiğini savundu. Bu durum şu ifadelerle eleştirildi: “Bu tabloyu ne hukuk açıklar ne vicdan. Bu, düpedüz bir peşkeştir.” “YENİ SUÇ DUYURULARI YOLDA” ÇATSANDER, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yeni suç duyurularına hazırlandığını da açıkladı. Sürecin yalnızca bir kurumla sınırlı olmadığını vurgulayan dernek, ilgili tüm yapıların sorumluluğunun araştırılması gerektiğini savundu. “BU HESAP KAPANMAYACAK” Açıklamanın en sert bölümlerinden birinde ise bazı kişi ve açıklamalara doğrudan tepki gösterildi. Yapılan beyanların gerçeği yansıtmadığı iddia edilerek, tüm açıklamaların tek tek kamuoyu önünde yanıtlanacağı belirtildi. Ayrıca, sürece ilişkin haber yapan bazı medya mensupları da eleştirildi; iddiaların araştırılmadan kamuoyuna sunulduğu öne sürüldü. “ADALET MUTLAKA TECELLİ EDECEK” ÇATSANDER yönetimi, açıklamasını kararlılık vurgusuyla tamamladı: Mücadelenin süreceği Tüm iddiaların yargıya taşınacağı Kamuoyunun bilgilendirilmeye devam edileceği ifade edildi Çataltepe sürecine ilişkin bu ağır iddialar ve sert çıkışlar sonrası gözler, hem yargı sürecine hem de adı geçen taraflardan gelecek açıklamalara çevrildi. Bursa kamuoyu ise yıllardır süren bu dosyada artık net ve şeffaf bir sonuç bekliyor.

Bursa’da Devlet Hastanesi ve Diş Hastanesinde Skandal İddialar: “Temizlik Kadrosu Sekreterlik Yapıyor, Kim Göz Yumuyor?” Haber

Bursa’da Devlet Hastanesi ve Diş Hastanesinde Skandal İddialar: “Temizlik Kadrosu Sekreterlik Yapıyor, Kim Göz Yumuyor?”

Bursa’da Devlet Hastanesi ve Diş Hastanesinde Skandal İddialar: “Temizlik Kadrosu Sekreterlik Yapıyor, Kim Göz Yumuyor?” Bursa’daki kamu sağlık kurumlarında ortaya atılan iddialar, sağlık sisteminde görev tanımı ve liyakat tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Aydınlık Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı İrfan Özen, devlet hastanesi ve ağız-diş sağlığı merkezlerinde yaşandığı öne sürülen uygulamalara sert sözlerle tepki gösterdi. Özen, kamuoyuna yansıyan şikayetlere dikkat çekerek, temizlik personeli kadrosunda bulunan bazı çalışanların tıbbi sekreterlik görevini fiilen yürüttüğü, buna karşın asli görevlerini yerine getirmediği yönünde ciddi iddialar bulunduğunu vurguladı. Bu durumun yalnızca bir görev ihlali değil, aynı zamanda kamu kaynaklarının yanlış kullanımı anlamına geldiğini belirten Özen, “Bu açık bir sistem zaafıdır” dedi. “Kim bu görevlendirmeleri yapıyor, kimler göz yumuyor?” sorusunu yönelten Özen, iddiaların yalnızca idari bir hata olarak geçiştirilemeyeceğini ifade etti. Sağlık kurumlarında görev dağılımının keyfi şekilde değiştirildiği yönündeki söylemlerin araştırılması gerektiğini belirten Özen, “Bu işin arkasında bir talimat zinciri vardır. Sorumlular ortaya çıkarılmalıdır” diye konuştu. Ayrıca söz konusu uygulamaların siyasi referanslarla mı gerçekleştiği sorusunun da kamuoyunda yüksek sesle dile getirildiğini kaydeden Özen, liyakat ilkesinin hiçe sayıldığı iddialarının görmezden gelinemeyeceğini ifade etti. “Eğer burada bir kayırmacılık varsa, bu sadece kurumsal değil, aynı zamanda vicdani bir çöküştür” sözleriyle tepkisini daha da sertleştirdi. Sağlık hizmetlerinin doğrudan insan hayatını ilgilendirdiğini hatırlatan Özen, görev tanımı dışında yapılan uygulamaların hem hizmet kalitesini düşüreceğini hem de sistemde ciddi aksamalara yol açacağını söyledi. “Temizlik personelini sekreterlik yaptırarak neyi çözüyorsunuz? Eğitim almamış personelle sağlık sistemi mi yönetilir?” ifadeleriyle eleştirilerini sürdürdü. Aydınlık Gelecek Partisi olarak konunun takipçisi olacaklarını vurgulayan Özen, yetkililere açık çağrıda bulundu: “Bu iddialar derhal soruşturulmalı, görev tanımı dışına çıkan uygulamalara son verilmelidir. Kamu görevinde keyfiyet değil, hukuk ve liyakat esastır. Bu düzen böyle devam edemez.” Bursa’daki sağlık kurumlarına ilişkin bu çarpıcı iddiaların ardından gözler şimdi yetkili mercilere çevrilmiş durumda. Kamuoyu ise tek bir sorunun yanıtını bekliyor: Bu düzeni kim kurdu ve neden hâlâ sürdürülüyor?

Bursa Çıraklık ve Staj Sigortası Mağdurlarından Yüksek Sesli Çıkış: “Emeklilik Hakkımızı Gaspetmeye Çalışıyorlar!” Haber

Bursa Çıraklık ve Staj Sigortası Mağdurlarından Yüksek Sesli Çıkış: “Emeklilik Hakkımızı Gaspetmeye Çalışıyorlar!”

Bursa Çıraklık ve Staj Sigortası Mağdurları Eğitim, Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı Fatih Yeniay ve Başkan Yardımcısı İbrahim Çelikkaya, Türkiye’de on binlerce gencin mağduriyetini temsil eden çarpıcı ve sert açıklamalarda bulundu. Dernek yöneticileri, meslek lisesi veya çıraklık eğitimi sırasında fiilen çalışıp üretime katkı sağlayan gençlerin sigorta haklarının emeklilikte görmezden gelinmesine sert tepki gösterdi. Yeniay ve Çelikkaya, “Biz genç yaşta ülke ekonomisine katma değer sağladık, fabrikalarda, atölyelerde üretim yaptık. Ama karşılığında yalnızca kısa vadeli sağlık sigortası verildi, emeklilik için uzun vadeli sigorta prim günlerimiz sayılmadı! Bu açık bir adaletsizliktir ve artık tahammül sınırımızı aştı” ifadeleriyle durumu özetledi. Mağdurların Talepleri Net: SGK Başlangıcının Kabulü: Staj ve çıraklık sırasında fiilen çalışılan dönemlerin, emeklilik prim gün sayısına başlangıç olarak sayılması. Borçlanma Hakkı: Tıpkı doğum veya askerlik borçlanmasında olduğu gibi, staj ve çıraklık sürelerinin geriye dönük borçlanılarak emekliliğe eklenmesi. EYT Kapsamına Alınma: 1999 öncesi staj ve çıraklık sigorta başlangıcı olanların EYT düzenlemesinden yararlanarak emeklilik hakkı kazanması. Adalet ve Eşitlik: Fiilen çalışılan sürelerin sadece kısa vadeli sağlık sigortası olarak değil, emekliliğe esas prim olarak değerlendirilmesi. Başkan Yeniay, “Genç yaşta üretime katkı sağlayan milyonlarca çırak ve stajyer, çalıştığı dönemin sigorta günlerinin emekliliğe sayılmasını bekliyor. Bu talep, sadece bireysel bir hak meselesi değil; sistemin yıllardır ihmal ettiği bir adalet meselesidir. Meclis’i artık bu haksızlığa karşı somut adım atmaya çağırıyoruz” dedi. Çelikkaya ise sert bir dille, “Yıllardır üretime katkı sağladık, alın teri döktük ama karşılığında hak ettiğimiz emeklilik günlerimizi vermiyorlar. Bu, genç kuşaklara yapılan açık bir haksızlıktır. Meclis derhal ‘staj sigortası başlangıcıdır’ anlayışını hukuki zemine oturtmalıdır. Aksi hâlde bu mücadele sokakta ve kamuoyu nezdinde daha da büyüyecektir” ifadelerini kullandı. Dernek yöneticileri, mağduriyetin giderilmesi için yasal bir düzenlemenin şart olduğunu vurgularken, sürecin ertelenmesinin “gençlerin geleceğine ipotek koymak” anlamına geldiğini ve bu konuda taviz verilmeyeceğini belirtti. Bu açıklamalar, Türkiye’de çırak ve stajyerlerin uzun süredir ihmal edilen emeklilik hakları konusundaki kamuoyunu sarsacak nitelikte. Meclis’in adım atıp atmayacağı, milyonlarca genç için kritik bir sınav niteliğinde.

Bursa’da “Hastane Alanı” Tartışması Büyüyor Haber

Bursa’da “Hastane Alanı” Tartışması Büyüyor

Bursa’nın Yıldırım ilçesinde, kamuoyunda uzun süredir “hastane alanı” olarak bilinen ve üzerindeki yapıların yıkılmasıyla yeniden tartışmaya açılan değerli arazilerle ilgili gerilim giderek tırmanıyor. Özellikle eski tıp fakültesi hastanesi alanı ve çevresine ilişkin yapılan açıklamalar, hem siyasi cephede hem de kamuoyunda sert yankı buldu. “Bursa’da Kamu Arazileri Üzerinden Kim Ne Yapıyor?” – DEVA’lı Öztürk’ten Sert ve Tartışma Yaratan Çıkış Bursa’da “hastane alanı” olarak bilinen ve yıllardır kamu hizmeti beklentisiyle gündemde olan stratejik araziler üzerinden yürüyen tartışmalar, bu kez çok daha sert bir siyasi polemiğe sahne oldu. DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, Yıldırım ilçesindeki değerli arsalarla ilgili adeta ateş püskürdü. Öztürk, özellikle eski tıp fakültesi hastanesi alanı ve Yüksek İhtisas çevresindeki “kupon araziler” hakkında yaptığı açıklamada, “Bu şehirde kim, hangi yetkiyle, hangi kamu arazisini neye göre pazarlıyor?” diyerek sert bir çıkış yaptı. Açıklamasında tonunu giderek yükselten Öztürk, kamuya ait olduğu düşünülen alanların amacından uzaklaştırıldığını savundu. Tartışmaların fitilini ateşleyen süreç ise Oktay Yılmaz’ın söz konusu alanlara ilişkin geçmişte yaptığı “belediye binası” ve “vitrin proje” vurgusu oldu. Bu açıklamaları “akıl tutulması” olarak nitelendiren Öztürk, “Bursa’nın hastaneye ihtiyacı varken, siz kalkıp bu alanlara prestij projesi diyorsunuz. Bu, kamu yararına açıkça meydan okumaktır” ifadelerini kullandı. Öztürk, Yüksek İhtisas Kavşağı’nın hemen yanında yer alan ve geçmişte de büyük tepki çeken planları hatırlatarak, Yıldırım halkının bu tür girişimlere daha önce “net bir şekilde dur” dediğini vurguladı. “Bu milletin hafızasıyla kimse dalga geçmesin. Aynı projeleri ısıtıp ısıtıp yeniden önümüze koymak, açıkça kamuoyunu yok saymaktır” dedi. Açıklamasının en dikkat çeken bölümü ise bölgedeki özel hastane yapılanmalarıyla ilgili oldu. Söz konusu alanın tam karşısında bulunan Doruk Hastaneleri’ne işaret eden Öztürk, bu hastanenin ortaklarından birinin geçmiş dönem AK Parti milletvekili Mustafa Esgin olduğunu hatırlattı. Bu noktada sert imalarda bulunan Öztürk, “Kamu arazileri bir bir tartışmaya açılırken, hemen karşısında özel yatırımların bulunması tesadüf mü? Yoksa Bursa’da sağlık alanları üzerinden başka bir denklem mi kuruluyor?” diyerek kamuoyuna açık sorular yöneltti. “Bursa halkı saf değil” diyen Öztürk, açıklamasını daha da sertleştirerek şu ifadeleri kullandı: “Eğer bu alanlar gerçekten hastane ihtiyacı için ayrıldıysa, neden bugün farklı projeler konuşuluyor? Eğer farklı projeler planlanıyorsa, o zaman yıllardır bu halka neden ‘sağlık yatırımı’ denildi? Bu işin içinde kimler var, kimler kazanacak, kimler kaybedecek? Herkes açıkça konuşmak zorunda.” Kamu arazilerinin “kupon” olarak görülmesine de sert tepki gösteren Öztürk, “Bu şehir rant projelerine teslim edilemez. Bursa’nın geleceği birkaç kişinin masa başı planlarına kurban edilemez” dedi. Öztürk, sürecin şeffaf yürütülmediğini savunarak yetkililere açık çağrıda bulundu: “Tüm planlar, imar değişiklikleri ve satış süreçleri derhal kamuoyuna açıklanmalıdır. Kim, hangi parsel üzerinde ne planlıyor, Bursa halkı bunu bilmek zorundadır. Aksi halde bu tartışma büyür, bu güvensizlik derinleşir.” Bursa’da giderek büyüyen “hastane alanı” krizi, Öztürk’ün bu sert açıklamalarıyla yeni bir boyut kazanırken, gözler şimdi hem yerel yönetimden hem de ilgili kurumlardan gelecek yanıtlara çevrildi. Tartışmanın önümüzdeki günlerde daha da sertleşmesi ve siyasi gündemin üst sıralarında yer alması bekleniyor. Eleştiriler, yalnızca imar planlarıyla sınırlı kalmadı; aynı zamanda “kamu arazilerinin kimler için ve ne amaçla değerlendirildiği” sorusu da yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. Özellikle sağlık alanı olarak anılan bölgelerin farklı projelere kaydırılmasının, kent planlaması açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor. Muhalefet cephesi, sürecin şeffaf yürütülmediğini öne sürerken, iktidar kanadından ise henüz bu eleştirilere yönelik kapsamlı bir yanıt gelmiş değil. Ancak artan kamuoyu baskısı, önümüzdeki günlerde konunun daha geniş bir siyasi tartışmaya dönüşeceğinin sinyallerini veriyor. Bursa’da “hastane alanı” üzerinden büyüyen bu kriz, yalnızca bir imar tartışması olmanın ötesine geçerek, kamu kaynaklarının kullanımı, şehircilik ilkeleri ve siyasi etik başlıklarını da yeniden gündemin merkezine taşıdı. Önümüzdeki süreçte alınacak kararların, hem kent hafızası hem de kamu vicdanı açısından belirleyici olacağı değerlendiriliyor.

Nilüfer ve Yıldırım'da hastane arazileri satılıyor! Anahtar Parti'den sert tepki Haber

Nilüfer ve Yıldırım'da hastane arazileri satılıyor! Anahtar Parti'den sert tepki

Listede Bursa’dan Nilüfer, Yıldırım ve Yenişehir ilçelerinde bulunan toplam 6 taşınmaz yer aldı. Söz konusu arazilerin önümüzdeki süreçte satış, kiralama ya da gelir paylaşımı modeliyle değerlendirilmesi bekleniyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Aslan, kamuya ait değerli arazilerin satışa çıkarılmasına sert tepki gösterdi. Aslan, “Millete ait olan hazine arazilerinin özelleştirme adı altında satışa çıkarılması kabul edilemez. Bu alanlar kamu yararı gözetilerek kullanılmalıdır” dedi. Bursa’daki taşınmazların dikkat çeken en önemli özelliği ise büyük bölümünün geçmişte hastane olarak kullanılmış ya da sağlık alanı olarak planlanmış bölgeler olması. FSM HASTANE ALANI DA LİSTEDE YER ALDI Nilüfer ilçesi Fethiye Mahallesi’nde bulunan 1887 ada 3 parsel numaralı arsa, yaklaşık 37 bin metrekarelik büyüklüğüyle öne çıkarken, uzun süre “hastane alanı” olarak anılmasıyla biliniyor. FSM Bulvarı üzerinde yer alması ve çevresindeki yerleşim alanları nedeniyle yüksek yatırım potansiyeli taşıdığı değerlendiriliyor. Özellikle konser, kültür etkinlikleri gibi birçok etkinliğe de ev sahipliği yapıyor. "CİDDİ SORU İŞARETLERİ DOĞURUYOR" Bu tür alanların satışa çıkarılmasının kamu vicdanını yaralayacağını belirten Fikret Aslan, “Geçmişte sağlık hizmeti için planlanan veya kullanılan arazilerin satılması, kamu kaynaklarının farklı amaçlarla elden çıkarılması anlamına gelir. Bu durum toplumda ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. FSM Hastane Alanı hem kültürel etkinlikler hem de konserlere ev sahipliği yapan bir nokta. Burada büyük bir rant unsuru olduğunu kimse inkar edemez. Özelleştirildiği takdirde halihazırda trafik yoğunluğu olan bu bölgenin, satıldığı takdirde yapılacak yapının getireceği yük ile içinden çıkılmaz hal alacağı ortadadır” şeklinde konuştu. YILDIRIM'DA YIKILAN HASTANE ALANI DA KARARNAMEYE DAHİL EDİLDİ Yıldırım ilçesinde ise Ertuğrulgazi, Samanlı ve 152 Evler mahallelerinde bulunan toplam 4 ayrı parsel satış listesine dahil edildi. Bu alanların bir kısmı daha önce sağlık hizmeti verilen ya da hastane yapılması planlanan bölgeler arasında yer alıyor. 152 Evler Mahallesi’ndeki arazi üzerinde daha önce Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi bulunuyordu. Samanlı Mahallesi’nde satışa çıkarılan arazi ise Bursa’nın doğusunda planlanan 600 yataklı Bursa Merkez Devlet Hastanesi projesine ayrılmış alanlardan biri olarak biliniyor. "YILDIRIM'DA DEVLET HASTANESİ'NE İHTİYAÇ VARKEN OLANI YIKIP SATIYOR MUSUNUZ?" Eski Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin depreme dayanıksız olduğu için yıkıldığını ve yıllarca bu alanın boş ve sahipsiz bekletildigine vurgu yapan Aslan, Yıldırım ilçesinin en yüksek nüfusa sahip ve sosyoekonomik olarak dar gelirli vatandaşların yaşadığı bir bölge olduğunu dile getirdi. Aslan, "Yıldırım'ın tüm yükü Şevket Yılmaz Hastanesi'ne verildi. Acil'e başvuranlara bırakın sıra gelmesini, saatlerce beklerken refakat edenler dahi hastalık kapmazsa haline şükreder duruma geldi. Bu bölgenin acilen bir devlet hastanesine ihtiyacı varken, malum araziyi hangi akla hizmet olarak satmaya karar verdiniz?" ifadelerini kullandı. "EKONOMİNİN YÖNETİLEMEME FATURASI YİNE MİLLETE ÇIKIYOR" Hükümetin ekonomik politikalarını da eleştiren Aslan, “Milleti içine soktukları ekonomik darboğazın faturasını yine millete ait olan hazine arazilerini satarak çıkarmaya çalışıyorlar. Kamu varlıklarının bu şekilde elden çıkarılması doğru değildir. Bunun hesabını Bursalılara veremezler” dedi. YENİŞEHİR'DE DE SAĞLIK HİZMETİ İÇİN KULLANILAN ALAN SATILACAK Yenişehir ilçesi Yenigün Mahallesi’nde bulunan taşınmaz da özelleştirme kapsamına alınan alanlar arasında yer aldı. Hâlihazırda sağlık hizmetleriyle bağlantılı kullanımıyla dikkat çeken alanın da satış sürecine dahil edilmesi tartışmaları beraberinde getirdi. Karar kapsamında Bursa’daki söz konusu arazilerin satış sürecinin Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yürütüleceği ve işlemlerin 2028 yılı sonuna kadar tamamlanmasının planlandığı belirtildi. ANAHTAR PARTİ'NİN ARAZİLER İÇİN ÖNERİSİ İl Başkanı Fikret Aslan partisininin önerisini de kamuoyunun takdirine sunarken şu ifadeleri kullandı: "Anahtar Parti olarak bu karara yalnızca itiraz etmekle yetinmiyoruz; uygulanabilir, gerçekçi ve Bursa'nın çıkarlarına hizmet eden bir alternatif model öneriyoruz: Kamu Yararı ile Ekonomik Sürdürülebilirliğin Birlikteliği * İşlev güvencesi sözleşmeye bağlanmalıdır. Özel sektör işletmecisi, alanın en az belirli bir yüzdesini rekreasyon, sağlık, eğitim ya da yeşil alan gibi kamusal kullanıma ayırmak zorunda bırakılmalı; bu yükümlülük sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olmalıdır. * Gelir, kamuya geri dönmelidir. Gelir paylaşım modeliyle elde edilecek kazançların Bursa'ya Hazine Bakanlığı vasıtasıyla yatırım olarak aktarılması, hem Hazine'ye ekonomik değer üretilmesini hem de şehrin kamusal hizmet kapasitesini güçlendirmesini sağlayacaktır. * Süreç şeffaf ve katılımcı olmalıdır. Bursalıların bu arazinin geleceğine ilişkin görüşleri, siyasi partiler, belediye meclisleri ve sivil toplum kanallarıyla karar alma sürecine dahil edilmelidir." BURSA KAMUOYUNU İTİRAZA DAVET ETTİ Fikret Aslan, Bursa’daki kamu arazilerinin satışına karşı kentin tüm dinamiklerini harekete geçmeye çağırarak, “Bu şehir sahipsiz değil. Bursa’nın tüm paydaşlarını, sivil toplum kuruluşlarını, meslek odalarını ve vatandaşları kamu arazilerinin satışına karşı kamuoyu oluşturmaya, bu kararlara itiraz etmeye ve getirdiğimiz model önerisini istişare etmeye davet ediyoruz” diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.