Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Iklim Krizi

Gürsu Haber - Iklim Krizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iklim Krizi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Saadet Partisi Bursa’dan Orman Yangınlarına Karşı Kapsamlı Analiz Raporu: “Asıl Mücadele Yangın Çıkmadan Başlamalı” Haber

Saadet Partisi Bursa’dan Orman Yangınlarına Karşı Kapsamlı Analiz Raporu: “Asıl Mücadele Yangın Çıkmadan Başlamalı”

İklim krizi, plansız yapılaşma ve yetersiz önleyici politikalar masaya yatırıldı; Saadet Partisi Bursa İl Başkanlığı, orman yangınlarıyla mücadelede köklü reform çağrısında bulundu. İl Başkan Yardımcısı Nebi Yurtsever, yangınların yalnızca söndürme kapasitesiyle değil, bilimsel planlama ve önleyici tedbirlerle engellenebileceğini vurguladı. Son yıllarda Türkiye'nin birçok bölgesinde art arda yaşanan büyük orman yangınları kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, Saadet Partisi Bursa İl Başkanlığı da yangınlarla mücadelede önleyici tedbirlerin güçlendirilmesine yönelik kapsamlı bir analiz raporu hazırladı. Hazırlanan raporun kamuoyuyla paylaşılması amacıyla düzenlenen basın toplantısında konuşan Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Nebi Yurtsever, yalnızca yangınlara müdahale kapasitesinin artırılmasının yeterli olmayacağını belirterek, esas çözümün yangın çıkmasını engelleyecek uzun vadeli politikaların hayata geçirilmesi olduğunu ifade etti. "Yangınlar artık sadece çevre sorunu değil" Konuşmasına son yıllarda yaşanan büyük orman yangınlarının oluşturduğu tabloyu değerlendirerek başlayan Yurtsever, orman yangınlarının artık yalnızca ağaç kaybı olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Yangınların doğal yaşamı, biyolojik çeşitliliği, tarımsal üretimi, yerleşim alanlarını, insan hayatını ve ekonomik faaliyetleri doğrudan tehdit ettiğini belirten Yurtsever, iklim değişikliğinin etkileriyle birlikte risk seviyesinin her geçen yıl daha da arttığını dile getirdi. Artan sıcaklıklar, uzun süren kuraklık dönemleri ve aşırı hava olaylarının yangın sezonunu uzattığını belirten Yurtsever, buna plansız kentleşme ve yanlış arazi kullanım politikalarının da eklenmesiyle riskin çok daha büyük boyutlara ulaştığını ifade etti. "Ormanlar milletimizin ortak servetidir" Saadet Partisi'nin çevre anlayışına da değinen Yurtsever, ormanların yalnızca ekonomik bir kaynak değil, gelecek nesillere bırakılması gereken ortak bir miras olduğunu söyledi. "Ormanlarımız milletimizin ortak serveti ve çevresel güvenliğimizin en önemli unsurlarından biridir." diyen Yurtsever, çevre politikalarının kısa vadeli çözümler yerine uzun vadeli koruma esasına göre oluşturulması gerektiğini kaydetti. Parti olarak yangın çıktıktan sonra gerçekleştirilen müdahalelerin önemli olduğunu ancak esas başarının yangınların hiç çıkmamasını sağlayacak politikalar üretmekten geçtiğini vurguladı. "Sorun uçak sayısından ibaret değil" Kamuoyunda sıkça tartışılan yangın söndürme uçağı ve helikopter sayısına da değinen Yurtsever, tartışmanın yalnızca hava araçları üzerinden yürütülmesini eksik bir yaklaşım olarak değerlendirdi. "Asıl mesele birkaç uçağın ya da helikopterin sayısı değildir." diyen Yurtsever, temel sorunun yangın riskini azaltacak planlama anlayışının yeterince oluşturulamaması olduğunu söyledi. Orman alanlarının giderek yerleşim bölgeleriyle iç içe geçtiğini belirten Yurtsever, kontrolsüz yapılaşma, orman içlerine kadar uzanan yerleşimler ve denetimsiz insan faaliyetlerinin yangın riskini ciddi biçimde artırdığına dikkat çekti. Koruyucu tampon bölgeler önerildi Hazırlanan analiz raporunda yer alan çözüm önerilerini de paylaşan Yurtsever, ilk olarak ormanlarla yerleşim alanları arasında koruyucu tampon bölgeler oluşturulmasını önerdi. Bu bölgelerin hem yangının yerleşim alanlarına sıçramasını engelleyeceğini hem de müdahale ekiplerine güvenli çalışma alanı sağlayacağını ifade eden Yurtsever, orman kenarlarındaki yeni yapılaşmalarda güvenli mesafe kriterlerinin tavizsiz uygulanması gerektiğini belirtti. Ayrıca yangına dayanıklı yapı malzemelerinin zorunlu hâle getirilmesi ve yapı standartlarının yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Yangın emniyet yolları yeniden planlanmalı Raporda altyapı eksikliklerine de dikkat çekildi. Yangın emniyet yolları ile yangın şeritlerinin yıllardır ihmal edildiğini ifade eden Yurtsever, bu alanların yeniden planlanması ve bakım çalışmalarının hızlandırılması gerektiğini dile getirdi. Yangın ekiplerinin bölgelere daha kısa sürede ulaşmasını sağlayacak ulaşım altyapısının güçlendirilmesi gerektiğini belirten Yurtsever, ilk müdahale süresinin kısaltılmasının yangının büyümesini engelleyen en önemli faktörlerden biri olduğuna işaret etti. Kurumlar arasında güçlü koordinasyon çağrısı Yangın yönetiminde yaşanan koordinasyon sorunlarına da değinen Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı, farklı kurumların görev aldığı süreçlerde zaman zaman yetki karmaşasının yaşandığını söyledi. Bu durumun müdahale süreçlerini yavaşlatabildiğini belirten Yurtsever, görev ve sorumlulukların açık şekilde belirlendiği, hızlı karar alabilen ve tüm kurumların ortak hareket ettiği güçlü bir koordinasyon mekanizmasının kurulması gerektiğini ifade etti. Vatandaşlar ve gönüllüler sürece daha fazla dahil edilmeli Yurtsever, yangınlarla mücadelenin yalnızca kamu kurumlarının sorumluluğu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini de vurguladı. Toplumun bilinçlendirilmesi, gönüllülük sisteminin yaygınlaştırılması ve vatandaşların yangın riskleri konusunda düzenli eğitimlerden geçirilmesinin önemine dikkat çeken Yurtsever, özellikle gençlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve yerel toplulukların afet yönetim süreçlerine aktif biçimde katılmasının teşvik edilmesi gerektiğini söyledi. Yapay zekâ ve dijital teknolojiler önerildi Hazırlanan raporda teknolojik altyapının güçlendirilmesine yönelik öneriler de yer aldı. Yurtsever, yapay zekâ destekli erken uyarı sistemleri, insansız hava araçları, dijital risk haritaları ve gelişmiş izleme teknolojilerinin yaygınlaştırılması gerektiğini belirterek, üniversiteler, araştırma merkezleri ve kamu kurumları arasında daha güçlü iş birliklerinin kurulmasının önemine dikkat çekti. Bilimsel veriler ışığında hazırlanacak risk analizlerinin yangınların önlenmesinde önemli katkılar sağlayacağını ifade etti. "Tabiat bize emanet" Konuşmasının sonunda çevreye bakış açılarının temelinde ahlaki sorumluluk anlayışının bulunduğunu belirten Yurtsever, şu değerlendirmede bulundu: "Bizim anlayışımızda tabiat üzerinde sınırsız tasarrufta bulunulacak bir kaynak değil, korunması gereken bir emanettir. Ormanlarımızı korumak yalnızca çevre politikası değil; aynı zamanda vicdani, insani ve ahlaki bir sorumluluktur." Tüm kurumlara ortak mücadele çağrısı Basın açıklamasının sonunda Saadet Partisi Bursa İl Başkanlığı, merkezi yönetim, yerel yönetimler, akademik çevreler, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlara ortak hareket etme çağrısında bulundu. Yangınlarla mücadelede başarıya ulaşmanın yalnızca müdahale kapasitesini artırmakla değil; bilimsel planlama, güçlü koordinasyon, teknolojik yatırımlar, toplumsal bilinç ve önleyici politikaların birlikte uygulanmasıyla mümkün olacağı vurgulandı. Hazırlanan analiz raporunda, Türkiye'nin değişen iklim koşullarına uygun yeni bir orman yönetim modeli oluşturmasının artık ertelenemez bir ihtiyaç hâline geldiği belirtilirken, önleyici tedbirlerin güçlendirilmesinin hem doğal varlıkların korunması hem de can ve mal kayıplarının önlenmesi açısından stratejik önem taşıdığı ifade edildi.

SİVİLAY’dan Av Turizmi Uygulamasına Tepki: “Canlıların Yaşam Hakkı İhale Konusu Yapılamaz” Haber

SİVİLAY’dan Av Turizmi Uygulamasına Tepki: “Canlıların Yaşam Hakkı İhale Konusu Yapılamaz”

Bursa merkezli SİVİLAY Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Bağcı Uzun, Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan 2026–2027 Av Turizmi Uygulama Talimatı kapsamında açılan av kotalarına yönelik sert açıklamalarda bulundu. Uzun, özellikle Bursa’nın İnegöl Devlet Avlağı’nda bir kızıl geyik için açılan av kotası ve buna karşılık belirlenen 225 bin TL’lik avlama bedelini eleştirerek, uygulamanın doğa koruma ilkeleriyle çeliştiğini savundu. “Bir canlının yaşamı fiyatlandırılamaz” SİVİLAY tarafından yapılan açıklamada, Türkiye genelinde kızıl geyik, yaban keçisi, melez yaban keçisi, çengelboynuzlu dağ keçisi ve Anadolu yaban koyunu gibi türler için yüzlerce av kotasının belirlenmesinin kamu vicdanında ciddi rahatsızlık yarattığı ifade edildi. Sibel Bağcı Uzun, yaban hayvanlarının ekosistemin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirterek, bu türlerin ekonomik bir değer üzerinden avlanmaya açılmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı. Açıklamada, “Canlıların yaşam hakkı ihale konusu yapılamaz” ifadesi öne çıkarılırken, özellikle kızıl geyiklerin orman ekosistemindeki rolüne dikkat çekildi. Bu türlerin bitki örtüsünün dengelenmesi, doğal yaşam döngüsünün sürdürülmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunması açısından kritik öneme sahip olduğu belirtildi. Av turizmi politikalarına eleştiri SİVİLAY, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün temel görevinin yaban hayatını korumak olduğunu hatırlatarak, av turizmi kapsamında gelir elde edilmesini “çelişkili bir yaklaşım” olarak değerlendirdi. Açıklamada, yaban hayatının ekonomik bir meta haline getirilmesinin koruma politikalarıyla bağdaşmadığı ifade edildi. Kuruluş, özellikle iklim krizi, orman yangınları, habitat kaybı ve kuraklık gibi çevresel tehditlerin arttığı bir dönemde av kotası uygulamalarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini savundu. Daha önce iptal edilen kararlar hatırlatıldı Açıklamada, Bursa ve Türkiye’nin farklı bölgelerinde geçmişte benzer av ihalelerine yönelik kamuoyu tepkileri ve açılan davalar sonucunda bazı uygulamaların iptal edildiği ya da durdurulduğu hatırlatıldı. SİVİLAY, bu durumun mevcut tartışmaların toplumsal hassasiyet açısından önemini gösterdiğini belirtti. “Doğa korunmalı, ticari meta olmamalı” Sibel Bağcı Uzun, doğanın korunmasının ancak bilimsel ve etik temeller üzerine inşa edilebileceğini ifade ederek, av turizmi politikalarının bağımsız bilim insanları ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Açıklamada ayrıca, yaban hayatının gelir kaynağı değil, gelecek nesillere aktarılması gereken ortak doğal miras olduğu vurgulandı. SİVİLAY’dan üç maddelik çağrı SİVİLAY, açıklamasının sonunda yetkililere şu çağrılarda bulundu: İnegöl Devlet Avlağı başta olmak üzere koruma gerektiren türlerde av kotalarının iptal edilmesi Av turizmi politikalarının bilim insanları ve STK’ların katılımıyla yeniden düzenlenmesi Yaban hayatının ekonomik değil, ekolojik değer üzerinden korunması Sonuç SİVİLAY, av turizmi uygulamalarının doğa koruma anlayışıyla yeniden ele alınması gerektiğini savunarak, yaban hayatının korunmasının yalnızca çevresel değil aynı zamanda etik bir sorumluluk olduğunu ifade etti. Açıklamada, “doğanın bir fiyatı olamaz” vurgusu öne çıkarıldı.

Dijitalleşme mi, Yeşil Dönüşüm mü? Uzmanlara Göre Geleceğin Anahtarı: “İkisi Birden” Haber

Dijitalleşme mi, Yeşil Dönüşüm mü? Uzmanlara Göre Geleceğin Anahtarı: “İkisi Birden”

Küresel ekonomi, sanayi devrimlerinden bu yana belki de en köklü değişim dönemlerinden birini yaşıyor. Bir yanda hızla ilerleyen dijitalleşme, diğer yanda iklim krizi ve kaynak baskısının tetiklediği sürdürülebilirlik arayışı… Uzmanlara göre artık bu iki süreci ayrı ayrı ele almak mümkün değil. Geleceğin rekabet gücü, “dijital dönüşüm” ile “yeşil dönüşümü” aynı anda yönetebilen kurumların elinde olacak. İş dünyasında son yıllarda sıkça dile getirilen “ikiz dönüşüm” kavramı, teknolojik ilerleme ile çevresel sürdürülebilirliği aynı strateji içinde birleştirmeyi ifade ediyor. Bu yaklaşımın önemine dikkat çeken isimlerden biri de yazar ve düşünce lideri Okan Dinç. Dinç, kaleme aldığı Çift Geçişle Dönüşüm adlı çalışmasında, dünyanın neden artık tek bir dönüşümle yetinemeyeceğini detaylı biçimde ele alıyor. Dünyayı Bekleyen Büyük Kırılma Uzmanlara göre küresel sistem; iklim değişikliği, enerji güvenliği, gıda arzı ve su kaynakları gibi kritik alanlarda ciddi bir sınavdan geçiyor. Bu nedenle dijital teknolojilerin sunduğu verimlilik avantajı ile çevresel sürdürülebilirliğin birlikte ele alınması kaçınılmaz hale geliyor. Dinç’e göre dijitalleşme tek başına yeterli değil. Aynı şekilde yalnızca çevreci politikalar da ekonomik sistemin ihtiyaç duyduğu verimliliği sağlayamıyor. Bu noktada ortaya çıkan çözüm, iki dönüşümün birleştiği “ikiz dönüşüm” modeli. Kitapta dikkat çeken en güçlü mesajlardan biri ise şu cümlede özetleniyor: “Ya öğreneceğiz ya kaybedeceğiz.” Bu ifade yalnızca bireyler için değil; şirketler, şehirler ve ülkeler için de bir uyarı niteliği taşıyor. Çünkü gıda, su ve enerji güvenliği artık yalnızca çevresel bir sorun olarak değil, aynı zamanda dünyanın en büyük ekonomik risk başlıkları arasında değerlendiriliyor. Gıda, Su ve Enerji: Yeni Ekonominin Temel Güvenlik Alanları Küresel ölçekte artan nüfus, iklim değişikliğinin etkileri ve jeopolitik riskler; üç kritik kaynağı ön plana çıkarıyor: Gıda güvenliği Su güvenliği Enerji güvenliği Bu alanlar artık yalnızca çevre politikalarının konusu değil. Ekonomik sürdürülebilirlik, üretim kapasitesi ve toplumsal istikrar açısından da belirleyici faktörler olarak görülüyor. “Çift Geçişle Dönüşüm” bu nedenle sadece teknolojik dönüşümü değil, aynı zamanda kaynak yönetimi ve ekonomik dayanıklılığı da ele alıyor. Güvenilirlik Manifestosu: Yeni Yönetim Paradigması Kitapta öne çıkan kavramlardan biri de “Güvenilirlik Manifestosu”. Bu yaklaşım; kurumların yalnızca kâr üretmesini değil, aynı zamanda kaynakları koruyan, şeffaf ve sürdürülebilir bir yönetim modeli kurmasını öneriyor. Manifesto üç temel eksen etrafında şekilleniyor: Kaynakların sürdürülebilir kullanımı Veri temelli karar alma Uzun vadeli güvenilir üretim sistemleri Bu yaklaşım, şirketlerin hem ekonomik hem de çevresel dayanıklılığını artırmayı hedefliyor. Yalın Felsefe ile Sürdürülebilirlik Kitapta dikkat çeken bir diğer önemli başlık ise “yalın düşünce” ile sürdürülebilirliğin birleşmesi. Bu yaklaşımın geliştirilmesinde önemli rol oynayan kurumlardan biri olan Yalın Enstitü, üretim süreçlerinde israfı azaltmayı ve verimliliği artırmayı temel alan yöntemleriyle biliniyor. Dinç’e göre yalın yönetim anlayışı yalnızca üretim verimliliği sağlamıyor; aynı zamanda enerji tüketimini azaltarak ve kaynak kullanımını optimize ederek sürdürülebilirliğe de katkı sunuyor. Bu nedenle geleceğin işletmeleri için en güçlü strateji, dijital veri analitiği ile yalın üretimi birleştiren ve bunu çevresel sorumlulukla destekleyen modeller olarak görülüyor. Geleceği Kimler Kazanacak? Uzmanların ortak görüşü net: Önümüzdeki dönemde rekabet avantajı, tek bir dönüşümü gerçekleştirenlerde değil; dijitalleşme ile yeşil dönüşümü birlikte yönetebilenlerde olacak. Şirketler için bu süreç; yalnızca teknoloji yatırımı yapmak değil, aynı zamanda iş modellerini, tedarik zincirlerini ve kaynak kullanım stratejilerini yeniden tasarlamak anlamına geliyor. Sonuç olarak, dünyayı bekleyen dönüşüm yalnızca teknolojik değil; aynı zamanda ekonomik, çevresel ve yönetsel bir paradigma değişimini ifade ediyor. “İkiz dönüşüm” çağında geleceğin kazananları, veriyi akıllıca kullanan, kaynakları koruyan ve sürdürülebilir büyümeyi merkeze alan kurumlar olacak.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.