Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Hukuk Devleti

Gürsu Haber - Hukuk Devleti haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hukuk Devleti haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Ensari Altınışık: “Yeni Yönetim Sistemi Kurumsal Dengeleri Zayıflattı” Haber

Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Ensari Altınışık: “Yeni Yönetim Sistemi Kurumsal Dengeleri Zayıflattı”

Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Ensari Altınışık, Türkiye’de 2017 referandumu ve 2018 seçimleri sonrasında hayata geçirilen yeni yönetim sistemiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Altınışık, sistemin devlet yönetiminde hızlı ve merkezi bir karar alma yapısı oluşturduğunu ancak bunun beraberinde önemli kurumsal tartışmaları da getirdiğini ifade etti. “Yürütmede Merkezileşme, Karar Süreçlerinde Hız Sağladı” Altınışık, yeni yönetim modeliyle birlikte yürütme yetkisinin önemli ölçüde merkezileştiğini ve karar alma süreçlerinin hızlandığını belirtti. Bu durumun kısa vadede bazı idari avantajlar sağladığını ifade eden Altınışık, özellikle kriz yönetimi ve hızlı koordinasyon açısından sistemin etkili olabildiğine dikkat çekti. Ancak bu hızın, karar süreçlerine farklı görüşlerin katılımını azalttığı ve denge-denetim mekanizmalarını zayıflattığı yönünde eleştirileri de beraberinde getirdiğini söyledi. “Meclisin Denetim Gücü Zayıfladı” Altınışık açıklamasında, yeni sistemle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yasama ve denetim fonksiyonlarında belirgin bir gerileme yaşandığını ileri sürdü. Yasama sürecinde etkinliğin azaldığını, yürütme üzerindeki denetim mekanizmalarının ise daha sınırlı hale geldiğini ifade etti. Ayrıca yargının bağımsızlığına ilişkin kamuoyunda oluşan tartışmalara da değinen Altınışık, bu durumun hukuk devleti ilkesine yönelik güven algısını etkilediğini savundu. “Bürokratik Yapıda Koordinasyon Sorunları Yaşanıyor” Altınışık, sistem değişikliğiyle birlikte bürokratik yapıda da önemli dönüşümler yaşandığını belirtti. Kurumlar arası koordinasyonun zaman zaman zayıfladığına ve uzmanlık temelli politika üretiminde aksaklıklar görüldüğüne dikkat çekti. Bu durumun kamu yönetiminde verimlilik ve sürdürülebilirlik açısından bazı zorluklar oluşturduğunu ifade etti. “Daha Güçlü Denetim ve Kurumsal Denge Gerekiyor” Ensari Altınışık, uzun vadede daha sağlıklı bir yönetim yapısı için denge ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Açıklamasında şu değerlendirmelere yer verdi: “Meclisin ve yargının denetim gücünün artırılması, uzman kadroların yeniden etkin hale getirilmesi ve kurumlar arası işleyişin güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.” Altınışık, daha şeffaf, hesap verebilir ve kurumsal kapasitesi güçlü bir yönetim yapısının Türkiye’nin demokratik gelişimi açısından kritik olduğunu ifade etti.

Vekil Din Görevlilerinin Mali Haklarıyla İlgili Davada Önemli Gelişme: İstinaf Mahkemesi Sendikayı Haklı Buldu Haber

Vekil Din Görevlilerinin Mali Haklarıyla İlgili Davada Önemli Gelişme: İstinaf Mahkemesi Sendikayı Haklı Buldu

Türk Diyanet Vakıf-Sen, vekil imam-hatip ve müezzin-kayyımların mali haklarının geriye dönük olarak düzenlenmesi talebiyle açtığı davada önemli bir kazanım elde etti. Sendika, davanın istinaf incelemesini yapan Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nin verdiği kararla haklılıklarının bir kez daha tescillendiğini kamuoyuna duyurdu. Sendika tarafından yapılan açıklamada, söz konusu yargı kararının, vekil statüde görev yapan din görevlilerinin uzun yıllardır yaşadığı mali hak kayıplarının hukuken kabul edilemez olduğunun açık bir göstergesi olduğu vurgulandı. Kararın yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal açıdan da önemli bir anlam taşıdığı belirtilerek, bu gelişmenin kamu vicdanını rahatlattığı ve adalet duygusunu güçlendirdiği ifade edildi. “Hak Kayıpları Hukuken Tescillendi” Açıklamada, vekil din görevlilerinin yıllardır aynı görev ve sorumlulukları yerine getirmelerine rağmen kadrolu personelle eşit mali haklardan yararlanamadığına dikkat çekildi. Mahkemenin bu durumu açıkça ortaya koyduğu belirtilerek, kararın emsal niteliği taşıdığına işaret edildi. Ancak sendika, kararın kapsamına ilişkin önemli bir eleştiriyi de gündeme getirdi. Mahkeme tarafından verilen hükmün yalnızca son iki aylık dönemi kapsaması, geçmiş yıllara yayılan mağduriyetlerin giderilmesi açısından yetersiz bulundu. “Mağduriyetler İki Ayla Sınırlanamaz” Türk Diyanet Vakıf-Sen, yaptığı değerlendirmede, aynı işi yapan personelin hak kayıplarının sadece belirli bir dönemle sınırlandırılmasının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını vurguladı. Açıklamada şu görüşlere yer verildi: “Aynı görev ve sorumluluğu yerine getiren personelin geçmişe dönük tüm hak kayıplarının telafi edilmesi, hukukun ve adaletin gereğidir. Bu nedenle verilen karar önemli olmakla birlikte eksik bir kazanım niteliğindedir.” Anayasa Mahkemesi’ne Başvuru Kararı Sendika, bu kapsamda yeni bir hukuki süreci başlatacaklarını da açıkladı. Vekil din görevlilerinin mağduriyetlerinin tamamen giderilmesi amacıyla Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunulacağı bildirildi. Bu adımın, yalnızca mevcut davanın kapsamını genişletmek değil, benzer durumda olan tüm kamu çalışanları için emsal teşkil edecek bir hak arayışı olduğu ifade edildi. “Mücadelemiz Sürecek” Türk Diyanet Vakıf-Sen açıklamasında, emeğin karşılığının eksiksiz verilmesi ve kamu çalışanları arasında eşitliğin sağlanması yönündeki kararlılık bir kez daha vurgulandı. Sendika, “eşit işe eşit ücret” ilkesinin hayata geçirilmesi ve kamu çalışanlarının haklarının korunması için mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti. Ayrıca yetkili kurumlara çağrıda bulunularak, yargı kararlarının eksiksiz şekilde uygulanması ve benzer mağduriyetlerin tamamen ortadan kaldırılması için gerekli adımların gecikmeden atılması istendi.

DEVA Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk: “Adalet, Siyasi Hesapların Gölgesinde Bırakılamaz” Haber

DEVA Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk: “Adalet, Siyasi Hesapların Gölgesinde Bırakılamaz”

Son günlerde yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin adalet anlayışının ne denli zedelendiğini ve hukuk devleti ilkesinin nasıl ayaklar altına alındığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Bursa’daki siyasi atmosfer, özellikle eski Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem ile ilgili tartışmalar ve mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey hakkında alınan kararlarla daha da karmaşık bir hal almış durumda. Bu süreç, siyasi tutarlılığın ve adaletin nasıl farklı bakış açılarıyla şekillendirildiğine dair ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Sözde Adalet, Gerçekte Siyasi Operasyonlar Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, yaşanan gelişmeleri sert bir dille eleştirerek, “Dün susanların bugün konuşması, bugün konuşanların ise dün yaşananlara sessiz kalması, toplum vicdanında derin yaralar açmaktadır. Bu tablo ne hukuka ne de demokrasiye yakışmaktadır” ifadelerini kullandı. Öztürk, toplumsal adaletin ve hukukun kişilere, koltuklara ve siyasi kimliklere göre farklı muamele görmemesi gerektiğinin altını çizdi. Öztürk, geçmişte siyasi kimliklere veya parti aidiyetine göre hareket edenlerin bugün farklı tutumlar sergileyerek aynı hassasiyeti göstermediklerini belirterek, şu soruları gündeme getirdi: “Sayın Bozbey bugün görevde olmasaydı ya da farklı bir siyasi partide olsaydı, aynı çevreler yine aynı hassasiyeti gösterecek miydi? Ya da geçmişte görev yapmış bir belediye başkanı hakkında benzer süreçler yaşandığında neden aynı sesler yükselmedi?” Adaletin Kriteri: Siyasi Hesaplar Değil, Evrensel Hukuk İlkeleri DEVA Partisi'nin Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, adaletin yalnızca kişilere göre değil, evrensel hukuk ilkelerine göre işletilmesi gerektiğine inandıklarını vurguladı. “Adalet, ne bir rövanş aracı, ne bir siyasi hesaplaşma yöntemi, ne de koltukları koruma refleksidir” diyen Öztürk, “Adalet, halkın hakkıdır ve doğru kimden gelirse gelsin yanında; yanlış kimden gelirse gelsin karşısında duracağız” şeklinde konuştu. Öztürk, bugün halkın sesinin duyulmadığını, toplumun adalet talebinin siyasi hesapların gölgesinde bırakıldığını belirtti. Bu durumun, sadece demokratik bir gerilemeye değil, aynı zamanda hukuk düzenine ve toplumsal barışa büyük zarar verdiğine dikkat çekti. “Halk, tarafsız ve bağımsız bir yargı düzenini hak etmektedir. Ancak, ne yazık ki bugün siyasal çıkarlar, adaletin önünde bir engel teşkil etmektedir” diyerek, siyasi çıkarların adaletin önüne geçmesinin büyük bir tehlike yarattığını vurguladı. Adalet, Kişilere Göre Değil, Evrensel İlkelere Göre İşlemelidir Tayfun Öztürk, DEVA Partisi olarak her zaman doğruyu ve hakkı savunacaklarını, kimden gelirse gelsin, haksızlığa karşı duracaklarını belirtti. “Adaletin evrensel ilkeler çerçevesinde, herhangi bir siyasi kimlikten bağımsız bir şekilde işlemelidir. Bizim için adalet, sadece hukuki bir mesele değil, toplumsal bir sorumluluktur” ifadelerini kullanan Öztürk, sadece bireysel çıkarların değil, tüm halkın haklarının savunulması gerektiğine işaret etti. Bugün, Türkiye'deki siyasi tabloyu gözler önüne sererek, halkın sesiyle siyasi hesapların sesinin karıştığını, bu durumun ise adaletin tecelli etmesini engellediğini söyleyen Öztürk, “Bizler her zaman doğru kimden gelirse gelsin yanında, yanlış kimden gelirse gelsin karşısında durmaya devam edeceğiz. Siyasi partilere, koltuklara veya siyasi hesaplara dayalı bir adalet anlayışının değil, halkın adalet talebine ve evrensel hukuk ilkelerine dayalı bir adalet anlayışının hâkim olması gerektiğini savunuyoruz” şeklinde konuştu. Sonuç: Hukukun ve Adaletin Gücü Sonuç olarak, Tayfun Öztürk ve DEVA Partisi, adaletin sadece bir kavram değil, her bir vatandaşın hakkı olduğunu vurgulamaya devam edecek. Toplumun vicdanını temsil etmek ve siyasi hesaplardan bağımsız olarak doğruyu savunmak, sadece bir parti için değil, tüm ülke için önemli bir sorumluluktur. Hukukun ve adaletin her alanda ve her şartta üstün olması gerektiğini belirten Öztürk, bu anlayışla hareket etmeye devam edeceklerini söyledi.

Zafer Partisi Lideri Özdağ: Emekliler 12 ay oruç tutuyor Haber

Zafer Partisi Lideri Özdağ: Emekliler 12 ay oruç tutuyor

Özdağ, açıklamasının başında bayramın anlamının yoksulluk ve geçim sıkıntısı nedeniyle kaybolduğunu vurguladı: “Evet, bir ay sürer Ramazan ayı ve oruç tutarız. Ama AK Parti iktidarının ekonomik politikaları milleti 12 ay oruç tutmaya zorluyor. 32 bin TL açlık sınırının altında 20 bin lira maaşla geçinmeye çalışan milyonlarca insan yaşıyor. 17 milyon emekli, dul ve yetim 20 bin lira ve altında maaşla geçinmeye çalışıyor ve bu insanlara bayram harçlığı olarak 4 bin lira öneriliyor.” Özdağ, emeklilerin bayram harçlığına muhtaç edilmemesi gerektiğini belirterek, “Aslında harçlığı alması gerekenler bütün ömürleri boyunca yasalara saygılı, topluma katkı verecek şekilde çalışan emekliler değil. Emekliler bu harçlığı kendi çocuklarına ve torunlarına verebilecek durumda olmalılar” dedi. “Şehitlik önünden geçebiliyorlar mı?” Bayramın ikinci günü Cebeci Şehitliği’ni ziyaret ettiğini belirten Özdağ, şehit yakınlarının yaşadığı acıya dikkat çekti. Terörle müzakere sürecini yürütenleri hedef alan Özdağ, şu soruyu yöneltti: “Çok merak ediyorum, o gün şehitlikten de sordum, ‘Terörsüz Türkiye’ diyerek terör örgütüyle müzakere yapanlar, terör örgütünün kurucu lider, önder olarak gösterilenler acaba şehitliklerin önünden geçebiliyorlar mı, şehit yakınlarıyla, gazilerimizle bayramlaşabiliyorlar mı, konuşabiliyorlar mı? Orada evladının mezarının başında herhalde yiyebileceğiniz en acı şekeri veya çikolatayı gelenlere ikram eden annelerin yanına gidip baş sağlığı dileyebiliyorlar mı? Hiç zannetmiyorum. Ancak meydanı boş, memleketi de sahipsiz zannetmemeleri lazım.” Nevruz tartışması: “Bölücü ihanet yaygarası” Özdağ, son Nevruz kutlamalarında yaşananları sert sözlerle eleştirdi. Terör örgütü yandaşlarının Nevruz’u bir propaganda aracına dönüştürdüğünü savunan Özdağ, “Bu Nevruz’da gördük, iktidarın politikalarından cesaret alan bölücü örgüt yandaşları Türkiye’nin her yanında Nevruz’u değil, terör örgütünün ve terör örgütünün elebaşının Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ve iktidara dayatmış olduğu şartların kabulünün kutlamasını yaptılar” dedi. Nevruz alanlarında Türk bayrağının bulunmadığını, bölücü flamaların ve Öcalan posterlerinin asıldığını belirten Özdağ, “Sizin terörsüz Türkiye’niz böyle mi kurulacak? Bizim terörsüz Türkiye’den anladığımız, terörün ortadan kalktığı bir Türkiye, sizin terörsüz Türkiye’den anladığınız, dağlarda yok edilen terör örgütünün şimdi şehirlerde, meydanda ve mecliste hâkim hale gelmesi anlaşılan” ifadelerini kullandı. “Üniversiteli gençlere ters kelepçe, PKK’lılara şefkat” İktidarın terör örgütü yandaşlarına gösterdiği müsamahayla, hukuk devleti talebiyle yürüyen gençlere yönelik tutum arasındaki çelişkiye dikkat çeken Özdağ, şöyle konuştu: “Üniversiteli gençler ‘Anayasa, hukuk devleti ve demokrasi’ diyerek Türk bayraklarıyla yola çıktıklarında bunları yakalıyorsunuz, ters kelepçeyle gözaltına alıyorsunuz, gözlerine gaz sıktırıyorsunuz ve mahkemeye sevk ediyorsunuz da bu PKK yandaşlarına, terör sevicilere gösterilen şefkat nereden geliyor?” Kara Harp Okulu teğmenleri ve Ebru Eroğlu davası Özdağ, 30 Ağustos 2024’te Kara Harp Okulu mezuniyet töreninde “Mustafa Kemal’in askeriyiz” diyen 5 teğmenin TSK’dan ihraç edilmesini de gündeme taşıdı. Dönem birincisi Topçu Teğmen Ebru Eroğlu’nun davasının reddedildiğini, kararın 13 Mart’ta açıklanmasını “garip bir tesadüf” olarak nitelendirdi: “13 Mart’ın özelliği nedir? 13 Mart’ın özelliği, Mustafa Kemal’in Harbiye’ye giriş tarihi ve Harbiyelilerin geleneksel yoklamada ‘1283 içimizde’ diyerek haykırdıkları gün olmasıdır. Tabii ki 1283 sadece Harbiyelilerin içinde değil arkadaşlar. 1283 bütün Zafer Partililerinin içinde. 1283 bütün büyük Türk milletinin içindedir.” Özdağ, Ebru Teğmen’in mahkemede yaptığı konuşmadan bir bölümü paylaşarak, “Bu subaylarımızın da genç kardeşlerimizin de merak etmemesini istiyorum. Hak ettikleri üniformaya bir gün Türk adaleti aracılığıyla muhakkak kavuşacaklardır” dedi. Dış politika ve füze savunması: “İncirlik neden Patriot’la korunuyor?” Özdağ, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrası Türkiye’nin füze savunma kapasitesine ilişkin sorularını da yineledi. Türkiye’nin yüksek irtifa füze savunmasını sadece NATO’ya mı ihale ettiğini sorgulayan Özdağ, şu soruları sıraladı: “Balistik ve hipersonik füzeleri görecek, tespit edecek, izleyecek son teknoloji ürünü radar sistemlerimiz hangileridir? Bu radar sistemlerimiz Türkiye’nin hava sahasını aktif olarak kontrol etmekte midir? Balistik ve hipersonik füzeleri önleyecek milli füze savar bataryalarımız var mı ve kullanıyor muyuz? Eğer var ve kullanımda ise İncirlik ve Kürecik için NATO ülkelerinden neden patriot füzeleri getiriliyor? Neden bizim milli füze savunma sistemlerimiz İncirlik’i ve Kürecik’i korumuyor?” Özdağ ayrıca, Yunanistan’ın Semadirek Adası’na Patriot sistemleri yerleştirmesinin Balıkesir, Bandırma ve Eskişehir’deki hava üslerini tehdit ettiğini belirterek, hükümetin bu konuda bir adım atıp atmadığını sordu. Karadeniz’de tanker saldırısı ve gazetecilere gözaltı Özdağ, İstanbul Boğazı’na 26 kilometre kala bir tankere düzenlenen saldırıya ilişkin de değerlendirmede bulundu. Saldırının İran’la ilgisinin olmadığından emin olduklarını belirten Özdağ, “Eğer önümüzdeki saatlerde birileri çıkıp bir provokasyon girişimi olarak böyle bir haber sunarsa içeriden veya dışarıdan Türk milleti buna inanmaz” dedi. Saldırının daha önce Türk Akım’ına saldıran güçler tarafından gerçekleştirilmiş olabileceğini ifade etti. Son dönemde gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamaları da eleştiren Özdağ, “Türkiye’de artık bağımsız bir yargı yok. Bağımsız bir yargı olmadığı için de iktidarın bazı yargı organlarını çok etkili bir şekilde muhalefeti kontrol altına almak, baskı altında tutmak için kullandığına şahit oluyoruz” dedi. ABD Büyükelçisi Barrack ve tapu iddiaları ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın aynı zamanda Suriye Özel Temsilcisi olarak atanmasını “vahim” olarak nitelendiren Özdağ, “Washington’un Afganistan-Pakistan’a baktığı gibi Türkiye-Suriye’ye baktığının en somut göstergesidir” yorumunu yaptı. Adalet Bakanı Akın Gürlek’le ilgili tapu iddialarına ilişkin ise Özdağ, iddiaları ciddi bulduğunu ve konunun mahkemeye taşınmasını olumlu karşıladığını söyledi. “Zafer Partisi iktidarı Türk milletinin iktidarı olacak” Açıklamasının sonunda Zafer Partisi’nin iktidar hedefini yineleyen Özdağ, “Terörle müzakere değil, kesin sonuçlu mücadele gerçekleştireceğiz, huzur ve güvenliği sağlayacağız, birlik ve beraberliğimizi de pekiştireceğiz. Zafer iktidarı Türk milletinin iktidarı olacak” ifadelerini kullandı.

CHP’li Nimet Yıldız’dan Mecliste Sert Çıkış: “Hukuk Siyasetin Aparatı Olamaz, Kadınların Yaşam Hakkı Tartışmaya Açık Değildir” Haber

CHP’li Nimet Yıldız’dan Mecliste Sert Çıkış: “Hukuk Siyasetin Aparatı Olamaz, Kadınların Yaşam Hakkı Tartışmaya Açık Değildir”

Yıldırım Belediye Meclisi’nin Mart ayı toplantısında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz alan Yıldırım Belediye Meclis Sözcüsü Nimet Yıldız, hem uluslararası gelişmeler hem de Türkiye’deki siyasi ve toplumsal gündem hakkında son derece sert ve kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Konuşmasında hukuk devleti, demokrasi, kadın hakları, toplumsal adalet ve yerel yönetim sorunlarına kadar geniş bir yelpazede mesajlar veren Yıldız, iktidarın politikalarına yönelik açık ve net eleştirilerde bulundu. Konuşmasının başında meclis üyelerini selamlayan Yıldız, Mart ayı meclisinde alınan kararların Bursa ve Yıldırım için hayırlı olmasını temenni etti. Ancak konuşmasının devamında hem dünyada hem de Türkiye’de yaşanan gelişmelerin kaygı verici olduğunu vurguladı. Ortadoğu’daki Savaş Politikalarına Sert Tepki Baharın umut ve sevinçle karşılanması gereken bir dönem olduğuna dikkat çeken Yıldız, buna rağmen dünyanın birçok noktasında savaşların sürdüğünü belirtti. Özellikle Ortadoğu’daki tabloyu sert sözlerle eleştiren Yıldız, bölgede yaşananların artık bir insanlık dramına dönüştüğünü ifade etti. Yıldız konuşmasında şu sözlere yer verdi: “Siyonist İsrail’in saldırgan, hukuk tanımaz ve uluslararası normları hiçe sayan politikaları ile birlikte ABD’nin bölgeyi kendi stratejik çıkarları doğrultusunda dizayn etmeye çalışan müdahaleci anlayışı, Ortadoğu’yu adeta bitmeyen savaşların ve yıkımın coğrafyasına çevirmiştir. Bu kirli hesapların bedelini ise masum siviller, kadınlar ve çocuklar ödemektedir.” Ortaya çıkan tabloyu insanlık adına utanç verici olarak nitelendiren Yıldız, yaşananları en güçlü şekilde kınadıklarını ifade etti. Yıldız ayrıca Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin bugün her zamankinden daha hayati olduğunu belirterek, Türkiye’nin dış politikada barıştan yana bir duruş sergilemesi gerektiğini söyledi. “Hukukun Siyasallaştığı Bir Ülkede Demokrasi Ayakta Kalamaz” Konuşmasında Türkiye’deki hukuk ve demokrasi tartışmalarına da değinen Yıldız, son dönemde yaşanan bazı gözaltı ve tutuklama kararlarının toplumda ciddi bir güvensizlik yarattığını söyledi. Gazeteci Ali Can Uludağ’ın gözaltına alınması ve tutuklanması ile Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın sabah baskınıyla gözaltına alınarak tutuklanmasını sert sözlerle eleştiren Yıldız, şunları söyledi: “Hukuk bir ülkenin omurgasıdır. Eğer hukuk siyasi hesapların gölgesine girerse, adalet duygusu çöker, demokrasi zedelenir. Hukuk; iktidarın hoşuna gidenlere göre değil, evrensel adalet ilkelerine göre işletilmelidir. Hukukun siyasallaştığı bir ülkede demokrasinin ayakta kalması mümkün değildir.” Şehit Pilota Rahmet Mesajı Balıkesir’deki 9’uncu Ana Jet Üs Komutanlığı’ndan havalanan F-16 uçağının düşmesi sonucu şehit olan pilot İbrahim Bolat için de başsağlığı dileklerini ileten Yıldız, Türk milletinin acısını paylaştıklarını belirtti. Yıldız, kahraman pilota Allah’tan rahmet, ailesine sabır ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne başsağlığı diledi. Ramazan Ayı Mesajı Ramazan ayına da değinen Yıldız, bu ayın toplumsal dayanışma ve paylaşma duygularını güçlendirdiğini belirtti. Tüm İslam âleminin Ramazan ayını kutlayan Yıldız, özellikle zor ekonomik koşullarda dayanışmanın daha da önem kazandığını ifade etti. Deniz Baykal ve Türkiye’nin Aydınlık İsimleri Anıldı Konuşmasında Türkiye’nin siyasi ve kültürel tarihinde önemli izler bırakan isimleri de anan Yıldız, CHP’nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ı vefatının yıl dönümünde saygı ve rahmetle andıklarını söyledi. Yıldız ayrıca: Erzincan İliç’te yaşanan maden faciasında hayatını kaybeden 9 işçiyi, Hocalı Katliamı’nda yaşamını yitiren sivilleri, Köy Enstitülerinin kurucularından Hasan Ali Yücel’i, Türk edebiyatının büyük ustası Yaşar Kemal’i saygı ve minnetle andıklarını ifade etti. Medeni Kanun’un 100. Yılı: Cumhuriyet Devriminin Temel Taşı Yıldız, bu yıl Türk Medeni Kanunu’nun kabulünün 100. yılının geride bırakıldığını hatırlatarak, bu kanunun Türkiye’nin modernleşme sürecinde devrim niteliğinde olduğunu vurguladı. Medeni Kanun’un özellikle kadın hakları açısından tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirten Yıldız şu değerlendirmeyi yaptı: “Kadınların eşit yurttaşlık hakkını güvence altına alan Medeni Kanun, Mustafa Kemal Atatürk’ün çağdaş Türkiye vizyonunun en güçlü eserlerinden biridir. Bu reform yalnızca hukuki bir düzenleme değil, aynı zamanda toplumsal bir devrimdir.” Yeşilay Haftası: Gençler İçin Uyarı 1–7 Mart Yeşilay Haftası kapsamında da konuşan Yıldız, özellikle gençleri tehdit eden madde bağımlılığı konusunda yerel yönetimlerin daha aktif rol üstlenmesi gerektiğini söyledi. Mahallelerde gençlere yönelik eğitim, bilinçlendirme ve sosyal faaliyetlerin artırılmasının zorunlu olduğunu ifade etti. Kadın Cinayetlerine İsyan: “Kadınların Yaşam Hakkı Pazarlık Konusu Değildir” Konuşmasının en sert bölümlerinden biri ise kadın cinayetleri ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü üzerine yaptığı değerlendirme oldu. Son dönemde yaşanan kadın cinayetlerinin toplum vicdanını derinden yaraladığını belirten Yıldız, Fatma Nur Çelik’in öğrencisi tarafından öldürülmesi ve bir anne ile kızının katledilmesi gibi olayların büyük bir acı yarattığını söyledi. Yıldız şu ifadeleri kullandı: “Kadınların yaşam hakkı tartışılamaz. Kadınların eşit yurttaşlık hakkı pazarlık konusu yapılamaz. Kadınların özgürlüğü bir lütuf değil, anayasal bir haktır.” 8 Mart’ın bir kutlama değil, emekçi kadınların eşitlik mücadelesinin sembolü olduğunu hatırlatan Yıldız, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini de sert sözlerle eleştirdi. “Bir gecede alınan kararla İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek, kadınların yaşam hakkını koruyan uluslararası bir güvenceden vazgeçmek demektir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak kadın haklarını savunmaktan ve İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden taraf olunması için mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.” Yıldız konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Kadınların eşit, özgür ve güvenli yaşadığı bir ülke için mücadelemizi sürdüreceğiz. Yaşasın kadınların eşitlik mücadelesi. Yaşasın adalet, yaşasın demokrasi.” Yıldırım’daki Yerel Sorunlar da Meclis Gündeminde Konuşmasının sonunda Yıldırım’daki mahalle sorunlarını da gündeme taşıyan Yıldız, özellikle Davutkadı Mahallesi’nde yıllardır çözülemeyen otopark sorununa dikkat çekti. Kentsel dönüşüm projeleriyle birlikte nüfus ve araç sayısının hızla arttığını belirten Yıldız, mevcut altyapının bu yükü taşıyamadığını söyledi. Özellikle Emir Sultan Camii ve Yeşil Türbe’ye gelen ziyaretçilerin tur otobüsleri nedeniyle mahallede ciddi trafik yoğunluğu oluştuğunu belirten Yıldız, Derebahçe mevkiine katlı otopark ve çok amaçlı alan yapılmasının artık zorunlu hale geldiğini vurguladı. Bu alanın: Tur otobüsleri için kontrollü park noktası Haftanın bir günü semt pazarı kurulabilecek bir alan olarak planlanmasının kalıcı çözüm sağlayacağını ifade eden Yıldız, belediye yönetimine şu soruyu yöneltti: “Davutkadı Mahallesi’nde planlanan katlı otopark projesinin son durumu nedir? Bu projenin hayata geçirilmesi için öngörülen somut takvim nedir?” Vatan Mahallesi İçin Park Talebi Yıldız ayrıca Vatan Mahallesi’nde yaşayan vatandaşların önemli bir talebini de meclise taşıdı. Kısmet Caddesi ile 2. Vatan Caddesi kesişiminde bulunan yaklaşık 2000 metrekarelik boş alanın park olarak düzenlenmesi gerektiğini belirten Yıldız, mahalle sakinlerinin çocukların oynayabileceği ve vatandaşların nefes alabileceği bir yeşil alan istediğini ifade etti. Yıldız, “Yıldırım’da beton değil, yaşam alanı istiyoruz” diyerek yerel yönetimlerin mahallelerin bu haklı taleplerine kayıtsız kalmaması gerektiğini söyledi.

Laiklikten Taviz, Cumhuriyetten Kopuştur Haber

Laiklikten Taviz, Cumhuriyetten Kopuştur

“Laiklikten Taviz, Cumhuriyetten Kopuştur” Bursa Kestel’de gerçekleştirilen genel kurul toplantısında yeniden yapılanan yönetim kadrosu ve yapılan açıklamalar, yalnızca bir dernek faaliyeti olmanın ötesine geçerek ideolojik ve tarihsel bir manifesto niteliği kazandı. Genel kurulda güven tazeleyen Atatürk Düşünce Derneği Kestel Şubesi Dernek Başkanı Ramazan Kestane, özellikle eğitim sistemi üzerinden yürüyen laiklik tartışmalarına sert ifadelerle müdahil oldu. Kestane, son dönemde okullarda yaşandığı ileri sürülen laiklik karşıtı uygulamaların yalnızca anayasal düzeni değil, dinin kendisini de yıprattığını vurguladı. “Dinin bu denli istismar edilmesi, ayaklar altına alınması ve siyasallaştırılması; insanları inançtan değil, istismardan soğutmaktadır” ifadeleri salonda güçlü bir karşılık buldu. “Cumhuriyet Yoktan Var Edildi” Konuşmasının önemli bölümünü Cumhuriyet’in kuruluş şartlarına ayıran Kestane, tarihsel verilerle Cumhuriyet öncesi tabloyu ortaya koydu. 40 bin köyün 37 bininde okul bulunmadığını, erkeklerin yalnızca yüzde 7’sinin, kadınların ise binde 4’ünün okuryazar olduğunu hatırlattı. Kadınların sosyal ve hukuki statüsünün yok hükmünde olduğunu, seçme-seçilme, miras, boşanma ve çalışma hakkının bulunmadığını belirtti. Sağlık alanındaki yetersizlikleri rakamlarla ortaya koyan Kestane; 12 milyonluk nüfusa karşılık yalnızca 337 doktor bulunduğunu, bebek ölüm oranlarının binde 400’ü aştığını, ortalama yaşam süresinin 40 yıl civarında olduğunu ifade etti. Salgın hastalıkların kırıp geçirdiği bir toplumdan modern bir devlete geçişin tesadüf değil, bilinçli bir devrim iradesinin sonucu olduğunu vurguladı. Emperyalizme ve Saray Rejimine Karşı Devrim Konuşmasında, Osmanlı’dan devralınan ağır dış borç yüküne ve yıkılmış altyapıya dikkat çeken Kestane; demiryollarının, limanların ve madenlerin yabancıların elinde olduğunu, kişi başına düşen gelirin 45 dolar seviyesinde bulunduğunu hatırlattı. Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde gerçekleştirilen devrimlerin yalnızca siyasal değil; ekonomik, kültürel ve toplumsal bağımsızlığı hedeflediğini vurgulayan Kestane, hilafetin kaldırılması, eğitim birliğinin sağlanması, üniversite reformu ve tekke-zaviye kapatmalarını “cehaletle topyekûn mücadele” olarak tanımladı. “Her fabrika bir kaledir” anlayışıyla kurulan 46 fabrikanın, üretim ekonomisinin temelini attığını belirten Kestane; devletin liyakat, akıl ve bilim temelinde yönetildiği bir dönemde az zamanda büyük işler başarıldığını söyledi. “Kemalist Devlet Anlayışı Terk Edildi” Günümüze ilişkin değerlendirmesinde ise ton daha da sertleşti. Laik, bilimsel ve kamusal eğitim modelinin aşındırıldığını; sağlık sisteminin ticarileştirildiğini; üretim ekonomisinin terk edilerek ithalata bağımlı bir yapıya geçildiğini dile getirdi. Yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkelerinin zedelendiğini savunan Kestane, demografik yapıya ilişkin endişelerini de açık ifadelerle dile getirdi. “Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesi olarak yaratıldı. Bugün de aynı bilinçle görevimizin başındayız” diyen Kestane, Kemalizmin “namus sesi”ni yeniden yükseltme iddiasını ortaya koydu. ADD’nin Büyüyen Yapısı Toplantıda paylaşılan verilere göre, Atatürkçü Düşünce Derneği Türkiye genelinde 356 şube, 47 temsilcilik ve 86 bin üyeye ulaşmış durumda. Bu rakamlar, derneğin örgütsel kapasitesinin ve toplumsal tabanının genişlediğini gösteriyor. Genel kurulda yeni üyelere kartları takdim edilirken, divan başkanlığını Osman Fahri Ünal üstlendi. Katiplik görevlerini Doğan Müftüoğlu ve Ufuktan Dede yürüttü. Yeni Yönetim Listesi Açıklandı Yapılan seçim sonucunda Yönetim Kurulu Asil listesi şu isimlerden oluştu: Ramazan Kestane Burhan Gülsevdi Ahmet Genç Ramiz Kara Mediha Emer Gökhan Uyan Emel Nedir Denetleme Kurulu Asil üyeleri ise Ekrem Gürel, Mustafa Rodoplu ve Feyzullah Kılıç olarak belirlendi. Bursa’daki bu genel kurul, yalnızca bir yönetim değişimi değil; Cumhuriyet değerleri etrafında ideolojik bir saflaşmanın da açık beyanı niteliğinde kayda geçti. Dernek yönetimi, önümüzdeki dönemde laiklik, kamusal eğitim ve hukuk devleti başlıklarında daha görünür ve daha yüksek sesli bir mücadele hattı izleyeceklerinin sinyalini verdi.

İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden Mudanya’daki Yıkım Kararına Sert Tepki Haber

İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden Mudanya’daki Yıkım Kararına Sert Tepki

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Bursa’nın Mudanya ilçesinde 10 Mart – 15 Nisan tarihleri arasında onlarca yapının yıkılacağına ilişkin belediye açıklamasına sert sözlerle tepki gösterdi. Hacıoğlu, barınma hakkının anayasal ve evrensel bir hak olduğunu vurgulayarak, “Devletin görevi yurttaşın evini başına yıkmak değil, güvenli hale getirmektir” dedi. “Barınma Temel Haktır, İdari Tasarrufla Ortadan Kaldırılamaz” Hacıoğlu açıklamasında, imar mevzuatının amacının cezalandırmak değil, düzenlemek ve güvenliği sağlamak olduğunu belirtti. Özellikle “bağ evi” niteliğindeki yapıların hedef alınmasına tepki gösteren Hacıoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Kendi arazisi üzerinde, deprem riski taşımayan, az katlı ve yaklaşık 15 yıllık yapılarda yaşayan vatandaşın kapısına yıkım ekipleri gönderilmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. O kapıya önce teknik denetim uzmanları gelmelidir.” Hacıoğlu, kamu otoritelerinin planlama ve ruhsat süreçlerindeki ihmallerinin faturasının tek taraflı biçimde vatandaşa kesilemeyeceğini belirterek, “Elektriği, suyu, kanalizasyonu, asfalt yolu kamu eliyle yapılmış; altyapısı getirilmiş bu yapılar yıllarca görmezden gelinirken bugün hangi kamu yararı gerekçesiyle toplu yıkım gündeme getiriliyor?” diye sordu. Mudanya’da Toplu Yıkım İddiası: “Bu Bir Planlama Krizi” Mudanya Belediyesi tarafından 10 Mart–15 Nisan tarihleri arasında ilçedeki çok sayıda yapının yıkılacağı yönündeki bilgilendirme, bölge sakinleri arasında ciddi bir tedirginlik yarattı. İlçede özellikle bağ evi statüsündeki, düşük yoğunluklu ve müstakil yapıların hedef alındığı ifade ediliyor. Hacıoğlu’na göre mesele yalnızca ruhsat teknikliği değil; doğrudan planlama politikalarının yarattığı yapısal bir sorun: Uzun yıllar boyunca fiilen yerleşime açılan alanlar, Kamu hizmeti götürülerek yerleşim teşvik edilen bölgeler, Denetim mekanizması işletilmeden oluşan yapılaşma pratiği, Ardından gelen ani ve toplu yıkım kararları… “Bu tablo bir ‘kaçak yapılaşma krizi’ değil, bir ‘planlama ve denetim zaafı’ krizidir” diyen Hacıoğlu, belediyeye sert çağrıda bulundu: “Sorunun kökeninde idarenin ihmali varsa, çözüm de idarenin sorumluluk üstlenmesiyle başlar.” “Kayıt Dışılık Değil, Denetim İstiyoruz” İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin talebi net: Af değil, keyfiyet değil; sistematik ve teknik bir denetim süreci. Hacıoğlu, önerilerini maddeler halinde sıraladı: Yapı stokunun envanteri çıkarılsın. İlçe genelinde tüm yapıların mühendislik esaslarına göre teknik incelemesi yapılsın. Deprem güvenliği esas alınsın. Risk taşımayan az katlı yapılar tescil edilerek hukuki statü kazansın. Zayıf yapılar güçlendirilsin. Yıkım son çare olmalı; güçlendirme ve iyileştirme öncelikli çözüm olarak benimsenmeli. Kademeli ve şeffaf bir geçiş süreci tanımlansın. Vatandaş mağdur edilmeden, makul süreler ve teknik rehberlik sağlanarak düzenleme yapılsın. “Biz kayıt dışılık istemiyoruz. Biz denetim istiyoruz” diyen Hacıoğlu, imar hukukunun cezalandırma aracı değil, kamu güvenliğini sağlayan bir düzenleme mekanizması olduğunu vurguladı. “Altyapıyı Getirip Sonra Yıkmak Hukuki Çelişkidir” Mudanya’daki yapıların önemli bölümünün elektrik, su, kanalizasyon ve yol gibi temel altyapı hizmetlerinden yararlandığını hatırlatan Hacıoğlu, şu soruyu yöneltti: “Altyapı hizmetini götüren kamu, fiilen yerleşimi kabul etmiş olmuyor mu? Yıllarca bu yapılar vergilendirilirken, abonelik işlemleri yapılırken, kamu hizmeti sunulurken hukuki sakınca görülmeyen yapılar bugün neden topluca hedef haline getiriliyor?” Hacıoğlu’na göre bu durum, idarenin çelişkili uygulamalarına işaret ediyor ve hukuki güvenlik ilkesini zedeliyor. Mudanya Sakinlerinden Başkan’a Açık Çağrı: “YIKMA!” Mudanya’daki çok sayıda vatandaş, belediye yönetimine “YIKMA” çağrısında bulunarak kararın yeniden gözden geçirilmesini talep ediyor. İlçe sakinleri, söz konusu yapıların büyük bölümünün: Az katlı, Müstakil, Ortalama 15 yıllık, Deprem riski açısından yüksek risk grubunda olmayan yapılar olduğunu ifade ediyor. Vatandaşlar, “Kentsel dönüşüm adı altında değil, teknik inceleme ve güçlendirme modeliyle çözüm istiyoruz” diyerek belediyeden diyalog ve çözüm masası kurulmasını talep ediyor. “Hukuk Devleti Yıkımla Değil, Çözümle Güçlenir” İbrahim Hacıoğlu açıklamasını sert bir uyarıyla tamamladı: “Hukuk devleti, vatandaşıyla kavga eden değil; sorunları teknik, bilimsel ve adil yöntemlerle çözen devlettir. Deprem kuşağında bulunan bir ülkede önceliğimiz güvenliktir; ama güvenlik bahanesiyle sosyal yıkım üretilemez. Yıkım bir çözüm değil, en son başvurulacak idari tasarruftur.” İmar Yasasına Takılanlar Derneği, Mudanya’daki yıkım kararlarının askıya alınması, kapsamlı bir teknik envanter çalışması başlatılması ve vatandaş temsilcilerinin de dahil edileceği bir istişare süreci yürütülmesi çağrısında bulundu. Mudanya’da gözler şimdi belediye yönetiminin atacağı adımlara çevrildi. İlçede önümüzdeki haftalar, imar hukuku, yerel yönetim sorumluluğu ve barınma hakkı ekseninde sert bir tartışmaya sahne olacak gibi görünüyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.