Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Güvenlik

Gürsu Haber - Güvenlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Güvenlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İlker Özaslan’dan Cumalıkızık İçin Kritik Uyarı: “UNESCO Unvanı Sınırsız Turizm Anlamına Gelmez” “Cumalıkızık yalnızca korunacak bir yapı topluluğu değil, yaşayan bir kültürdür” Haber

İlker Özaslan’dan Cumalıkızık İçin Kritik Uyarı: “UNESCO Unvanı Sınırsız Turizm Anlamına Gelmez” “Cumalıkızık yalnızca korunacak bir yapı topluluğu değil, yaşayan bir kültürdür”

Bursa’nın dünya çapında tanınan tarihi miras alanlarından Cumalıkızık’ın geleceği, Tayyare Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen kapsamlı değerlendirme toplantısında masaya yatırıldı. Bursa UNESCO Derneği Cumalıkızık Çalışma Grubu tarafından organize edilen toplantıda, tarihi köyün karşı karşıya olduğu tehditler, koruma sorunları, restorasyon eksiklikleri ve sürdürülebilir yönetim modeli detaylı biçimde ele alındı. Toplantının merkezinde ise Bursa UNESCO Derneği Başkanı İlker Özaslan’ın yaptığı kapsamlı değerlendirmeler yer aldı. Özaslan, Cumalıkızık’ın bugün yalnızca fiziksel yıpranma değil, aynı zamanda yoğun turizm baskısı, plansız büyüme, ekonomik eşitsizlik ve kentleşme tehdidi altında bulunduğunu söyledi. Katılımcılar arasında yerel yöneticiler, akademisyenler, alan başkanlığı uzmanları, sivil toplum temsilcileri, koruma uzmanları ve köy sakinleri yer aldı. Toplantı boyunca ortak görüş, Cumalıkızık’ın “sadece turistik bir destinasyon değil, yaşayan bir kültürel miras alanı” olduğu yönünde birleşti. İlker Özaslan: “Bir Günde 34 Bin Kişi Başarı Değil, Alarmdır” Bursa UNESCO Derneği Başkanı İlker Özaslan, toplantıda yaptığı konuşmada ziyaretçi yoğunluğunun artık ciddi bir tehdit boyutuna ulaştığını vurguladı. Geçtiğimiz yıl Cumalıkızık’ın bir günde yaklaşık 34 bin ziyaretçiyi ağırladığını hatırlatan Özaslan, bu yoğunluğun artık “övünülecek bir tablo” değil, yönetilmesi gereken bir kriz olduğuna dikkat çekti. Özaslan şu ifadeleri kullandı: “UNESCO Dünya Mirası unvanı sınırsız turist kabul etmek anlamına gelmez. Bir günde 34 bin kişinin geldiği bir tarihi köyde artık koruma-kullanma dengesi ciddi şekilde zarar görmeye başlar. Bu sayı bazı günlerde stadyum doluluğuna ulaşıyor. Böyle bir baskıyı tarihi bir köyün kaldırabilmesi mümkün değildir.” Cumalıkızık’ın taşıma kapasitesinin bilimsel yöntemlerle belirlenmesi gerektiğini ifade eden Özaslan, kontrollü ziyaretçi yönetimi, rezervasyon sistemi ve zaman planlamalı turizm modelinin artık kaçınılmaz hale geldiğini söyledi. “Cumalıkızık Bir Açık Hava AVM’sine Dönüştürülemez” Toplantıda turizmin niteliği üzerine de dikkat çeken değerlendirmeler yapıldı. İlker Özaslan, Cumalıkızık’ın yalnızca yoğun insan trafiği üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirterek şunları söyledi: “Bir günde 50 bin kişiye hediyelik eşya üretebilecek bir köy değiliz. Cumalıkızık bir açık hava AVM’si değildir. Burası yaşayan bir kültür alanıdır. İnsanlar burada yalnızca alışveriş yapmıyor; yüzlerce yıllık bir yaşam biçimine tanıklık ediyor.” Özaslan, köy ekonomisinin mevcut ziyaretçi baskısına göre şekillenmeye zorlanmasının geleneksel yaşamı bozabileceğini ifade etti. Yapı Stoğu Endişe Veriyor: “151 Yapı Müdahale Bekliyor” Toplantıda paylaşılan güncel yapı envanteri, köyün fiziksel durumuna ilişkin çarpıcı veriler ortaya koydu. Cumalıkızık’ta: 259 ev bulunduğu, bunların 168’inin tarihi yapı niteliğinde olduğu, 21 yapının tamamen yıkıldığı, 17 yapının harabe durumda olduğu, toplam 38 yapının ise oturulamaz halde bulunduğu açıklandı. İlker Özaslan, özellikle köylüye ait tarihi evlerin restorasyon sürecinde geri planda kalmasının ciddi bir sorun yarattığını belirtti. “Kamu yapıları restore edilirken köy halkının evlerinin büyük kısmı hâlâ destek bekliyor. İnsanlar yıllardır sırada bekliyor. ‘Benim evim neden restore edilmiyor?’ sorusu artık köyde çok yaygın. Koruma yükünü yalnızca köylünün omzuna bırakırsanız sürdürülebilir bir model kuramazsınız.” Toplantıda yaklaşık 113 evin restorasyon beklediği, harabe yapılarla birlikte yaklaşık 151 yapının acil müdahale gerektirdiği ifade edildi. “Köylüyü Suçlamak Kolay, Destek Vermek Zor” Toplantıda tarihi yapılarda görülen uygunsuz müdahaleler de gündeme geldi. Köydeki tarihi evlerin yaklaşık yüzde 70’inde usule uygun olmayan değişiklikler bulunduğu belirtilirken, İlker Özaslan bu durumun yalnızca “bilinçsizlik” ile açıklanamayacağını söyledi. “Köylüyü suçlamak kolay ama insanlar ekonomik olarak yalnız bırakıldı. Restorasyon maliyetleri çok yüksek. İnsanlar yıllardır destek bekliyor. Destek mekanizması güçlü kurulmadan koruma bilinci tek başına yeterli olmaz.” Özaslan, koruma politikalarının sosyal boyutunun göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. “Öncelik Piknik Alanı Değil, Güvenlik ve Altyapı Olmalı” Toplantının dikkat çeken başlıklarından biri de altyapı ve güvenlik eksiklikleri oldu. Katılımcılar; sağlık altyapısının yetersizliği, acil tahliye planlarının eksikliği, yangın riskleri, yönlendirme sorunları, otopark baskısı, güvenlik eksiklikleri gibi sorunların artık kritik seviyeye ulaştığını ifade etti. İlker Özaslan, bu süreçte önceliklerin doğru belirlenmesi gerektiğini söyleyerek şu değerlendirmede bulundu: “Yoğun ziyaretçi baskısı sürerken yeni piknik alanları yapmak doğru öncelik değildir. Önce altyapıyı, güvenliği, koruma sistemlerini ve afet hazırlığını güçlendirmeliyiz.” “Cumalıkızık İçeriden Değil, Dışarıdan Gelen Baskıyla Yok Olabilir” Toplantının en çarpıcı uyarılarından biri de Bursa’daki hızlı kentleşme ve rant baskısına ilişkin oldu. İlker Özaslan, Cumalıkızık’ın çevresindeki yapılaşmanın giderek arttığını belirterek şunları söyledi: “Cumalıkızık içeriden değil, dışarıdan gelen baskıyla yok olabilir. Bursa büyüyor, kent baskısı köylere dayanıyor. Tarım alanları kayboluyor, doğal doku daralıyor. Eğer çevresel koruma politikaları güçlendirilmezse UNESCO alanını korumak tek başına yeterli olmayacaktır.” Uzmanlar, yalnızca köy merkezinin değil, çevresel bütünlüğün de korunması gerektiğine dikkat çekti. “Kadın Emeği ve Köy Belleği Korunmadan UNESCO Süreci Eksik Kalır” Toplantıda yalnızca fiziksel restorasyon değil, kültürel mirasın yaşayan unsurları da gündeme geldi. İlker Özaslan, Cumalıkızık’ın asıl değerinin günlük yaşam kültürü olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Köyün belleği, kadın emeği, geleneksel üretim kültürü ve kırsal yaşam kimliği korunmadan yalnızca binaları restore etmek yeterli olmaz.” Bu kapsamda boş kamu yapılarının; kadın üretim merkezleri, kültürel buluşma alanları, ziyaretçi karşılama merkezleri, sağlık destek noktaları olarak değerlendirilmesi önerildi. Uluslararası İş Birliği ve Yeni Koruma Modelleri Toplantıda Cumalıkızık’ın uluslararası ölçekte daha etkin tanıtılması ve koruma ağlarına dahil edilmesi gerektiği de vurgulandı. Safranbolu başta olmak üzere farklı UNESCO miras alanlarıyla deneyim paylaşımı yapılması, Avrupa’daki koruma modellerinin incelenmesi ve yabancı uzmanlarla ortak çalışmalar yürütülmesi önerildi. Ayrıca İngilizce tanıtım materyalleri hazırlanması ve Cumalıkızık’a özel belgesel projelerinin geliştirilmesi gerektiği ifade edildi. “Bu Mesele Siyaset Üstüdür” Toplantının sonunda ortak akıl ve katılımcı yönetim anlayışı ön plana çıktı. Kurumların, uzmanların ve köy halkının birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Bursa UNESCO Derneği Başkanı İlker Özaslan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Bu mesele siyaset üstüdür. Amaç çocuklara doğru korunmuş bir miras bırakmaktır. Cumalıkızık yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların da emanetidir.”

“İnegöl Büyüyor Ama Sorunlar da Derinleşiyor” Haber

“İnegöl Büyüyor Ama Sorunlar da Derinleşiyor”

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, İnegöl İlçe Başkanı Onur Metinbaş ve ilçe yönetiminin ev sahipliğinde gerçekleştirilen geniş katılımlı yönetim kurulu ve faaliyet değerlendirme toplantısına katıldı. Toplantıda hem teşkilat çalışmaları hem de İnegöl’ün giderek büyüyen sorunları kapsamlı şekilde ele alındı. DEVA Partisi Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Yasin Gök’ün de katıldığı programda, İnegöl’ün kronikleşen altyapı, trafik, hava kirliliği ve şehirleşme sorunları sert ifadelerle gündeme taşındı. Toplantının ardından açıklamalarda bulunan DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, İnegöl teşkilatının sahada aktif ve çözüm odaklı çalışmalar yürüttüğünü belirterek birlik ve koordinasyon mesajı verdi. Tayfun Öztürk: “İnegöl Teşkilatımız Güçlü Bir Çalışma Ortaya Koyuyor” İlçe Başkanı Onur Metinbaş ve yönetimine teşekkür eden Tayfun Öztürk, toplantının son derece verimli geçtiğini ifade etti. Öztürk açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “İnegöl İlçe Başkanımız Sayın Onur Metinbaş ve yönetiminin düzenlemiş olduğu yönetim kurulu toplantımızı ve hedefler-faaliyetler değerlendirme programımızı gerçekleştirdik. Katılımlarıyla bizleri mutlu eden tüm il ve ilçe yönetimimize, ayrıca Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyemiz Sayın Yasin Gök’e teşekkür ediyorum. İnegöl’de vatandaşın sorunlarını yerinde dinleyen, çözüm üreten ve sahada aktif çalışan bir teşkilat anlayışıyla yolumuza devam ediyoruz.” Toplantıda önümüzdeki döneme ilişkin siyasi çalışmalar, saha organizasyonları, vatandaş buluşmaları ve İnegöl’ün temel sorunlarına yönelik çözüm önerileri üzerinde değerlendirmelerde bulunulduğu öğrenildi. Onur Metinbaş’tan Sert Çıkış: “İnegöl Kontrolsüz Büyümenin Bedelini Ödüyor” Toplantının en dikkat çeken bölümü ise DEVA Partisi İnegöl İlçe Başkanı Onur Metinbaş’ın yaptığı kapsamlı değerlendirme oldu. Metinbaş, İnegöl’ün yıllardır çözüm bekleyen temel sorunlarının artık görmezden gelinemeyecek seviyeye ulaştığını belirterek mevcut yönetim anlayışını sert sözlerle eleştirdi. İnegöl’ün plansız büyümenin yükünü taşıdığını söyleyen Metinbaş, özellikle yoğun göç ve sanayi baskısının ilçede yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürdüğünü ifade etti. “İnegöl sürekli büyüyor deniliyor ama bu büyüme plansız, altyapısız ve kontrolsüz şekilde ilerliyor. Nüfus artıyor ama yollar aynı, otoparklar yetersiz, hava kirleniyor, insanlar nefes almakta zorlanıyor. Şehir büyüyor ama yaşam kalitesi geriliyor.” dedi. “İnegöl Bursa’nın En Kirli Havasına Sahip İlçelerden Biri” İlçede özellikle kış aylarında hava kirliliğinin ciddi boyutlara ulaştığını vurgulayan Metinbaş, İnegöl’ün Bursa genelinde hava kalitesinin en düşük olduğu bölgeler arasında yer aldığını söyledi. Sanayi yoğunluğu ve plansız yapılaşmanın çevresel baskıyı artırdığını belirten Metinbaş: “İnsanlar artık camını açamıyor. Kış aylarında hava kalitesi ciddi seviyede düşüyor. Sanayi üretimi elbette önemlidir ancak insan sağlığını tehdit eden bir düzen sürdürülebilir değildir. İnegöl’ün temiz hava hakkı göz ardı edilemez.” ifadelerini kullandı. “Trafik ve Otopark Sorunu Çileye Dönüştü” İnegöl’de her geçen gün büyüyen trafik sorununa da dikkat çeken Onur Metinbaş, özellikle şehir merkezinde vatandaşların büyük mağduriyet yaşadığını söyledi. “Şehir içi trafik artık ciddi bir stres ve zaman kaybı oluşturuyor. Otopark yetersizliği vatandaşın günlük yaşamını olumsuz etkiliyor. İnsanlar araçlarını park edecek yer bulamıyor. Plansız yapılaşmanın sonucu bugün herkes tarafından hissediliyor.” diyen Metinbaş, ulaşım altyapısının mevcut nüfus yükünü taşıyamadığını ifade etti. “Başıboş Köpek Sorunu Güvenlik Meselesi Haline Geldi” İnegöl’de özellikle TOKİ bölgelerinde artan başıboş köpek sorununa da değinen Metinbaş, vatandaşlardan yoğun şikayet aldıklarını söyledi. “Bu mesele artık sadece çevre veya hayvan konusu değildir; doğrudan güvenlik sorunudur. Çocuklar okula giderken, vatandaşlar gece sokakta yürürken tedirginlik yaşıyor. Belediyelerin bu konuda daha etkili ve sürdürülebilir çözümler üretmesi gerekiyor.” şeklinde konuştu. “Altyapı Yetersiz, Şehir Göçe Hazır Değil” İnegöl’ün sürekli göç alan bir ilçe olduğunu belirten Metinbaş, mevcut altyapının bu hızlı nüfus artışına cevap veremediğini söyledi. Yol, kanalizasyon, sosyal alanlar ve şehir planlamasında ciddi eksiklikler bulunduğunu ifade eden Metinbaş: “İnegöl sanayiyle büyüyor ancak şehirleşme aynı hızda ilerlemiyor. Altyapı yetersiz kalıyor. İnsanlar artık sadece üretim değil, yaşanabilir bir şehir istiyor.” dedi. “İnegöl-Bursa Yolu Her Kış Aynı Çileyi Yaşıyor” Ulaşım sorunlarının yalnızca şehir merkeziyle sınırlı olmadığını belirten Metinbaş, özellikle İnegöl-Bursa yolunda yaşanan yoğunluk ve kış aylarındaki ulaşım problemlerine dikkat çekti. “Her kış aynı manzara yaşanıyor. Yoğun trafik, kar yağışı ve ulaşım aksaklıkları vatandaşın hayatını zorlaştırıyor. Bu sorunlar yıllardır konuşuluyor ancak kalıcı çözümler üretilmiyor.” ifadelerini kullandı. “DEVA Partisi Çözüm Odaklı Siyaset Üretiyor” Toplantının sonunda konuşan Tayfun Öztürk ise DEVA Partisi’nin yalnızca eleştiren değil çözüm üreten bir anlayışla hareket ettiğini vurguladı. Öztürk: “Biz sorunları görmezden gelen değil, vatandaşın yaşadığı gerçek problemleri gündeme taşıyan bir siyaseti savunuyoruz. İnegöl’ün potansiyeli çok büyük ancak bu potansiyelin doğru planlama ve güçlü yerel yönetim anlayışıyla değerlendirilmesi gerekiyor.” dedi. DEVA Partisi teşkilatının önümüzdeki süreçte İnegöl’de saha çalışmalarını artıracağı, vatandaş buluşmaları ve çözüm odaklı projelerle ilçedeki sorunları gündemde tutmaya devam edeceği belirtildi.

Eğitim Bir-Sen'den okul saldırılarına sert tepki! Haber

Eğitim Bir-Sen'den okul saldırılarına sert tepki!

Memur-Sen Bursa İl Temsilcisi ve Eğitim-Bir-Sen Bursa 1 No’lu Şube Başkanı Ramazan Acar, Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan saldırıya ilişkin Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde gerçekleştirdiği açıklamasında, eğitim kurumlarında artan şiddet olaylarına dikkat çekti. “ŞİDDET OLAYLARI, TOPLUMSAL SORUN HALİNE GELMİŞTİR” Memur-Sen Bursa İl Temsilcisi ve Eğitim-Bir-Sen Bursa 1 No’lu Şube Başkanı Ramazan Acar, “Bugün buraya Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde, eski bir öğrenci tarafından gerçekleştirilen menfur saldırıyı protesto etmek üzere toplanmış bulunuyoruz. Bir kez daha görülmüştür ki; okullarımızda eğitimcilerimize ve öğrencilerimize yönelen şiddet olayları münferit eylemler olmaktan çıkmış, yaygın bir toplumsal sorun haline gelmiş, toplumsal çürümeyi gün yüzüne çıkarmıştır” dedi. “ÇÖZÜM ÜRETMEKTE İSTEKSİZ DAVRANILIYOR” Eğitim sistemimizin en önemli paydaşlarından biri olarak; daha iyi bir eğitim, daha iyi bir müfredat, pedagojik yöntemler, daha ileri amaçlar üzerine kafa yormamız gerekirken eğitim kurumlarında yaşanan şiddet olaylarını konuşmak durumunda kaldıklarını belirten Acar, hal böyle iken yetkililerin çözüm üretmekte yetersiz kaldığını veya isteksiz davrandığını söyledi. “CAN GÜVENLİĞİ, EĞİTİM-ÖĞRETİMİN ÖNÜNE GEÇTİ” Eğitimciye yönelen şiddetin vaka-i adiyeden bir hale geldiğini ifade eden Acar, eğitim çağındaki çocukların şiddete başvurduğu, silaha kolayca ulaşarak pervasızca suç işlediği bir zaman diliminde olunduğunu belirtti. Aklına esenin, aklı kesenin ya da aklı başında olmayanın öğretmene, okul yöneticisine, eğitim çalışanına, öğrenciye şiddet uyguladığı, can güvenliğinin eğitim-öğretimin önüne geçtiği bir zemine doğru hızla yol alındığını ifade eden Acar, eğitimciye şiddetin bireysel suç vakaları olmaktan çıkarak eğitim, aile ve toplum politikalarının sorgulanmasını gerektiren bir iş güvenliği sorununa dönüştüğünü söyledi. “GEREKLİ TEDBİRLER ALINMALI” Evrensel hukuk ve anayasada ifadesini bulan hayat hakkı ve can güvenliği ilkesi çerçevesinde devletin ölüme, yaralanmaya ve zarara sebebiyet verilmesini önleme yükümlülüğü olduğunu ifade eden Acar, devletin vatandaşlarını korumak için gerekli tedbirleri almak zorunda olduğunu söyledi. Aynı şekilde devletin okullarda güvenli ve huzurlu bir çalışma ve eğitim-öğretim ortamı tesis etmek durumunda olduğunu belirten Acar, MEB’in birinci önceliğinin eğitim kurumlarında güvenlik olması gerektiğini vurguladı. Acar, eğitim kurumlarında yaşanan şiddet olaylarının yalnızca güvenlik boyutuyla değil; sosyal, psikolojik, eğitsel ve değerler yönleriyle birlikte ele alınması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Okulların temizlik ve güvenlik personeli ihtiyacı karşılanmalı.Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri daha etkin ve daha erişilebilir hale getirilmeli, öğrenci sayısına bakılmaksızın her okula rehber öğretmen verilmeli, riskli okulların rehber öğretmen normu artırılmalı.Okul-aile iş birliği, okul güvenliği ekseninde yeniden ele alınmalı.Riskli durumların erken tespiti ve önlenmesine yönelik mekanizmalar, daha işlevsel hale getirilmeli.Öğretmene saygıyı yeniden tesis etmek için hem millî-manevî değerlerimizden, köklü geleneklerimizden hem de dünyadaki örnek uygulamalardan faydalanmalıyız.Öğretmenliğin itibar kazanması ve eğitim sistemimizin istendik seviyeye gelmesi için öğretmenlik mesleğinin öncelikle tercih edilmesini sağlayacak maddî-manevî koşulları oluşturmalı, millî-manevî eğitime önem vermeliyiz.Eğitim süreçlerinde öğrencilerin yalnızca akademik değil; sosyal, duygusal ve psikolojik gelişimlerini de destekleyen bütüncül bir yaklaşıma daha fazla ağırlık verilmeli.Okula aidiyet duygusunu geliştirecek, insana saygıyı artıracak tedbirler alınmalı.Emniyet iş birliği ile okul giriş ve çıkışlarında ve okul çevresinde daha etkin denetimler yapılmalı.MEB’in merkez ve taşra teşkilatında okul güvenliği ile alakalı ayrı bir birim kurulmalı.Tüm okul türlerinde disiplin mevzuatı okul güvenliği ekseninde yeniden ele alınmalı.Cezai ehliyet yaşı düşürülmeli.” “SALDIRIYI BİR KEZ DAHA LANETLİYORUZ” Acar, Siverek’te yaşanan menfur olayın eğitim çalışanlarına yönelik şiddetin son örneği olması gerektiğini belirterek, eğitimcilerin her türlü şiddet ve saldırı karşısında savunmasız bırakılmaması gerektiğini ifade etti. Acar, “Eğitimciye yönelik şiddeti protesto ettiğimiz, yetkilileri daha etkin tedbirler almaya davet ettiğimiz açıklamamız burada sona ermiştir. Siverek’te, menfur saldırıda yaralanan 16 canımıza Cenab-ı Allah’tan acil şifalar diliyor, menfur saldırıyı bir kez daha lanetliyor, eğitimde şiddetin takipçisi olmaya devam edeceğimizi ilan ediyoruz” dedi.

A Parti Bursa’dan okullarda şiddete karşı sert çıkış: “Artık yeter!” Haber

A Parti Bursa’dan okullarda şiddete karşı sert çıkış: “Artık yeter!”

Anahtar Parti Genel Merkez Eğitim Politikaları Başkanlığı tarafından 81 ilde organize edilen basın açıklaması, Bursa Milli Eğitim Müdürlüğü önünde gerçekleşti. Açıklamaya Eğitim Politikalarından Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Kemal Karakaya, ilçe başkanları ve il-ilçe yöneticileri ile parti mensupları katıldı. “Her Çocuk Devlete Emanet” Toplumun derin bir endişe içinde olduğunu vurgulayan Aslan, velilerin çocuklarını okula gönderirken artık tedirginlik yaşadığını ifade etti. Okulların güvenli alanlar olması gerektiğinin altını çizen Aslan, “Okul kapısından giren her çocuk bizlere emanettir. Ancak bugün bu emaneti korumakta ciddi zafiyetler yaşandığı ortadadır” diye konuştu. “Sadece Kınamak Yetmez” Yaşanan olayların ardından yalnızca kınama mesajlarıyla ilerlemenin yetersiz olduğunu dile getiren Aslan, somut ve profesyonel adımlar atılması gerektiğini belirtti. Güvenlik meselesinin temennilerle değil, sistemli çözümlerle ele alınması gerektiğini vurguladı. 3 Maddelik Güvenlik Çağrısı Aslan, eğitim kurumlarında uygulanması gereken üç temel öneriyi kamuoyuyla paylaştı: 1-Özel eğitimli güvenlik personeli: Çocuk psikolojisi, kriz yönetimi ve öfke kontrolü alanlarında eğitim almış uzmanların okullarda görev yapması 2-Akıllı kartlı giriş sistemleri: Okullara giriş-çıkışların kontrol altına alınması *3-Yapay zekâ destekli güvenlik: Şüpheli hareketlerin önceden tespit edilerek emniyet birimlerine anlık bildirilmesi “Güvenli Okul, Güvenli Gelecek” Eğitimde şiddetin sadece kınanarak sona ermeyeceğini vurgulayan Aslan, “Çocuklarımızın korkmadan teneffüse çıkabildiği, öğretmenlerimizin can güvenliği endişesi taşımadığı bir eğitim ortamı istiyoruz” dedi. Açıklamasında hayatını kaybeden öğretmen ve öğrenciler için rahmet dileyen Aslan, yetkililere çağrıda bulunarak okulların birer “güven adasına” dönüştürülmesi için önerilerinin hızla hayata geçirilmesini istedi. Basın açıklaması, “Çocuklarını koruyamayanların koruyacak başka hiçbir şeyi kalmaz. Çocuklarımızı korumak, geleceğimizi korumaktır” sözleriyle sona erdi.

Saldırıda katledilen Ayla öğretmenin kahramanlığı... Haber

Saldırıda katledilen Ayla öğretmenin kahramanlığı...

Kahramanmaraş'taki Ayser Çalık Ortaokulu'na düzenlenen silahlı saldırıda hayatını kaybeden öğretmenin Ayla Kara olduğu öğrenildi. 9 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ Kahramanmaraş'ta ortaokulda 8'inci sınıf öğrencisi tarafından gerçekleştirilen silahlı saldırıda 1 öğretmen ile 8 öğrenci hayatını kaybetti. Saldırıda yaşamını yitiren matematik öğretmeni Ayla Kara'nın, öğrencilerini korumak amacıyla kendini siper ettiği sırada hayatını kaybettiği bilgisine ulaşıldı. Okulda yaşanan üzücü olayda, öğrenciler ve öğretmenler büyük bir şok yaşadı. Saldırının hemen ardından bölgeye çok sayıda sağlık ve güvenlik ekibi yönlendirilirken, yaralılar acil olarak hastanelere kaldırıldı. FEDAKARLIĞI YÜREK BURKDU Görev yaptığı okulda öğrencileriyle kurduğu yakın bağ ve mesleğine olan özverisiyle bilinen Ayla Kara'nın, olay anında öğrencilerini korumaya çalıştığı öğrenildi. Kara'nın, öğrencilerini tehlikeden uzak tutmak için üzerlerine atladığının ortaya çıkması, acıyı daha da artırdı. OKULUN SEVİLEN ÖĞRETMENİYDİ Meslektaşları ve öğrencileri tarafından sevilen bir öğretmen olduğu belirtilen Ayla Kara'nın vefatı, eğitim camiasında derin bir üzüntüye neden oldu. Ayla Öğretmenin meslektaşları, sosyal medya platformlarında paylaştıkları mesajlarla duydukları derin üzüntüyü dile getirdi. Kara'nın öğrencilerine olan bağlılığı, fedakarlığı ve örnek duruşuna vurgu yapılan paylaşımlarda, eğitim camiasının önemli bir değerini kaybettiği ifade edildi.

Yıldırım’da Trafik ve Güvenlik Tartışması: Ziraat Bankası Yerleşimi Tepki Çekiyor Haber

Yıldırım’da Trafik ve Güvenlik Tartışması: Ziraat Bankası Yerleşimi Tepki Çekiyor

Bursa’nın Yıldırım ilçesinde, Erikli Caddesi üzerinde dört yol ağzında bulunan Ziraat Bankası şubesi ve ATM noktalarının konumu, bölge sakinlerinin tepkisine neden oluyor. Özellikle bankanın girişinin ve ATM’lerin doğrudan cadde kenarında yer alması, hem trafik akışını olumsuz etkiliyor hem de çevrede yaşayan vatandaşlar açısından güvenlik riskleri oluşturuyor. Bölge halkının aktardığına göre, bankacılık işlemleri için gelen bazı sürücüler araçlarını düzensiz ve gelişigüzel şekilde park ederek cadde üzerinde ciddi bir yoğunluğa yol açıyor. Bu durum, hem araç trafiğinin aksamasına hem de zaman zaman sürücüler ile yayalar arasında tartışmalara varan gerginliklerin yaşanmasına neden oluyor. Özellikle yoğun saatlerde söz konusu noktanın adeta bir karmaşa alanına dönüştüğü ifade ediliyor. Vatandaşlar, yaşanan sorunun yalnızca bireysel duyarsızlıktan kaynaklanmadığını, asıl problemin banka şubesinin ve ATM’lerin konumlandırılma biçimi olduğunu dile getiriyor. ATM’lerin doğrudan ana cadde üzerinde, üstelik yol ağzına yakın bir noktada bulunması; hem yaya hareketliliğini zorlaştırıyor hem de araçların kısa süreli dur-kalk yapmasına neden olarak trafik güvenliğini riske atıyor. Ayrıca, yoğunluk nedeniyle yayaların kaldırımlarda rahat hareket edemediği, bazı durumlarda yola inmek zorunda kaldığı ve bunun da olası kazalara davetiye çıkardığı belirtiliyor. Bu durumun özellikle yaşlılar, çocuklar ve engelli bireyler için daha büyük riskler barındırdığına dikkat çekiliyor. Bölge sakinleri, çözüm olarak ATM’lerin ana cadde yerine daha uygun bir yan sokağa taşınmasını öneriyor. Bu tür bir düzenlemenin hem trafik yoğunluğunu azaltacağı hem de yaya güvenliğini artıracağı ifade ediliyor. Aynı zamanda, banka girişinin de daha kontrollü bir alana yönlendirilmesinin, yaşanan sorunların önemli ölçüde önüne geçebileceği değerlendiriliyor. Yetkililere çağrıda bulunan vatandaşlar, sorunun büyümeden çözüme kavuşturulmasını ve hem trafik düzeni hem de kamu güvenliği açısından gerekli adımların atılmasını talep ediyor.

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır’dan 112 Acil Sağlık Hizmetleri İçin Kritik Uyarılar Haber

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır’dan 112 Acil Sağlık Hizmetleri İçin Kritik Uyarılar

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır, Bursa genelinde faaliyet gösteren 112 Acil Sağlık Hizmetleri istasyonlarına yönelik denetim süreçleri ve sahadaki mevcut durum hakkında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Karabayır, hem hizmet kalitesinin artırılması hem de sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının iyileştirilmesi adına denetim mekanizmalarının etkinleştirilmesi gerektiğini vurguladı. “112 İstasyonları Hayati Öneme Sahip” Karabayır, acil sağlık hizmetlerinin toplum sağlığındaki kritik rolüne dikkat çekerek, özellikle 112 istasyonlarının olay yerine hızlı ve etkin müdahale açısından vazgeçilmez olduğunu belirtti. Bu nedenle istasyonların fiziki, teknik ve personel yeterliliği açısından sürekli denetim altında tutulmasının zorunluluk olduğunu ifade etti. Denetimlerde Öncelik Verilmesi Gereken Başlıklar Karabayır’ın açıklamasında, Bursa’daki 112 noktalarında yapılması gereken denetimlere ilişkin şu başlıklar öne çıktı: Fiziki Şartlar: İstasyon binalarının depreme dayanıklılığı, hijyen koşulları, dinlenme alanlarının yeterliliği Araç ve Ekipman: Ambulansların teknik durumu, tıbbi cihazların eksiksiz ve çalışır halde olması Personel Yeterliliği: Sağlık çalışanı sayısının ihtiyaca uygunluğu, vardiya düzeni ve aşırı iş yükü Eğitim ve Güncellik: Personelin düzenli hizmet içi eğitimlere tabi tutulması Güvenlik: Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet riskine karşı gerekli önlemlerin alınması “Sahadaki Sorunlar Görmezden Gelinmemeli” Bursa’da bazı 112 istasyonlarında personel eksikliği, yoğun çalışma temposu ve fiziki yetersizlikler gibi sorunların yaşandığını ifade eden Karabayır, bu durumun hem çalışan sağlığını hem de sunulan hizmetin kalitesini olumsuz etkilediğini dile getirdi. “Denetimler Şeffaf ve Sürekli Olmalı” Denetimlerin yalnızca belirli dönemlerde değil, sürekli ve şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Karabayır, tespit edilen eksikliklerin hızla giderilmesi için somut adımlar atılması çağrısında bulundu. “Sağlık Çalışanının Hakkı Teslim Edilmeli” Açıklamasının sonunda sağlık çalışanlarının fedakârca görev yaptığını hatırlatan Karabayır, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, özlük haklarının korunması ve motivasyonlarının artırılmasının kamu sağlığı açısından doğrudan etkili olduğunu belirtti. Karabayır, “112 Acil Sağlık Hizmetleri yalnızca bir sistem değil, hayat kurtaran bir zincirdir. Bu zincirin hiçbir halkası zayıf bırakılmamalıdır” ifadeleriyle çağrısını yineledi.

Anahtar Parti’den İran analizi: “Kritik görevlerin Türk Kökenli isimlere verilmesi tesadüf değil” Haber

Anahtar Parti’den İran analizi: “Kritik görevlerin Türk Kökenli isimlere verilmesi tesadüf değil”

İran’ın önemli güvenlik bürokratlarından Muhammed Bagher Zolghadr’ın, savaşın giderek yoğunlaştığı bir dönemde Yargı ErkiBaşkan Yardımcılığı görevine atanmasının stratejik bir adım olduğunu ifade eden Yel, bu görevin güvenlik ve stratejik dosyalar üzerinde söz sahibi olabilecek kritik bir pozisyon olduğuna dikkat çekti. İran tarihi üzerine çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Tufan Gündüz’ün değerlendirmelerine de atıfta bulunan Yel, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ülkenin dini lideri Ali Hamaney’den sonra güvenlik stratejisinin de Türk kökenli bir isme emanet edildiğini söyledi. Yel’e göre Muhammed Bakır Zülkadir’in kökeni, Oğuz Türklerinin Bozok koluna bağlı Bayat boyuna mensup olan Dulkadiroğulları’nadayanıyor. Selma Yel, Dulkadiroğulları’nın tarih boyunca Anadolu, Suriye ve İran hattında etkili olmuş Türkmen beyliklerinden biri olduğunu hatırlatarak, İran’daki bazı kritik görevlerin Türk kökenli isimlere verilmesinin tarihsel bir sürekliliğin sonucu olduğunu vurguladı. İran’ın sanıldığı gibi yalnızca bir “Fars devleti” olmadığını belirten Yel, ülke nüfusunun önemli bir bölümünün Türklerden oluştuğunu ifade etti. İran coğrafyasında Büyük Selçuklular, Safevîler, Afşarlar ve Kaçarlar gibi Türk hanedanlarının uzun yıllar boyunca devlet kurarak yönetimde bulunduğunu hatırlatan Yel, bu tarihsel arka planın günümüzdeki yönetim kadrolarında da etkisini gösterdiğini söyledi. Yel açıklamasında, “Bu durum bir tesadüften ziyade tarih, demografi ve devlet aklının kesiştiği bir sürekliliktir. İran’ı anlamak için sadece bugüne değil, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan derin tarihî damarı görmek gerekir” ifadelerini kullandı. Öte yandan Yel, bu tarihsel gerçekliğin Türkiye’de eğitim müfredatında yeterince yer bulmadığını da dile getirerek, İran ve Türk dünyası tarihinin daha kapsamlı biçimde ele alınması gerektiğini kaydetti.

MHP Bursa Teşkilatı Tek Yürek: İftar Programında Sert Mesajlar Verildi Haber

MHP Bursa Teşkilatı Tek Yürek: İftar Programında Sert Mesajlar Verildi

Milliyetçi Hareket Partisi Bursa İl Başkanlığı’nın düzenlediği geniş katılımlı iftar programı, yalnızca Ramazan ayının manevi atmosferini paylaşan bir buluşma olmanın ötesine geçerek, Türkiye’nin iç ve dış gündemine dair sert siyasi mesajların verildiği güçlü bir organizasyona dönüştü. Yaklaşık 5 bin partilinin katıldığı program, Bursa’da milliyetçi hareketin kararlılığını ve teşkilat gücünü bir kez daha ortaya koydu. Bursa’daki buluşma, Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Salonun tamamen dolduğu programda teşkilat mensupları, partililer ve davetliler aynı sofrada buluşarak Ramazan ayının bereketini paylaştı. Ancak gecenin en dikkat çeken yönü, yapılan konuşmalarda verilen güçlü ve sert siyasi mesajlar oldu. Tekin: “Bu Dava Milletin ve Devletin Davasıdır” Programın açılış konuşmasını yapan MHP Bursa İl Başkanı Muhammet Tekin, konuşmasına Ramazan ayının manevi atmosferine vurgu yaparak başladı. Kadir Gecesi’nin önemine dikkat çeken Tekin, Türk dünyası, İslam âlemi ve mazlum milletler için dua temennisinde bulundu. Tekin ayrıca yaklaşan Ramazan Bayramı vesilesiyle partililere seslenerek bayramın ikinci günü yine Merinos AKKM Yıldırım Salonu’nda düzenlenecek bayramlaşma programına tüm teşkilatı davet etti. Konuşmasında milli birlik ve dayanışmanın önemine de değinen Tekin, Türk milletinin tarih boyunca vatan söz konusu olduğunda her türlü fedakârlığı yaptığını hatırlatarak yaklaşan Çanakkale Zaferi’nin yıldönümüne dikkat çekti ve şehitleri rahmetle andı. Büyükataman: “Biz Koltuk İçin Değil, Devlet İçin Siyaset Yapıyoruz” Programın ana konuşmasını yapan MHP Genel Sekreteri ve Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman ise konuşmasında hem muhalefete sert eleştiriler yöneltti hem de Türkiye’nin güvenlik politikalarına ilişkin dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Büyükataman, MHP’nin siyaset anlayışının şahsi çıkar veya siyasi hesap üzerine kurulmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bizim için siyaset demek; Cenab-ı Allah’ın rızasını kazanmak, aziz milletimizin memnun kalacağı ve ülkemize katkı sağlayacak adımlar atmaktır. Milliyetçi Hareket Partisi siyasetinin merkezine her zaman Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk milletini koymuştur.” Büyükataman, partilerinin siyasi çizgisinin Devlet Bahçeli’nin ortaya koyduğu “Önce Ülkem ve Milletim” anlayışı doğrultusunda şekillendiğini belirterek, MHP’nin hiçbir zaman koltuk hesabıyla siyaset yapmadığını söyledi. “Vatan olmazsa yapılan siyasetin de alınan oyların da hiçbir anlamı kalmaz” diyen Büyükataman, devletin bekasının tüm siyasi hesapların üzerinde olduğunu vurguladı. “Bölgede 3. Dünya Savaşı’nın Taşları Döşeniyor” Konuşmasının önemli bölümünü küresel ve bölgesel gelişmelere ayıran Büyükataman, Orta Doğu’da yaşanan gerilimlerin son derece tehlikeli bir noktaya ulaştığını söyledi. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan gelişmelerin küresel dengeleri sarstığını belirten Büyükataman şu ifadeleri kullandı: “Enerji dengeleri, ticaret rotaları, ekonomik sistemler ve diplomatik ağlar tehlikeli bir noktaya gelmiştir. Coğrafyamız diken üzerindedir. Adeta 3. Dünya Savaşı’nın taşları döşenmektedir.” Büyükataman, bölgedeki kaos planlarının mezhep ve etnik kimlik üzerinden yürütüldüğünü öne sürerek özellikle Türk-Kürt kardeşliğini hedef alan provokasyonlara dikkat çekti. “Türk ile Kürt arasına hiçbir fitne giremeyecek” diyen Büyükataman, Şii ve Sünni ayrımı üzerinden yürütülen çatışma senaryolarının da başarısız olacağını söyledi. “Türkiye Yol Geçen Hanı Değildir” Büyükataman konuşmasında Türkiye’ye yönelik güvenlik tehditlerine ilişkin de çarpıcı ifadeler kullandı. İran’dan Türkiye yönüne doğru ateşlenen bazı füzelerin etkisiz hale getirildiğini hatırlatan Büyükataman, Türkiye’nin savunma kapasitesinin güçlü olduğunu vurguladı. “Türkiye yol geçen hanı değildir. Türkiye üzerinde hesap yapanlar kendi kazdıkları kuyuya düşeceklerdir. Türkiye Cumhuriyeti kendisine yönelen tüm tehditleri bertaraf edecek kudrettedir.” Muhalefete Sert Eleştiri: “Milli Güvenliği Hafife Alan Ciddiyetsiz Zihniyet” Konuşmasının ilerleyen bölümünde muhalefeti hedef alan Büyükataman, Türkiye’nin savunma politikalarını küçümseyen söylemlerin millet tarafından kabul görmediğini söyledi. SİHA ve İHA projelerine yönelik eleştirileri hatırlatan Büyükataman, milli savunma yatırımlarını küçümseyen söylemlerin Türkiye’nin güvenliğini hafife almak anlamına geldiğini ifade etti. “Türk milleti bu ciddiyetsiz ve teslimiyetçi zihniyete fırsat vermemiştir” diyen Büyükataman, Türkiye’nin güçlü savunma sanayiyle bölgesel dengeleri değiştirdiğini belirtti. “Cumhur İttifakı Türkiye’ye Sahip Çıkacaktır” Büyükataman konuşmasının sonunda Türkiye’nin geleceğine ilişkin mesajlar vererek Cumhur İttifakı’nın ülkenin istikrarının teminatı olduğunu vurguladı. Büyükataman’a göre Cumhur İttifakı: Türkiye’nin güvenliğini koruyan siyasi iradedir, Türk ve Türkiye Yüzyılı vizyonunun taşıyıcısıdır, Türkiye’nin küresel güç olma hedefinin mimarıdır. Büyükataman, sözlerini Devlet Bahçeli’nin “Türk ve Türkiye Yüzyılı” vizyonuna atıf yaparak tamamladı ve Türkiye’nin bu yoldan döndürülmesinin mümkün olmadığını söyledi. Konuşmasının sonunda yaklaşan Ramazan Bayramı’nı kutlayan Büyükataman, birlik ve beraberlik içinde nice bayramlara ulaşılması temennisinde bulunarak programın düzenlenmesinde emeği geçen teşkilata teşekkür etti. Konuşmasını ise milliyetçi hareketin simge sloganıyla tamamladı: “Ne Mutlu Türk’üm Diyene!”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.