Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Gıda Güvenliği

Gürsu Haber - Gıda Güvenliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gıda Güvenliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gelecek Partisi Bursa İl Başkanı Mahmut Fuat Kadıoğlu: “Çiftçi Üretiyor, Kazanan Başkaları Oluyor” Haber

Gelecek Partisi Bursa İl Başkanı Mahmut Fuat Kadıoğlu: “Çiftçi Üretiyor, Kazanan Başkaları Oluyor”

Gelecek Partisi Bursa İl Başkanı Mahmut Fuat Kadıoğlu, açıklanan hububat alım fiyatlarına sert tepki göstererek, tarım sektörünün yıllardır ihmal edildiğini ve üreticinin alın terinin karşılığını alamadığını söyledi. Çiftçinin artan maliyetler, düşük alım fiyatları ve geciken ödemeler arasında adeta hayatta kalma mücadelesi verdiğini belirten Kadıoğlu, mevcut tarım politikalarının üreticiyi değil aracıyı ve ithalatçı lobileri koruduğunu savundu. Türkiye'nin en önemli tarım bölgelerinden biri olan Bursa’da üreticilerin büyük bir umutsuzluk içinde hasat sezonuna girdiğini ifade eden Kadıoğlu, açıklanan fiyatların çiftçinin beklentilerinin çok uzağında kaldığını belirtti. “Bugün tarlada alın teri döken çiftçi kazanamıyor. Mazotun, gübrenin, ilacın, tohumun ve sulama maliyetlerinin sürekli arttığı bir ortamda açıklanan alım fiyatları üreticinin yükünü hafifletmek yerine daha da ağırlaştırıyor. Çiftçi üretiyor, ancak kazanan yine başkaları oluyor” dedi. “Üretici Bekleyemiyor, Mecburen Satıyor” Çiftçinin ekonomik baskılar nedeniyle ürününü elinde tutma şansının bulunmadığını vurgulayan Kadıoğlu, üreticinin hasat sonrası adeta bir borç ödeme döngüsünün içine itildiğini söyledi. “Çiftçimizin önünde yeni sezon hazırlıkları var. Sulama giderleri var. Banka kredileri, kredi kartı borçları, ödenmesi gereken çekler ve faturalar var. Üretici ürününü bekletip fiyatların yükselmesini bekleyemiyor. Çünkü nakde ulaşmak zorunda. Bu nedenle açıklanan fiyatlar ne olursa olsun satış yapmak zorunda bırakılıyor. Bu bir tercih değil, ekonomik mecburiyettir.” “Toprak Mahsulleri Ofisi Çiftçiye Değil, Soruna Dönüşüyor” Toprak Mahsulleri Ofisi'nin ödeme süreçlerini de eleştiren Kadıoğlu, ürününü teslim eden çiftçinin haftalarca parasını beklemek zorunda bırakıldığını ifade etti. “Çiftçi bugün nakde ihtiyaç duyuyor. Ancak ürününü teslim ediyor ve haftalarca ödeme bekliyor. Üretici zaten yüksek maliyetlerin altında ezilmiş durumda. Bir de ödeme gecikmeleri nedeniyle yeni borçlanmalara yönelmek zorunda kalıyor. Çiftçinin finansman yükü her geçen gün büyüyor. Tarımı ayakta tutmak istiyorsanız önce üreticinin nefes almasını sağlayacaksınız.” “Rekolte Yüksek Ama Kazanç Düşük” Bu yıl yağışların olumlu seyretmesi nedeniyle birçok bölgede verim beklentisinin yükseldiğine dikkat çeken Kadıoğlu, yüksek rekoltenin çiftçi için avantaja dönüşmesi gerekirken tam tersine fiyat baskısına dönüştüğünü söyledi. “Geçen yıl kuraklık yaşandı, don felaketleri yaşandı, üretim düştü. Bu yıl ise çiftçi tüm zorluklara rağmen üretmeye devam etti ve tarlalarda bereket var. Ancak ne yazık ki Türkiye’de çiftçinin kaderi değişmiyor. Üretim artınca fiyatlar düşürülüyor, üretim azalınca maliyetler yükseliyor. Her şart altında kaybeden yine üretici oluyor. Bu anlayış değişmediği sürece tarımın geleceğini kurtarmak mümkün değildir.” “Türkiye Tarımda Dev Olabilir Ama Yanlış Politikalar Engel Oluyor” Türkiye'nin sahip olduğu üretim potansiyeline rağmen yanlış planlamalar nedeniyle tarımda hak ettiği noktaya ulaşamadığını ifade eden Kadıoğlu, ihracat odaklı yeni bir tarım vizyonuna ihtiyaç olduğunu söyledi. “Türkiye bereketli topraklarıyla, güçlü çiftçisiyle ve üretim kapasitesiyle dünyanın sayılı tarım ülkelerinden biri olabilir. Ancak plansızlık, öngörüsüzlük ve günü kurtarmaya yönelik politikalar nedeniyle çiftçi üretimden uzaklaşıyor. Yüksek rekolte doğru ihracat politikalarıyla desteklenebilse hem üretici kazanır hem ülke ekonomisi güçlenir. Sorun üretmekte değil, üretileni değerlendirememektedir.” “Çiftçinin Feryadı Artık Görmezden Gelinemez” Tarım sektöründe yaşanan ekonomik sıkıntıların artık kritik seviyeye ulaştığını belirten Kadıoğlu, çiftçilerin taleplerinin duyulması gerektiğini söyledi. “Çiftçimiz bağırmak istemiyor, sesini duyurmak istiyor. Bugün Anadolu’nun dört bir yanında üretici aynı soruyu soruyor: Üretiyoruz ama neden kazanamıyoruz? Bu sorunun cevabı yıllardır yanlış uygulanan tarım politikalarında saklıdır. Çiftçinin kazanamadığı bir yerde üretim sürdürülemez. Üretimin olmadığı yerde ise gıda güvenliği tehlikeye girer.” “Tarım Milli Güvenlik Meselesidir” Açıklamasının sonunda tarım ve hayvancılığın yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Kadıoğlu, üreticiyi koruyan politikaların artık ertelenemez bir zorunluluk olduğunu söyledi. “Tarım ve hayvancılık yalnızca ekonomik faaliyet değildir. Bu alanlar aynı zamanda gıda güvenliğinin, stratejik bağımsızlığın ve milli geleceğin teminatıdır. Kendi çiftçisini koruyamayan ülkeler yarın sofralarındaki ekmeği dahi dışarıdan almak zorunda kalır. Üreten çiftçiyi destekleyen, emeğin hakkını veren, maliyetleri düşüren ve üretimi teşvik eden politikalar vakit kaybetmeden hayata geçirilmelidir. Çiftçimizin ayakta kalması, Türkiye’nin ayakta kalması demektir. Tarım çökerse sadece çiftçi değil, 86 milyon kaybeder.”

DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler’den Çevre ve İklim Değişikliği Uyarısı: “Doğanın İhtiyaçlarını Görmezden Gelemeyiz” Haber

DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler’den Çevre ve İklim Değişikliği Uyarısı: “Doğanın İhtiyaçlarını Görmezden Gelemeyiz”

Aşırı Yaz Sıcaklıkları Ekosistemi Tehdit Ediyor DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler, son yıllarda etkisini giderek artıran aşırı sıcaklıkların doğa üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekerek çevre bilincinin artırılması ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunda daha kararlı adımlar atılması gerektiğini vurguladı. “Doğanın İhtiyaçları” başlıklı değerlendirmesinde yaz aylarında yaşanan sıcak hava dalgalarının yalnızca insan yaşamını değil, tüm canlıları ve doğal yaşamı tehdit ettiğini belirten Genişler, özellikle su kaynakları, ormanlar, tarım alanları ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki risklere dikkat çekti. Küresel İklim Değişikliği Yaz Aylarını Daha Tehlikeli Hale Getiriyor Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de yaz aylarında sıcaklıkların her geçen yıl daha yüksek seviyelere ulaştığını belirten Recep Genişler, küresel iklim değişikliğinin etkilerinin artık günlük yaşamda net şekilde hissedildiğini ifade etti. Mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıkların yalnızca geçici bir hava olayı olmadığını söyleyen Genişler, bu durumun doğal dengeyi doğrudan etkileyen ciddi bir çevresel sorun haline geldiğini kaydetti. Yaz mevsiminin normal şartlarda doğanın canlandığı, tarımsal faaliyetlerin yoğunlaştığı ve insanların açık alanlarda daha fazla zaman geçirdiği bir dönem olduğunu belirten Genişler, son yıllarda yaşanan aşırı sıcaklıkların bu olumlu tabloyu tersine çevirmeye başladığını söyledi. Su Kaynaklarında Kritik Azalma Yaşanıyor Aşırı sıcakların en önemli sonuçlarından birinin su kaynaklarında meydana gelen kayıplar olduğuna dikkat çeken Genişler, göller, akarsular, barajlar ve yer altı su rezervlerinde ciddi seviyelerde azalma görüldüğünü belirtti. Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte buharlaşmanın hızlandığını ifade eden Genişler, özellikle yaz aylarında artan tarımsal sulama ihtiyacının mevcut kaynaklar üzerindeki baskıyı daha da artırdığını söyledi. Su seviyelerindeki düşüşün yalnızca insanların kullanımını değil, su ekosistemlerinde yaşayan balıklar, amfibiler ve diğer canlı türlerinin yaşamını da tehdit ettiğini vurguladı. Uzmanların kuraklık riskine karşı sık sık uyarılarda bulunduğunu hatırlatan Genişler, su tasarrufunun artık bireysel bir tercih değil, toplumsal bir zorunluluk haline geldiğini ifade etti. Orman Yangınları Doğal Yaşamı Yok Ediyor Yüksek sıcaklıklar ve düşük nem oranlarının yaz aylarında orman yangınlarının başlıca nedenleri arasında yer aldığını belirten Recep Genişler, Türkiye’nin özellikle Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde son yıllarda çok sayıda büyük yangınla karşı karşıya kaldığını söyledi. Kuruyan bitki örtüsünün en küçük bir kıvılcımla bile tutuşabildiğini belirten Genişler, yangınların yalnızca ağaçları değil, tüm ekosistemi yok ettiğini dile getirdi. Orman yangınlarının sonuçlarına değinen Genişler şunları kaydetti: Binlerce hektarlık orman alanı yok oluyor. Yüzlerce canlı türü yaşam alanlarını kaybediyor. Toprak verimliliği azalıyor. Atmosfere büyük miktarda karbon salınıyor. Erozyon riski artıyor. Ekolojik denge uzun yıllar boyunca onarılamayacak zararlar görüyor. Yangınların ardından ortaya çıkan tahribatın yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de etkilediğini ifade eden Genişler, ormanların korunmasının iklim değişikliğiyle mücadelede hayati önem taşıdığını vurguladı. Bitki Örtüsü ve Tarım Alanları Risk Altında Aşırı sıcaklıkların doğal bitki örtüsü üzerinde de ciddi olumsuz etkiler oluşturduğunu belirten Genişler, yüksek sıcaklık ve yetersiz yağış nedeniyle birçok bitki türünün su kaybına uğradığını söyledi. Fotosentez faaliyetlerinin yavaşlamasıyla birlikte bitkilerin gelişiminin olumsuz etkilendiğini belirten Genişler, bazı türlerin tamamen kuruyarak yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Kuraklık nedeniyle; Çayır ve meralar verimsizleşiyor, Tarımsal ürünlerde verim kaybı yaşanıyor, Doğal bitki çeşitliliği azalıyor, Toprak yüzeyi çıplaklaşarak erozyona açık hale geliyor. Tarımsal üretimde yaşanan düşüşlerin gıda güvenliği açısından da önemli riskler oluşturduğunu belirten Genişler, çiftçilerin iklim değişikliğine uyum sağlayacak yeni yöntemlere yönlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yaban Hayatı Sıcak Hava Dalgalarından Olumsuz Etkileniyor Recep Genişler, aşırı sıcakların yalnızca bitkileri değil, hayvan türlerini de doğrudan etkilediğini belirtti. Su kaynaklarının azalması ve besin zincirinde meydana gelen bozulmalar nedeniyle birçok hayvanın yaşam mücadelesi verdiğini ifade etti. Özellikle kuşlar, sürüngenler ve memelilerin sıcak hava dalgalarından ciddi şekilde etkilendiğini söyleyen Genişler, bazı türlerin yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldığını, bazılarının ise yeterli su bulamadığı için hayatını kaybettiğini dile getirdi. Bu durumun biyolojik çeşitliliği tehdit ettiğini vurgulayan Genişler, doğal yaşamın korunmasının çevre politikalarının merkezinde yer alması gerektiğini söyledi. Toprak Verimliliği Düşüyor, Çölleşme Riski Artıyor Toprağın ekosistemin temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çeken Genişler, aşırı sıcaklıkların toprağın nemini hızla kaybetmesine neden olduğunu belirtti. Kuruyan toprakların zamanla sertleştiğini ve verimliliğini yitirdiğini ifade eden Genişler, bitki örtüsünün azalmasının da toprağı koruyan doğal yapıyı zayıflattığını söyledi. Bu süreç sonucunda; Tarımsal üretim azalıyor, Çölleşme riski yükseliyor, Toprak canlılarının yaşam alanları zarar görüyor, Ekosistemlerin sürdürülebilirliği tehlikeye giriyor. Türkiye'nin birçok bölgesinde kuraklık ve çölleşme riskinin giderek arttığını belirten Genişler, toprağın korunmasının geleceğin korunması anlamına geldiğini ifade etti. Hava Kirliliği ve Sağlık Sorunları Artıyor Aşırı sıcaklıkların hava kalitesi üzerinde de olumsuz etkiler oluşturduğunu belirten Genişler, sıcak havalarda atmosferdeki kirletici maddelerin yoğunlaştığını söyledi. Orman yangınlarından kaynaklanan yoğun dumanın da hava kirliliğini artırdığını belirten Genişler, bunun hem insan sağlığını hem de çevreyi tehdit ettiğini kaydetti. Artan hava kirliliğinin bitkilerin gelişimini olumsuz etkilediğini ve ekosistemler üzerinde ek baskılar oluşturduğunu ifade eden Genişler, çevre ve halk sağlığı politikalarının birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. İklim Değişikliği Kısır Döngüye Dönüşüyor Aşırı sıcaklıkların hem iklim değişikliğinin sonucu hem de bu süreci hızlandıran bir etken olduğunu söyleyen Genişler, orman yangınları ve kuraklık nedeniyle doğal karbon yutaklarının zarar gördüğünü belirtti. Atmosfere daha fazla sera gazı salınmasının küresel ısınmayı artırdığını ifade eden Genişler, bunun da daha sık ve daha şiddetli sıcak hava dalgalarına yol açtığını söyledi. “İklim değişikliği ve aşırı sıcaklıklar birbirini besleyen olumsuz bir döngü oluşturuyor. Bu döngünün kırılması için yerel, ulusal ve küresel ölçekte güçlü çevre politikalarına ihtiyaç vardır” dedi. Çözüm İçin Ortak Mücadele Çağrısı Recep Genişler, doğanın korunması için bireylerden kamu kurumlarına kadar herkesin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirterek alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı: Su kaynakları tasarruflu kullanılmalı. Orman yangınlarına karşı toplumsal farkındalık artırılmalı. Ağaçlandırma çalışmaları yaygınlaştırılmalı. Yenilenebilir enerji yatırımları desteklenmeli. Doğal alanların korunmasına öncelik verilmeli. Modern ve tasarruflu sulama sistemleri kullanılmalı. Karbon salımını azaltacak çevreci politikalar uygulanmalı. İklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası iş birlikleri güçlendirilmeli. “Doğayı Korumak Geleceği Korumaktır” Açıklamasının sonunda çevre duyarlılığı çağrısında bulunan DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler, doğanın korunmasının yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de sorumluluğu olduğunu belirtti. Genişler, “Su kaynaklarının azalması, orman yangınlarının artması, biyolojik çeşitliliğin zarar görmesi ve toprak verimliliğinin düşmesi gibi sorunlar artık geleceğin değil, bugünün gerçeğidir. Doğaya karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek zorundayız. Daha yaşanabilir bir çevre ve sürdürülebilir bir gelecek için çevre dostu uygulamaları yaygınlaştırmalı, iklim değişikliğiyle mücadeleyi kararlılıkla sürdürmeliyiz” ifadelerini kullandı.

İran Hürmüz Boğazı'nı haraca bağladı! Haber

İran Hürmüz Boğazı'nı haraca bağladı!

Dünyanın gözü burada... İran, ABD ve İsrail'in saldırılarına karşılık olarak Körfez ülkelerindeki ABD üslerini vururken aynı zaman en büyük kozunu oynayarak Hürmüz Boğazı'nı da kapattı. Bu durum ise tüm dünyayı olumsuz etkileyerek özellikle Brent petrol fiyatlarında yükselmelere neden oldu. DÜNYA GENELİNDE YAKIT KRİZİ İran'ın bu hamlesinin ardından arz ve sevkiyattan ciddi aksamalar yaşanmaya başladı. Kısa bir süre sonra birçok ülkede akaryakıt zamları ardı ardına geldi. TRUMP AÇMAK YARDIM ÇAĞRISI YAPTI ABD Başkanı Donald Trump, bu süreçte özellikle Hürmüz Boğazı'nın açılması konusunda NATO'dan yardım istedi. Ancak ABD Başkanı'nın çağrısının ardından somut bir adım atılmadı. BOĞAZDAN GEÇEN GEMİLERDEN ÜCRET ALINACAK Öte yandan bu akşam itibariyle önemli bir karar alındı. İran Parlamentosu, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerden ücret alınmasını öngören yasa tasarısını onayladı. TRUMP TEHDİT ETMİŞTİ ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'ndaki olası bir kapanma senaryosuna sert tepki göstererek, enerji akışının engellenmesi durumunda petrol altyapısına yönelik yeni saldırılar düzenlenebileceğini söylemişti. ABD Başkanı, "Eğer Hürmüz açılmazsa petrol kuyularını ve bugüne kadar hedef alınmamış bölgeleri de vururuz" ifadelerini kullanmıştı. İRAN 'SADECE DÜŞMANLARA KAPALI' DEMİŞTİ İran cephesinden yapılan açıklamada ise sık sık Boğaz'ın sadece ABD ve İsrail'in müttefik gemilerine kapalı olduğunu diğer gemiler için ise açık olduğunu vurgulanmıştı. Yasaklı gemilerin geçme girişimi halinde de güç kullanılacağı belirtilmişti. GÜBRE TEDARİKİNE DE ZARAR VERDİ Orta Doğu'daki jeopolitik gerilim ve Hürmüz Boğazı'nda yaşanan sevkiyat aksaklıkları, küresel gübre tedarik zincirini ciddi şekilde etkiledi. FAO'ya göre gelişmeler dünya gıda güvenliği için "sistematik bir şok" oluşturabilir.

Anahtar Parti Bursa’da 200 bin ata tohumunu 2 saatte dağıttı Haber

Anahtar Parti Bursa’da 200 bin ata tohumunu 2 saatte dağıttı

15 Temmuz Demokrasi Meydanı ve Cumhuriyet Caddesi'nde düzenlenen programa Genel Başkan Tarım Danışmanı Nalan Oğuz, Tarım ve Gıda Güvenliği Başkan Yardımcısı Serkan Kazandı, Bursa İl Başkanı Fikret Aslan, Tarım ve Gıda Güvenliğinden Sorumlu Bursa İl Başkan Yardımcısı Hayrettin Emre Yürük ile il ve ilçe yöneticileri katıldı. 200 BİN BİBER VE DOMATES TOHUMU 2 SAATTE TÜKENDİ Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu ve Tarım ve Güvenliğinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hasan Hüseyin Demiröz'ün yerli ve milli üretimi desteklemek amacıyla başlattığı Ata Tohumu Dağıtım Etkinliği, Bursalıların büyük ilgisi ile karşılandı. 200 bin tohum 2 saat içinde tükendi. "EKİLMEDİK TEK KARIŞ TOPRAK KALMASIN" "Ekilmedik tek karış toprak kalmasın" sloganıyla başlatılan seferberlik, Kocaeli ve Sakarya'dan sonra üçüncü olarak Bursa'da düzenlendi. Etkinlik sırasında parti politikalarını içeren broşür dağıtılırken kurulan stantlarda birçok üye kaydı yapıldı. “MİLLETİN GÖNLÜNDE YER ALDIĞIMIZI BİR KEZ DAHA GÖRMÜŞ OLDUK” Üye stantlarının haftada üç gün açık olduğunu dile getiren İl Başkanı Fikret Aslan, “Genel Merkez Tarım ve Gıda Güvenliği Başkanlığımız bugün Bursa’da 200 bin ata tohumu dağıttı. 2 saatte tükenen tohumlar bizlere, milletin gönlünde yer aldığımızı bir kez daha göstermiş oldu. Vatandaşlarımızın teveccühünü almanın mutluluğunu yaşıyoruz. Her alanda liyakatli kadrolarla yoluna devam eden Anahtar Parti, milletin tüm derdine derman olmak için daha çok çalışacaktır” şeklinde konuştu. “ATA TOHUMU İLE FARKINDALIK OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYORUZ” Genel Başkan Tarım Danışmanı Nalan Oğuz ise geçtiğimiz sene ata tohumlarını saksıları ekip dağıttıklarını söyledi. Bu sene kapsamı genişlettiklerini belirten Oğuz, “Ata tohumunun üretimi, gıda bağımsızlığı, sürdürülebilirlik gibi birçok etmeni sembolize etmek amacıyla Anahtar Parti olarak farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. Her hafta bir ilimizde dağıtım yapacağız. Bursa’nın ardından İstanbul’da dağıtım yapacağız. Tüm vatandaşlarımızı bu farkındalığa ortak olmaya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.

“Türk Çiftçisi Göz Göre Göre Tasfiye Ediliyor” Haber

“Türk Çiftçisi Göz Göre Göre Tasfiye Ediliyor”

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk’ten Tarım Politikalarına Sert Tepki… Tayfun Öztürk, Türkiye’de uygulanan tarım politikalarına çok sert sözlerle tepki gösterdi. Yerli üreticinin ağır maliyetler, düşük alım fiyatları ve yetersiz destekler nedeniyle üretimden çekildiğini belirten Öztürk, iktidarın yanlış politikalarının Türk tarımını her geçen gün daha da zayıflattığını söyledi. Yazılı bir açıklama yapan Öztürk, Türkiye’de çiftçilerin artık emeğinin karşılığını alamadığını, bunun sonucunda tarlaların boş kaldığını ve üreticinin toprağını terk etmek zorunda kaldığını ifade etti. “Bugün Anadolu’nun dört bir yanında çiftçi para kazanamadığı için tarlasını ekmiyor, yıllarca emek verdiği bahçeleri söküyor, üretimden vazgeçiyor. Mazot, gübre, ilaç ve işçilik maliyetleri katlanarak artarken üreticinin ürününe verilen fiyat maliyeti bile karşılamıyor. Bu tablo bir ekonomik sorun değil, doğrudan doğruya bir tarım politikası iflasıdır,” dedi. Öztürk, devletin tarımı koruması gerekirken üreticiyi yalnız bıraktığını vurgulayarak, alınan kararların Türk çiftçisini değil yabancı üreticileri koruduğunu savundu. “Türkiye’nin çiftçisi ayakta kalma mücadelesi verirken iktidarın attığı adımlar yerli üreticiyi güçlendirmek yerine dışarıdan gelen ürünlerin önünü açıyor. Oysa devletin görevi kendi üreticisini korumaktır. Türk çiftçisi üretimden koparılırsa bunun bedelini yarın 85 milyon vatandaş daha pahalı gıda ile ödeyecektir,” ifadelerini kullandı. Tarımın stratejik bir alan olduğuna dikkat çeken Öztürk, üretimin bilinçli şekilde zayıflatıldığını ve bunun ülkeyi giderek daha fazla dışa bağımlı hale getirdiğini söyledi. “Bugün çiftçi borç içinde, üretim maliyetleri kontrolsüz şekilde artıyor, destekler yetersiz kalıyor. Çiftçi ayakta kalamazken ithalat politikalarıyla yabancı üreticiler destekleniyor. Bu anlayış sürdüğü sürece Türkiye kendi toprağında üretmeyen, dışarıdan gıda almak zorunda kalan bir ülkeye dönüşür,” dedi. İktidarın “yerli ve milli” söylemlerinin tarım politikalarıyla çeliştiğini belirten Öztürk açıklamasını; “Eğer gerçekten yerli ve milli bir politika izleniyor olsaydı, bugün Türk çiftçisi üretimden kaçmazdı. Çiftçinin emeği korunur, üretim desteklenir, tarlalar boş kalmazdı. Ama görüyoruz ki söylem başka, uygulama bambaşka. Türk çiftçisi göz göre göre yalnız bırakılıyor.” dedi. Öztürk: “Bursa’nın bereketli tarlaları birer birer boş kalıyor” Tayfun Öztürk, Bursa’da son yıllarda hızla artan üretim maliyetleri ve yetersiz destekler nedeniyle çiftçilerin birçok üründen vazgeçmek zorunda kaldığını belirterek iktidarın tarım politikalarına sert tepki gösterdi. Öztürk, bir zamanlar Türkiye’nin en verimli üretim merkezlerinden biri olan Bursa’da bugün çiftçinin üretimden çekildiğini söyledi. Yazılı bir açıklama yapan Öztürk, özellikle son yıllarda Bursa Ovası ve ilçelerinde birçok üreticinin domates, biber, şeftali, armut, zeytin ve mısır gibi ürünlerde ekim alanlarını daralttığını, bazı çiftçilerin ise tamamen üretimden çekildiğini vurguladı. “Bursa yıllarca Türkiye’nin sebze ve meyve deposu oldu. Karacabey Ovası’nda domates, Yenişehir ve Mustafakemalpaşa’da biber ve sebze üretimi, İznik ve Orhangazi’de zeytin, Gürsu ve Kestel’de armut ve şeftali üretimi ülkenin gıda güvenliği açısından kritik öneme sahipti. Bugün gelinen noktada ise çiftçi maliyetleri karşılayamadığı için bu ürünlerin bir kısmından vazgeçmek zorunda kalıyor,” dedi. Öztürk, mazot, gübre, sulama ve işçilik maliyetlerinin katlanarak artmasının çiftçiyi üretimden uzaklaştırdığını belirterek özellikle İznik ve Orhangazi bölgelerinde su sorunu ve kuraklığın da üretimi ciddi şekilde tehdit ettiğini söyledi. “Çiftçi artık hesap yapıyor: Ektiği ürün zarar ettiriyorsa o tarlayı boş bırakıyor. Bursa gibi verimli topraklara sahip bir şehirde bile tarlaların boş kalmaya başlaması, tarımda yaşanan krizin ne kadar derin olduğunu gösteriyor,” ifadelerini kullandı. Öztürk, Bursa çiftçisinin sadece ekonomik baskı altında olmadığını, aynı zamanda plansız tarım politikalarının da üreticiyi çaresiz bıraktığını dile getirdi. “Bugün Karacabey’de üretici domates ekmekten vazgeçiyor, Yenişehir’de sebze üreticisi zarar ettiği için ekim alanını daraltıyor, İznik’te zeytin üreticisi su ve maliyet baskısıyla mücadele ediyor. Bursa çiftçisi üretimden çekilirken ülkenin gıda güvenliği de tehlikeye giriyor,” dedi. Tarımın stratejik bir alan olduğuna dikkat çeken Öztürk, Türkiye’nin en verimli ovalarından birine sahip Bursa’da bile üretimin azalmasının alarm niteliğinde olduğunu belirtti. “Bursa’nın bereketli toprakları Türkiye’yi doyuruyordu. Bugün çiftçi toprağını terk ediyorsa bunun tek nedeni yanlış tarım politikalarıdır. Üreticiyi desteklemek yerine ithalatı kolaylaştıran anlayış devam ettiği sürece Türk çiftçisi ayakta kalamaz,” ifadelerini kullandı. Öztürk açıklamasını şu sert sözlerle tamamladı: “Bursa çiftçisi yıllardır alın teriyle üretim yapıyor. Ama bugün geldiğimiz noktada çiftçiye verilen mesaj açık: Üretme, ithal ederiz. Eğer bu anlayış değişmezse sadece Bursa değil, Türkiye’nin tarımı da göz göre göre küçülecek.”

Dijitalleşme mi, Yeşil Dönüşüm mü? Uzmanlara Göre Geleceğin Anahtarı: “İkisi Birden” Haber

Dijitalleşme mi, Yeşil Dönüşüm mü? Uzmanlara Göre Geleceğin Anahtarı: “İkisi Birden”

Küresel ekonomi, sanayi devrimlerinden bu yana belki de en köklü değişim dönemlerinden birini yaşıyor. Bir yanda hızla ilerleyen dijitalleşme, diğer yanda iklim krizi ve kaynak baskısının tetiklediği sürdürülebilirlik arayışı… Uzmanlara göre artık bu iki süreci ayrı ayrı ele almak mümkün değil. Geleceğin rekabet gücü, “dijital dönüşüm” ile “yeşil dönüşümü” aynı anda yönetebilen kurumların elinde olacak. İş dünyasında son yıllarda sıkça dile getirilen “ikiz dönüşüm” kavramı, teknolojik ilerleme ile çevresel sürdürülebilirliği aynı strateji içinde birleştirmeyi ifade ediyor. Bu yaklaşımın önemine dikkat çeken isimlerden biri de yazar ve düşünce lideri Okan Dinç. Dinç, kaleme aldığı Çift Geçişle Dönüşüm adlı çalışmasında, dünyanın neden artık tek bir dönüşümle yetinemeyeceğini detaylı biçimde ele alıyor. Dünyayı Bekleyen Büyük Kırılma Uzmanlara göre küresel sistem; iklim değişikliği, enerji güvenliği, gıda arzı ve su kaynakları gibi kritik alanlarda ciddi bir sınavdan geçiyor. Bu nedenle dijital teknolojilerin sunduğu verimlilik avantajı ile çevresel sürdürülebilirliğin birlikte ele alınması kaçınılmaz hale geliyor. Dinç’e göre dijitalleşme tek başına yeterli değil. Aynı şekilde yalnızca çevreci politikalar da ekonomik sistemin ihtiyaç duyduğu verimliliği sağlayamıyor. Bu noktada ortaya çıkan çözüm, iki dönüşümün birleştiği “ikiz dönüşüm” modeli. Kitapta dikkat çeken en güçlü mesajlardan biri ise şu cümlede özetleniyor: “Ya öğreneceğiz ya kaybedeceğiz.” Bu ifade yalnızca bireyler için değil; şirketler, şehirler ve ülkeler için de bir uyarı niteliği taşıyor. Çünkü gıda, su ve enerji güvenliği artık yalnızca çevresel bir sorun olarak değil, aynı zamanda dünyanın en büyük ekonomik risk başlıkları arasında değerlendiriliyor. Gıda, Su ve Enerji: Yeni Ekonominin Temel Güvenlik Alanları Küresel ölçekte artan nüfus, iklim değişikliğinin etkileri ve jeopolitik riskler; üç kritik kaynağı ön plana çıkarıyor: Gıda güvenliği Su güvenliği Enerji güvenliği Bu alanlar artık yalnızca çevre politikalarının konusu değil. Ekonomik sürdürülebilirlik, üretim kapasitesi ve toplumsal istikrar açısından da belirleyici faktörler olarak görülüyor. “Çift Geçişle Dönüşüm” bu nedenle sadece teknolojik dönüşümü değil, aynı zamanda kaynak yönetimi ve ekonomik dayanıklılığı da ele alıyor. Güvenilirlik Manifestosu: Yeni Yönetim Paradigması Kitapta öne çıkan kavramlardan biri de “Güvenilirlik Manifestosu”. Bu yaklaşım; kurumların yalnızca kâr üretmesini değil, aynı zamanda kaynakları koruyan, şeffaf ve sürdürülebilir bir yönetim modeli kurmasını öneriyor. Manifesto üç temel eksen etrafında şekilleniyor: Kaynakların sürdürülebilir kullanımı Veri temelli karar alma Uzun vadeli güvenilir üretim sistemleri Bu yaklaşım, şirketlerin hem ekonomik hem de çevresel dayanıklılığını artırmayı hedefliyor. Yalın Felsefe ile Sürdürülebilirlik Kitapta dikkat çeken bir diğer önemli başlık ise “yalın düşünce” ile sürdürülebilirliğin birleşmesi. Bu yaklaşımın geliştirilmesinde önemli rol oynayan kurumlardan biri olan Yalın Enstitü, üretim süreçlerinde israfı azaltmayı ve verimliliği artırmayı temel alan yöntemleriyle biliniyor. Dinç’e göre yalın yönetim anlayışı yalnızca üretim verimliliği sağlamıyor; aynı zamanda enerji tüketimini azaltarak ve kaynak kullanımını optimize ederek sürdürülebilirliğe de katkı sunuyor. Bu nedenle geleceğin işletmeleri için en güçlü strateji, dijital veri analitiği ile yalın üretimi birleştiren ve bunu çevresel sorumlulukla destekleyen modeller olarak görülüyor. Geleceği Kimler Kazanacak? Uzmanların ortak görüşü net: Önümüzdeki dönemde rekabet avantajı, tek bir dönüşümü gerçekleştirenlerde değil; dijitalleşme ile yeşil dönüşümü birlikte yönetebilenlerde olacak. Şirketler için bu süreç; yalnızca teknoloji yatırımı yapmak değil, aynı zamanda iş modellerini, tedarik zincirlerini ve kaynak kullanım stratejilerini yeniden tasarlamak anlamına geliyor. Sonuç olarak, dünyayı bekleyen dönüşüm yalnızca teknolojik değil; aynı zamanda ekonomik, çevresel ve yönetsel bir paradigma değişimini ifade ediyor. “İkiz dönüşüm” çağında geleceğin kazananları, veriyi akıllıca kullanan, kaynakları koruyan ve sürdürülebilir büyümeyi merkeze alan kurumlar olacak.

CHP’li Orhan Sarıbal’dan Örgüt Vurgusu: “Dayanışma ve Ortak Akıl Türkiye’nin Çıkış Yoludur” Haber

CHP’li Orhan Sarıbal’dan Örgüt Vurgusu: “Dayanışma ve Ortak Akıl Türkiye’nin Çıkış Yoludur”

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Bolu’da gerçekleştirdiği temaslar kapsamında CHP Bolu İl Başkanlığı görevini geçmiş dönemlerde emek ve mücadeleyle yürüten Hüseyin Kazım Karsu’yu ziyaret etti. Ziyaret, yalnızca bir nezaket buluşması değil; partinin hafızasına, örgüt kültürüne ve mücadele geleneğine verilen önemin de güçlü bir göstergesi olarak değerlendirildi. Türkiye siyasetinde uzun yıllardır aktif rol üstlenen, hem Bursa’da hem de Türkiye genelinde örgütlü mücadelenin savunucusu olarak bilinen Sarıbal’ın ziyareti, partililer tarafından “vefa ve birlik mesajı” olarak yorumlandı. “Örgütlü Mücadele Türkiye’nin Teminatıdır” Ziyarette Türkiye’nin içinden geçtiği siyasi ve ekonomik tablo ele alınırken, örgütlü mücadelenin ve dayanışma kültürünün önemi üzerinde duruldu. Edinilen bilgilere göre görüşmede; artan ekonomik sorunlar, demokrasi ve hukuk devleti tartışmaları, yerel örgütlerin sahadaki rolü ve yaklaşan siyasi süreçler kapsamlı şekilde değerlendirildi. Orhan Sarıbal’ın görüşmede, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin gücü örgütünden gelir. Bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şey; dayanışma, ortak akıl ve kararlı bir demokrasi mücadelesidir” vurgusunda bulunduğu öğrenildi. Türkiye’nin Her Noktasında Aktif Bir Siyasetçi Orhan Sarıbal, yalnızca Bursa’yı temsil eden bir milletvekili değil; tarım politikalarından demokrasi mücadelesine, çiftçi haklarından sosyal adalet arayışına kadar birçok başlıkta Türkiye genelinde aktif siyaset yürüten bir isim olarak öne çıkıyor. Ziraat mühendisi kimliğiyle özellikle tarım ve üretim politikaları konusunda Meclis’te yaptığı çalışmalarla bilinen Sarıbal, kırsal kalkınma, çiftçi borçları, gıda güvenliği ve üretim planlaması konularında uzun yıllardır kapsamlı raporlar ve saha çalışmaları yürütüyor. Parti içinde ise örgüt yapısının güçlendirilmesi, yerel dinamiklerin korunması ve parti hafızasının canlı tutulması gerektiğini savunan Sarıbal, Türkiye’nin dört bir yanında partililerle ve yurttaşlarla bir araya gelmesiyle biliniyor. “Kim ararsa orada olan” bir siyaset anlayışı benimsediği ifade edilen Sarıbal’ın, özellikle yerel örgütlerle kurduğu güçlü bağ dikkat çekiyor. Vefa ve Parti Hafızası Mesajı Hüseyin Kazım Karsu ile gerçekleşen buluşma, CHP’nin köklü geçmişine ve mücadele geleneğine sahip çıkma mesajı olarak değerlendirildi. Parti kaynakları, Sarıbal’ın geçmiş dönem il başkanları ve örgüt emektarlarıyla kurduğu temasların, “kuşaklar arası dayanışmayı güçlendirme” amacı taşıdığını belirtiyor. Ziyarette konuşulan başlıklardan birinin de CHP’nin tarihsel birikimi ve örgüt kültürü olduğu ifade edildi. Sarıbal’ın, “Geçmişin deneyimi ile bugünün enerjisini birleştirdiğimizde Türkiye için güçlü bir alternatif ortaya koyabiliriz” değerlendirmesinde bulunduğu aktarıldı. “Omuz Omuza Daha Güçlü Bir Yarın” Ziyaret sonrası yapılan değerlendirmede, Türkiye’nin zorlu bir süreçten geçtiğine dikkat çekilerek; demokrasi, hukuk ve sosyal adalet mücadelesinin ancak örgütlü bir dayanışma ile başarıya ulaşabileceği mesajı verildi. Orhan Sarıbal’ın, “Omuz omuza vererek, ortak akılla ve kararlılıkla daha güçlü bir yarını hep birlikte inşa edeceğiz” ifadeleriyle birlik çağrısı yaptığı öğrenildi. Siyasi gözlemciler, Sarıbal’ın Bolu temaslarını, yerel örgütlerle bağları güçlendirme ve parti tabanını diri tutma stratejisinin bir parçası olarak değerlendirirken; bu tür ziyaretlerin önümüzdeki süreçte artarak devam etmesinin beklendiğini ifade ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nde geçmişten bugüne uzanan mücadele geleneğinin, yeni dönemde daha güçlü bir dayanışma anlayışıyla sürdürülmesi gerektiği vurgusu, ziyaretin en dikkat çekici mesajı olarak öne çıktı.

Mahmut Fuat Kadıoğlu’ndan Çarpıcı İsraf Uyarısı: “Her Yıl 80 Devlet Hastanesini Çöpe Atıyoruz” Haber

Mahmut Fuat Kadıoğlu’ndan Çarpıcı İsraf Uyarısı: “Her Yıl 80 Devlet Hastanesini Çöpe Atıyoruz”

Gelecek Partisi Bursa İl Başkanı Mahmut Fuat Kadıoğlu, gıda israfına ilişkin yaptığı sert ve dikkat çekici açıklamalarla kamuoyuna önemli uyarılarda bulundu. Türkiye’de özellikle ekmek israfının ulaştığı boyutların artık sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal adalet ve kamu politikası meselesi haline geldiğini vurgulayan Kadıoğlu, çarpıcı veriler üzerinden dikkat çekti. “Türkiye’de her yıl 500 bin ton ekmek çöpe gidiyor” Kadıoğlu, Türkiye’de her yıl yaklaşık 500 bin ton ekmeğin tüketilmeden çöpe atıldığını belirterek bunun devasa bir kaynak kaybı anlamına geldiğini söyledi. Bu miktarın sadece bir istatistik değil, aynı zamanda ülke ekonomisinin ve kamu yatırımlarının nasıl heba edildiğinin somut göstergesi olduğunu ifade etti. Kadıoğlu açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu: “Bir taraftan dünyada yaklaşık 4 milyar ton gıda üretiyoruz ve bunun 1.3 milyar tonunu tüketmeden çöpe atıyoruz. Türkiye’de ise her yıl yaklaşık 500 bin ton ekmek çöpe gidiyor. Bu 500 bin ton ekmek parasıyla biz her yıl 80 devlet hastanesi yapabiliriz.” “İsraf sadece ekonomik değil, vicdani bir mesele” Gıda israfının yalnızca ekonomik kayıp olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Kadıoğlu, bunun aynı zamanda küresel ölçekte adaletsizliğin bir yansıması olduğunu dile getirdi. Dünyada milyonlarca insanın temel gıdaya ve temiz içme suyuna erişemediğini hatırlatan Kadıoğlu, refah ile yoksulluk arasındaki uçurumun giderek derinleştiğine dikkat çekti. “Birileri varlık ve israf içerisinde yaşarken birileri gıdaya, temiz içme suyuna ulaşamıyor. Bu adaletsizliği gidermek için bir şeyler yapmalıyız” ifadelerini kullandı. “Bu rakam Bursa ölçeğinde bir hastaneye karşılık geliyor” Kadıoğlu, ortaya koyduğu verilerin yerel ölçekte de somut karşılığı olduğuna işaret ederek her yıl çöpe atılan ekmeğin aslında Bursa’ya kazandırılabilecek büyük bir sağlık yatırımına denk geldiğini söyledi. Bu durumun, kamu kaynaklarının ve toplumsal bilincin ne kadar kritik olduğunu gösterdiğini belirten Kadıoğlu, “Bu şu demek; her yıl Bursa’ya yapılabilecek tam teşekküllü bir devlet hastanesini sorgusuz, sualsiz, bilinçsizce çöpe atıyoruz” dedi. “Türkiye’de yaşamak nimettir, Bursa ise bir cennet” Konuşmasında Bursa’nın sahip olduğu potansiyele de değinen Kadıoğlu, kentin ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerinin korunması gerektiğini vurguladı. Bursa’nın kazanımlarını artırmak için mücadeleye devam edeceklerini ifade eden Kadıoğlu, yerel kalkınmanın bilinçli tüketim ve kaynak yönetimiyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. “Türkiye’de yaşamak bir nimettir ama Bursa bir cennet. O nedenle Bursa’nın kazanımları için göğüs göğüse mücadeleye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. Uzmanlar da uyarıyor: İsrafla mücadele politikası şart Kadıoğlu’nun açıklamaları, gıda israfının önlenmesi için daha güçlü kamu politikalarına ihtiyaç olduğu yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar; üretimden tüketime kadar tüm zincirde planlama, farkındalık kampanyaları ve yerel yönetim destekli projelerin önemine dikkat çekiyor. Gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik başlıklarının giderek daha kritik hale geldiği günümüzde, yapılan açıklamaların hem yerel hem ulusal ölçekte yeni adımların atılması gerektiğini ortaya koyduğu değerlendiriliyor

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.