Hava Durumu

#Gıda Güvenliği

Gürsu Haber - Gıda Güvenliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gıda Güvenliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İran Hürmüz Boğazı'nı haraca bağladı! Haber

İran Hürmüz Boğazı'nı haraca bağladı!

Dünyanın gözü burada... İran, ABD ve İsrail'in saldırılarına karşılık olarak Körfez ülkelerindeki ABD üslerini vururken aynı zaman en büyük kozunu oynayarak Hürmüz Boğazı'nı da kapattı. Bu durum ise tüm dünyayı olumsuz etkileyerek özellikle Brent petrol fiyatlarında yükselmelere neden oldu. DÜNYA GENELİNDE YAKIT KRİZİ İran'ın bu hamlesinin ardından arz ve sevkiyattan ciddi aksamalar yaşanmaya başladı. Kısa bir süre sonra birçok ülkede akaryakıt zamları ardı ardına geldi. TRUMP AÇMAK YARDIM ÇAĞRISI YAPTI ABD Başkanı Donald Trump, bu süreçte özellikle Hürmüz Boğazı'nın açılması konusunda NATO'dan yardım istedi. Ancak ABD Başkanı'nın çağrısının ardından somut bir adım atılmadı. BOĞAZDAN GEÇEN GEMİLERDEN ÜCRET ALINACAK Öte yandan bu akşam itibariyle önemli bir karar alındı. İran Parlamentosu, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerden ücret alınmasını öngören yasa tasarısını onayladı. TRUMP TEHDİT ETMİŞTİ ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'ndaki olası bir kapanma senaryosuna sert tepki göstererek, enerji akışının engellenmesi durumunda petrol altyapısına yönelik yeni saldırılar düzenlenebileceğini söylemişti. ABD Başkanı, "Eğer Hürmüz açılmazsa petrol kuyularını ve bugüne kadar hedef alınmamış bölgeleri de vururuz" ifadelerini kullanmıştı. İRAN 'SADECE DÜŞMANLARA KAPALI' DEMİŞTİ İran cephesinden yapılan açıklamada ise sık sık Boğaz'ın sadece ABD ve İsrail'in müttefik gemilerine kapalı olduğunu diğer gemiler için ise açık olduğunu vurgulanmıştı. Yasaklı gemilerin geçme girişimi halinde de güç kullanılacağı belirtilmişti. GÜBRE TEDARİKİNE DE ZARAR VERDİ Orta Doğu'daki jeopolitik gerilim ve Hürmüz Boğazı'nda yaşanan sevkiyat aksaklıkları, küresel gübre tedarik zincirini ciddi şekilde etkiledi. FAO'ya göre gelişmeler dünya gıda güvenliği için "sistematik bir şok" oluşturabilir.

Anahtar Parti Bursa’da 200 bin ata tohumunu 2 saatte dağıttı Haber

Anahtar Parti Bursa’da 200 bin ata tohumunu 2 saatte dağıttı

15 Temmuz Demokrasi Meydanı ve Cumhuriyet Caddesi'nde düzenlenen programa Genel Başkan Tarım Danışmanı Nalan Oğuz, Tarım ve Gıda Güvenliği Başkan Yardımcısı Serkan Kazandı, Bursa İl Başkanı Fikret Aslan, Tarım ve Gıda Güvenliğinden Sorumlu Bursa İl Başkan Yardımcısı Hayrettin Emre Yürük ile il ve ilçe yöneticileri katıldı. 200 BİN BİBER VE DOMATES TOHUMU 2 SAATTE TÜKENDİ Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu ve Tarım ve Güvenliğinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hasan Hüseyin Demiröz'ün yerli ve milli üretimi desteklemek amacıyla başlattığı Ata Tohumu Dağıtım Etkinliği, Bursalıların büyük ilgisi ile karşılandı. 200 bin tohum 2 saat içinde tükendi. "EKİLMEDİK TEK KARIŞ TOPRAK KALMASIN" "Ekilmedik tek karış toprak kalmasın" sloganıyla başlatılan seferberlik, Kocaeli ve Sakarya'dan sonra üçüncü olarak Bursa'da düzenlendi. Etkinlik sırasında parti politikalarını içeren broşür dağıtılırken kurulan stantlarda birçok üye kaydı yapıldı. “MİLLETİN GÖNLÜNDE YER ALDIĞIMIZI BİR KEZ DAHA GÖRMÜŞ OLDUK” Üye stantlarının haftada üç gün açık olduğunu dile getiren İl Başkanı Fikret Aslan, “Genel Merkez Tarım ve Gıda Güvenliği Başkanlığımız bugün Bursa’da 200 bin ata tohumu dağıttı. 2 saatte tükenen tohumlar bizlere, milletin gönlünde yer aldığımızı bir kez daha göstermiş oldu. Vatandaşlarımızın teveccühünü almanın mutluluğunu yaşıyoruz. Her alanda liyakatli kadrolarla yoluna devam eden Anahtar Parti, milletin tüm derdine derman olmak için daha çok çalışacaktır” şeklinde konuştu. “ATA TOHUMU İLE FARKINDALIK OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYORUZ” Genel Başkan Tarım Danışmanı Nalan Oğuz ise geçtiğimiz sene ata tohumlarını saksıları ekip dağıttıklarını söyledi. Bu sene kapsamı genişlettiklerini belirten Oğuz, “Ata tohumunun üretimi, gıda bağımsızlığı, sürdürülebilirlik gibi birçok etmeni sembolize etmek amacıyla Anahtar Parti olarak farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. Her hafta bir ilimizde dağıtım yapacağız. Bursa’nın ardından İstanbul’da dağıtım yapacağız. Tüm vatandaşlarımızı bu farkındalığa ortak olmaya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.

“Türk Çiftçisi Göz Göre Göre Tasfiye Ediliyor” Haber

“Türk Çiftçisi Göz Göre Göre Tasfiye Ediliyor”

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk’ten Tarım Politikalarına Sert Tepki… Tayfun Öztürk, Türkiye’de uygulanan tarım politikalarına çok sert sözlerle tepki gösterdi. Yerli üreticinin ağır maliyetler, düşük alım fiyatları ve yetersiz destekler nedeniyle üretimden çekildiğini belirten Öztürk, iktidarın yanlış politikalarının Türk tarımını her geçen gün daha da zayıflattığını söyledi. Yazılı bir açıklama yapan Öztürk, Türkiye’de çiftçilerin artık emeğinin karşılığını alamadığını, bunun sonucunda tarlaların boş kaldığını ve üreticinin toprağını terk etmek zorunda kaldığını ifade etti. “Bugün Anadolu’nun dört bir yanında çiftçi para kazanamadığı için tarlasını ekmiyor, yıllarca emek verdiği bahçeleri söküyor, üretimden vazgeçiyor. Mazot, gübre, ilaç ve işçilik maliyetleri katlanarak artarken üreticinin ürününe verilen fiyat maliyeti bile karşılamıyor. Bu tablo bir ekonomik sorun değil, doğrudan doğruya bir tarım politikası iflasıdır,” dedi. Öztürk, devletin tarımı koruması gerekirken üreticiyi yalnız bıraktığını vurgulayarak, alınan kararların Türk çiftçisini değil yabancı üreticileri koruduğunu savundu. “Türkiye’nin çiftçisi ayakta kalma mücadelesi verirken iktidarın attığı adımlar yerli üreticiyi güçlendirmek yerine dışarıdan gelen ürünlerin önünü açıyor. Oysa devletin görevi kendi üreticisini korumaktır. Türk çiftçisi üretimden koparılırsa bunun bedelini yarın 85 milyon vatandaş daha pahalı gıda ile ödeyecektir,” ifadelerini kullandı. Tarımın stratejik bir alan olduğuna dikkat çeken Öztürk, üretimin bilinçli şekilde zayıflatıldığını ve bunun ülkeyi giderek daha fazla dışa bağımlı hale getirdiğini söyledi. “Bugün çiftçi borç içinde, üretim maliyetleri kontrolsüz şekilde artıyor, destekler yetersiz kalıyor. Çiftçi ayakta kalamazken ithalat politikalarıyla yabancı üreticiler destekleniyor. Bu anlayış sürdüğü sürece Türkiye kendi toprağında üretmeyen, dışarıdan gıda almak zorunda kalan bir ülkeye dönüşür,” dedi. İktidarın “yerli ve milli” söylemlerinin tarım politikalarıyla çeliştiğini belirten Öztürk açıklamasını; “Eğer gerçekten yerli ve milli bir politika izleniyor olsaydı, bugün Türk çiftçisi üretimden kaçmazdı. Çiftçinin emeği korunur, üretim desteklenir, tarlalar boş kalmazdı. Ama görüyoruz ki söylem başka, uygulama bambaşka. Türk çiftçisi göz göre göre yalnız bırakılıyor.” dedi. Öztürk: “Bursa’nın bereketli tarlaları birer birer boş kalıyor” Tayfun Öztürk, Bursa’da son yıllarda hızla artan üretim maliyetleri ve yetersiz destekler nedeniyle çiftçilerin birçok üründen vazgeçmek zorunda kaldığını belirterek iktidarın tarım politikalarına sert tepki gösterdi. Öztürk, bir zamanlar Türkiye’nin en verimli üretim merkezlerinden biri olan Bursa’da bugün çiftçinin üretimden çekildiğini söyledi. Yazılı bir açıklama yapan Öztürk, özellikle son yıllarda Bursa Ovası ve ilçelerinde birçok üreticinin domates, biber, şeftali, armut, zeytin ve mısır gibi ürünlerde ekim alanlarını daralttığını, bazı çiftçilerin ise tamamen üretimden çekildiğini vurguladı. “Bursa yıllarca Türkiye’nin sebze ve meyve deposu oldu. Karacabey Ovası’nda domates, Yenişehir ve Mustafakemalpaşa’da biber ve sebze üretimi, İznik ve Orhangazi’de zeytin, Gürsu ve Kestel’de armut ve şeftali üretimi ülkenin gıda güvenliği açısından kritik öneme sahipti. Bugün gelinen noktada ise çiftçi maliyetleri karşılayamadığı için bu ürünlerin bir kısmından vazgeçmek zorunda kalıyor,” dedi. Öztürk, mazot, gübre, sulama ve işçilik maliyetlerinin katlanarak artmasının çiftçiyi üretimden uzaklaştırdığını belirterek özellikle İznik ve Orhangazi bölgelerinde su sorunu ve kuraklığın da üretimi ciddi şekilde tehdit ettiğini söyledi. “Çiftçi artık hesap yapıyor: Ektiği ürün zarar ettiriyorsa o tarlayı boş bırakıyor. Bursa gibi verimli topraklara sahip bir şehirde bile tarlaların boş kalmaya başlaması, tarımda yaşanan krizin ne kadar derin olduğunu gösteriyor,” ifadelerini kullandı. Öztürk, Bursa çiftçisinin sadece ekonomik baskı altında olmadığını, aynı zamanda plansız tarım politikalarının da üreticiyi çaresiz bıraktığını dile getirdi. “Bugün Karacabey’de üretici domates ekmekten vazgeçiyor, Yenişehir’de sebze üreticisi zarar ettiği için ekim alanını daraltıyor, İznik’te zeytin üreticisi su ve maliyet baskısıyla mücadele ediyor. Bursa çiftçisi üretimden çekilirken ülkenin gıda güvenliği de tehlikeye giriyor,” dedi. Tarımın stratejik bir alan olduğuna dikkat çeken Öztürk, Türkiye’nin en verimli ovalarından birine sahip Bursa’da bile üretimin azalmasının alarm niteliğinde olduğunu belirtti. “Bursa’nın bereketli toprakları Türkiye’yi doyuruyordu. Bugün çiftçi toprağını terk ediyorsa bunun tek nedeni yanlış tarım politikalarıdır. Üreticiyi desteklemek yerine ithalatı kolaylaştıran anlayış devam ettiği sürece Türk çiftçisi ayakta kalamaz,” ifadelerini kullandı. Öztürk açıklamasını şu sert sözlerle tamamladı: “Bursa çiftçisi yıllardır alın teriyle üretim yapıyor. Ama bugün geldiğimiz noktada çiftçiye verilen mesaj açık: Üretme, ithal ederiz. Eğer bu anlayış değişmezse sadece Bursa değil, Türkiye’nin tarımı da göz göre göre küçülecek.”

Dijitalleşme mi, Yeşil Dönüşüm mü? Uzmanlara Göre Geleceğin Anahtarı: “İkisi Birden” Haber

Dijitalleşme mi, Yeşil Dönüşüm mü? Uzmanlara Göre Geleceğin Anahtarı: “İkisi Birden”

Küresel ekonomi, sanayi devrimlerinden bu yana belki de en köklü değişim dönemlerinden birini yaşıyor. Bir yanda hızla ilerleyen dijitalleşme, diğer yanda iklim krizi ve kaynak baskısının tetiklediği sürdürülebilirlik arayışı… Uzmanlara göre artık bu iki süreci ayrı ayrı ele almak mümkün değil. Geleceğin rekabet gücü, “dijital dönüşüm” ile “yeşil dönüşümü” aynı anda yönetebilen kurumların elinde olacak. İş dünyasında son yıllarda sıkça dile getirilen “ikiz dönüşüm” kavramı, teknolojik ilerleme ile çevresel sürdürülebilirliği aynı strateji içinde birleştirmeyi ifade ediyor. Bu yaklaşımın önemine dikkat çeken isimlerden biri de yazar ve düşünce lideri Okan Dinç. Dinç, kaleme aldığı Çift Geçişle Dönüşüm adlı çalışmasında, dünyanın neden artık tek bir dönüşümle yetinemeyeceğini detaylı biçimde ele alıyor. Dünyayı Bekleyen Büyük Kırılma Uzmanlara göre küresel sistem; iklim değişikliği, enerji güvenliği, gıda arzı ve su kaynakları gibi kritik alanlarda ciddi bir sınavdan geçiyor. Bu nedenle dijital teknolojilerin sunduğu verimlilik avantajı ile çevresel sürdürülebilirliğin birlikte ele alınması kaçınılmaz hale geliyor. Dinç’e göre dijitalleşme tek başına yeterli değil. Aynı şekilde yalnızca çevreci politikalar da ekonomik sistemin ihtiyaç duyduğu verimliliği sağlayamıyor. Bu noktada ortaya çıkan çözüm, iki dönüşümün birleştiği “ikiz dönüşüm” modeli. Kitapta dikkat çeken en güçlü mesajlardan biri ise şu cümlede özetleniyor: “Ya öğreneceğiz ya kaybedeceğiz.” Bu ifade yalnızca bireyler için değil; şirketler, şehirler ve ülkeler için de bir uyarı niteliği taşıyor. Çünkü gıda, su ve enerji güvenliği artık yalnızca çevresel bir sorun olarak değil, aynı zamanda dünyanın en büyük ekonomik risk başlıkları arasında değerlendiriliyor. Gıda, Su ve Enerji: Yeni Ekonominin Temel Güvenlik Alanları Küresel ölçekte artan nüfus, iklim değişikliğinin etkileri ve jeopolitik riskler; üç kritik kaynağı ön plana çıkarıyor: Gıda güvenliği Su güvenliği Enerji güvenliği Bu alanlar artık yalnızca çevre politikalarının konusu değil. Ekonomik sürdürülebilirlik, üretim kapasitesi ve toplumsal istikrar açısından da belirleyici faktörler olarak görülüyor. “Çift Geçişle Dönüşüm” bu nedenle sadece teknolojik dönüşümü değil, aynı zamanda kaynak yönetimi ve ekonomik dayanıklılığı da ele alıyor. Güvenilirlik Manifestosu: Yeni Yönetim Paradigması Kitapta öne çıkan kavramlardan biri de “Güvenilirlik Manifestosu”. Bu yaklaşım; kurumların yalnızca kâr üretmesini değil, aynı zamanda kaynakları koruyan, şeffaf ve sürdürülebilir bir yönetim modeli kurmasını öneriyor. Manifesto üç temel eksen etrafında şekilleniyor: Kaynakların sürdürülebilir kullanımı Veri temelli karar alma Uzun vadeli güvenilir üretim sistemleri Bu yaklaşım, şirketlerin hem ekonomik hem de çevresel dayanıklılığını artırmayı hedefliyor. Yalın Felsefe ile Sürdürülebilirlik Kitapta dikkat çeken bir diğer önemli başlık ise “yalın düşünce” ile sürdürülebilirliğin birleşmesi. Bu yaklaşımın geliştirilmesinde önemli rol oynayan kurumlardan biri olan Yalın Enstitü, üretim süreçlerinde israfı azaltmayı ve verimliliği artırmayı temel alan yöntemleriyle biliniyor. Dinç’e göre yalın yönetim anlayışı yalnızca üretim verimliliği sağlamıyor; aynı zamanda enerji tüketimini azaltarak ve kaynak kullanımını optimize ederek sürdürülebilirliğe de katkı sunuyor. Bu nedenle geleceğin işletmeleri için en güçlü strateji, dijital veri analitiği ile yalın üretimi birleştiren ve bunu çevresel sorumlulukla destekleyen modeller olarak görülüyor. Geleceği Kimler Kazanacak? Uzmanların ortak görüşü net: Önümüzdeki dönemde rekabet avantajı, tek bir dönüşümü gerçekleştirenlerde değil; dijitalleşme ile yeşil dönüşümü birlikte yönetebilenlerde olacak. Şirketler için bu süreç; yalnızca teknoloji yatırımı yapmak değil, aynı zamanda iş modellerini, tedarik zincirlerini ve kaynak kullanım stratejilerini yeniden tasarlamak anlamına geliyor. Sonuç olarak, dünyayı bekleyen dönüşüm yalnızca teknolojik değil; aynı zamanda ekonomik, çevresel ve yönetsel bir paradigma değişimini ifade ediyor. “İkiz dönüşüm” çağında geleceğin kazananları, veriyi akıllıca kullanan, kaynakları koruyan ve sürdürülebilir büyümeyi merkeze alan kurumlar olacak.

CHP’li Orhan Sarıbal’dan Örgüt Vurgusu: “Dayanışma ve Ortak Akıl Türkiye’nin Çıkış Yoludur” Haber

CHP’li Orhan Sarıbal’dan Örgüt Vurgusu: “Dayanışma ve Ortak Akıl Türkiye’nin Çıkış Yoludur”

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Bolu’da gerçekleştirdiği temaslar kapsamında CHP Bolu İl Başkanlığı görevini geçmiş dönemlerde emek ve mücadeleyle yürüten Hüseyin Kazım Karsu’yu ziyaret etti. Ziyaret, yalnızca bir nezaket buluşması değil; partinin hafızasına, örgüt kültürüne ve mücadele geleneğine verilen önemin de güçlü bir göstergesi olarak değerlendirildi. Türkiye siyasetinde uzun yıllardır aktif rol üstlenen, hem Bursa’da hem de Türkiye genelinde örgütlü mücadelenin savunucusu olarak bilinen Sarıbal’ın ziyareti, partililer tarafından “vefa ve birlik mesajı” olarak yorumlandı. “Örgütlü Mücadele Türkiye’nin Teminatıdır” Ziyarette Türkiye’nin içinden geçtiği siyasi ve ekonomik tablo ele alınırken, örgütlü mücadelenin ve dayanışma kültürünün önemi üzerinde duruldu. Edinilen bilgilere göre görüşmede; artan ekonomik sorunlar, demokrasi ve hukuk devleti tartışmaları, yerel örgütlerin sahadaki rolü ve yaklaşan siyasi süreçler kapsamlı şekilde değerlendirildi. Orhan Sarıbal’ın görüşmede, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin gücü örgütünden gelir. Bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şey; dayanışma, ortak akıl ve kararlı bir demokrasi mücadelesidir” vurgusunda bulunduğu öğrenildi. Türkiye’nin Her Noktasında Aktif Bir Siyasetçi Orhan Sarıbal, yalnızca Bursa’yı temsil eden bir milletvekili değil; tarım politikalarından demokrasi mücadelesine, çiftçi haklarından sosyal adalet arayışına kadar birçok başlıkta Türkiye genelinde aktif siyaset yürüten bir isim olarak öne çıkıyor. Ziraat mühendisi kimliğiyle özellikle tarım ve üretim politikaları konusunda Meclis’te yaptığı çalışmalarla bilinen Sarıbal, kırsal kalkınma, çiftçi borçları, gıda güvenliği ve üretim planlaması konularında uzun yıllardır kapsamlı raporlar ve saha çalışmaları yürütüyor. Parti içinde ise örgüt yapısının güçlendirilmesi, yerel dinamiklerin korunması ve parti hafızasının canlı tutulması gerektiğini savunan Sarıbal, Türkiye’nin dört bir yanında partililerle ve yurttaşlarla bir araya gelmesiyle biliniyor. “Kim ararsa orada olan” bir siyaset anlayışı benimsediği ifade edilen Sarıbal’ın, özellikle yerel örgütlerle kurduğu güçlü bağ dikkat çekiyor. Vefa ve Parti Hafızası Mesajı Hüseyin Kazım Karsu ile gerçekleşen buluşma, CHP’nin köklü geçmişine ve mücadele geleneğine sahip çıkma mesajı olarak değerlendirildi. Parti kaynakları, Sarıbal’ın geçmiş dönem il başkanları ve örgüt emektarlarıyla kurduğu temasların, “kuşaklar arası dayanışmayı güçlendirme” amacı taşıdığını belirtiyor. Ziyarette konuşulan başlıklardan birinin de CHP’nin tarihsel birikimi ve örgüt kültürü olduğu ifade edildi. Sarıbal’ın, “Geçmişin deneyimi ile bugünün enerjisini birleştirdiğimizde Türkiye için güçlü bir alternatif ortaya koyabiliriz” değerlendirmesinde bulunduğu aktarıldı. “Omuz Omuza Daha Güçlü Bir Yarın” Ziyaret sonrası yapılan değerlendirmede, Türkiye’nin zorlu bir süreçten geçtiğine dikkat çekilerek; demokrasi, hukuk ve sosyal adalet mücadelesinin ancak örgütlü bir dayanışma ile başarıya ulaşabileceği mesajı verildi. Orhan Sarıbal’ın, “Omuz omuza vererek, ortak akılla ve kararlılıkla daha güçlü bir yarını hep birlikte inşa edeceğiz” ifadeleriyle birlik çağrısı yaptığı öğrenildi. Siyasi gözlemciler, Sarıbal’ın Bolu temaslarını, yerel örgütlerle bağları güçlendirme ve parti tabanını diri tutma stratejisinin bir parçası olarak değerlendirirken; bu tür ziyaretlerin önümüzdeki süreçte artarak devam etmesinin beklendiğini ifade ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nde geçmişten bugüne uzanan mücadele geleneğinin, yeni dönemde daha güçlü bir dayanışma anlayışıyla sürdürülmesi gerektiği vurgusu, ziyaretin en dikkat çekici mesajı olarak öne çıktı.

Mahmut Fuat Kadıoğlu’ndan Çarpıcı İsraf Uyarısı: “Her Yıl 80 Devlet Hastanesini Çöpe Atıyoruz” Haber

Mahmut Fuat Kadıoğlu’ndan Çarpıcı İsraf Uyarısı: “Her Yıl 80 Devlet Hastanesini Çöpe Atıyoruz”

Gelecek Partisi Bursa İl Başkanı Mahmut Fuat Kadıoğlu, gıda israfına ilişkin yaptığı sert ve dikkat çekici açıklamalarla kamuoyuna önemli uyarılarda bulundu. Türkiye’de özellikle ekmek israfının ulaştığı boyutların artık sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal adalet ve kamu politikası meselesi haline geldiğini vurgulayan Kadıoğlu, çarpıcı veriler üzerinden dikkat çekti. “Türkiye’de her yıl 500 bin ton ekmek çöpe gidiyor” Kadıoğlu, Türkiye’de her yıl yaklaşık 500 bin ton ekmeğin tüketilmeden çöpe atıldığını belirterek bunun devasa bir kaynak kaybı anlamına geldiğini söyledi. Bu miktarın sadece bir istatistik değil, aynı zamanda ülke ekonomisinin ve kamu yatırımlarının nasıl heba edildiğinin somut göstergesi olduğunu ifade etti. Kadıoğlu açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu: “Bir taraftan dünyada yaklaşık 4 milyar ton gıda üretiyoruz ve bunun 1.3 milyar tonunu tüketmeden çöpe atıyoruz. Türkiye’de ise her yıl yaklaşık 500 bin ton ekmek çöpe gidiyor. Bu 500 bin ton ekmek parasıyla biz her yıl 80 devlet hastanesi yapabiliriz.” “İsraf sadece ekonomik değil, vicdani bir mesele” Gıda israfının yalnızca ekonomik kayıp olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Kadıoğlu, bunun aynı zamanda küresel ölçekte adaletsizliğin bir yansıması olduğunu dile getirdi. Dünyada milyonlarca insanın temel gıdaya ve temiz içme suyuna erişemediğini hatırlatan Kadıoğlu, refah ile yoksulluk arasındaki uçurumun giderek derinleştiğine dikkat çekti. “Birileri varlık ve israf içerisinde yaşarken birileri gıdaya, temiz içme suyuna ulaşamıyor. Bu adaletsizliği gidermek için bir şeyler yapmalıyız” ifadelerini kullandı. “Bu rakam Bursa ölçeğinde bir hastaneye karşılık geliyor” Kadıoğlu, ortaya koyduğu verilerin yerel ölçekte de somut karşılığı olduğuna işaret ederek her yıl çöpe atılan ekmeğin aslında Bursa’ya kazandırılabilecek büyük bir sağlık yatırımına denk geldiğini söyledi. Bu durumun, kamu kaynaklarının ve toplumsal bilincin ne kadar kritik olduğunu gösterdiğini belirten Kadıoğlu, “Bu şu demek; her yıl Bursa’ya yapılabilecek tam teşekküllü bir devlet hastanesini sorgusuz, sualsiz, bilinçsizce çöpe atıyoruz” dedi. “Türkiye’de yaşamak nimettir, Bursa ise bir cennet” Konuşmasında Bursa’nın sahip olduğu potansiyele de değinen Kadıoğlu, kentin ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerinin korunması gerektiğini vurguladı. Bursa’nın kazanımlarını artırmak için mücadeleye devam edeceklerini ifade eden Kadıoğlu, yerel kalkınmanın bilinçli tüketim ve kaynak yönetimiyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. “Türkiye’de yaşamak bir nimettir ama Bursa bir cennet. O nedenle Bursa’nın kazanımları için göğüs göğüse mücadeleye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. Uzmanlar da uyarıyor: İsrafla mücadele politikası şart Kadıoğlu’nun açıklamaları, gıda israfının önlenmesi için daha güçlü kamu politikalarına ihtiyaç olduğu yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar; üretimden tüketime kadar tüm zincirde planlama, farkındalık kampanyaları ve yerel yönetim destekli projelerin önemine dikkat çekiyor. Gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik başlıklarının giderek daha kritik hale geldiği günümüzde, yapılan açıklamaların hem yerel hem ulusal ölçekte yeni adımların atılması gerektiğini ortaya koyduğu değerlendiriliyor

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk’ten Sert Çıkış: Haber

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk’ten Sert Çıkış:

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk’ten Sert Çıkış: “Bursa’yı Beton Uğruna Feda Ettiler, Bereketli Ovayı Sanayiye Kurban Verdiler!” DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, Bursa’nın tarım kimliğinin yıllar içinde bilinçli tercihlerle yok edildiğini belirterek, Çekirge ve çevresindeki verimli ovaların sanayiye açılması üzerinden çok sert açıklamalarda bulundu. 1930’lu yıllara ait Bursa fotoğraflarını hatırlatan Öztürk, bir zamanlar birinci sınıf tarım arazisi olan bölgenin bugün beton ve sanayi bloklarıyla kaplandığını söyledi. “Bu Ova Tüm Bölgeyi Besleyebilirdi” Öztürk açıklamasında, 1930’lu yıllarda Çekirge ve çevresindeki ovanın birinci sınıf tarım arazisi olduğuna dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Şu gördüğünüz ova birinci sınıf tarım arazisiydi. Sadece Bursa’yı değil, tüm bölgeyi besleyebilecek potansiyele sahipti. Bugün o toprakların yerinde beton var, fabrika var, sanayi sitesi var. Bereketin yerini gri bloklar aldı.” Bursa’nın tarihsel olarak tarım, ipekçilik ve doğal kaynaklarıyla öne çıkan bir şehir olduğunu hatırlatan Öztürk, yapılan planlama hatalarının kenti geri dönülmez bir noktaya sürüklediğini savundu. “Ülkede Başka Yer Yokmuş Gibi Bursa’yı Sanayiye Boğdular” Bursa’nın sanayi yatırımlarında bilinçli şekilde merkez haline getirildiğini iddia eden Öztürk, bu tercihin arkasında ekonomik değil, sermaye odaklı çıkar hesaplarının olduğunu dile getirdi: “Ülkede başka yer kalmamış gibi Bursa’yı sanayi bölgesi yaptılar. Şimdi ova tamamen doldu. Yarın bir kıtlık yaşandığında otomobillerimizi yiyemeyeceğiz. Toprağı yok ettiniz, üretim alanını yok ettiniz. Bu şehri besleyecek zemini ortadan kaldırdınız.” Öztürk’e göre mesele yalnızca şehirleşme değil; gıda güvenliği ve stratejik planlama sorunu. “Göç Dalgasının Temelinde Yanlış Sanayi Politikası Var” Bursa’daki çarpık yapılaşma ve gecekondulaşma sürecinin yalnızca plansız kentleşmeden kaynaklanmadığını vurgulayan Öztürk, asıl sorunun daha derin olduğunu belirtti: “Yapının bozulma sorunu gecekondularla başlamadı. Daha da öncesinde, bu insanları Bursa’ya göç etmeye zorlayan düzen kuruldu. Plansız sanayileşme, kontrolsüz göç ve rant odaklı şehircilik Bursa’nın dengesini bozdu.” Öztürk, 1950’li yıllardan itibaren sermaye gruplarının lojistik avantaj gerekçesiyle yatırımlarını Bursa’ya yönlendirdiğini ve devlet politikalarının da bu tercihi desteklediğini öne sürdü. “Liman Yakın, Lojistik Ucuz Diye Bursa’yı Feda Ettiler” Türkiye’nin en büyük limanının İstanbul’da olduğunu hatırlatan Öztürk, sanayi yatırımlarının İstanbul’a en yakın güçlü şehir olan Bursa’ya yönlendirilmesini şu sözlerle eleştirdi: “Büyük para babaları, sermayedarlar, fabrikatörler ürettikleri malın lojistiğine fazla para ödemesin diye yatırımlarını Bursa’ya kaydırdı. İstanbul limanına en yakın büyük şehir Bursa. Adam fabrikasını Çankırı’da kurmak ister mi? Elbette istemez. Ama bu ülkenin planlamasını sermayedarın kâr hesabına göre mi yapacağız?” Öztürk, bu anlayışın sonucunda Bursa’nın bugün irili ufaklı 25 organize sanayi bölgesiyle adeta beton bir sanayi adasına dönüştüğünü ifade etti. “Tarım Gitti, Beton Geldi” DEVA Partisi İl Başkanı, Bursa’daki sanayi yoğunluğunun kentin tarımsal üretim kapasitesini ciddi şekilde düşürdüğünü, su kaynakları ve hava kalitesi üzerinde de ağır bir yük oluşturduğunu savundu. “1950’lerde başlayan bu yanlış yönlendirme, bugün Bursa’yı nefes alamaz hale getirdi. Ova yok oldu. Tarım geriledi. Hava kirliliği arttı. Plansız büyüme sosyal yapıyı da bozdu.” Öztürk’e göre mesele yalnızca geçmişin hatalarını konuşmak değil; Bursa için yeni ve sürdürülebilir bir planlama anlayışı geliştirmek. “Bursa’yı Kurtarmak Hâlâ Mümkün” Tayfun Öztürk, açıklamasının sonunda Bursa’nın tamamen kaybedilmiş bir şehir olmadığını ancak acil ve kararlı adımlar atılması gerektiğini belirtti: “Bursa’yı betonun ve rantın şehri olmaktan çıkarıp yeniden üretimin, tarımın, bilimin ve planlı sanayinin şehri yapmak zorundayız. Toprağın değerini bilmeyen bir anlayış bu ülkeye gelecek sunamaz.” Öztürk, Bursa’nın hem sanayi hem tarım potansiyelini dengeli biçimde koruyan yeni bir kalkınma vizyonuna ihtiyaç duyduğunu ifade ederek, mevcut tabloyu “yanlış ekonomik tercihlerin ağır faturası” olarak nitelendirdi. Bursa’da sanayileşme ve tarım arazilerinin korunması tartışması, bu sert açıklamalarla birlikte yeniden gündemin üst sıralarına taşınmış oldu.

Mehmet Yasak: Bu Oda Esnafın Gerçek Sığınağı Olacak Haber

Mehmet Yasak: Bu Oda Esnafın Gerçek Sığınağı Olacak

Bursa’da lokanta, restoran, kafe ve yeme-içme sektöründe faaliyet gösteren binlerce esnaf, son yılların en zorlu dönemlerinden birini yaşıyor. Art arda gelen zamlar, yükselen kira bedelleri, enerji maliyetlerindeki kontrolsüz artış, gıda tedarikinde yaşanan fiyat istikrarsızlığı ve nitelikli personel bulma sorunu, sektörü adeta nefessiz bırakmış durumda. Bu ağır tablo karşısında Bursa Lokantacılar Odası Başkan Adayı Mehmet Yasak’tan dikkat çeken ve sahadan yükselen güçlü bir çıkış geldi. Mehmet Yasak, lokantacı esnafının sorunlarını yerinde dinleyerek yürüttüğü saha çalışmaları sırasında yaptığı açıklamada, “Lokantacı esnafımızın haklarını her platformda savunmak ve odamızı gerçek anlamda bir hizmet merkezi hâline getirmek için taşın altına elimizi değil, gövdemizi koyduk” sözleriyle başkan adaylığını ve yol haritasını kamuoyuyla paylaştı. “MESLEK ODALARI AİDAT TOPLAYAN DEĞİL, SORUN ÇÖZEN YAPILAR OLMALI” Yasak, açıklamasında meslek odalarına yönelik eleştirilerini açık ve net bir dille dile getirdi. Mevcut oda anlayışının esnaf nezdinde güven kaybı yaşadığını ifade eden Yasak, bu yapının köklü bir değişime ihtiyacı olduğunu belirtti. “Oda, esnafın kapısını yalnızca aidat zamanı çalan bir yer olmamalı. Tam tersine, esnafın derdi olduğunda ilk gittiği, kapısını rahatça çalabildiği bir merkez hâline gelmeli” diyen Yasak, Bursa Lokantacılar Odası’nı pasif bir yapıdan çıkararak sahada aktif, esnafla iç içe ve çözüm odaklı bir kuruma dönüştürmeyi hedeflediklerini vurguladı. LOKANTACI ESNAFI HAYATTA KALMA MÜCADELESİ VERİYOR Mehmet Yasak, sektörün yaşadığı sorunları yalnızca rakamlarla değil, insan hikâyeleri üzerinden anlattı. Birçok lokantacının artık kâr etmeyi değil, günü kurtarmayı hedeflediğini söyleyen Yasak, “Bugün bir tabak yemeğin maliyeti, satış fiyatını zorluyor. Et, yağ, sebze, bakliyat; her gün zamlanıyor. Elektrik ve doğalgaz faturaları işletmelerin belini büküyor. Kiralar kontrolsüz şekilde artıyor. Esnafımız sabah kepenk açarken akşam nasıl kapatacağını düşünür hâle geldi” dedi. Yasak, özellikle küçük esnafın büyük zincirlerle rekabet edemediğine dikkat çekerek, bu durumun Bursa’nın yerel mutfak kültürü açısından da ciddi bir tehdit oluşturduğunu ifade etti. “BU GÖREV MAKAM DEĞİL, AĞIR BİR SORUMLULUKTUR” Başkan adaylığına yaklaşımını da açıkça ortaya koyan Mehmet Yasak, bu süreci bir kariyer planı olarak değil, esnafa karşı bir sorumluluk olarak gördüğünü söyledi. “Biz bu göreve koltuk için değil, yük almak için talibiz” diyen Yasak, oda yönetiminin esnafın sesi, güvencesi ve savunucusu olması gerektiğini vurguladı. Belediyelerden bakanlıklara, yerel yönetimlerden merkezi idareye kadar her platformda lokantacı esnafının sorunlarını dile getireceklerini belirten Yasak, “Esnafımız yalnız olmadığını hissetmeli. Biz o sesi her yerde duyuracağız” ifadelerini kullandı. EĞİTİM, DANIŞMANLIK VE HUKUKİ DESTEK ÖNE ÇIKIYOR Mehmet Yasak’ın projeleri arasında, oda bünyesinde kapsamlı bir eğitim ve danışmanlık sistemi kurulması da yer alıyor. Hijyen ve gıda güvenliği eğitimlerinden maliyet yönetimine, dijital sipariş sistemlerinden mevzuat bilgilendirmelerine kadar geniş bir alanda destek sunmayı hedeflediklerini belirten Yasak, esnafın cezalarla değil bilgiyle korunması gerektiğini söyledi. “Esnafımız çoğu zaman bilmediği bir mevzuat yüzünden ceza ile karşı karşıya kalıyor. Biz, ceza gelmeden önce bilgilendiren, yol gösteren bir oda olacağız” diyen Yasak, hukuki danışmanlık hizmetlerinin de güçlendirileceğini açıkladı. BİRLİK VE DAYANIŞMA VURGUSU: “BU ODA HEPİMİZİN” Açıklamasının sonunda birlik ve dayanışma çağrısı yapan Mehmet Yasak, lokantacı esnafının ancak birlikte hareket ederse güçlü olabileceğini söyledi. “Esnaf yalnız bırakılırsa kaybeder. Ama bir araya gelirse kimse onu görmezden gelemez. Biz bu gücü yeniden ayağa kaldırmak istiyoruz” dedi. “???? Söz veriyoruz: Sadece aidat zamanı değil, her dertte yanınızda olacağız. ???? Birlikte güçlüyüz” sözleriyle kararlılığını yineleyen Yasak, Bursa Lokantacılar Odası’nı esnafın gerçek temsilcisi hâline getirme hedefini net biçimde ortaya koydu. BURSA LOKANTACILAR ODASI’NDA KRİTİK SÜREÇ Mehmet Yasak’ın sahadan yükselen bu açıklamaları, uzun süredir seslerinin yeterince duyulmadığını düşünen lokantacı esnafı arasında geniş yankı buldu. Seçim süreci yaklaşırken, esnafın sorunlarını merkeze alan, sahada olan ve çözüm üreten bir yönetim anlayışı vaadi, Bursa’daki yeme-içme sektörü için yeni bir dönemin habercisi olarak değerlendiriliyor. Bursa Lokantacılar Odası’nda yaşanacak bu değişimin, yalnızca oda yönetimini değil, kentin esnaf yapısını ve yerel ekonomisini de doğrudan etkilemesi bekleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.