Hava Durumu

#Enflasyon

Gürsu Haber - Enflasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enflasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU: TUTARLI OLACAKSINIZ; BİR GÜN ÖYLE, BİR GÜN BÖYLE OLMAYACAKSINIZ! Haber

YAVUZ AĞIRALİOĞLU: TUTARLI OLACAKSINIZ; BİR GÜN ÖYLE, BİR GÜN BÖYLE OLMAYACAKSINIZ!

Kırıkkale’de düzenlenen Halk Buluşması programına katılan Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, “Alparslan Türkeş’i anıyorsanız, pazarlık kabul etmeyen bir devlet iradesi taşıyacaksınız. Muhsin Yazıcıoğlu diyorsanız, ahlaklı ve tutarlı olacaksınız; bir gün öyle, bir gün böyle olmayacaksınız” dedi. Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, partisinin Kırıkkale İl Başkanlığı açılışı öncesinde düzenlenen Halk Buluşması programına katıldı. Ağıralioğlu, “Atatürk’ün kabrine gidiyorsanız, devletin ve milletin düşmanlarıyla yol yürümeyeceksiniz. Erbakan Hoca’yı anıyorsanız, onun bölgeye dair uyarılarını duyacaksınız. Alparslan Türkeş’i anıyorsanız, pazarlık kabul etmeyen bir devlet iradesi taşıyacaksınız. Muhsin Yazıcıoğlu diyorsanız, ahlaklı ve tutarlı olacaksınız; bir gün öyle, bir gün böyle olmayacaksınız” diye konuştu. Yavuz Ağıralioğlu, konuşmasında özetle şunları söyledi: “Memleket zor zamanlara düştüğünde, arkamızda bulunan fotoğrafa bakar, talip olduğumuz mesuliyeti oradan alırız. Arkamda kalpaklı bir Mustafa Kemal Atatürk fotoğrafı var. Devlet zor durumdaysa, millet dara düşmüşse; bu millet başına kalpağını geçirir, iradesini milletine adar. 2026 yılında omuzlarımıza düşen sorumluluk da budur. Ay yıldızlı al bayrağın altında, kalpaklı Atatürk’ün önünde Türk milletinin istikbaline yürümeye söz verilir. Bugün aynı zamanda, ömrünü devleti güçlü, milleti kudretli kılmaya adamış, çileli bir mücadele vermiş Alparslan Türkeş’in vefat yıl dönümü. Zindanlarla, idam sehpalarıyla sınanmış bir iradenin sahibine rahmet olsun. MUHSİN YAZICIOĞLU HER EVDEN BİR FATİHA ALDI! Yakın zamanda kaybettiğimiz Muhsin Yazıcıoğlu… Her evden oy alamamış olabilir ama her evden bir Fatiha almış bir memleket evladıdır. Ona da rahmet olsun. Çünkü memleket zordadır, dardadır. Bu memleketin ufkuna bela düşmesin diye yıllar önce uyaran, ‘Suriye düşerse Irak gider, Irak yıkılırsa İran hedef olur, sıra Türkiye’ye gelir’ diyen Necmettin Erbakan’ı da bugün hatırlıyoruz. Siyaset bazen eskiyi anar, ‘eskiden böyleydi’ diye konuşur. Nezaketi, siyasi terbiyeyi hatırlar. Aynı kürsülerde rakip olup memleket meselelerini konuşabilen liderleri hatırlar. Bülent Ecevit’i, Süleyman Demirel’i bu yönleriyle anar. Ama ben bunları sadece rahmet dilemek için söylemiyorum. Ölenlerin büyük, kalanların küçük olduğu bir millet olamayız. Aksi halde bu topraklarda tutunamayız. Rahmet dilediğimiz insanların ahlakına, cesaretine, ikazlarına sırt dönerek siyaset yapamayız. Bugün kime rahmet diliyorsak, onun temsil ettiği iradeyi taşımak zorundayız. TERÖRİSTLERLE YAN YANA DURAMAYIZ! Dün ‘kibar’ dediklerimizi anıp bugün kaba olamayız. Dün ‘inançlı’ dediklerimizi anıp bugün inançsız davranamayız. Dün ‘cesur’ dediklerimizi anıp bugün korkak olamayız. Dün ‘ilkeli’ dediklerimizi anıp bugün ilkesiz olamayız. Dün devleti ve milleti korumak için terörle mücadele edenleri överken, bugün teröristlerle yan yana duramayız. Dün ‘aman ha’ diye uyaranları unutup Amerika’nın azgınlığına da, İsrail’in şımarıklığına da sessiz kalamayız. Eğer mezarlara gitmeye hakkımız olsun istiyorsak, o mezarların önünde hangi hakikatle durmamız gerektiğini unutmamalıyız. Atatürk’ün kabrine gidiyorsanız, devletin ve milletin düşmanlarıyla yol yürümeyeceksiniz. Erbakan Hoca’yı anıyorsanız, onun bölgeye dair uyarılarını duyacaksınız. Alparslan Türkeş’i anıyorsanız, pazarlık kabul etmeyen bir devlet iradesi taşıyacaksınız. Muhsin Yazıcıoğlu diyorsanız, ahlaklı ve tutarlı olacaksınız; bir gün öyle, bir gün böyle olmayacaksınız. YAŞADIĞIMIZ HİÇBİR SORUN FAİLİ MEÇHUL DEĞİL! Türkiye’nin ekonomik ve kurumsal sorunları ortadadır. İşsizlik var, enflasyon var, yüksek faiz var. Eğitimde kalite kaybı var, liyakat eksikliği var. Bugün yaşadığımız hiçbir sorun faili meçhul değildir. Yanlış ekonomi politikaları ve plansız yönetim bu memleketi bu hale getirmiştir. Ama bu milletin gücü vardır. Bu milletin toprağı var, suyu var, yetişmiş insanı var. Doğru planlama yapılırsa bu ülke yeniden ayağa kalkar. Millete umut olmanız için size yetki verildi. Ama siz millete umut olmak yerine kabus oldunuz. Millet size umut olun diye yetki verdi; bugün çıkıp terörle ilgili söylem değiştiriyorsunuz. Bu kabul edilemez. TÜRKİYE AYAĞA KALKMAK ZORUNDADIR! Biz bir parti hevesiyle yola çıkmadık. Biz millet iddiasıyla yola çıktık. Bu memlekette millete yük olan değil, millete omuz veren bir siyaset kuracağız. Bu ülkeye aidiyet hisseden, bu bayrağın altında kendini ait hisseden herkes bu yürüyüşün parçasıdır. Türkiye ayağa kalkmak zorundadır. İçinde bulunduğumuz şartlar bunu bir tercih olmaktan çıkarmıştır. Güçlü bir devlet ve planlı bir gelecek artık zorunluluktur. Biz bu yola şerefli bir mücadele için çıktık. Başarırsak da şeref, yolda kalırsak da şeref. Ama bu millet için yürümekten asla vazgeçmeyeceğiz.”

“Bursa Nereye Sürükleniyor? Saadet Partisi’nden Sert Uyarılar!” Haber

“Bursa Nereye Sürükleniyor? Saadet Partisi’nden Sert Uyarılar!”

İl Divan Toplantısında Ekonomi, Şehirleşme ve Sosyal Yapı Masaya Yatırıldı Saadet Partisi Bursa İl Başkanlığı’nın Mart Ayı İl Divan Toplantısı, kentin geleceğine dair çarpıcı tespitler ve sert eleştirilerle gündeme damga vurdu. İl Başkanı Hamza Gürsel’in ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıya; Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Mehmet Atmaca, Genel Merkez Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Selim Sait Terzioğlu ve İl Müfettişi Salih Kocatepe katıldı. Toplantıda yapılan konuşmalar ve sunumlar, Bursa’nın içinde bulunduğu gidişata ilişkin kapsamlı bir analiz ortaya koydu. “Plansız Büyüme Bursa’yı Nefessiz Bırakıyor” İl Başkanı Hamza Gürsel, konuşmasında Bursa’nın hızla büyüyen ancak aynı oranda planlanamayan bir şehir haline geldiğini vurguladı. Gürsel’e göre; sanayi, nüfus artışı ve göç baskısı, kentin altyapısını zorlamakla kalmıyor, aynı zamanda yaşam kalitesini de ciddi şekilde düşürüyor. “Bursa büyüyor ama sağlıklı büyümüyor. Plansızlık, sadece betonlaşmayı değil; trafik, çevre ve sosyal sorunları da beraberinde getiriyor” diyen Gürsel, özellikle tarım alanlarının kontrolsüz şekilde yapılaşmaya açılmasının geri dönülmez sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. Ekonomik Baskı: “Vatandaş Geçinemiyor” Toplantının en dikkat çeken başlıklarından biri ise ekonomik tablo oldu. Bursa’da hem sanayici hem de dar gelirli vatandaşın ciddi bir darboğazda olduğu ifade edildi. Milletvekili Mehmet Atmaca, artan maliyetler, yüksek enflasyon ve alım gücündeki düşüşe işaret ederek şu değerlendirmede bulundu: “Bursa üretimin kalbi ama üretici ayakta kalmakta zorlanıyor. İşçi geçinemiyor, esnaf ayakta duramıyor. Bu tablo sürdürülebilir değil.” Şehirleşme ve İmar Eleştirisi: “Betonlaşma Öncelik Oldu” Toplantıda yapılan değerlendirmelerde, Bursa’daki imar politikaları da sert şekilde eleştirildi. Kentin doğal yapısının ve yeşil alanlarının hızla yok edildiği vurgulanırken, plansız yapılaşmanın uzun vadede büyük riskler taşıdığı ifade edildi. Selim Sait Terzioğlu, şehirleşme politikalarının insan odaklı olmaktan uzaklaştığını belirterek: “Bursa artık nefes almakta zorlanan bir şehir haline geliyor. Yeşil Bursa söylemi, yerini beton Bursa gerçeğine bırakıyor” dedi. İlçe Raporları: Sorunlar Sahadan Taşındı Toplantının önemli bölümlerinden birini de ilçe başkanlarının sunduğu aylık raporlar oluşturdu. İlçelerden gelen veriler, Bursa genelinde benzer sorunların yaygınlaştığını ortaya koydu: Altyapı yetersizlikleri Trafik yoğunluğu Kentsel dönüşümde yaşanan aksaklıklar Tarım alanlarının daralması Genç işsizlik oranındaki artış Bu başlıklar, Bursa’nın sadece merkezde değil, tüm ilçelerinde yapısal sorunlarla karşı karşıya olduğunu gözler önüne serdi. Teşkilat Sunumları: “Sahadayız” Mesajı İl Başkan Yardımcılarının yaptığı sunumlarda ise teşkilat çalışmalarına yer verildi. Vatandaşla birebir temasın artırıldığı, saha çalışmalarının yoğunlaştırıldığı ve Bursa’nın her noktasında sorunların yerinde tespit edildiği ifade edildi. “Bursa İçin Acil Eylem Planı Şart” İl Müfettişi Salih Kocatepe, yaptığı değerlendirmede Bursa’nın geleceği için acil ve kapsamlı bir planlamaya ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Kocatepe, özellikle yerel yönetimlerin uzun vadeli stratejiler üretmesi gerektiğini vurguladı. GENEL DEĞERLENDİRME: “Yön Arayışı Devam Ediyor” Toplantının genelinde ortaya çıkan tablo, Bursa’nın kritik bir eşikte olduğu yönünde. Hızlı büyüme, ekonomik baskılar ve plansız şehirleşme; kenti hem sosyal hem de ekonomik açıdan zor bir sürece sürüklüyor. Saadet Partisi kurmayları, Bursa’nın mevcut gidişatının sürdürülebilir olmadığını savunurken, çözüm için daha adil, planlı ve insan odaklı politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. “Bursa Sahipsiz Değil Ama Yönsüz” Toplantıdan çıkan en net mesaj ise şu oldu: Bursa büyük bir potansiyele sahip, ancak doğru yönetilmediği takdirde bu potansiyel bir krize dönüşebilir. Saadet Partisi’nin Mart ayı İl Divan Toplantısı, sadece bir siyasi buluşma değil; aynı zamanda Bursa’nın geleceğine dair güçlü bir uyarı niteliği taşıdı.

Memur Emeklisine Bir Darbe Daha: Verilen Sözler Tutulmadı, Sabır Taştı Haber

Memur Emeklisine Bir Darbe Daha: Verilen Sözler Tutulmadı, Sabır Taştı

Kamuoyunda uzun süredir tartışma konusu olan memur emeklilerinin ekonomik durumu, yeni gelişmelerle birlikte yeniden gündemin en üst sıralarına taşındı. Bayram öncesi verilen sözlerin tutulmaması, zaten derin bir geçim sıkıntısı yaşayan milyonlarca emekli için adeta bardağı taşıran son damla oldu. Söz Var, İcraat Yok Hükümet tarafından daha önce dile getirilen seyyanen zam vaadi, memur emeklileri açısından bir kez daha hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Çalışan memurlara yönelik düzenlemeler yapılırken, yıllarca kamuya hizmet etmiş emeklilerin bu artıştan yararlandırılmaması büyük tepki çekti. Uzmanlar, bu durumun sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmadığını vurgularken, emekliler kendilerine verilen sözlerin sistematik şekilde ertelendiğini düşünüyor. Üstelik yalnızca seyyanen zam değil; bayram öncesinde hesaplara yatırılması beklenen maaşlar ve ek ödemeler konusunda da ciddi bir belirsizlik yaşandı. “Bayram müjdesi” olarak sunulan açıklamaların pratiğe yansımaması, kamuoyunda güven erozyonuna yol açtı. “Emekli Neden Cezalandırılıyor?” En çok sorulan soru ise şu: Yıllarca devlete hizmet etmiş memur emeklileri neden kapsam dışı bırakılıyor? Ekonomistler, artan enflasyon karşısında sabit gelirli kesimlerin hızla yoksullaştığına dikkat çekerken, özellikle memur emeklilerinin gelir artışlarının piyasa gerçeklerinin çok gerisinde kaldığını belirtiyor. Sosyal güvenlik politikalarındaki dengesizlikler, çalışan ile emekli arasındaki makasın her geçen gün daha da açılmasına neden oluyor. Bu tablo, emekliler tarafından açık bir “adaletsizlik” olarak yorumlanıyor. Bayram Öncesi Büyük Hayal Kırıklığı Bayram gibi toplumsal dayanışmanın zirveye çıktığı bir dönemde yaşanan bu gelişmeler, emeklilerin psikolojik olarak da yıpranmasına neden oldu. Birçok emekli, temel ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlandığını ifade ederken; bayram hazırlıklarının yerini derin bir ekonomik kaygı aldı. Maaşların zamanında yatmaması ya da beklentilerin altında kalması, özellikle dar gelirli kesimde ciddi mağduriyet yarattı. Emekliler, “bayram sevincinin yerini geçim derdi aldı” diyerek tepkilerini dile getiriyor. Pazar Ateş Pahası, Emekli Çaresiz Öte yandan çarşı ve pazardaki fiyat artışları da tabloyu daha ağır hale getiriyor. Gıda başta olmak üzere temel tüketim ürünlerinde yaşanan sert yükseliş, sabit gelirli vatandaşların alım gücünü neredeyse yok etmiş durumda. Pazara çıkan emekliler, filelerini dolduramadan geri dönmek zorunda kaldıklarını ifade ediyor. Ekonomik veriler de bu tabloyu doğrular nitelikte. Enflasyonun yüksek seyri, maaş artışlarının reel etkisini kısa sürede eritiyor. Bu durum, emeklilerin her geçen gün daha fazla borçlanmasına ve yaşam standartlarının gerilemesine yol açıyor. Tepkiler Büyüyor Sivil toplum kuruluşları ve emekli dernekleri, yaşanan gelişmelere sert tepki göstererek yetkililere acil çağrıda bulunuyor. Talepler net: Seyyanen zam uygulamasının emeklileri de kapsaması Maaşların enflasyon karşısında korunması Verilen sözlerin gecikmeden hayata geçirilmesi Aksi halde, toplumsal huzursuzluğun artabileceği uyarısı yapılıyor. Güven Krizi Derinleşiyor Gelinen noktada en dikkat çekici unsur ise oluşan güven krizi. Art arda verilen ancak karşılığı görülmeyen sözler, kamuoyunda ciddi bir inandırıcılık sorunu yaratmış durumda. Emekliler, artık açıklamalardan çok somut adımlar görmek istediklerini açıkça dile getiriyor. Sonuç olarak, memur emeklilerinin yaşadığı bu tablo yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda sosyal ve psikolojik bir krize işaret ediyor. Bayram öncesi umutlanan milyonlarca insanın hayal kırıklığına uğraması, meselenin ciddiyetini bir kez daha gözler önüne seriyor. Gözler şimdi atılacak adımlarda. Ancak emeklilerin sabrının giderek tükendiği de açıkça görülüyor.

“Bayram gelmiş neyime” Haber

“Bayram gelmiş neyime”

Osman Yılmaz, DEVA Partisi Bursa Ekonomi ve Finans Politikalarından Sorumlu İl Başkan Yardımcısı, 2025 yılı Türkiye ekonomisine ilişkin çarpıcı ve sert bir değerlendirme yaptı. Yılmaz, yaklaşan Ramazan Bayramı öncesinde milyonlarca vatandaşın yaşadığı ekonomik sıkıntıya dikkat çekerek, “Bayram gelmiş neyime” sözleriyle özetlenen bir tabloya işaret etti. “Bayram var ama sevinç yok” Yılmaz, değerlendirmesine, Cemil Cankat’a ait ve Emel Taşçıoğlu tarafından seslendirilen “Bayram Gelmiş Neyime” türküsünü hatırlatarak başladı. Türkiye’de geniş kesimlerin yaşadığı ekonomik daralmayı bu sözlerle ifade eden Yılmaz, toplumun önemli bir bölümünün bayramı karşılayacak durumda olmadığını vurguladı. “Bayram geliyor ama milyonlar için hiçbir anlam ifade etmiyor. Çünkü insanlar artık geçinemiyor” diyen Yılmaz, özellikle asgari ücretli ve emeklilerin yaşadığı tabloyu “derin bir yoksulluk krizi” olarak nitelendirdi. Açlık sınırının altında bir yaşam Türkiye’de milyonlarca insanın açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verdiğini belirten Yılmaz, “Bugün asgari ücretli de emekli de ay sonunu getiremiyor. Sofralar küçülmüş, umutlar tükenmiştir” ifadelerini kullandı. Artan enflasyon karşısında maaşların hızla eridiğini vurgulayan Yılmaz, alım gücündeki dramatik düşüşün toplumun geniş kesimlerini doğrudan etkilediğini söyledi. “Gençlik umutsuz, annelerin yüreği kanıyor” Ekonomik krizin en ağır sonuçlarından birinin genç işsizliği olduğunu belirten Yılmaz, ne eğitimde ne de istihdamda yer alan yaklaşık 6,5 milyon gence dikkat çekti. “Bu sadece ekonomik bir veri değildir; bu, annelerin yüreğine düşen ateştir” diyen Yılmaz, gençlerin geleceksizliğe itildiğini ve bunun toplumsal bir kırılmaya yol açtığını ifade etti. “Gülmeyi unutan bir toplum yaratıldı” Toplumun psikolojik olarak da ağır bir yük altında olduğunu dile getiren Yılmaz, “İnsanlar artık gülmeyi unuttu. Her geçen gün biraz daha yoksullaşıyor, biraz daha umutsuzlaşıyor” dedi. Bayramların paylaşma ve sevinç zamanı olması gerekirken, bugün geniş halk kesimleri için kaygı ve hesap günü haline geldiğini belirten Yılmaz, ekonomik politikaların toplum üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çekti. “Bu tablo kader değil” Osman Yılmaz; ” Bayram gelmiş neyime anam anam garibem Kan damlar yüreğime anam anam garibem Yaralarım sızlıyor anam anam garibem Gülmek benim neyime anam anam garibem Cemil Cankat’a ait ‘’ bayram gelmiş neyime’’ adlı yukarıdaki türküyü sanatçı Emel Taşcıoğlu çok güzel söyler. Türkiye’de açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca asgari ücretli ve emeklinin durumunu düşündükçe, bu hafta kutlayacağımız Ramazan Bayramı vesilesiyle bu türkü hatırıma geldi. Milyonlar geçim sıkıntısı altında bayramın gelmesine sevinemiyor. Gülmeyi unutmuşlar, her gün alım güçleri eriyor, ne eğitimde ne işte olan 6,5 milyon genç işsiz anaların yüreğini sızlatıyor. Türkiye ekonomisinin 2025 deki performansı da bayram tadında değil ne yazık ki BÜYÜME 2025 de %3,6, gayri safi milli hasılamız 1,6 trilyon dolar, kişi başı gelirimiz 18.040 dolar olmuş Ama bu gelirin %48 ini ilk %20 lik dilimde yer alan zenginler almış, açlık (32.365 TL) ve yoksulluk (105.424 TL)sınırının altında yaşayan milyonlarca vatandaşımız sadece %6 sını almış Ülkenin can damarı olan sanayicilerimiz yüksek kredi faizleri, bastırılmış kurlar ve artan maliyetlerin gölgesinde %2,96 büyüyerek ortalamanın altında kalmış Ülkemizin hayat kaynağı tarım üreticilerimiz bırakın büyümeyi %8,8 küçülmüş, tarımda başka ülkelere muhtaç hale gelmişiz CARİ AÇIĞIMIZ 25,2 milyar dolar, DIŞ TİCARET AÇIĞIMIZ 92,90 milyar dolar, KAMU BORÇ STOĞUMUZ 196,8 milyar dolar, ÖZEL SEKTÖR BORÇ STOĞUMUZ 298,2 milyar dolar olmuş, ülke olarak gelirimiz giderimizi karşılamamış, açığımızı borçla finanse etmişiz. ENFLASYON %30,89 olmuş, hayat resmi verilere göre %31 daha pahalan…

Emekli Hakları Savunucusu Gönül Boran Özüpak’tan İkramiye Açıklamasına Tepki Haber

Emekli Hakları Savunucusu Gönül Boran Özüpak’tan İkramiye Açıklamasına Tepki

Türkiye’de milyonlarca emekliyi yakından ilgilendiren bayram ikramiyeleri tartışması sürerken, emekli hakları savunucusu Gönül Boran Özüpak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan “emeklilere müjde” açıklamasına sert sözlerle yanıt verdi. Özüpak, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada emeklilerin artık “müjde değil, hak ettikleri adil gelir paylaşımını” beklediğini ifade etti. Özüpak paylaşımında, son dönemde sıkça gündeme gelen bayram ikramiyesi artışlarının emeklilerin temel sorunlarını çözmekten uzak olduğunu belirterek, emeklilerin asıl beklentisinin insanca yaşamaya yetecek bir aylık olduğunu vurguladı. “Müjde Değil, Hak İstiyoruz” Gönül Boran Özüpak açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, ‘Emeklilerimize bir müjde vermek istiyorum’ diyorsunuz. Ama gerçek şu ki müjdeler artık müjdelikten çıktı. Emeklilerin beklediği şey müjde değil, adaletli paylaşımla hakkıdır.” Özüpak, emeklilerin ekonomik şartlar karşısında giderek daha zor bir yaşam sürdürdüğünü belirterek, verilen bayram ikramiyelerine sevinmek zorunda bırakılmalarının bir başarı değil, aksine mevcut sosyal politikaların ortaya çıkardığı tablo olduğunu savundu. “Emekli Sadaka Aylığına Mahkûm Edilmemeli” Açıklamasında emeklilerin temel beklentisinin düzenli ve yeterli gelir olduğunu vurgulayan Özüpak, şu değerlendirmeyi yaptı: “Emekliyi verilen ikramiyeye sevinecek noktaya getirmek bir başarı değildir. Aksine emekliyi sadaka aylıklarına mahkûm eden politikaların acı bir gerçeğidir. Emekli, bayramdan önce hesabına yatacak birkaç kuruşu değil, her ay insanca yaşayabileceği bir aylığı hak edendir.” “Devletin Görevi Lütuf Değil Hak Vermektir” Emeklilerin sosyal devlet anlayışı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Özüpak, devletin emeklileri yalnızca bayram dönemlerinde hatırlamasının doğru bir yaklaşım olmadığını dile getirdi. “Devleti yönetenlerin görevi emekliyi bayramdan bayrama lütufmuş gibi sunulan harçlıklarla hatırlamak değildir. Asıl görev, emekliyi hak ettiği refah seviyesine ulaştırmaktır” diyen Özüpak, emeklilerin maaşlarının yaşam maliyetleri karşısında yeniden düzenlenmesi gerektiğini ifade etti. Emeklilerin Gündemi: Geçim Mücadelesi Türkiye’de milyonlarca emekli, son yıllarda artan yaşam maliyetleri, kira ve gıda fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle geçim sıkıntısını sık sık gündeme getiriyor. Emekli dernekleri ve sivil toplum temsilcileri, bayram ikramiyeleri gibi dönemsel desteklerin yanı sıra kalıcı çözümler üretilmesi gerektiğini savunuyor. Özüpak’ın açıklaması da sosyal medyada kısa sürede geniş yankı bulurken, birçok emekli kullanıcı paylaşımın altına yorum yaparak benzer taleplerini dile getirdi. Uzmanlar ise emeklilerin alım gücünün artırılması için maaş artışlarının enflasyon karşısında daha güçlü korunması ve gelir dağılımında daha dengeli politikalar uygulanması gerektiğini belirtiyor.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU: MEMLEKETİN İKİ YAKASINI BİR ARAYA GETİRMEYE TALİBİZ Haber

YAVUZ AĞIRALİOĞLU: MEMLEKETİN İKİ YAKASINI BİR ARAYA GETİRMEYE TALİBİZ

Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, Samsun’da katıldığı iftar programında, “Biz memleketin iki yakasını bir araya getirmeye talibiz. Kavgaya kurulmadık. Siyasi dedikodu yapmayacağız. Ama sofraya kavuşacağız, umuda kavuşacağız, çocuklarımızın eğitimine kavuşacağız” diye konuştu. Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, Samsun’da düzenlenen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü programı kapsamındaki iftar programına katıldı. Programa Ağıralioğlu’nun eşi Bilge Bilgin Ağıralioğlu’nun yanı sıra Çevre, Şehircilik, Afet ve Su Politikaları Başkanı Emine Küçükali ile Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı GüntülüKavuncu Demirtaş da katıldı. Programın ev sahipliğini ise Samsun İl Başkanı Ahmet Karkucak ve Samsun Kadın Kolları Başkanı Neslihan Koyuncu yaptı. “KADINLARIN HUZURU MEMLEKETİN HUZURUDUR” 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü tebrik ederek anlamına değinen Ağıralioğlu, kadınların yaşadığı sorunların daha çok konuşulması gerektiğini belirtti. Kadınların memlekette yaşanan her sorundan ilk etkilenen kesim olduğunu ifade eden Ağıralioğlu, şunları söyledi: “Memlekette işler yolundaysa memleketin huzurundan en çok payı alan da kadınlardır. Ama işler bozulursa, ekonomi bozulursa, hukuk bozulursa, güvenlik bozulursa bundan ilk huzursuz olan yine kadınlardır. Enflasyon olunca pazarda ilk zorlanan kadınlardır. Sofra bozulunca ilk derdi hisseden kadınlardır.” Ağıralioğlu, şehit annelerinin toplumdaki yerinin ayrı olduğunu ifade ederek, “Sözün başı evladını şehit veren analardır. Çünkü onlar evlatlarını bu vatan için feda etmiş analardır” dedi. EN BÜYÜK YÜKÜ KADINLAR TAŞIYOR… Kadınların aile içinde de en büyük yükü taşıyan taraf olduğunu dile getiren Ağıralioğlu, ekonomik sıkıntıların da en çok kadınları etkilediğini söyledi. “Kadınlar ekonomi bozulunca eşinin de çocuğunun da huzursuzluğunu ilk hisseden taraftır” diyen Ağıralioğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Piyasa bozulunca, enflasyon artınca ilk vurulan kadınlardır. Sokak güvenliği bozulunca tehdit altında kalan kadınlardır. Eğitim bozulunca çocuklarının geleceği için en çok endişelenen yine kadınlardır.” Anahtar Parti olarak Türkiye’nin sorunlarını çözmeye talip olduklarını ifade eden Ağıralioğlu, siyasetin kavga değil çözüm üretmesi gerektiğini söyledi. “Biz memleketin iki yakasını bir araya getirmeye talibiz. Kavgaya kurulmadık. Siyasi dedikodu yapmayacağız. Ama sofraya kavuşacağız, umuda kavuşacağız, çocuklarımızın eğitimine kavuşacağız” diyen Ağıralioğlu, güvenli sokaklar ve adil bir çalışma hayatı için mücadele edeceklerini dile getirdi. “TÜRKİYE BÜYÜK BİR MEMLEKETTİR” Türkiye’nin potansiyelinin çok daha büyük olduğunu vurgulayan Ağıralioğlu, mevcut sorunların yanlış yönetimden kaynaklandığını belirtti. “Bu ülke doğru yönetilmediği için bu durumdadır” diyen Ağıralioğlu, şunları söyledi: “Bu memleket Samsun dahil bulduğunuzun on katını yaşatacak kadar büyük bir memlekettir. Yirmi bin lirayla yaşamak zorunda kaldığınız bu memlekette, aslında bolluğun konuşulacağı kadar kaynak vardır.” “SİYASETİ TERBİYE HATTINA ÇEKECEĞİZ” Ağıralioğlu, siyasette nezaket ve çözüm odaklı bir anlayış inşa etmek istediklerini ifade ederek, şunları söyledi: “Ben siyasete bir terbiye hattı kazandırmaya çalışıyorum. Hakaret etmeden tenkit, kavga etmeden eleştiri içinde çözüm üreten bir siyaset mümkün.” “TÜRK MİLLETİ AYAĞA KALKACAKTIR” Dünyada artan krizlere de değinen Ağıralioğlu, Türkiye’nin güçlü olması gerektiğini belirtti. “Dünya önümüzdeki yıllarda daha fazla kriz ve çatışma yaşayacak” diyen Ağıralioğlu, şöyle konuştu: “İran’da savaş var, Suriye’de sorun var, bölgemizde büyük bir gerilim var. Böyle bir dönemde Türkiye’yi güçlü hale getirmek zorundayız.” “SAMSUN’DAN SÖZ VERİYORUZ” Samsun’un tarihsel önemine vurgu yapan Ağıralioğlu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Burası kurtuluşun şehridir. Burası emperyalizme razı olmayan bir milletin ayağa kalktığı yerdir. Samsun’dan söz veriyoruz: Türkiye’yi daha güçlü, daha adil ve daha huzurlu bir ülke yapmak için gece gündüz çalışacağız.”

Davutoğlu Bursa’da Konuştu: “Dünya Yeni Bir Kırılmanın Eşiğinde, Üçüncü Dünya Savaşı Fiilen Başlamıştır” Haber

Davutoğlu Bursa’da Konuştu: “Dünya Yeni Bir Kırılmanın Eşiğinde, Üçüncü Dünya Savaşı Fiilen Başlamıştır”

Eski Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Ahmet Davutoğlu, Gelecek Partisi Bursa İl Başkanlığı tarafından düzenlenen iftar programında gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Bursa’daki Podyum Park’ta gerçekleştirilen programda konuşan Davutoğlu, hem küresel gelişmeler hem de Türkiye’nin iç politikası ve ekonomik durumu hakkında kapsamlı değerlendirmeler yaptı. Davutoğlu’nun konuşmasında özellikle küresel güvenlik dengeleri, Ortadoğu’daki gelişmeler, Türkiye’nin dış politika pozisyonu, savunma stratejileri ve ekonomide yaşanan sıkıntılar öne çıktı. “Dünya düzeni sarsılıyor” diyen Davutoğlu, küresel sistemin ciddi bir kırılma sürecine girdiğini savunarak “Üçüncü Dünya Savaşı fiilen başlamıştır” ifadelerini kullandı. Bursa’nın Tarihi Mirasına Vurgu: “Bu Şehir Bir Medeniyet Projesidir” Programda konuşmasına Bursa’nın tarihsel ve kültürel kimliğine değinerek başlayan Davutoğlu, şehrin yalnızca bir yerleşim alanı olarak değil, aynı zamanda bir medeniyet tasavvurunun önemli merkezlerinden biri olarak görülmesi gerektiğini ifade etti. Bursa’nın Osmanlı’dan günümüze uzanan köklü geçmişine dikkat çeken Davutoğlu, özellikle genç kuşakların bu tarihsel birikimi tanımasının büyük önem taşıdığını belirtti. Davutoğlu konuşmasında şu değerlendirmeyi yaptı: “Bursa sadece yaşanılan bir şehir değildir. Bursa, yaşamın nasıl olması gerektiğini gösteren bir projedir. Bu şehirde tarih, kültür, mimari ve insan ilişkileri bir medeniyet anlayışının izlerini taşır.” Bir devletin ve medeniyetin güçlü olabilmesi için üç temel unsurun hayati olduğunu söyleyen Davutoğlu, bunları ahlak, hukuk ve gelenek olarak sıraladı. Bu üç unsurun bir araya gelmediği toplumlarda kalıcı devlet düzeninin kurulamayacağını vurguladı. Gazze Tepkisi: “İnsanlık Dramı Canlı Yayın Gibi İzleniyor” Konuşmasının önemli bir bölümünü Ortadoğu’daki gelişmelere ayıran Davutoğlu, özellikle Gazze’de yaşanan insani krize dikkat çekti. Gazze’de yaşananların dünya kamuoyu tarafından adeta bir ekran başından izlenen trajediye dönüştüğünü belirten Davutoğlu, uluslararası toplumun ve özellikle İslam dünyasının yeterli sorumluluk almadığını söyledi. Gazze’ye insani yardımın girişinin engellendiğini savunan Davutoğlu, Refah Sınır Kapısı’nın kapalı tutulmasını eleştirerek şöyle konuştu: “Orada yaşanan dram karşısında dünya sadece izliyor. İnsani yardımların girişinin engellendiği bir ortamda insanlar çaresiz bırakılıyor.” “Türkiye’nin İsrail’le Aynı Fotoğrafta Olmasını Kabul Edemem” Davutoğlu, ABD’de eski başkan Donald Trump döneminde gündeme gelen bazı diplomatik girişimlere de değinerek Türkiye’nin İsrail ile aynı siyasi pozisyonda gösterilmesine sert tepki gösterdi. Türkiye’nin bölgesel politikalarda bağımsız ve onurlu bir duruş sergilemesi gerektiğini vurgulayan Davutoğlu şu ifadeleri kullandı: “Trump’ın sözde barış kurulunun içinde İsrail’in yanında Türkiye’nin bulunmasını ne midem kaldırır ne de yüreğim kaldırır. Böyle bir şey kabul edilemez.” Filistin meselesinde Türkiye’nin yalnızca söylemde değil, diplomatik ve siyasi düzeyde de güçlü bir tavır ortaya koyması gerektiğini belirten Davutoğlu, Filistin’e destek politikalarının onur ve ilke temelinde yürütülmesi gerektiğini dile getirdi. “Üçüncü Dünya Savaşı Başladı” Konuşmasının en dikkat çekici bölümü ise küresel güvenlik dengelerine ilişkin değerlendirmeleri oldu. Davutoğlu, mevcut uluslararası sistemin büyük bir çözülme sürecinden geçtiğini savundu. Bugünkü çatışmaların klasik anlamdaki dünya savaşlarından farklı bir yapıya sahip olduğunu ifade eden Davutoğlu, dünyada birbirinden kopuk gibi görünen çatışmaların aslında aynı büyük krizin parçaları olduğunu söyledi. Davutoğlu bu durumu şöyle özetledi: “Bugün Ukrayna’da, Ortadoğu’da ve farklı bölgelerde gördüğümüz çatışmalar aslında büyük bir kırılmanın fragmanlarıdır. Üçüncü Dünya Savaşı fiilen başlamıştır. Herkes kendini buna göre hazırlamalıdır.” Davutoğlu’na göre küresel düzenin temel kurumları da ciddi bir sarsıntı geçiriyor. Özellikle uluslararası sistemin önemli aktörlerinden olan Birleşmiş Milletler başta olmak üzere küresel kurumların etkinliği zayıflamış durumda. Uluslararası ticaret düzeninin ve küresel sağlık sisteminin de aynı kırılganlığın etkisi altında olduğunu belirten Davutoğlu, dünyada yeni bir güç dengesi arayışının başladığını ifade etti. “İncirlik ve Kürecik Üsleri İsrail İçin Kullanılamaz” Türkiye’nin savunma kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Davutoğlu, askeri caydırıcılığın önemine dikkat çekti. Türkiye’nin savunma sanayisinde üretim kapasitesini artırması gerektiğini belirten Davutoğlu, özellikle modern silah sistemleri ve insansız hava araçlarının önemine değindi. Ancak Türkiye topraklarının başka ülkelerin askeri operasyonları için kullanılmasına kesinlikle izin verilmemesi gerektiğini vurguladı. Davutoğlu bu konuda açık bir uyarıda bulunarak şu ifadeleri kullandı: “İncirlik Üssü’nün ya da Kürecik Üssü’nün Amerikalılar tarafından İsrail adına İran’a karşı kullanılmasına izin vermeyiz.” Türkiye’nin komşu ülkelere karşı gerçekleştirilecek askeri operasyonlarda bir üs konumuna düşmemesi gerektiğini belirten Davutoğlu, bunun hem diplomatik hem de ahlaki açıdan kabul edilemez olduğunu söyledi. Türkiye-İran Gerilimi İddialarına Tepki Son günlerde Türkiye’ye yönelik füze iddialarına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Davutoğlu, bazı uluslararası medya organlarının bu olayı Türkiye ile İran arasında gerilim yaratacak şekilde sunduğunu öne sürdü. Davutoğlu, konuyla ilgili olarak Türkiye’nin resmi açıklamalarına dikkat çekerek söz konusu füzenin doğrudan Türkiye’yi hedef aldığına dair kesin bir bulgu bulunmadığını belirtti. Olası hedefin Irak-Suriye hattı üzerinden Güney Kıbrıs’taki İngiliz üsleri olabileceği değerlendirmesini paylaşan Davutoğlu, İran Genelkurmayı’nın da Türkiye ile herhangi bir sorun bulunmadığını açıkladığını hatırlattı. Davutoğlu özellikle ABD medyasındaki yayınlara dikkat çekerek şöyle konuştu: “Dün Amerikan kanallarını izledim. Hepsi ağız birliği etmişçesine ‘İran Türkiye’ye saldırdı’ diyor. Niye söylüyorlar? Türkiye ile İran’ı çatıştırmak için.” Davutoğlu, Türkiye’nin mezhep temelli bir çatışmanın parçası olmayacağını da vurgulayarak Sünni-Şii geriliminin bölgeyi daha büyük bir kaosa sürükleyeceği uyarısında bulundu. “Türkiye’yi Savaşın Parçası Yapmak İstiyorlar” Davutoğlu, Türkiye’nin bölgesel çatışmaların içine çekilmek istendiğini savunarak hem siyasi hem de askeri karar alıcıların dikkatli davranması gerektiğini ifade etti. Türkiye ile İran arasında yüzyıllardır doğrudan bir savaş yaşanmadığını hatırlatan Davutoğlu, iki ülkenin rekabet edebileceğini ancak doğrudan çatışma içine girmesinin bölge için yıkıcı sonuçlar doğuracağını söyledi. Davutoğlu, Türkiye’nin bağımsız bir dış politika çizgisini koruması gerektiğini belirterek şu çağrıda bulundu: “Türkiye’yi savaşın parçası haline getirecek adımlara izin verilmemelidir.” Ekonomi Eleştirisi: “Faizci-Rantiyeci Kazanıyor” Davutoğlu konuşmasında Türkiye ekonomisine de geniş yer ayırdı. Mevcut ekonomik düzenin üretimden ziyade rant ve finans kazançlarını öne çıkardığını savunan Davutoğlu, sanayicilerin ciddi sıkıntılar yaşadığını dile getirdi. Türkiye’de enflasyonun çok yüksek seviyelerde olduğunu belirten Davutoğlu, özellikle akaryakıt fiyatlarının üretim maliyetlerini artırdığını söyledi. “Dünyanın en yüksek enflasyon oranlarından birine sahibiz. Mazot fiyatı en pahalı ülkelerden biri haline geldik. Zam üstüne zam geliyor.” Davutoğlu’na göre bu tablo sanayi üretimini doğrudan etkiliyor ve üretim kapasitesinin daralmasına neden oluyor. Hasanağa OSB Eleştirisi: “Yolu Görünce Utandım” Davutoğlu’nun Bursa programı kapsamında gün içinde sanayi bölgelerinde de temaslarda bulunduğu öğrenildi. Hasanağa Organize Sanayi Bölgesi’ni ziyaret ettiğini belirten Davutoğlu, bölgenin altyapı sorunlarına dikkat çekti. Otobandan sanayi bölgesine uzanan yolun durumunu eleştiren Davutoğlu, bu tablo karşısında utanç duyduğunu söyledi. “Otobandan Hasanağa OSB’ye giden yolu gördüm ve utandım. Burası 30 yıllık bir organize sanayi bölgesi.” Bölgede Japon ve Alman firmaları gibi çok uluslu şirketlerin faaliyet gösterdiğini hatırlatan Davutoğlu, böylesi bir sanayi merkezinin altyapı sorunlarıyla anılmasının kabul edilemez olduğunu ifade etti. Davutoğlu, Bursa’daki sanayicilerin ve vatandaşların bu sorunların çözümü için yerel yöneticiler üzerinde daha fazla baskı kurması gerektiğini de sözlerine ekledi. Program Yoğun Katılımla Gerçekleşti Gelecek Partisi Bursa İl Başkanlığı’nın düzenlediği iftar programına parti yöneticileri, sivil toplum temsilcileri, iş insanları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Program, Ramazan ayının birlik ve dayanışma mesajlarıyla tamamlanırken Davutoğlu’nun küresel gelişmelere ilişkin yaptığı “Üçüncü Dünya Savaşı başladı” değerlendirmesi geceye damga vuran açıklama olarak öne çıktı.

Davutoğlu: 3. Dünya Savaşı başladı Haber

Davutoğlu: 3. Dünya Savaşı başladı

Eski Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Gelecek Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, Gelecek Partisi Bursa İl Başkanlığı tarafından Podyum Park'ta düzenlenen buluşmada gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Davutoğlu, Bursa'daki buluşmada kentin tarihsel birikimine ve şehir kültürüne vurgu yaptı. Bursa'nın sadece bir yaşam alanı değil, yaşam için bir proje olarak görülmesi gerektiğini dile getiren Davutoğlu, özellikle gençlere kentin kültürünü tanımaları çağrısında bulundu. Devlet olmanın ve bir medeniyet kurmanın "ahlak, hukuk ve gelenekle" mümkün olabileceğini ifade eden Davutoğlu, Bursa'nın tarihsel dokusunun bu anlamda güçlü bir örnek taşıdığını belirtti. Davutoğlu, İslam dünyası liderleri başta olmak üzere uluslararası toplumun Gazze'de yaşananlara karşı yeterli sorumluluk almadığını savundu. Refah kapısının kapalı tutulduğunu, insani yardımın girişinin engellendiğini ve bunun uzun süredir canlı yayın izlenir gibi sürdüğünü belirtti. Türkiye'nin uluslararası platformlarda İsrail'le aynı çizgide görünmesine yönelik sert bir itiraz dile getirdi. Davutoğlu, "Trump'ın sözde barış kurulunun içinde İsrail'in yanında Türkiye'nin olmasını ne midem kaldırıyor ne yüreğim kaldırır. Olmaz. Olmaz" ifadelerini kullandı. Davutoğlu, Filistin'e yardım söyleminin ancak onur ve ile ile anlam kazanabileceğini vurguladı. "ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI FİİLEN BAŞLAMIŞTIR" Davutoğlu, küresel düzenin kırılganlığına ilişkin değerlendirmelerinde ise, dünyanın bir düzen yıkımı sürecinden geçtiğine dikkat çekti. Bu sürecin tek bir cephede başlayıp biten klasik savaşlara benzemeyeceğini dile getiren Davutoğlu, Ukrayna-Rusya savaşı, ABD-İsrail-İran gerilimi ve farklı bölgelerdeki çatışmaları "fragmanlar" olarak niteledi. Bu noktada, küresel ölçekte daha geniş bir kırılmanın başladığını ifade eden Davutoğlu, "Üçüncü Dünya Savaşı fiilen başlamıştır. Herkes kendini alıştırsın" ifadelerini kullandı. Birleşmiş Milletler sistemi, uluslararası ticaret ve sağlık düzeni gibi yapıların sarsıldığını savunan Davutoğlu, Trump dönemindeki politikaların "var olan düzeni yıkan" etkiler ürettiğini söyledi. "İNCİRLİK VE KÜRECİK'İN İSRAİL ADINA KULLANILMASINA İZİN VERMEYİZ" Davutoğlu, Türkiye'nin savunmasını güçlendirmesi gerektiğini belirterek, "Toplarınızı, dronelarınızın sayısını artıracaksınız; stokta yeteri kadar olacak” değerlendirmesinde bulundu. Ancak bunun, Türkiye topraklarının başka bir ülkenin komşu ülkeye saldırısı için üs gibi kullanılmasını meşrulaştırmayacağını vurgulayan Davutoğlu, "İncirlik Üssü'nün ya da Kürecik Üssü'nün Amerikalılar tarafından İsrail adına İran'a karşı kullanılmasına izin vermeyiz" sözleriyle tepki gösterdi. Türkiye'nin "komşu ülkeye saldırı için kullanılan üs mantığına" kapı açmaması gerektiğini söyleyen Davutoğlu, bu yaklaşımın şehitlerin hatırasına da aykırı olduğunu dile getirdi. "TÜRKİYE-İRAN'I ÇATIŞTIRMAK İÇİN ‘TÜRKİYE'YE SALDIRDI" DİYORLAR" Davutoğlu, Türkiye atıldığı öne sürülen bir füze haberinin ardından yapılan değerlendirmelere dikkat çekerek, Türkiye'nin doğrudan hedef alındığı yönündeki yorumların kasıtlı biçimde dolaşıma sokulabileceğini ifade etti. Milli Savunma Bakanlığı'nın açıklamasının da bu yönde olduğunu hatırlatan Davutoğlu, olayın Türkiye'ye yönelmiş bir saldırıdan ziyade Irak-Suriye hattı üzerinden Güney Kıbrıs'taki İngiliz üslerine dönük bir hedefleme ihtimali taşıdığı değerlendirmesini aktardı. İran Genelkurmayı'nın da "Türkiye'yle herhangi bir sorun yok" yönünde açıklama yaptığını söyleyen Davutoğlu, ABD medyasındaki bazı yayınlara işaret ederek, "Dün CNN dahil Amerikan kanallarını izledim; hepsi ağız birliği etmişçesine 'İran Türkiye'ye saldırdı' diyor. Niye söylüyorlar? Türkiye'yle İran'ı çatıştırmak için" ifadelerini kullandı. Davutoğlu, Türkiye'nin bölgesel bir çatışmanın içine çekilmek istendiğini belirterek, tarihsel bir hatırlatmada bulundu ve Türkiye ile İran arasında yüzyıllardır savaş yaşanmadığını söyledi. Türkiye'nin İran'la rekabet edebileceğini ancak mezhep ekseninde bir gerilimin parçası olmayacağını vurgulayan Davutoğlu, "El ele Sünni-Şii çatışmasının parçası olmayız" değerlendirmesinde bulundu. Davutoğlu, "Türkiye'yi savaşın parçası kılacak şekilde Amerikalıların ya da İsraillilerin bir adım atmasına izin vermeyin" çağrısını dile getirdi. "FAİZCİ-RANTİYECİ KAZANIYOR, SANAYİ DURMA NOKTASINDA" Davutoğlu, "faizci-rantiyeci" olarak tanımladığı bir kesimin güçlendiğini savunarak, sahada sanayicilerin ciddi sıkıntı yaşadığını söyledi. Enflasyon, yakıt fiyatları ve vergi yüküne dikkat çeken Davutoğlu, "Dünyanın en yüksek enflasyonlarından biri… En pahalı mazot bizde. Zam geldi" değerlendirmesinde bulundu. Davutoğlu, vatandaşın yükünün hafiflemediğini savunarak, gelir uçurumunun büyüdüğü bir tabloda sanayinin durma noktasına geldiğini dile getirdi. "HASANAĞA OSB'NİN YOLUNU GÖRÜNCE UTANDIM" Davutoğlu, gün içinde Hasanağa Organize Sanayi Bölgesi'ni ziyaret ettiğini belirterek, altyapı sorunlarını örnek gösterdi. Otobandan OSB'ye uzanan güzergaha ilişkin gözlemini paylaşan Davutoğlu, "Yolu gördüm, utandım" sözleriyle tepki gösterdi. Bölgede Japon ve Alman gibi çok uluslu şirketlerin de bulunduğunu aktaran Davutoğlu, "30 yıllık bir organize sanayi sitesinden bahsediyoruz" diyerek altyapı ve kamu hizmetlerinin geldiği noktayı eleştirdi; Bursalıların da mevcut yöneticiler üzerinde baskı kurması gerektiğini söyledi

Memur Emeklilerinin Ekonomik Mağduriyetini Gidermeye Yönelik Yasa Teklifi TBMM Başkanlığı’nda Haber

Memur Emeklilerinin Ekonomik Mağduriyetini Gidermeye Yönelik Yasa Teklifi TBMM Başkanlığı’nda

Memur emeklilerinin uzun süredir gündemde olan maaş kaybı ve gelir adaletsizliği sorununu gidermeye yönelik yasa teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunuldu. Teklif, aktif görevdeki memurlar ile emekli memurlar arasında giderek açılan maaş farkının kapatılmasını ve özellikle 2023 Temmuz ayında yapılan seyyanen zammın emeklilere de yansıtılmasını öngörüyor. Teklifte, memur emeklilerine 22 bin 157 TL tutarında seyyanen zam hakkı verilmesi gerektiği vurgulanarak mevcut uygulamanın sosyal devlet ilkesi ve hakkaniyet anlayışıyla bağdaşmadığı ifade edildi. 2023 Temmuz Seyyanen Zammı ve Ortaya Çıkan Sorun 2023 yılı Temmuz ayında, kamu görevlilerine enflasyon farkı ve toplu sözleşme zammına ek olarak 8.077 TL seyyanen artış yapılmış, bu tutar sonraki katsayı artışlarıyla birlikte 22 bin TL seviyesine kadar yükselmişti. Ancak söz konusu artış, maaş kalemlerine ek ödeme şeklinde düzenlendiği için emekli memurların aylıklarına yansıtılmadı. Bu durum, aktif memurlar ile emekliler arasındaki gelir makasının hızla açılmasına neden oldu. Aynı unvan ve dereceden emekli olmuş bir memur ile halen görev yapan meslektaşı arasındaki maaş farkı bazı kadrolarda 20 bin TL’nin üzerine çıktı. Yasa teklifinin gerekçesinde, yaklaşık 2 milyon 540 bin memur emeklisinin bu uygulama nedeniyle mağdur olduğu belirtiliyor. Gelir Farkının Derinleşmesi Teklif sahibi milletvekili, aktif çalışan memurlar ile emekliler arasındaki gelir farkının her geçen gün daha da arttığını vurguladı. Özellikle yüksek enflasyon ortamında emekli maaşlarının reel alım gücünün ciddi şekilde gerilediğine dikkat çekildi. Ekonomik veriler incelendiğinde: 2021–2024 döneminde yüksek enflasyon nedeniyle sabit gelirli kesimlerin alım gücü önemli ölçüde azaldı. Aktif memurlar, ek ödeme ve tazminat artışlarıyla görece korunurken, emekli memurlar bu artışlardan sınırlı ölçüde faydalandı. Seyyanen zam emeklilere yansıtılmadığı için maaş sisteminde yapısal bir dengesizlik oluştu. Uzmanlara göre, emekli maaşlarının görev maaşına oranı geçmişte yüzde 75-80 seviyelerindeyken, son düzenlemeler sonrası bu oran bazı meslek gruplarında yüzde 55-60 seviyelerine kadar geriledi. Teklifin Hukuki Dayanakları: 5510 Sayılı Kanun ve 375 Sayılı KHK Teklif, iki temel mevzuatta değişiklik öngörüyor: 1. 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Bu kanun, Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin temel çerçevesini belirliyor. Memur emeklilerinin aylık bağlama sistemi de bu kanun kapsamında düzenleniyor. Yapılması planlanan değişiklikle, seyyanen artışın emekli aylıklarına da yansıtılmasının önü açılmak isteniyor. 2. 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) 375 sayılı KHK, kamu personeline yapılan ek ödeme ve mali hak düzenlemelerini içeriyor. 2023’te yapılan seyyanen artış bu KHK kapsamında düzenlenmişti. Ancak düzenleme aktif personeli kapsadığı için emekliler kapsam dışında kaldı. Teklif, bu ayrımı ortadan kaldırmayı hedefliyor. Sosyal Devlet İlkesi ve Anayasal Boyut Teklifin gerekçesinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde yer alan “sosyal devlet” ilkesine atıf yapılıyor. Sosyal devlet anlayışı; gelir dağılımında adaleti sağlama, dezavantajlı kesimleri koruma ve sosyal güvenlik hakkını güvence altına alma yükümlülüğünü içeriyor. Memur emeklilerinin aktif çalışanlarla aynı sistemi paylaşmalarına rağmen benzer mali iyileştirmelerden yararlanamaması, teklif sahiplerine göre anayasal eşitlik ve hakkaniyet ilkeleriyle çelişiyor. Bütçe Etkisi ve Ekonomik Tartışmalar Yaklaşık 2 milyon 540 bin memur emeklisine 22 bin 157 TL tutarında ek artış verilmesi halinde kamu bütçesine aylık milyarlarca liralık ek yük getireceği hesaplanıyor. Ekonomistler bu konuda iki farklı görüş ortaya koyuyor: Destekleyen görüşler: Emeklilerin alım gücünün artırılması iç talebi canlandırabilir. Sosyal adalet ve gelir dengesi açısından gereklidir. Enflasyon karşısında korunma sağlanmalıdır. Temkinli yaklaşan görüşler: Bütçe açığı ve kamu harcamaları üzerindeki baskı artabilir. Enflasyonist etki yaratma riski bulunabilir. Uzun vadede sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesi etkilenebilir. Siyasi ve Toplumsal Yansımalar Memur emeklileri, son dönemde sendikalar ve emekli dernekleri aracılığıyla eşit zam taleplerini sık sık dile getiriyor. Özellikle seçim dönemlerinde gündeme gelen “zam eşitliği” konusu, kamuoyunda geniş yankı bulmuş durumda. Teklifin yasalaşması halinde: Emekli maaş sisteminde yapısal bir değişiklik yapılmış olacak. Aktif-emekli gelir dengesi kısmen yeniden sağlanacak. Benzer düzenlemelerin diğer emekli grupları için de gündeme gelmesi olası olacak. Sonuç TBMM’ye sunulan yasa teklifi, memur emeklilerinin ekonomik kayıplarını telafi etmeyi ve aktif memurlarla aralarındaki gelir farkını kapatmayı amaçlıyor. 2023 Temmuz ayında yapılan seyyanen zammın emeklilere yansıtılmamasıyla ortaya çıkan mağduriyetin giderilmesi, teklifin temel dayanağını oluşturuyor. Yaklaşık 2 milyon 540 bin memur emeklisini doğrudan ilgilendiren düzenleme, hem sosyal devlet ilkesi hem de kamu maliyesi dengeleri açısından Meclis’te kapsamlı tartışmalara sahne olmaya aday görünüyor. İlerleyen süreçte teklifin komisyon aşamasında nasıl şekilleneceği ve hükümetin bu konudaki tutumu belirleyici olacak.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.