Hava Durumu

#Deva Partisi

Gürsu Haber - Deva Partisi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Deva Partisi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler’den Sert Çıkış: “İznik Gölü’nü Göz Göre Göre Kurutuyorlar!” Haber

DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler’den Sert Çıkış: “İznik Gölü’nü Göz Göre Göre Kurutuyorlar!”

Bursa’nın en önemli doğal miraslarından biri olan İznik Gölü’nde yaşanan dramatik su kaybı, kamuoyunda giderek büyüyen bir endişeye dönüşürken, DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler’den dikkat çeken ve sert ifadeler içeren bir açıklama geldi. Genişler, yağışlara rağmen göl seviyesinin yükselmemesinin “doğal değil, tamamen insan kaynaklı bir felaket” olduğunu vurgulayarak yetkililere yüklendi. “Yağmur Yağıyor Ama Göl Dolmuyor: Bu Bir Yönetim Krizidir” Recep Genişler, son dönemde artan yağışlara rağmen İznik Gölü’nün su seviyesinin toparlanamamasını eleştirerek, “Yağış var ama sonuç yok. Çünkü sorun gökyüzünde değil, yeryüzünde yapılan yanlışlarda. Bu artık bir doğa olayı değil, açık bir yönetim krizidir” ifadelerini kullandı. Sanayiye Sert Eleştiri: “Göl Adeta Fabrikalara Tahsis Edilmiş” Genişler, göl çevresindeki sanayi tesislerinin kontrolsüz su kullanımına dikkat çekerek, denetim eksikliğini hedef aldı: “Sanayi tesisleri gölü sınırsız bir kaynak gibi kullanıyor. Su çekiliyor ama geri dönüşü yok. Denetim yok, yaptırım yok. İznik Gölü adeta bazı fabrikalara tahsis edilmiş durumda. Bu kabul edilemez.” Tarım Politikalarına Tepki: “Vahşi Sulama Devam Ediyor” Tarımda modern sulama tekniklerinin yaygınlaştırılmamasını da eleştiren Genişler, vahşi sulamanın göl üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti: “Çiftçi suçlanamaz, çünkü doğru yönlendirme yapılmıyor. Hâlâ ilkel sulama yöntemleri kullanılıyor. Damla sulama gibi sistemler teşvik edilmediği sürece bu israf devam edecek. Gölün suyu bilinçsizce tüketiliyor.” İklim Krizi ve Kurumsal İhmalkârlık İklim değişikliğinin etkilerine de değinen Genişler, artan sıcaklıkların buharlaşmayı hızlandırdığını ancak asıl sorunun buna karşı önlem alınmaması olduğunu söyledi: “Evet, iklim krizi var. Ama bu krizle mücadele etmek devletin görevi. Siz hiçbir önlem almazsanız, buharlaşma artar, kaynaklar kurur. İznik Gölü kaderine terk edilmiş durumda.” “Gölü Besleyen Damarlar Kurutuldu” Gölü besleyen dere ve yeraltı kaynaklarının zayıflamasına da dikkat çeken Genişler, plansız su yönetiminin ekosistemi çökme noktasına getirdiğini ifade etti: “Gölü besleyen damarlar bir bir kurutuldu. Dereler ya kurudu ya da yönü değiştirildi. Bu göl kendi kendini yenileyemez hale getirildi.” Sazlık Tahribatı: “Doğal Kalkan Yok Edildi” Kıyı bölgelerinde yaşanan tahribata da değinen Genişler, sazlık alanların yok edilmesinin büyük bir ekolojik hata olduğunu belirtti: “Sazlıklar bu gölün akciğeriydi. Yakıldı, kesildi, yok edildi. Doğal koruma mekanizmasını ortadan kaldırdılar. Bu sadece çevre katliamı değil, geleceğe ihanettir.” “Bu Gidişle İznik Gölü Haritadan Silinecek” Açıklamasının sonunda yetkililere çağrıda bulunan Genişler, acil önlem alınmazsa geri dönüşü olmayan bir sürece girileceğini vurguladı: “Eğer bugün radikal kararlar alınmazsa, yarın çok geç olacak. İznik Gölü göz göre göre yok oluyor. Bu sadece İznik’in değil, Türkiye’nin kaybı olur. Herkes sorumluluk almak zorunda.” İznik Gölü’nde yaşanan bu kritik süreç, su yönetimi politikalarının yeniden tartışılmasına neden olurken, bölgedeki gelişmeler kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor.

DEVA Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk: “Adalet, Siyasi Hesapların Gölgesinde Bırakılamaz” Haber

DEVA Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk: “Adalet, Siyasi Hesapların Gölgesinde Bırakılamaz”

Son günlerde yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin adalet anlayışının ne denli zedelendiğini ve hukuk devleti ilkesinin nasıl ayaklar altına alındığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Bursa’daki siyasi atmosfer, özellikle eski Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem ile ilgili tartışmalar ve mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey hakkında alınan kararlarla daha da karmaşık bir hal almış durumda. Bu süreç, siyasi tutarlılığın ve adaletin nasıl farklı bakış açılarıyla şekillendirildiğine dair ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Sözde Adalet, Gerçekte Siyasi Operasyonlar Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, yaşanan gelişmeleri sert bir dille eleştirerek, “Dün susanların bugün konuşması, bugün konuşanların ise dün yaşananlara sessiz kalması, toplum vicdanında derin yaralar açmaktadır. Bu tablo ne hukuka ne de demokrasiye yakışmaktadır” ifadelerini kullandı. Öztürk, toplumsal adaletin ve hukukun kişilere, koltuklara ve siyasi kimliklere göre farklı muamele görmemesi gerektiğinin altını çizdi. Öztürk, geçmişte siyasi kimliklere veya parti aidiyetine göre hareket edenlerin bugün farklı tutumlar sergileyerek aynı hassasiyeti göstermediklerini belirterek, şu soruları gündeme getirdi: “Sayın Bozbey bugün görevde olmasaydı ya da farklı bir siyasi partide olsaydı, aynı çevreler yine aynı hassasiyeti gösterecek miydi? Ya da geçmişte görev yapmış bir belediye başkanı hakkında benzer süreçler yaşandığında neden aynı sesler yükselmedi?” Adaletin Kriteri: Siyasi Hesaplar Değil, Evrensel Hukuk İlkeleri DEVA Partisi'nin Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, adaletin yalnızca kişilere göre değil, evrensel hukuk ilkelerine göre işletilmesi gerektiğine inandıklarını vurguladı. “Adalet, ne bir rövanş aracı, ne bir siyasi hesaplaşma yöntemi, ne de koltukları koruma refleksidir” diyen Öztürk, “Adalet, halkın hakkıdır ve doğru kimden gelirse gelsin yanında; yanlış kimden gelirse gelsin karşısında duracağız” şeklinde konuştu. Öztürk, bugün halkın sesinin duyulmadığını, toplumun adalet talebinin siyasi hesapların gölgesinde bırakıldığını belirtti. Bu durumun, sadece demokratik bir gerilemeye değil, aynı zamanda hukuk düzenine ve toplumsal barışa büyük zarar verdiğine dikkat çekti. “Halk, tarafsız ve bağımsız bir yargı düzenini hak etmektedir. Ancak, ne yazık ki bugün siyasal çıkarlar, adaletin önünde bir engel teşkil etmektedir” diyerek, siyasi çıkarların adaletin önüne geçmesinin büyük bir tehlike yarattığını vurguladı. Adalet, Kişilere Göre Değil, Evrensel İlkelere Göre İşlemelidir Tayfun Öztürk, DEVA Partisi olarak her zaman doğruyu ve hakkı savunacaklarını, kimden gelirse gelsin, haksızlığa karşı duracaklarını belirtti. “Adaletin evrensel ilkeler çerçevesinde, herhangi bir siyasi kimlikten bağımsız bir şekilde işlemelidir. Bizim için adalet, sadece hukuki bir mesele değil, toplumsal bir sorumluluktur” ifadelerini kullanan Öztürk, sadece bireysel çıkarların değil, tüm halkın haklarının savunulması gerektiğine işaret etti. Bugün, Türkiye'deki siyasi tabloyu gözler önüne sererek, halkın sesiyle siyasi hesapların sesinin karıştığını, bu durumun ise adaletin tecelli etmesini engellediğini söyleyen Öztürk, “Bizler her zaman doğru kimden gelirse gelsin yanında, yanlış kimden gelirse gelsin karşısında durmaya devam edeceğiz. Siyasi partilere, koltuklara veya siyasi hesaplara dayalı bir adalet anlayışının değil, halkın adalet talebine ve evrensel hukuk ilkelerine dayalı bir adalet anlayışının hâkim olması gerektiğini savunuyoruz” şeklinde konuştu. Sonuç: Hukukun ve Adaletin Gücü Sonuç olarak, Tayfun Öztürk ve DEVA Partisi, adaletin sadece bir kavram değil, her bir vatandaşın hakkı olduğunu vurgulamaya devam edecek. Toplumun vicdanını temsil etmek ve siyasi hesaplardan bağımsız olarak doğruyu savunmak, sadece bir parti için değil, tüm ülke için önemli bir sorumluluktur. Hukukun ve adaletin her alanda ve her şartta üstün olması gerektiğini belirten Öztürk, bu anlayışla hareket etmeye devam edeceklerini söyledi.

DEVA İl Başkanı Öztürk: “Bursa’nın Sorunlarını Çözmeden Geleceğe Adım Atamayız” Haber

DEVA İl Başkanı Öztürk: “Bursa’nın Sorunlarını Çözmeden Geleceğe Adım Atamayız”

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, genişletilmiş yönetim toplantısında şehrin kronikleşmiş sorunlarını masaya yatırdı. Öztürk, sadece sorunları sıralamakla kalmadı; çözüm önerilerini de detaylarıyla paylaştı ve Bursa halkına umut mesajı verdi. Öne Çıkan Sorunlar ve Öztürk’ün Çözüm Önerileri Trafik ve Ulaşım Alarm Veriyor Bursa’da trafik artık büyük bir sorun. Öztürk, “Yollar tıkanıyor, toplu taşıma yetersiz. Şehir nefes alamıyor” diyerek çözümü açıkladı: Toplu taşımanın güçlendirilmesi, akıllı trafik düzenlemeleri ve alternatif ulaşım yolları. Yeşil Alanlar ve Çevre Kayıpları Şehir merkezindeki yeşil alan eksikliği vatandaşları rahatsız ediyor. Öztürk, yeni parklar, sosyal alanlar ve çevre odaklı kentsel dönüşüm projeleriyle bu sorunun üstesinden gelinebileceğini belirtti. Eğitim ve Gençlik İçin Acil Adımlar “Gençlerimizin sosyal ve eğitim imkânları sınırlı” diyen Öztürk, gençlik merkezleri ve eğitim altyapısının güçlendirilmesini önerdi. Ekonomi ve İşsizlik Krizi İşsizliğin ve küçük işletmelerin finansal sıkıntılarının altını çizen Öztürk, KOBİ destekleri, girişimcilik teşvikleri ve mesleki eğitim programlarının öncelikli çözüm yolları olduğunu söyledi. Sağlıkta Yetersizlikler Hastanelerin kapasitesi ve sağlık hizmetlerine erişim sorunlarına da dikkat çeken Öztürk, yeni sağlık tesisleri yatırımı ve mevcut altyapının iyileştirilmesini önerdi. Öztürk’ten Bursa Halkına Mesaj Toplantıyı değerlendiren Öztürk, “Bursa’nın potansiyeli çok büyük ama sorunları çözmeden geleceğe güvenle adım atamayız. Biz DEVA Partisi olarak sorunları tespit ediyor, çözüm yollarını tek tek hayata geçirecek projeler üretiyoruz” dedi. Toplantı, şehrin ekonomik, sosyal ve çevresel sorunlarının çözümüne dair somut adımların tartışılmasıyla sona ererken, Öztürk’ün açıklamaları DEVA Partisi’nin Bursa için hazırladığı yol haritasının da ipuçlarını verdi.

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk: “Adalet Yoksa Hiçbir Şey Yoktur” Haber

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk: “Adalet Yoksa Hiçbir Şey Yoktur”

Bursa’da adalet tartışmaları sürerken, DEVA Partisi İl Başkanı Tayfun Öztürk, yargı ve hukukun bağımsızlığı konusundaki sert ve net duruşunu ortaya koydu. Öztürk, adaletin sadece bir kişi ya da makam için değil, herkes için, her koşulda ve hiçbir ayrım gözetmeden korunması gereken en temel değer olduğunu vurguladı. “Yargının Bağımsız Olmadığı Yerde Güven Olmaz” Öztürk, “Yargının bağımsız olmadığı bir yerde güven olmaz. Güvenin olmadığı yerde ne ekonomi büyür ne toplum huzur bulur” diyerek, hukukun siyasetin gölgesinde kalmasının toplumsal ve ekonomik felaketlere yol açacağını açıkça belirtti. DEVA Partisi olarak hiçbir güdümlü sürecin ve siyasi müdahalenin yargının üzerine düşmesini kabul etmediklerini söyleyen Öztürk, meseleyi kişisel ya da makam odaklı değil, hukukun siyasete göre şekillenip şekillenmediği meselesi olarak tanımladı. Siyasi Operasyonlara Net Tepki Öztürk, siyasi operasyon görüntüsü veren her adımın toplumun devlete olan inancını zedelediğini vurguladı. DEVA Partisi’nin duruşu nettir: Müdahalesiz, bağımsız ve tarafsız yargı Vicdanı hür hakimler ve savcılar Hukukun üstünlüğü Kim olursa olsun, hakkın ve hukukun dışında atılan her adımın karşısında duracaklarını kaydeden Öztürk, “Çünkü biliyoruz ki; adalet yoksa, hiçbir şey yoktur” diyerek sert ve meydan okuyan mesajını sonlandırdı. DEVA Partisi Bursa İl Başkanlığı’nın açıklaması, hukukun siyasete kurban edilmesine karşı sert bir duruş niteliğinde. Öztürk’ün mesajı, yalnızca siyasi tartışmalara değil, Türkiye’nin gelecekteki hukuk ve demokrasi yoluna dair net ve meydan okuyan bir uyarı olarak öne çıkıyor.

DEVA Partisi Bursa’dan Sert Mesaj: “Bu Düzen Değişmeden Refah Gelmez” Haber

DEVA Partisi Bursa’dan Sert Mesaj: “Bu Düzen Değişmeden Refah Gelmez”

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, yaptığı kapsamlı açıklamayla Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal tabloya sert sözlerle yüklendi. “BirGünSabahOlacak” vurgusuyla umut mesajı veren Öztürk, mevcut sistemin adaletsizlik ürettiğini belirterek, köklü bir değişim çağrısında bulundu. Öztürk, toplumun her kesiminin derin bir ekonomik baskı altında olduğunu ifade ederek, “Emeklimizin, işçimizin, esnafımızın, çiftçimizin, sanayicimizin, gençlerimizin ve kadınların yüzü bugün gülmüyorsa, burada ciddi bir yönetim sorunu vardır. Ama biz biliyoruz ki bir gün sabah olacak ve bu tablo değişecek” dedi. “SORUN PARADA DEĞİL, ADALETTE” Açıklamasında ekonomik krizin temel nedenine dikkat çeken Öztürk, meselenin kaynak yetersizliği değil, kaynakların adil ve akılcı kullanılmaması olduğunu vurguladı: “Bu ülkede sorun para değil. Sorun; adaletin, liyakatin ve aklın doğru kullanılmamasıdır. Kaynak var ama doğru yönetilmiyor. Üreten var ama hakkını alamıyor.” “MİLLET KAZANIYOR, DEVLET ALIYOR: BU ÇARK BÖYLE DÖNMEZ” Vergi politikaları ve ekonomik sistem üzerinden sert eleştirilerde bulunan Öztürk, mevcut düzeni şu sözlerle özetledi: “Millet kazanıyor, devlet alıyor. Millet harcıyor, devlet yine alıyor. Peki kazanan kim?” Bu sözlerle sistemin vatandaş üzerindeki yükünü gözler önüne seren Öztürk, gelir dağılımındaki adaletsizliğin artık görmezden gelinemeyecek boyutlara ulaştığını belirtti. “AYRIMLAR BİTECEK, ADALET KAZANACAK” Toplumsal kutuplaşmaya da değinen Öztürk, “öteki-beriki” ayrımının sona ermesi gerektiğini ifade ederek şu mesajı verdi: “BirGünSabahOlacak ve bu ülkede kimse kimliğinden, düşüncesinden, yaşam tarzından dolayı ayrıştırılmayacak. Adalet herkes için eşit işleyecek.” “TEŞKİLAT VARSA UMUT VARDIR” Parti teşkilatlarının önemine vurgu yapan Öztürk, sahadaki örgütlenmenin değişimin anahtarı olduğunu belirtti: “Teşkilat varsa hareket vardır. Teşkilat varsa umut vardır. Teşkilat varsa Türkiye’nin yarını vardır. Biz bu umudu büyütmeye kararlıyız.” EKONOMİ İÇİN NET TAAHHÜTLER: SANAYİCİ, İHRACATÇI VE ÜRETİCİYE DESTEK DEVA Partisi’nin ekonomi vizyonuna da değinen Öztürk, üretim odaklı ve adil paylaşımı esas alan bir modelle yola çıktıklarını belirtti: Sanayiciye nefes aldıracak politikalar hayata geçirilecek İhracatçı yeniden rekabetçi hale getirilecek Üretim artırılarak ekonomik büyüme sağlanacak Elde edilen refah adil şekilde paylaşılacak “Türkiye üretmediği için değil, adil yönetilmediği için kaybediyor” diyen Öztürk, mevcut anlayışın değişmemesi halinde ekonomik sorunların derinleşeceğini ifade etti. “BU DÜZEN DEĞİŞECEK” Açıklamasının sonunda kararlı bir duruş sergileyen Tayfun Öztürk, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Bu düzen değişmeden refah gelmez. Biz hazırız. Hem üretmeye hem büyütmeye hem de hakça paylaşmaya hazırız. Türkiye’nin kaybedecek bir günü daha yok.” DEVA Partisi Bursa İl Başkanlığı’nın bu çıkışı, hem ekonomik politikalar hem de toplumsal adalet tartışmaları açısından önümüzdeki süreçte daha da yoğun bir siyasi gündemin habercisi olarak değerlendiriliyor.

Bursa’da “Hastane Alanı” Tartışması Büyüyor Haber

Bursa’da “Hastane Alanı” Tartışması Büyüyor

Bursa’nın Yıldırım ilçesinde, kamuoyunda uzun süredir “hastane alanı” olarak bilinen ve üzerindeki yapıların yıkılmasıyla yeniden tartışmaya açılan değerli arazilerle ilgili gerilim giderek tırmanıyor. Özellikle eski tıp fakültesi hastanesi alanı ve çevresine ilişkin yapılan açıklamalar, hem siyasi cephede hem de kamuoyunda sert yankı buldu. “Bursa’da Kamu Arazileri Üzerinden Kim Ne Yapıyor?” – DEVA’lı Öztürk’ten Sert ve Tartışma Yaratan Çıkış Bursa’da “hastane alanı” olarak bilinen ve yıllardır kamu hizmeti beklentisiyle gündemde olan stratejik araziler üzerinden yürüyen tartışmalar, bu kez çok daha sert bir siyasi polemiğe sahne oldu. DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, Yıldırım ilçesindeki değerli arsalarla ilgili adeta ateş püskürdü. Öztürk, özellikle eski tıp fakültesi hastanesi alanı ve Yüksek İhtisas çevresindeki “kupon araziler” hakkında yaptığı açıklamada, “Bu şehirde kim, hangi yetkiyle, hangi kamu arazisini neye göre pazarlıyor?” diyerek sert bir çıkış yaptı. Açıklamasında tonunu giderek yükselten Öztürk, kamuya ait olduğu düşünülen alanların amacından uzaklaştırıldığını savundu. Tartışmaların fitilini ateşleyen süreç ise Oktay Yılmaz’ın söz konusu alanlara ilişkin geçmişte yaptığı “belediye binası” ve “vitrin proje” vurgusu oldu. Bu açıklamaları “akıl tutulması” olarak nitelendiren Öztürk, “Bursa’nın hastaneye ihtiyacı varken, siz kalkıp bu alanlara prestij projesi diyorsunuz. Bu, kamu yararına açıkça meydan okumaktır” ifadelerini kullandı. Öztürk, Yüksek İhtisas Kavşağı’nın hemen yanında yer alan ve geçmişte de büyük tepki çeken planları hatırlatarak, Yıldırım halkının bu tür girişimlere daha önce “net bir şekilde dur” dediğini vurguladı. “Bu milletin hafızasıyla kimse dalga geçmesin. Aynı projeleri ısıtıp ısıtıp yeniden önümüze koymak, açıkça kamuoyunu yok saymaktır” dedi. Açıklamasının en dikkat çeken bölümü ise bölgedeki özel hastane yapılanmalarıyla ilgili oldu. Söz konusu alanın tam karşısında bulunan Doruk Hastaneleri’ne işaret eden Öztürk, bu hastanenin ortaklarından birinin geçmiş dönem AK Parti milletvekili Mustafa Esgin olduğunu hatırlattı. Bu noktada sert imalarda bulunan Öztürk, “Kamu arazileri bir bir tartışmaya açılırken, hemen karşısında özel yatırımların bulunması tesadüf mü? Yoksa Bursa’da sağlık alanları üzerinden başka bir denklem mi kuruluyor?” diyerek kamuoyuna açık sorular yöneltti. “Bursa halkı saf değil” diyen Öztürk, açıklamasını daha da sertleştirerek şu ifadeleri kullandı: “Eğer bu alanlar gerçekten hastane ihtiyacı için ayrıldıysa, neden bugün farklı projeler konuşuluyor? Eğer farklı projeler planlanıyorsa, o zaman yıllardır bu halka neden ‘sağlık yatırımı’ denildi? Bu işin içinde kimler var, kimler kazanacak, kimler kaybedecek? Herkes açıkça konuşmak zorunda.” Kamu arazilerinin “kupon” olarak görülmesine de sert tepki gösteren Öztürk, “Bu şehir rant projelerine teslim edilemez. Bursa’nın geleceği birkaç kişinin masa başı planlarına kurban edilemez” dedi. Öztürk, sürecin şeffaf yürütülmediğini savunarak yetkililere açık çağrıda bulundu: “Tüm planlar, imar değişiklikleri ve satış süreçleri derhal kamuoyuna açıklanmalıdır. Kim, hangi parsel üzerinde ne planlıyor, Bursa halkı bunu bilmek zorundadır. Aksi halde bu tartışma büyür, bu güvensizlik derinleşir.” Bursa’da giderek büyüyen “hastane alanı” krizi, Öztürk’ün bu sert açıklamalarıyla yeni bir boyut kazanırken, gözler şimdi hem yerel yönetimden hem de ilgili kurumlardan gelecek yanıtlara çevrildi. Tartışmanın önümüzdeki günlerde daha da sertleşmesi ve siyasi gündemin üst sıralarında yer alması bekleniyor. Eleştiriler, yalnızca imar planlarıyla sınırlı kalmadı; aynı zamanda “kamu arazilerinin kimler için ve ne amaçla değerlendirildiği” sorusu da yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. Özellikle sağlık alanı olarak anılan bölgelerin farklı projelere kaydırılmasının, kent planlaması açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor. Muhalefet cephesi, sürecin şeffaf yürütülmediğini öne sürerken, iktidar kanadından ise henüz bu eleştirilere yönelik kapsamlı bir yanıt gelmiş değil. Ancak artan kamuoyu baskısı, önümüzdeki günlerde konunun daha geniş bir siyasi tartışmaya dönüşeceğinin sinyallerini veriyor. Bursa’da “hastane alanı” üzerinden büyüyen bu kriz, yalnızca bir imar tartışması olmanın ötesine geçerek, kamu kaynaklarının kullanımı, şehircilik ilkeleri ve siyasi etik başlıklarını da yeniden gündemin merkezine taşıdı. Önümüzdeki süreçte alınacak kararların, hem kent hafızası hem de kamu vicdanı açısından belirleyici olacağı değerlendiriliyor.

DEVA Partisi İnegöl İlçe Başkanı Onur Metinbaş’tan Sert Çıkış: “Bu Bir Başarı Değil, Ekonomik Çöküşün İtirafıdır!” Haber

DEVA Partisi İnegöl İlçe Başkanı Onur Metinbaş’tan Sert Çıkış: “Bu Bir Başarı Değil, Ekonomik Çöküşün İtirafıdır!”

DEVA Partisi İnegöl İlçe Başkanı Onur Metinbaş, ilçede 2.058 aileye ulaştırılan sosyal yardımlar üzerinden yapılan “başarı” söylemlerine sert ve çarpıcı ifadelerle tepki gösterdi. Metinbaş, mevcut tabloyu “övünülecek bir hizmet değil, ekonominin geldiği vahim noktanın açık bir itirafı” olarak nitelendirdi. Metinbaş açıklamasında, yardım edilen aile sayısının öne çıkarılmasının bilinçli bir algı yönetimi olduğunu savunarak, asıl sorunun görmezden gelindiğini vurguladı. “2.058 aileye yardım ulaştırmakla övünüyorsunuz ama bu 2.058 ailenin neden yardıma muhtaç hale geldiğini tek kelime etmiyorsunuz” diyen Metinbaş, bu yaklaşımın sosyal gerçekliği perdelemekten başka bir anlam taşımadığını ifade etti. “BU BİR BAŞARI HİKAYESİ DEĞİL” Sert ifadeler kullanan Metinbaş, söz konusu tablonun bir başarı hikayesi olarak sunulmasını açık bir çarpıtma olarak değerlendirdi. “Bu bir başarı hikayesi değil; ekonominin çöküşünün itirafıdır” diyen Metinbaş, vatandaşların giderek artan bir şekilde sosyal yardımlara bağımlı hale getirildiğini belirtti. “İnsanları yardıma muhtaç hale getiren bir düzen kuracaksınız, sonra da bu insanların aldığı yardımı övünç vesilesi yapacaksınız. Bu yaklaşım ne sosyal devlet anlayışına sığar ne de vicdanla bağdaşır” ifadelerini kullanan Metinbaş, siyaset kurumunun asli görevinin bu olmadığını söyledi. “GERÇEK SİYASET, BAĞIMLILIK DEĞİL ÜRETİM YARATIR” Metinbaş açıklamasının devamında, sosyal yardımların önemini reddetmediklerini ancak bunun kalıcı bir çözüm olmadığını net bir şekilde ortaya koydu. “Elbette sosyal yardımlar gereklidir. Ancak sürdürülebilir olan; insanların kendi emeğiyle geçinebildiği, üretimin ve istihdamın güçlü olduğu bir ekonomik düzendir” dedi. Sorunların büyütülüp ardından çözülüyormuş gibi sunulmasını sert sözlerle eleştiren Metinbaş, “Sorunu derinleştirip sonra pansuman yapmak siyaset değildir. Gerçek siyaset; insanları yardıma muhtaç etmeyen bir sistemi inşa etmektir” şeklinde konuştu. “RAKAMLAR GERÇEĞİ GİZLEYEMEZ” Ekonomik büyüme verilerine de değinen Metinbaş, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından dile getirilen büyüme oranlarının toplumun büyük kesimine yansımadığını söyledi. TÜİK verilerine atıfta bulunan Metinbaş, “%3,5 büyüdük deniliyor. Ancak bu büyümeden toplumun %95’i refah payı alamamış durumda. Bu %95’in bir kısmı daha da fakirleşti, bir kısmı ise yerinde saydı” dedi. Metinbaş, İnegöl özelinde açıklanan yardım rakamlarının da bu gerçeği gözler önüne serdiğini belirterek, “Bu tablo, büyümeden pay alamayan geniş kitlelerin sadece küçük bir bölümüne ulaşılabildiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı. “YA ULAŞAMADIKLARINIZ?” Açıklamasının en çarpıcı bölümünde ise yetkililere doğrudan seslenen Metinbaş, şu ifadeleri kullandı: “İnegöl’de ulaştığınız 2.058 aileyi anlatıyorsunuz. Peki ya ulaşamadıklarınız? Ya o binler, on binler? Onların sesi neden duyulmuyor? Gerçek tabloyu görmek istiyorsanız, rakamların arkasına saklanmayı bırakın.” Metinbaş, açıklamasını ekonomik politikaların yeniden gözden geçirilmesi çağrısıyla tamamlayarak, mevcut anlayışın devam etmesi halinde sosyal yardıma muhtaç kesimlerin daha da artacağı uyarısında bulundu.

“Bayram gelmiş neyime” Haber

“Bayram gelmiş neyime”

Osman Yılmaz, DEVA Partisi Bursa Ekonomi ve Finans Politikalarından Sorumlu İl Başkan Yardımcısı, 2025 yılı Türkiye ekonomisine ilişkin çarpıcı ve sert bir değerlendirme yaptı. Yılmaz, yaklaşan Ramazan Bayramı öncesinde milyonlarca vatandaşın yaşadığı ekonomik sıkıntıya dikkat çekerek, “Bayram gelmiş neyime” sözleriyle özetlenen bir tabloya işaret etti. “Bayram var ama sevinç yok” Yılmaz, değerlendirmesine, Cemil Cankat’a ait ve Emel Taşçıoğlu tarafından seslendirilen “Bayram Gelmiş Neyime” türküsünü hatırlatarak başladı. Türkiye’de geniş kesimlerin yaşadığı ekonomik daralmayı bu sözlerle ifade eden Yılmaz, toplumun önemli bir bölümünün bayramı karşılayacak durumda olmadığını vurguladı. “Bayram geliyor ama milyonlar için hiçbir anlam ifade etmiyor. Çünkü insanlar artık geçinemiyor” diyen Yılmaz, özellikle asgari ücretli ve emeklilerin yaşadığı tabloyu “derin bir yoksulluk krizi” olarak nitelendirdi. Açlık sınırının altında bir yaşam Türkiye’de milyonlarca insanın açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verdiğini belirten Yılmaz, “Bugün asgari ücretli de emekli de ay sonunu getiremiyor. Sofralar küçülmüş, umutlar tükenmiştir” ifadelerini kullandı. Artan enflasyon karşısında maaşların hızla eridiğini vurgulayan Yılmaz, alım gücündeki dramatik düşüşün toplumun geniş kesimlerini doğrudan etkilediğini söyledi. “Gençlik umutsuz, annelerin yüreği kanıyor” Ekonomik krizin en ağır sonuçlarından birinin genç işsizliği olduğunu belirten Yılmaz, ne eğitimde ne de istihdamda yer alan yaklaşık 6,5 milyon gence dikkat çekti. “Bu sadece ekonomik bir veri değildir; bu, annelerin yüreğine düşen ateştir” diyen Yılmaz, gençlerin geleceksizliğe itildiğini ve bunun toplumsal bir kırılmaya yol açtığını ifade etti. “Gülmeyi unutan bir toplum yaratıldı” Toplumun psikolojik olarak da ağır bir yük altında olduğunu dile getiren Yılmaz, “İnsanlar artık gülmeyi unuttu. Her geçen gün biraz daha yoksullaşıyor, biraz daha umutsuzlaşıyor” dedi. Bayramların paylaşma ve sevinç zamanı olması gerekirken, bugün geniş halk kesimleri için kaygı ve hesap günü haline geldiğini belirten Yılmaz, ekonomik politikaların toplum üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çekti. “Bu tablo kader değil” Osman Yılmaz; ” Bayram gelmiş neyime anam anam garibem Kan damlar yüreğime anam anam garibem Yaralarım sızlıyor anam anam garibem Gülmek benim neyime anam anam garibem Cemil Cankat’a ait ‘’ bayram gelmiş neyime’’ adlı yukarıdaki türküyü sanatçı Emel Taşcıoğlu çok güzel söyler. Türkiye’de açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca asgari ücretli ve emeklinin durumunu düşündükçe, bu hafta kutlayacağımız Ramazan Bayramı vesilesiyle bu türkü hatırıma geldi. Milyonlar geçim sıkıntısı altında bayramın gelmesine sevinemiyor. Gülmeyi unutmuşlar, her gün alım güçleri eriyor, ne eğitimde ne işte olan 6,5 milyon genç işsiz anaların yüreğini sızlatıyor. Türkiye ekonomisinin 2025 deki performansı da bayram tadında değil ne yazık ki BÜYÜME 2025 de %3,6, gayri safi milli hasılamız 1,6 trilyon dolar, kişi başı gelirimiz 18.040 dolar olmuş Ama bu gelirin %48 ini ilk %20 lik dilimde yer alan zenginler almış, açlık (32.365 TL) ve yoksulluk (105.424 TL)sınırının altında yaşayan milyonlarca vatandaşımız sadece %6 sını almış Ülkenin can damarı olan sanayicilerimiz yüksek kredi faizleri, bastırılmış kurlar ve artan maliyetlerin gölgesinde %2,96 büyüyerek ortalamanın altında kalmış Ülkemizin hayat kaynağı tarım üreticilerimiz bırakın büyümeyi %8,8 küçülmüş, tarımda başka ülkelere muhtaç hale gelmişiz CARİ AÇIĞIMIZ 25,2 milyar dolar, DIŞ TİCARET AÇIĞIMIZ 92,90 milyar dolar, KAMU BORÇ STOĞUMUZ 196,8 milyar dolar, ÖZEL SEKTÖR BORÇ STOĞUMUZ 298,2 milyar dolar olmuş, ülke olarak gelirimiz giderimizi karşılamamış, açığımızı borçla finanse etmişiz. ENFLASYON %30,89 olmuş, hayat resmi verilere göre %31 daha pahalan…

“Türk Çiftçisi Göz Göre Göre Tasfiye Ediliyor” Haber

“Türk Çiftçisi Göz Göre Göre Tasfiye Ediliyor”

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk’ten Tarım Politikalarına Sert Tepki… Tayfun Öztürk, Türkiye’de uygulanan tarım politikalarına çok sert sözlerle tepki gösterdi. Yerli üreticinin ağır maliyetler, düşük alım fiyatları ve yetersiz destekler nedeniyle üretimden çekildiğini belirten Öztürk, iktidarın yanlış politikalarının Türk tarımını her geçen gün daha da zayıflattığını söyledi. Yazılı bir açıklama yapan Öztürk, Türkiye’de çiftçilerin artık emeğinin karşılığını alamadığını, bunun sonucunda tarlaların boş kaldığını ve üreticinin toprağını terk etmek zorunda kaldığını ifade etti. “Bugün Anadolu’nun dört bir yanında çiftçi para kazanamadığı için tarlasını ekmiyor, yıllarca emek verdiği bahçeleri söküyor, üretimden vazgeçiyor. Mazot, gübre, ilaç ve işçilik maliyetleri katlanarak artarken üreticinin ürününe verilen fiyat maliyeti bile karşılamıyor. Bu tablo bir ekonomik sorun değil, doğrudan doğruya bir tarım politikası iflasıdır,” dedi. Öztürk, devletin tarımı koruması gerekirken üreticiyi yalnız bıraktığını vurgulayarak, alınan kararların Türk çiftçisini değil yabancı üreticileri koruduğunu savundu. “Türkiye’nin çiftçisi ayakta kalma mücadelesi verirken iktidarın attığı adımlar yerli üreticiyi güçlendirmek yerine dışarıdan gelen ürünlerin önünü açıyor. Oysa devletin görevi kendi üreticisini korumaktır. Türk çiftçisi üretimden koparılırsa bunun bedelini yarın 85 milyon vatandaş daha pahalı gıda ile ödeyecektir,” ifadelerini kullandı. Tarımın stratejik bir alan olduğuna dikkat çeken Öztürk, üretimin bilinçli şekilde zayıflatıldığını ve bunun ülkeyi giderek daha fazla dışa bağımlı hale getirdiğini söyledi. “Bugün çiftçi borç içinde, üretim maliyetleri kontrolsüz şekilde artıyor, destekler yetersiz kalıyor. Çiftçi ayakta kalamazken ithalat politikalarıyla yabancı üreticiler destekleniyor. Bu anlayış sürdüğü sürece Türkiye kendi toprağında üretmeyen, dışarıdan gıda almak zorunda kalan bir ülkeye dönüşür,” dedi. İktidarın “yerli ve milli” söylemlerinin tarım politikalarıyla çeliştiğini belirten Öztürk açıklamasını; “Eğer gerçekten yerli ve milli bir politika izleniyor olsaydı, bugün Türk çiftçisi üretimden kaçmazdı. Çiftçinin emeği korunur, üretim desteklenir, tarlalar boş kalmazdı. Ama görüyoruz ki söylem başka, uygulama bambaşka. Türk çiftçisi göz göre göre yalnız bırakılıyor.” dedi. Öztürk: “Bursa’nın bereketli tarlaları birer birer boş kalıyor” Tayfun Öztürk, Bursa’da son yıllarda hızla artan üretim maliyetleri ve yetersiz destekler nedeniyle çiftçilerin birçok üründen vazgeçmek zorunda kaldığını belirterek iktidarın tarım politikalarına sert tepki gösterdi. Öztürk, bir zamanlar Türkiye’nin en verimli üretim merkezlerinden biri olan Bursa’da bugün çiftçinin üretimden çekildiğini söyledi. Yazılı bir açıklama yapan Öztürk, özellikle son yıllarda Bursa Ovası ve ilçelerinde birçok üreticinin domates, biber, şeftali, armut, zeytin ve mısır gibi ürünlerde ekim alanlarını daralttığını, bazı çiftçilerin ise tamamen üretimden çekildiğini vurguladı. “Bursa yıllarca Türkiye’nin sebze ve meyve deposu oldu. Karacabey Ovası’nda domates, Yenişehir ve Mustafakemalpaşa’da biber ve sebze üretimi, İznik ve Orhangazi’de zeytin, Gürsu ve Kestel’de armut ve şeftali üretimi ülkenin gıda güvenliği açısından kritik öneme sahipti. Bugün gelinen noktada ise çiftçi maliyetleri karşılayamadığı için bu ürünlerin bir kısmından vazgeçmek zorunda kalıyor,” dedi. Öztürk, mazot, gübre, sulama ve işçilik maliyetlerinin katlanarak artmasının çiftçiyi üretimden uzaklaştırdığını belirterek özellikle İznik ve Orhangazi bölgelerinde su sorunu ve kuraklığın da üretimi ciddi şekilde tehdit ettiğini söyledi. “Çiftçi artık hesap yapıyor: Ektiği ürün zarar ettiriyorsa o tarlayı boş bırakıyor. Bursa gibi verimli topraklara sahip bir şehirde bile tarlaların boş kalmaya başlaması, tarımda yaşanan krizin ne kadar derin olduğunu gösteriyor,” ifadelerini kullandı. Öztürk, Bursa çiftçisinin sadece ekonomik baskı altında olmadığını, aynı zamanda plansız tarım politikalarının da üreticiyi çaresiz bıraktığını dile getirdi. “Bugün Karacabey’de üretici domates ekmekten vazgeçiyor, Yenişehir’de sebze üreticisi zarar ettiği için ekim alanını daraltıyor, İznik’te zeytin üreticisi su ve maliyet baskısıyla mücadele ediyor. Bursa çiftçisi üretimden çekilirken ülkenin gıda güvenliği de tehlikeye giriyor,” dedi. Tarımın stratejik bir alan olduğuna dikkat çeken Öztürk, Türkiye’nin en verimli ovalarından birine sahip Bursa’da bile üretimin azalmasının alarm niteliğinde olduğunu belirtti. “Bursa’nın bereketli toprakları Türkiye’yi doyuruyordu. Bugün çiftçi toprağını terk ediyorsa bunun tek nedeni yanlış tarım politikalarıdır. Üreticiyi desteklemek yerine ithalatı kolaylaştıran anlayış devam ettiği sürece Türk çiftçisi ayakta kalamaz,” ifadelerini kullandı. Öztürk açıklamasını şu sert sözlerle tamamladı: “Bursa çiftçisi yıllardır alın teriyle üretim yapıyor. Ama bugün geldiğimiz noktada çiftçiye verilen mesaj açık: Üretme, ithal ederiz. Eğer bu anlayış değişmezse sadece Bursa değil, Türkiye’nin tarımı da göz göre göre küçülecek.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.