Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Denetim

Gürsu Haber - Denetim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Denetim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Denetimler gerçekten etkin şekilde yapılıyor mu, yoksa sadece raporlarda mı kalıyor? Haber

Denetimler gerçekten etkin şekilde yapılıyor mu, yoksa sadece raporlarda mı kalıyor?

ORHANGAZİ’DE ZEHİR SOLUYORUZ İDDİASI! VATANDAŞ İSYANDA: “GECELERİ CAM AÇAMIYORUZ” Fatih Mahallesi, Örnekköy ve çevresinden yükselen tepkiler büyüyor. Vatandaşlar, bazı sanayi tesislerinin baca filtrelerini belirli saatlerde devre dışı bıraktığı yönündeki iddiaların araştırılmasını isterken, İYİ Parti Orhangazi İlçe Başkanı Bülent Bakış sert açıklamalarda bulundu. Orhangazi’de son aylarda artan hava kirliliği şikâyetleri kamuoyunun en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Özellikle Fatih Mahallesi, Örnekköy ve çevresinde yaşayan vatandaşlar, gece saatlerinde yoğun şekilde hissedilen duman, ağır koku ve kirli hava nedeniyle yaşam kalitelerinin ciddi biçimde düştüğünü ifade ediyor. Bölge sakinlerinden gelen çok sayıdaki şikâyette, bazı sanayi tesislerinin baca filtre sistemlerini özellikle gece saatlerinde devre dışı bıraktığı iddiası öne çıkıyor. İddiaların doğruluğu henüz resmi olarak ortaya konulmamış olsa da vatandaşların anlattıkları tablo endişe verici boyutlara ulaşmış durumda. Mahalle sakinleri, özellikle gece yarısından sonra ve sabahın ilk saatlerinde dışarıda nefes almanın zorlaştığını, evlerin içine kadar giren ağır kokunun günlük yaşamı çekilmez hale getirdiğini belirtiyor. Çocukların, yaşlıların ve kronik solunum rahatsızlığı bulunan vatandaşların bu durumdan doğrudan etkilendiği ifade edilirken, birçok vatandaş pencerelerini açamadığını, evlerini havalandıramadığını ve adeta kirli havaya mahkûm edildiğini dile getiriyor. BÜLENT BAKIŞ: “ORHANGAZİ HALKI KİMSENİN KÂR HESAPLARINA KURBAN EDİLEMEZ” Konuya ilişkin açıklama yapan İYİ Parti Orhangazi İlçe Başkanı Bülent Bakış, vatandaşlardan gelen şikâyetlerin artık görmezden gelinemeyecek noktaya ulaştığını belirterek sert ifadeler kullandı. Bakış açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu: “Orhangazi’de yaşayan binlerce insanın sağlığıyla ilgili son derece ciddi iddialar konuşulurken sessiz kalmak mümkün değildir. Vatandaşlarımız geceleri camlarını açamadıklarını, evlerinin içine ağır duman ve koku dolduğunu söylüyor. İnsanlar çocuklarının sağlığından endişe ediyor. Yaşlılar, astım ve KOAH hastaları nefes almakta zorlandıklarını ifade ediyor. Bu tablo kabul edilemez.” “Hiç kimse sanayi üretimine karşı değildir. Ancak hiç kimsenin ekonomik kazanç uğruna Orhangazi halkının sağlığını riske atmaya da hakkı yoktur. Eğer bazı işletmeler gerçekten filtre sistemlerini devre dışı bırakıyor, çevre mevzuatını ihlal ediyor ve insanların soluduğu havayı kirletiyorsa bunun adı sorumsuzluktur, bunun adı kamu sağlığını hiçe saymaktır.” “DENETİMLER YETERLİ Mİ, YOKSA SADECE KÂĞIT ÜZERİNDE Mİ KALIYOR?” Bakış, yetkili kurumlara da çağrıda bulunarak denetim süreçlerinin kamuoyu önünde şeffaf şekilde açıklanması gerektiğini vurguladı. “Vatandaşların bu kadar yoğun şikâyette bulunduğu bir ortamda kamuoyunun cevabını beklediği çok önemli sorular vardır. Orhangazi’deki tesisler en son ne zaman denetlendi? Baca emisyon ölçümleri hangi tarihlerde yapıldı? Sürekli Emisyon Ölçüm Sistemi verileri düzenli olarak inceleniyor mu? Son bir yılda çevreyi kirlettiği tespit edilen işletmelere hangi yaptırımlar uygulandı? Bu soruların cevapları kamuoyuyla paylaşılmalıdır.” “Denetimler gerçekten etkin şekilde yapılıyor mu, yoksa sadece raporlarda mı kalıyor? Vatandaşın beklentisi laf değil, somut sonuçtur. İnsanlar temiz hava istiyor. Bu kadar basit ve bu kadar haklı bir talep karşısında sessizlik kabul edilemez.” “TEMİZ HAVA BİR LÜTUF DEĞİL, EN TEMEL HAKTIR” İYİ Parti Orhangazi İlçe Başkanı Bülent Bakış, çevre ve halk sağlığının siyasi tartışmaların üzerinde bir konu olduğunu belirterek açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Temiz hava solumak bir ayrıcalık değildir. Temiz hava solumak her vatandaşın en temel hakkıdır. Orhangazi halkı kendi ilçesinde kirli havaya mahkûm edilemez. Yetkilileri vakit kaybetmeden bölgede kapsamlı, habersiz ve sıkı denetimler yapmaya çağırıyoruz. Ölçüm sonuçları şeffaf biçimde açıklanmalı, varsa ihlallerin üzerine kararlılıkla gidilmeli ve vatandaşların haklı endişeleri derhal giderilmelidir.” “Orhangazi halkı cevap bekliyor. Bu iddiaların üzerinin örtülmesine, vatandaşların sesinin duymazdan gelinmesine izin vermeyeceğiz. Sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız.” Kamuoyunda giderek büyüyen hava kirliliği tartışmasının önümüzdeki günlerde daha da geniş yankı uyandırması beklenirken, gözler şimdi yetkili kurumlardan gelecek açıklamalara çevrildi.

Saadet Partisi’nden İktidara Kamu İhaleleri Üzerinden Sert Eleştiri: “Milletin Parası Belirli Çevrelere Aktarılamaz” Haber

Saadet Partisi’nden İktidara Kamu İhaleleri Üzerinden Sert Eleştiri: “Milletin Parası Belirli Çevrelere Aktarılamaz”

BURSA – Saadet Partisi Sosyal İşlerden Sorumlu Bursa İl Başkan Yardımcısı Nebi Yurtsever, kamu alımları ve ihale sistemine ilişkin yaptığı açıklamada, Türkiye’de kamu kaynaklarının kullanımına yönelik mevcut anlayışı sert sözlerle eleştirdi. Kamu alımlarında şeffaflığın giderek ortadan kalktığını, rekabetin zayıfladığını ve istisnai uygulamaların olağan hale getirildiğini savunan Yurtsever, “Milletin alın teriyle oluşan kaynaklar üzerinde hiç kimsenin sınırsız tasarruf hakkı yoktur” dedi. Türkiye’nin ağır ekonomik şartlardan geçtiğini belirten Yurtsever, milyonlarca vatandaşın hayat pahalılığı, yüksek enflasyon ve artan yaşam maliyetiyle mücadele ettiği bir dönemde kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığının her zamankinden daha önemli hale geldiğini ifade etti. Vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını söyleyen Yurtsever, buna karşın kamu harcamalarındaki tartışmaların toplum vicdanında ciddi soru işaretleri oluşturduğunu kaydetti. “Kamu alımları sistemi yıllar içerisinde yapılan düzenlemelerle asli yapısından uzaklaştırılmıştır” diyen Yurtsever, açık rekabeti esas alan ihale anlayışının yerini giderek daha kapalı ve denetlenmesi zor yöntemlere bıraktığını savundu. “İstisnalar Kural Haline Getirildi” Açıklamasında kamu alımlarındaki istisna uygulamalarına dikkat çeken Yurtsever, şu değerlendirmelerde bulundu: “Bir ülkede istisnalar çoğaldıkça şeffaflık azalır, şeffaflık azaldıkça da milletin devlete olan güveni zarar görür. Kamu alımlarında açık ihale yöntemi temel kural olması gerekirken, bugün istisnai yöntemlerin giderek yaygınlaşması kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olmaktadır. Devletin kasasından çıkan her kuruşun hesabı millete verilmelidir.” Yurtsever, kamu yönetiminde hesap verebilirliğin zayıflamasının yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda demokratik bir sorun olduğunu belirterek, kamu kaynaklarının kullanımında toplumun bilgi alma hakkının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. “86 Milyonun Hakkı Korunmalıdır” Saadet Partisi olarak kamu malını bir emanet olarak gördüklerini vurgulayan Yurtsever, kamu kaynaklarının belli kesimlerin değil bütün vatandaşların ortak değeri olduğunu ifade etti. “Bu kaynaklar herhangi bir grubun, çevrenin veya ayrıcalıklı kesimin değil; 86 milyon vatandaşımızın ortak hakkıdır. Milletin vergileriyle oluşan bütçe üzerinde tasarruf yapılırken öncelik her zaman kamu yararı olmalıdır. Kamu kaynakları siyasi, bürokratik veya ekonomik güç odaklarının değil, milletin emanetidir” dedi. “Türkiye İsrafı Değil Tasarrufu Konuşmalıdır” Türkiye’nin ekonomik gerçekleri ortadayken kamu yönetiminde tasarruf kültürünün güçlendirilmesi gerektiğini belirten Yurtsever, kamu harcamalarında verimlilik ve denetimin artırılmasının zorunlu olduğunu ifade etti. “Bugün vatandaş pazarda, markette ve faturalarında ağır bir yük hissederken devlet yönetiminde en küçük israfın bile kabul edilmesi mümkün değildir. Türkiye’nin ihtiyacı kamu kaynaklarını hoyratça tüketen anlayışlar değil, tasarrufu esas alan, adaleti önceleyen ve milletin emanetine sahip çıkan bir yönetim anlayışıdır” diye konuştu. “Her Kuruşun Hesabı Sorulmalıdır” Açıklamasının sonunda kamu yönetiminde şeffaflık ve dürüstlük çağrısını yineleyen Yurtsever, devletin harcadığı her kuruşun kamuoyu tarafından denetlenebilir olması gerektiğini belirtti. “Millet fedakârlık yaparken kamu yönetiminin de aynı hassasiyeti göstermesi gerekir. Her kuruşun hesabının verildiği, ihalelerin şeffaf biçimde yürütüldüğü, denetim mekanizmalarının güçlü çalıştığı bir sistem hem ekonomik kayıpları önleyecek hem de devlete duyulan güveni artıracaktır. Kamu malına emanet gözüyle bakılmadıkça ne israf önlenebilir ne de adalet tesis edilebilir.” Saadet Partili Yurtsever’in açıklamaları, kamu ihaleleri, kamu harcamaları ve devlet yönetiminde şeffaflık tartışmalarının yeniden gündemde olduğu bir dönemde dikkat çeken eleştiriler arasında yer aldı.

Orhan Karaduman’dan Gemlik Belediyesi’ne Kaldırım Tepkisi: “Denetimler Eşit Uygulanmalı” Haber

Orhan Karaduman’dan Gemlik Belediyesi’ne Kaldırım Tepkisi: “Denetimler Eşit Uygulanmalı”

İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanı Orhan Karaduman, Gemlik Belediyesi tarafından yapılan kaldırım işgallerine yönelik açıklamaya tepki gösterdi. Karaduman, uygulamaların sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini savunarak denetimlerin eşit ve adil şekilde yapılması gerektiğini ifade etti. Belediyenin açıklamasında “düzen sağlama” vurgusu yapıldığını belirten Karaduman, kaldırım işgali denildiğinde yalnızca esnafın hedef alındığını öne sürdü. İlçede kaldırımların sadece işletmeler tarafından değil, park halindeki araçlar tarafından da yoğun şekilde işgal edildiğini dile getiren Karaduman, bu konuda yeterli denetim yapılmadığını iddia etti. Karaduman, yaptığı açıklamada özellikle yayaların yaşadığı zorluklara dikkat çekerek, “Bebek arabasıyla yürüyen anneler, engelli vatandaşlar ve yaşlı bireyler kaldırımları kullanmakta ciddi sıkıntı yaşıyor. Bu durumun temel nedeni, kaldırımların araçlar tarafından işgal edilmesidir” ifadelerini kullandı. Belediyenin esnafa yönelik denetimlerde cezai işlemler uyguladığını ancak araç işgallerine karşı aynı hassasiyetin gösterilmediğini savunan Karaduman, bu durumu “çifte standart” olarak nitelendirdi. Kaldırımların asli kullanım amacının yayalar olduğunu vurgulayan Karaduman, gerçek bir düzenin ancak kuralların herkese eşit uygulanmasıyla sağlanabileceğini belirtti. Araçların kaldırımları işgal etmesine karşı daha etkin denetim yapılması gerektiğini ifade eden Karaduman, caydırıcı cezaların uygulanması ve özellikle engelli erişiminin güvence altına alınması çağrısında bulundu. Açıklamasında, mevcut uygulamaların yeterli olmadığı görüşünü dile getiren Karaduman, “Gemlik halkı eşitlik, adalet ve samimiyet bekliyor” dedi.

BBP’den Sert Açıklama: “Okullara Yönelik Saldırılar Artık Milli Güvenlik Meselesidir” Haber

BBP’den Sert Açıklama: “Okullara Yönelik Saldırılar Artık Milli Güvenlik Meselesidir”

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Alfatlı, Siverek ve Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırıların ardından kapsamlı bir açıklama yayımlayarak okul güvenliği, dijital tehditler ve caydırıcı cezalar konusunda dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Alfatlı, eğitim kurumlarına yönelik saldırıların artık münferit olaylar olmaktan çıktığını belirterek, bunun doğrudan Türkiye’nin geleceğini hedef alan bir milli güvenlik sorunu haline geldiğini ifade etti. “Milletçe Derin Bir Üzüntü Yaşıyoruz” Açıklamasında önceki gün Siverek’te, ardından Kahramanmaraş’ta meydana gelen olayların toplumda derin bir üzüntü yarattığını belirten Alfatlı, çocukların emanet edildiği okullara yönelik saldırıların kabul edilemez olduğunu vurguladı. “Evlatlarımızı emanet ettiğimiz, öğretmenlerimizin anne ve baba şefkatiyle görev yaptığı okullarımıza yönelik bu saldırılar artık münferit olaylar olmaktan çıkmıştır.” “Her Kurşun Geleceğimize Sıkılıyor” Okullarda yaşanan şiddetin yalnızca bireylere değil, ülkenin yarınlarına yöneldiğini belirten BBP’li Alfatlı, şu ifadeleri kullandı: “Eğitim yuvalarımızda sıkılan her kurşun; çocuklarımızın umutlarına, toplumsal huzurumuza ve milletimizin geleceğine yöneliktir.” Türkiye Genelinde 1 Haftalık Güvenlik Revizyonu Çağrısı Alfatlı, benzer olayların tekrar yaşanmaması için acil tedbirlerin devreye alınması gerektiğini belirterek tüm Türkiye’de okullarda güvenlik denetimi yapılmasını istedi. Önerilen önlemler şu şekilde sıralandı: Tüm Türkiye genelinde okullarda en az 1 hafta süreyle güvenlik revizyonu yapılması Fiziki ve idari eksikliklerin süratle giderilmesi Okul girişleri ve çevresinde profesyonel güvenlik personeli görevlendirilmesi Gerekli görülen alanlarda kolluk kuvveti desteği sağlanması Dijital Platformlara Karşı Mücadele Çağrısı Açıklamada, çocukları hedef alan dijital tehditlere de dikkat çekildi. Özellikle oyun görünümü altında gençleri radikalleştirme ve yönlendirme riski taşıyan platformlara karşı siber güvenlik birimlerinin aktif mücadele yürütmesi gerektiği belirtildi. “Siber güvenlik birimleri, çocuklarımızı hedef alan dijital mecralara karşı etkin ve kararlı mücadele yürütmelidir.” Sosyolojik ve Psikolojik Boyut Vurgusu BBP, yaşanan olayların yalnızca güvenlik boyutuyla ele alınmasının yeterli olmayacağını savundu. Açıklamada aile yapısındaki değişim, sosyal medya etkisi, şiddeti normalleştiren içerikler ve gençlerin psikolojik yönlendirmelere açık hale gelmesi gibi unsurların da kapsamlı biçimde incelenmesi gerektiği ifade edildi. Bu kapsamda: Eğitim politikalarının güçlendirilmesi Sosyal destek mekanizmalarının artırılması Denetim süreçlerinin etkinleştirilmesi çağrısı yapıldı. “En Ağır Cezalar Uygulanmalı” Ekrem Alfatlı’nın açıklamasında en dikkat çeken başlıklardan biri de ceza yaptırımları oldu. Eğitim kurumlarına yönelik silahlı saldırıların sıradan suçlar gibi değerlendirilemeyeceğini ifade eden Alfatlı, faillerin en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini söyledi. “Kamu vicdanının tesisi için bu fiilleri işleyenler hakkında tahliyesiz müebbet hapis ve idam cezası yaptırımları uygulanmalıdır.” “Devletimizin Gücü Yeterlidir” Devletin gerekli adımları atacak kapasiteye sahip olduğunu vurgulayan BBP, okul güvenliğinin yalnızca idari bir tercih değil, toplumsal zorunluluk olduğunu kaydetti. “Okullarımızın güvenli limanlar haline getirilmesi bir tercih değil, zorunluluktur.” “Sürecin Takipçisi Olacağız” BBP açıklamasının sonunda, çocukların güvenliği ve eğitim ortamlarının huzuru için atılacak her adımın destekçisi olacaklarını duyurdu. Yaşanan saldırılarda hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılara acil şifa dilekleri iletilirken, kamuoyuna başsağlığı mesajı verildi.

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır’dan 112 Acil Sağlık Hizmetleri İçin Kritik Uyarılar Haber

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır’dan 112 Acil Sağlık Hizmetleri İçin Kritik Uyarılar

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır, Bursa genelinde faaliyet gösteren 112 Acil Sağlık Hizmetleri istasyonlarına yönelik denetim süreçleri ve sahadaki mevcut durum hakkında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Karabayır, hem hizmet kalitesinin artırılması hem de sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının iyileştirilmesi adına denetim mekanizmalarının etkinleştirilmesi gerektiğini vurguladı. “112 İstasyonları Hayati Öneme Sahip” Karabayır, acil sağlık hizmetlerinin toplum sağlığındaki kritik rolüne dikkat çekerek, özellikle 112 istasyonlarının olay yerine hızlı ve etkin müdahale açısından vazgeçilmez olduğunu belirtti. Bu nedenle istasyonların fiziki, teknik ve personel yeterliliği açısından sürekli denetim altında tutulmasının zorunluluk olduğunu ifade etti. Denetimlerde Öncelik Verilmesi Gereken Başlıklar Karabayır’ın açıklamasında, Bursa’daki 112 noktalarında yapılması gereken denetimlere ilişkin şu başlıklar öne çıktı: Fiziki Şartlar: İstasyon binalarının depreme dayanıklılığı, hijyen koşulları, dinlenme alanlarının yeterliliği Araç ve Ekipman: Ambulansların teknik durumu, tıbbi cihazların eksiksiz ve çalışır halde olması Personel Yeterliliği: Sağlık çalışanı sayısının ihtiyaca uygunluğu, vardiya düzeni ve aşırı iş yükü Eğitim ve Güncellik: Personelin düzenli hizmet içi eğitimlere tabi tutulması Güvenlik: Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet riskine karşı gerekli önlemlerin alınması “Sahadaki Sorunlar Görmezden Gelinmemeli” Bursa’da bazı 112 istasyonlarında personel eksikliği, yoğun çalışma temposu ve fiziki yetersizlikler gibi sorunların yaşandığını ifade eden Karabayır, bu durumun hem çalışan sağlığını hem de sunulan hizmetin kalitesini olumsuz etkilediğini dile getirdi. “Denetimler Şeffaf ve Sürekli Olmalı” Denetimlerin yalnızca belirli dönemlerde değil, sürekli ve şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Karabayır, tespit edilen eksikliklerin hızla giderilmesi için somut adımlar atılması çağrısında bulundu. “Sağlık Çalışanının Hakkı Teslim Edilmeli” Açıklamasının sonunda sağlık çalışanlarının fedakârca görev yaptığını hatırlatan Karabayır, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, özlük haklarının korunması ve motivasyonlarının artırılmasının kamu sağlığı açısından doğrudan etkili olduğunu belirtti. Karabayır, “112 Acil Sağlık Hizmetleri yalnızca bir sistem değil, hayat kurtaran bir zincirdir. Bu zincirin hiçbir halkası zayıf bırakılmamalıdır” ifadeleriyle çağrısını yineledi.

Bursa Pazarcılarından Yerel Yönetimlere Net Mesaj: “Söz Değil, Somut Adım İstiyoruz!” Haber

Bursa Pazarcılarından Yerel Yönetimlere Net Mesaj: “Söz Değil, Somut Adım İstiyoruz!”

Bursa Pazarcılarından Yerel Yönetimlere Net Mesaj: “Söz Değil, Somut Adım İstiyoruz!” Bursa’da semt pazarlarının nabzını tutan Bursa Pazarcılar Odası, artan maliyetler, altyapı sorunları ve denetim eksiklikleri nedeniyle yerel yönetimlere yönelik taleplerini sert bir dille kamuoyuna duyurdu. Oda Başkanı Refik Aksu, başta Bursa Büyükşehir Belediyesi olmak üzere ilçe belediyelerine açık çağrı yaptı: “Pazarcı esnafı ayakta kalma mücadelesi veriyor. Artık oyalama değil, çözüm zamanı!” Aksu, pazarcı esnafının yalnız bırakıldığını belirterek, mevcut şartların sürdürülemez hale geldiğini vurguladı. “Elektrik, nakliye, kira ve işçilik maliyetleri katlanmış durumda. Buna rağmen pazarcı esnafı hâlâ dar gelirli vatandaşa en uygun fiyatla ürün ulaştırmaya çalışıyor. Ancak bu yük artık taşınamaz noktaya geldi” dedi. “Pazar Yerleri Çağın Gerisinde Kaldı” Bursa genelindeki birçok semt pazarında altyapı eksikliklerinin kronik hale geldiğini dile getiren Aksu, özellikle kapalı pazar alanlarının yetersizliği, yağmur ve kış şartlarında yaşanan mağduriyetler ile hijyen sorunlarına dikkat çekti. “Modern şehir diyoruz ama pazarcı çamurun içinde satış yapıyor. Üstü akıyor, altı batıyor. Bu tablo Bursa’ya yakışmıyor” ifadelerini kullandı. Somut Talepler Tek Tek Sıralandı Aksu’nun açıklamalarında öne çıkan başlıca talepler şöyle: Modern kapalı pazar alanları: Her ilçede, standartlara uygun, altyapısı tamamlanmış pazar yerleri Elektrik ve su desteği: Artan giderler karşısında belediye katkısı Ulaşım ve lojistik kolaylığı: Pazar alanlarına giriş-çıkışların düzenlenmesi Denetimlerin adil yapılması: Kayıt dışı satışın önlenmesi Esnaf için sosyal destekler: Zor durumda olan pazarcıya özel destek paketleri “Kayıt Dışı Satışa Göz Yumuluyor” Aksu’nun en sert çıkışlarından biri de denetim mekanizmasına yönelik oldu. Kayıt dışı satış yapanlara göz yumulduğunu iddia eden Aksu, “Vergisini veren, kirasını ödeyen esnaf cezalandırılıyor; kaçak satış yapan görmezden geliniyor. Bu adaletsizliktir” dedi. “Belediyeler Seyirci Kalamaz” Yerel yönetimlerin pazar yerlerine yönelik politikalarının yetersiz kaldığını savunan Aksu, “Pazarlar bu şehrin gerçeğidir. Hem üreticinin hem tüketicinin can damarıdır. Belediyeler bu alanı görmezden gelemez. Seyirci kalma lüksleri yok” şeklinde konuştu. “Takipçisi Olacağız” Açıklamasının sonunda net bir duruş sergileyen Aksu, taleplerin karşılık bulmaması halinde konuyu daha üst mercilere taşıyacaklarını belirtti: “Biz çözüm istiyoruz, kavga değil. Ama görmezden gelinirsek susmayız. Pazarcı esnafının hakkını sonuna kadar savunacağız. Bu işin takipçisi olacağız.” Bursa’da binlerce esnafı ve yüz binlerce vatandaşı doğrudan ilgilendiren bu çıkışın ardından gözler şimdi yerel yönetimlere çevrildi. Pazarcı esnafı ise tek bir şey bekliyor: Söz değil, icraat.

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Açıklamalar: Kırsal Mahallelerde Yıkım Kararlarına Karşı Mücadele Başlatıldı! Haber

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Açıklamalar: Kırsal Mahallelerde Yıkım Kararlarına Karşı Mücadele Başlatıldı!

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yapı güvenliğini artırmak ve özellikle yangın güvenliğini ön planda tutarak, yapıların izlenmesini savunarak kritik bir çağrıda bulundu. Yapı güvenliği ve denetim süreçlerinin gücünün artırılması gerektiğini vurgulayan Hacıoğlu, inşaat sürecindeki tüm aktörlerin görev, yetki ve sorumluluklarının net bir şekilde tanımlanmasını içeren yaklaşımını son derece değerli bulduğunu belirtti. Ancak, söz konusu yaklaşımın sadece planlama ve denetimle sınırlı kalmaması, aynı zamanda sahada karşılaşılan yapısal sorunların çözümüne yönelik somut adımlar atılmasının gerektiğini ifade etti. "Bu Sorunların Çözümü, Mağduriyetleri Giderecektir" Hacıoğlu, "Eğer bu yaklaşım sahada ciddi şekilde uygulanırsa, uzun yıllardır devam eden mağduriyetler de ortadan kalkacaktır" diyerek, kırsal mahallelerde imar planlarının yapılmaması ve 2018 İmar Barışı sürecinde yaşanan mağduriyetlerin acil çözüm bekleyen başlıca problemler arasında yer aldığını ifade etti. 2014 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun ile ülke genelinde 17.000 köyün mahalle statüsüne dönüştüğüne dikkat çeken Hacıoğlu, bu süreçte belediyelere verilen imar planı yapma sorumluluğunun büyük bir hayal kırıklığına yol açtığını belirtti. "Yasaya göre, imar planlarının iki yıl içinde yapılması gerekiyordu ama üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen, birçok bölgede imar planları hâlâ yapılmamış durumda" dedi. Ruhsatsız Yapılar ve Ağır Mağduriyetler Hacıoğlu, belediyelerin yerine getirmediği yükümlülükler nedeniyle söz konusu alanlarda yapılarının ruhsatsız ve kaçak durumuna düştüğünü, vatandaşların ruhsat almak için başvuruda bulundukları halde sonuç alamadıklarını belirterek, "Bu eksiklik, vatandaşları büyük mağduriyetlere uğratmış ve tamamen idarenin ihmalinden kaynaklanmıştır" dedi. İmar Barışı Mağduriyetleri 2018’de hayata geçirilen İmar Barışı düzenlemesiyle yapılan başvuruların çoğunun, süreçten yaklaşık iki yıl sonra iptal edilmeye başlandığını ifade eden Hacıoğlu, bu iptallerin gerekçe olarak sunulan uydu görüntülerinin güncel olmaması ve başvuru aşamasında etkin denetim yapılmaması sebebiyle büyük bir mağduriyet yaşandığını söyledi. "Bu süreç, denetim kriterlerinin ve uygulama yönetmeliğinin vatandaşlara doğru bir şekilde aktarılmaması sonucu, telafisi güç hak kayıplarına yol açmıştır." Mudanya'da Yıkım Kararları ve Ailelerin Geleceği Özellikle Bursa Mudanya Belediyesi tarafından alınan 2.000’in üzerinde yıkım kararına dikkat çeken Hacıoğlu, bu yapıların çoğunun kırsal alanlarda bulunan, az katlı, basit yapılar olduğunu, genellikle güvenli ve kullanımda olan yapılar olduğunu belirterek, "Bu binaların yıkılması, sadece bireysel ve milli servetin yok edilmesine yol açmakla kalmaz, binlerce ailenin barınma hakkını da zedeler" dedi. Hacıoğlu, bu durumun sosyal ve ekonomik sorunları daha da derinleştireceği konusunda uyarılarda bulundu. Talepler: Yapıların Güvenliğini Sağlamak ve Sosyal Adaletin Önünü Açmak İbrahim Hacıoğlu, çözüm önerilerini ise net bir şekilde sıraladı: Kırsal Mahallelerde Yıkımların Durması: İmar planları yapılıncaya kadar kırsal mahallelerde alınan yıkım kararlarının durdurulması gerektiğini vurguladı. Güvenli Yapıların Kayıt Altına Alınması: Yapıların afet risk analizlerinin yapılarak güvenli olanların kayıt altına alınmasını talep etti. Riskli Yapıların Güçlendirilmesi veya Dönüşümü: Riskli yapılar için güçlendirme ve dönüşüm süreçlerinin başlatılması gerektiğine dikkat çekti. Ekonomiye Katkı: Güvenli yapılar, devlet hazinesi ve belediye bütçelerine katkı sağlayacak şekilde ekonomiye kazandırılmalıdır. Hacıoğlu, "Bu mesele, siyasi bir tartışma konusu değildir; hukuk, vicdan, sosyal adalet ve kamu yararı çerçevesinde ele alınması gereken bir toplumsal sorundur" dedi. İmar planları tamamlanana ve hukuki belirsizlikler giderilene kadar, yıkım kararlarının durdurulması için gereğinin yapılması gerektiğini ifade etti. "Hukuk ve Adaletin Yanındayız" Hacıoğlu, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: "İmar planlarının bir an önce yapılması, inşaat süreçlerinin denetiminin güçlendirilmesi ve bu konuda mağduriyet yaşayan vatandaşlarımıza çözüm bulunması, hepimizin ortak sorumluluğudur. Bizler, yapının güvenliğini esas alan ve kamu yararını gözeten bir yaklaşımı savunuyoruz ve bu noktada ne olursa olsun mücadelemizi sürdüreceğiz." Hacıoğlu’nun açıklamaları, sadece yerel yönetimlere değil, aynı zamanda tüm kamuoyuna önemli bir sorumluluk çağrısı olarak yankı buldu.

“Sınav Güvenliği mi, Eğitim Emekçisine Eziyet mi?” Haber

“Sınav Güvenliği mi, Eğitim Emekçisine Eziyet mi?”

Eğitim-Sen Bursa İl Başkanı Derviş Erdem’den MEB’e Sert Tepki Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Bursa İl Başkanı Derviş Erdem, 14 Mart 2026 Cumartesi günü gerçekleştirilen Milli Eğitim Bakanlığı Açık Öğretim Kurumları sınavlarında görev yapan eğitim emekçilerinin maruz kaldığı uygulamalara sert tepki gösterdi. Erdem, sınav güvenliği adı altında öğretmen ve eğitim çalışanlarının adeta “potansiyel suçlu” muamelesi gördüğünü belirterek, yaşananları “kabul edilemez bir güvensizlik ve itibarsızlaştırma politikası” olarak nitelendirdi. Erdem, sınav görevlisi olarak okullara giden öğretmenlerin kapılarda polis kontrolünden geçirilerek didik didik arandığını, üzerlerinde bulunan en basit kişisel eşyaların dahi içeri sokulmasına izin verilmediğini ifade etti. “Anahtar, Cüzdan, Saat Bile Yasaklandı” Eğitim-Sen Bursa İl Başkanı Erdem, yaşanan uygulamanın sınav güvenliği ile açıklanamayacak ölçüde abartılı olduğunu belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: “14 Mart 2026 tarihinde yapılan Açık Öğretim Kurumları sınavlarında görevli olan eğitim emekçisi arkadaşlarımız, görevli oldukları sınav merkezlerine gittiklerinde kapılarda polis kontrolü ile karşılaşmıştır. Arkadaşlarımız adeta suçluymuş gibi didik didik aranmış, üzerlerinde bulunan saat, cüzdan, boncuklu bileklik, anahtar, anahtarlık, çakmak, bozuk para gibi en basit kişisel eşyalarını dahi dışarıda bırakmaları istenmiştir.” Erdem, teknolojik cihazlara yönelik güvenlik tedbirlerinin anlaşılabilir olduğunu belirterek cep telefonu, akıllı saat ve benzeri elektronik cihazların sınav güvenliği kapsamında yasaklanmasının makul karşılanabileceğini söyledi. Ancak anahtar, cüzdan veya bozuk para gibi gündelik eşyaların yasaklanmasının hiçbir mantıklı açıklamasının bulunmadığını vurguladı. “Bu Uygulama Güvenlik Değil, Açıkça Güvensizliktir” Erdem, öğretmenlere yönelik bu yaklaşımın sadece bir güvenlik önlemi değil, aynı zamanda eğitim emekçilerine duyulan güvensizliğin açık bir göstergesi olduğunu ifade ederek sert ifadeler kullandı. “Sınav güvenliği elbette bizim için de önemlidir. Ancak anahtarın, cüzdanın ya da bozuk paranın sınav güvenliğini tehdit eden bir unsur gibi gösterilmesi kabul edilemez. Bu yaklaşım, eğitim emekçisine güvenmeyen, onu potansiyel suçlu gibi gören bir anlayışın ürünüdür.” Erdem’e göre bu uygulama, son yıllarda öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının mesleki saygınlığını aşındıran politikaların yeni bir örneğidir. “Eğitim Emekçisinin İtibarı Sistemli Biçimde Zedeleniyor” Derviş Erdem açıklamasında özellikle eğitim çalışanlarının kamusal alandaki itibarının giderek zayıflatıldığına dikkat çekti. Erdem’e göre: Öğretmenler sürekli denetim ve güvensizlik politikalarıyla karşı karşıya bırakılıyor. Eğitim emekçileri bürokratik baskı ve gereksiz uygulamalarla yıldırılıyor. Mesleğin saygınlığı giderek aşındırılıyor. Erdem, bu durumun sadece öğretmenleri değil, doğrudan eğitim sistemini de olumsuz etkilediğini vurguladı. “Mesleğimizi her geçen gün itibarsızlaştıran bu anlayıştan vazgeçilmelidir. Öğretmenleri sürekli kontrol edilmesi gereken kişiler gibi görmek, eğitim sistemine yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir.” “Sınav Görevlisi Bulamayacaksınız” Erdem, mevcut uygulamaların devam etmesi halinde sınav organizasyonlarının ciddi bir insan kaynağı krizi yaşayabileceğini de belirtti. Sınav görevi için gönüllü olan öğretmenlerin bu tür uygulamalar nedeniyle görev almak istemeyebileceğini ifade eden Erdem şu uyarıyı yaptı: “Sınav görevi için gelen arkadaşımız anahtarını, cüzdanını, kişisel eşyalarını nereye bırakacak? Okul girişinde emanete bırakabileceği bir sistem yok. Bu şartlar altında öğretmenlerden fedakârlık beklemek gerçekçi değildir. Bu şekilde devam ederseniz çok yakında sınavlarda görev alacak personel bulamayacaksın… Eğitim-Sen’den MEB’e Çağrı Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Bursa İl Başkanı Derviş Erdem, açıklamasının sonunda Milli Eğitim Bakanlığı’na çağrıda bulunarak sınav güvenliği uygulamalarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Erdem, sınav güvenliği ile eğitim emekçilerinin onurunun karşı karşıya getirilmemesi gerektiğini belirterek şu mesajı verdi: “Güvenliği sağlamak elbette önemlidir. Ancak güvenliği sağlama adı altında eğitim emekçisini aşağılayan, onu küçük düşüren uygulamalar kabul edilemez. Eğitim emekçisine saygı duyulmayan bir yerde sağlıklı bir eğitim sisteminden söz etmek mümkün değildir.” Eğitim-Sen, yaşanan uygulamanın takipçisi olacaklarını ve eğitim emekçilerinin haklarını savunmaya devam edeceklerini duyurdu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.