Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Denetim

Gürsu Haber - Denetim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Denetim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Orhan Karaduman’dan Gemlik Belediyesi’ne Kaldırım Tepkisi: “Denetimler Eşit Uygulanmalı” Haber

Orhan Karaduman’dan Gemlik Belediyesi’ne Kaldırım Tepkisi: “Denetimler Eşit Uygulanmalı”

İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanı Orhan Karaduman, Gemlik Belediyesi tarafından yapılan kaldırım işgallerine yönelik açıklamaya tepki gösterdi. Karaduman, uygulamaların sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini savunarak denetimlerin eşit ve adil şekilde yapılması gerektiğini ifade etti. Belediyenin açıklamasında “düzen sağlama” vurgusu yapıldığını belirten Karaduman, kaldırım işgali denildiğinde yalnızca esnafın hedef alındığını öne sürdü. İlçede kaldırımların sadece işletmeler tarafından değil, park halindeki araçlar tarafından da yoğun şekilde işgal edildiğini dile getiren Karaduman, bu konuda yeterli denetim yapılmadığını iddia etti. Karaduman, yaptığı açıklamada özellikle yayaların yaşadığı zorluklara dikkat çekerek, “Bebek arabasıyla yürüyen anneler, engelli vatandaşlar ve yaşlı bireyler kaldırımları kullanmakta ciddi sıkıntı yaşıyor. Bu durumun temel nedeni, kaldırımların araçlar tarafından işgal edilmesidir” ifadelerini kullandı. Belediyenin esnafa yönelik denetimlerde cezai işlemler uyguladığını ancak araç işgallerine karşı aynı hassasiyetin gösterilmediğini savunan Karaduman, bu durumu “çifte standart” olarak nitelendirdi. Kaldırımların asli kullanım amacının yayalar olduğunu vurgulayan Karaduman, gerçek bir düzenin ancak kuralların herkese eşit uygulanmasıyla sağlanabileceğini belirtti. Araçların kaldırımları işgal etmesine karşı daha etkin denetim yapılması gerektiğini ifade eden Karaduman, caydırıcı cezaların uygulanması ve özellikle engelli erişiminin güvence altına alınması çağrısında bulundu. Açıklamasında, mevcut uygulamaların yeterli olmadığı görüşünü dile getiren Karaduman, “Gemlik halkı eşitlik, adalet ve samimiyet bekliyor” dedi.

BBP’den Sert Açıklama: “Okullara Yönelik Saldırılar Artık Milli Güvenlik Meselesidir” Haber

BBP’den Sert Açıklama: “Okullara Yönelik Saldırılar Artık Milli Güvenlik Meselesidir”

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Alfatlı, Siverek ve Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırıların ardından kapsamlı bir açıklama yayımlayarak okul güvenliği, dijital tehditler ve caydırıcı cezalar konusunda dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Alfatlı, eğitim kurumlarına yönelik saldırıların artık münferit olaylar olmaktan çıktığını belirterek, bunun doğrudan Türkiye’nin geleceğini hedef alan bir milli güvenlik sorunu haline geldiğini ifade etti. “Milletçe Derin Bir Üzüntü Yaşıyoruz” Açıklamasında önceki gün Siverek’te, ardından Kahramanmaraş’ta meydana gelen olayların toplumda derin bir üzüntü yarattığını belirten Alfatlı, çocukların emanet edildiği okullara yönelik saldırıların kabul edilemez olduğunu vurguladı. “Evlatlarımızı emanet ettiğimiz, öğretmenlerimizin anne ve baba şefkatiyle görev yaptığı okullarımıza yönelik bu saldırılar artık münferit olaylar olmaktan çıkmıştır.” “Her Kurşun Geleceğimize Sıkılıyor” Okullarda yaşanan şiddetin yalnızca bireylere değil, ülkenin yarınlarına yöneldiğini belirten BBP’li Alfatlı, şu ifadeleri kullandı: “Eğitim yuvalarımızda sıkılan her kurşun; çocuklarımızın umutlarına, toplumsal huzurumuza ve milletimizin geleceğine yöneliktir.” Türkiye Genelinde 1 Haftalık Güvenlik Revizyonu Çağrısı Alfatlı, benzer olayların tekrar yaşanmaması için acil tedbirlerin devreye alınması gerektiğini belirterek tüm Türkiye’de okullarda güvenlik denetimi yapılmasını istedi. Önerilen önlemler şu şekilde sıralandı: Tüm Türkiye genelinde okullarda en az 1 hafta süreyle güvenlik revizyonu yapılması Fiziki ve idari eksikliklerin süratle giderilmesi Okul girişleri ve çevresinde profesyonel güvenlik personeli görevlendirilmesi Gerekli görülen alanlarda kolluk kuvveti desteği sağlanması Dijital Platformlara Karşı Mücadele Çağrısı Açıklamada, çocukları hedef alan dijital tehditlere de dikkat çekildi. Özellikle oyun görünümü altında gençleri radikalleştirme ve yönlendirme riski taşıyan platformlara karşı siber güvenlik birimlerinin aktif mücadele yürütmesi gerektiği belirtildi. “Siber güvenlik birimleri, çocuklarımızı hedef alan dijital mecralara karşı etkin ve kararlı mücadele yürütmelidir.” Sosyolojik ve Psikolojik Boyut Vurgusu BBP, yaşanan olayların yalnızca güvenlik boyutuyla ele alınmasının yeterli olmayacağını savundu. Açıklamada aile yapısındaki değişim, sosyal medya etkisi, şiddeti normalleştiren içerikler ve gençlerin psikolojik yönlendirmelere açık hale gelmesi gibi unsurların da kapsamlı biçimde incelenmesi gerektiği ifade edildi. Bu kapsamda: Eğitim politikalarının güçlendirilmesi Sosyal destek mekanizmalarının artırılması Denetim süreçlerinin etkinleştirilmesi çağrısı yapıldı. “En Ağır Cezalar Uygulanmalı” Ekrem Alfatlı’nın açıklamasında en dikkat çeken başlıklardan biri de ceza yaptırımları oldu. Eğitim kurumlarına yönelik silahlı saldırıların sıradan suçlar gibi değerlendirilemeyeceğini ifade eden Alfatlı, faillerin en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini söyledi. “Kamu vicdanının tesisi için bu fiilleri işleyenler hakkında tahliyesiz müebbet hapis ve idam cezası yaptırımları uygulanmalıdır.” “Devletimizin Gücü Yeterlidir” Devletin gerekli adımları atacak kapasiteye sahip olduğunu vurgulayan BBP, okul güvenliğinin yalnızca idari bir tercih değil, toplumsal zorunluluk olduğunu kaydetti. “Okullarımızın güvenli limanlar haline getirilmesi bir tercih değil, zorunluluktur.” “Sürecin Takipçisi Olacağız” BBP açıklamasının sonunda, çocukların güvenliği ve eğitim ortamlarının huzuru için atılacak her adımın destekçisi olacaklarını duyurdu. Yaşanan saldırılarda hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılara acil şifa dilekleri iletilirken, kamuoyuna başsağlığı mesajı verildi.

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır’dan 112 Acil Sağlık Hizmetleri İçin Kritik Uyarılar Haber

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır’dan 112 Acil Sağlık Hizmetleri İçin Kritik Uyarılar

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır, Bursa genelinde faaliyet gösteren 112 Acil Sağlık Hizmetleri istasyonlarına yönelik denetim süreçleri ve sahadaki mevcut durum hakkında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Karabayır, hem hizmet kalitesinin artırılması hem de sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının iyileştirilmesi adına denetim mekanizmalarının etkinleştirilmesi gerektiğini vurguladı. “112 İstasyonları Hayati Öneme Sahip” Karabayır, acil sağlık hizmetlerinin toplum sağlığındaki kritik rolüne dikkat çekerek, özellikle 112 istasyonlarının olay yerine hızlı ve etkin müdahale açısından vazgeçilmez olduğunu belirtti. Bu nedenle istasyonların fiziki, teknik ve personel yeterliliği açısından sürekli denetim altında tutulmasının zorunluluk olduğunu ifade etti. Denetimlerde Öncelik Verilmesi Gereken Başlıklar Karabayır’ın açıklamasında, Bursa’daki 112 noktalarında yapılması gereken denetimlere ilişkin şu başlıklar öne çıktı: Fiziki Şartlar: İstasyon binalarının depreme dayanıklılığı, hijyen koşulları, dinlenme alanlarının yeterliliği Araç ve Ekipman: Ambulansların teknik durumu, tıbbi cihazların eksiksiz ve çalışır halde olması Personel Yeterliliği: Sağlık çalışanı sayısının ihtiyaca uygunluğu, vardiya düzeni ve aşırı iş yükü Eğitim ve Güncellik: Personelin düzenli hizmet içi eğitimlere tabi tutulması Güvenlik: Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet riskine karşı gerekli önlemlerin alınması “Sahadaki Sorunlar Görmezden Gelinmemeli” Bursa’da bazı 112 istasyonlarında personel eksikliği, yoğun çalışma temposu ve fiziki yetersizlikler gibi sorunların yaşandığını ifade eden Karabayır, bu durumun hem çalışan sağlığını hem de sunulan hizmetin kalitesini olumsuz etkilediğini dile getirdi. “Denetimler Şeffaf ve Sürekli Olmalı” Denetimlerin yalnızca belirli dönemlerde değil, sürekli ve şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Karabayır, tespit edilen eksikliklerin hızla giderilmesi için somut adımlar atılması çağrısında bulundu. “Sağlık Çalışanının Hakkı Teslim Edilmeli” Açıklamasının sonunda sağlık çalışanlarının fedakârca görev yaptığını hatırlatan Karabayır, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, özlük haklarının korunması ve motivasyonlarının artırılmasının kamu sağlığı açısından doğrudan etkili olduğunu belirtti. Karabayır, “112 Acil Sağlık Hizmetleri yalnızca bir sistem değil, hayat kurtaran bir zincirdir. Bu zincirin hiçbir halkası zayıf bırakılmamalıdır” ifadeleriyle çağrısını yineledi.

Bursa Pazarcılarından Yerel Yönetimlere Net Mesaj: “Söz Değil, Somut Adım İstiyoruz!” Haber

Bursa Pazarcılarından Yerel Yönetimlere Net Mesaj: “Söz Değil, Somut Adım İstiyoruz!”

Bursa Pazarcılarından Yerel Yönetimlere Net Mesaj: “Söz Değil, Somut Adım İstiyoruz!” Bursa’da semt pazarlarının nabzını tutan Bursa Pazarcılar Odası, artan maliyetler, altyapı sorunları ve denetim eksiklikleri nedeniyle yerel yönetimlere yönelik taleplerini sert bir dille kamuoyuna duyurdu. Oda Başkanı Refik Aksu, başta Bursa Büyükşehir Belediyesi olmak üzere ilçe belediyelerine açık çağrı yaptı: “Pazarcı esnafı ayakta kalma mücadelesi veriyor. Artık oyalama değil, çözüm zamanı!” Aksu, pazarcı esnafının yalnız bırakıldığını belirterek, mevcut şartların sürdürülemez hale geldiğini vurguladı. “Elektrik, nakliye, kira ve işçilik maliyetleri katlanmış durumda. Buna rağmen pazarcı esnafı hâlâ dar gelirli vatandaşa en uygun fiyatla ürün ulaştırmaya çalışıyor. Ancak bu yük artık taşınamaz noktaya geldi” dedi. “Pazar Yerleri Çağın Gerisinde Kaldı” Bursa genelindeki birçok semt pazarında altyapı eksikliklerinin kronik hale geldiğini dile getiren Aksu, özellikle kapalı pazar alanlarının yetersizliği, yağmur ve kış şartlarında yaşanan mağduriyetler ile hijyen sorunlarına dikkat çekti. “Modern şehir diyoruz ama pazarcı çamurun içinde satış yapıyor. Üstü akıyor, altı batıyor. Bu tablo Bursa’ya yakışmıyor” ifadelerini kullandı. Somut Talepler Tek Tek Sıralandı Aksu’nun açıklamalarında öne çıkan başlıca talepler şöyle: Modern kapalı pazar alanları: Her ilçede, standartlara uygun, altyapısı tamamlanmış pazar yerleri Elektrik ve su desteği: Artan giderler karşısında belediye katkısı Ulaşım ve lojistik kolaylığı: Pazar alanlarına giriş-çıkışların düzenlenmesi Denetimlerin adil yapılması: Kayıt dışı satışın önlenmesi Esnaf için sosyal destekler: Zor durumda olan pazarcıya özel destek paketleri “Kayıt Dışı Satışa Göz Yumuluyor” Aksu’nun en sert çıkışlarından biri de denetim mekanizmasına yönelik oldu. Kayıt dışı satış yapanlara göz yumulduğunu iddia eden Aksu, “Vergisini veren, kirasını ödeyen esnaf cezalandırılıyor; kaçak satış yapan görmezden geliniyor. Bu adaletsizliktir” dedi. “Belediyeler Seyirci Kalamaz” Yerel yönetimlerin pazar yerlerine yönelik politikalarının yetersiz kaldığını savunan Aksu, “Pazarlar bu şehrin gerçeğidir. Hem üreticinin hem tüketicinin can damarıdır. Belediyeler bu alanı görmezden gelemez. Seyirci kalma lüksleri yok” şeklinde konuştu. “Takipçisi Olacağız” Açıklamasının sonunda net bir duruş sergileyen Aksu, taleplerin karşılık bulmaması halinde konuyu daha üst mercilere taşıyacaklarını belirtti: “Biz çözüm istiyoruz, kavga değil. Ama görmezden gelinirsek susmayız. Pazarcı esnafının hakkını sonuna kadar savunacağız. Bu işin takipçisi olacağız.” Bursa’da binlerce esnafı ve yüz binlerce vatandaşı doğrudan ilgilendiren bu çıkışın ardından gözler şimdi yerel yönetimlere çevrildi. Pazarcı esnafı ise tek bir şey bekliyor: Söz değil, icraat.

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Açıklamalar: Kırsal Mahallelerde Yıkım Kararlarına Karşı Mücadele Başlatıldı! Haber

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Açıklamalar: Kırsal Mahallelerde Yıkım Kararlarına Karşı Mücadele Başlatıldı!

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yapı güvenliğini artırmak ve özellikle yangın güvenliğini ön planda tutarak, yapıların izlenmesini savunarak kritik bir çağrıda bulundu. Yapı güvenliği ve denetim süreçlerinin gücünün artırılması gerektiğini vurgulayan Hacıoğlu, inşaat sürecindeki tüm aktörlerin görev, yetki ve sorumluluklarının net bir şekilde tanımlanmasını içeren yaklaşımını son derece değerli bulduğunu belirtti. Ancak, söz konusu yaklaşımın sadece planlama ve denetimle sınırlı kalmaması, aynı zamanda sahada karşılaşılan yapısal sorunların çözümüne yönelik somut adımlar atılmasının gerektiğini ifade etti. "Bu Sorunların Çözümü, Mağduriyetleri Giderecektir" Hacıoğlu, "Eğer bu yaklaşım sahada ciddi şekilde uygulanırsa, uzun yıllardır devam eden mağduriyetler de ortadan kalkacaktır" diyerek, kırsal mahallelerde imar planlarının yapılmaması ve 2018 İmar Barışı sürecinde yaşanan mağduriyetlerin acil çözüm bekleyen başlıca problemler arasında yer aldığını ifade etti. 2014 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun ile ülke genelinde 17.000 köyün mahalle statüsüne dönüştüğüne dikkat çeken Hacıoğlu, bu süreçte belediyelere verilen imar planı yapma sorumluluğunun büyük bir hayal kırıklığına yol açtığını belirtti. "Yasaya göre, imar planlarının iki yıl içinde yapılması gerekiyordu ama üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen, birçok bölgede imar planları hâlâ yapılmamış durumda" dedi. Ruhsatsız Yapılar ve Ağır Mağduriyetler Hacıoğlu, belediyelerin yerine getirmediği yükümlülükler nedeniyle söz konusu alanlarda yapılarının ruhsatsız ve kaçak durumuna düştüğünü, vatandaşların ruhsat almak için başvuruda bulundukları halde sonuç alamadıklarını belirterek, "Bu eksiklik, vatandaşları büyük mağduriyetlere uğratmış ve tamamen idarenin ihmalinden kaynaklanmıştır" dedi. İmar Barışı Mağduriyetleri 2018’de hayata geçirilen İmar Barışı düzenlemesiyle yapılan başvuruların çoğunun, süreçten yaklaşık iki yıl sonra iptal edilmeye başlandığını ifade eden Hacıoğlu, bu iptallerin gerekçe olarak sunulan uydu görüntülerinin güncel olmaması ve başvuru aşamasında etkin denetim yapılmaması sebebiyle büyük bir mağduriyet yaşandığını söyledi. "Bu süreç, denetim kriterlerinin ve uygulama yönetmeliğinin vatandaşlara doğru bir şekilde aktarılmaması sonucu, telafisi güç hak kayıplarına yol açmıştır." Mudanya'da Yıkım Kararları ve Ailelerin Geleceği Özellikle Bursa Mudanya Belediyesi tarafından alınan 2.000’in üzerinde yıkım kararına dikkat çeken Hacıoğlu, bu yapıların çoğunun kırsal alanlarda bulunan, az katlı, basit yapılar olduğunu, genellikle güvenli ve kullanımda olan yapılar olduğunu belirterek, "Bu binaların yıkılması, sadece bireysel ve milli servetin yok edilmesine yol açmakla kalmaz, binlerce ailenin barınma hakkını da zedeler" dedi. Hacıoğlu, bu durumun sosyal ve ekonomik sorunları daha da derinleştireceği konusunda uyarılarda bulundu. Talepler: Yapıların Güvenliğini Sağlamak ve Sosyal Adaletin Önünü Açmak İbrahim Hacıoğlu, çözüm önerilerini ise net bir şekilde sıraladı: Kırsal Mahallelerde Yıkımların Durması: İmar planları yapılıncaya kadar kırsal mahallelerde alınan yıkım kararlarının durdurulması gerektiğini vurguladı. Güvenli Yapıların Kayıt Altına Alınması: Yapıların afet risk analizlerinin yapılarak güvenli olanların kayıt altına alınmasını talep etti. Riskli Yapıların Güçlendirilmesi veya Dönüşümü: Riskli yapılar için güçlendirme ve dönüşüm süreçlerinin başlatılması gerektiğine dikkat çekti. Ekonomiye Katkı: Güvenli yapılar, devlet hazinesi ve belediye bütçelerine katkı sağlayacak şekilde ekonomiye kazandırılmalıdır. Hacıoğlu, "Bu mesele, siyasi bir tartışma konusu değildir; hukuk, vicdan, sosyal adalet ve kamu yararı çerçevesinde ele alınması gereken bir toplumsal sorundur" dedi. İmar planları tamamlanana ve hukuki belirsizlikler giderilene kadar, yıkım kararlarının durdurulması için gereğinin yapılması gerektiğini ifade etti. "Hukuk ve Adaletin Yanındayız" Hacıoğlu, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: "İmar planlarının bir an önce yapılması, inşaat süreçlerinin denetiminin güçlendirilmesi ve bu konuda mağduriyet yaşayan vatandaşlarımıza çözüm bulunması, hepimizin ortak sorumluluğudur. Bizler, yapının güvenliğini esas alan ve kamu yararını gözeten bir yaklaşımı savunuyoruz ve bu noktada ne olursa olsun mücadelemizi sürdüreceğiz." Hacıoğlu’nun açıklamaları, sadece yerel yönetimlere değil, aynı zamanda tüm kamuoyuna önemli bir sorumluluk çağrısı olarak yankı buldu.

“Sınav Güvenliği mi, Eğitim Emekçisine Eziyet mi?” Haber

“Sınav Güvenliği mi, Eğitim Emekçisine Eziyet mi?”

Eğitim-Sen Bursa İl Başkanı Derviş Erdem’den MEB’e Sert Tepki Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Bursa İl Başkanı Derviş Erdem, 14 Mart 2026 Cumartesi günü gerçekleştirilen Milli Eğitim Bakanlığı Açık Öğretim Kurumları sınavlarında görev yapan eğitim emekçilerinin maruz kaldığı uygulamalara sert tepki gösterdi. Erdem, sınav güvenliği adı altında öğretmen ve eğitim çalışanlarının adeta “potansiyel suçlu” muamelesi gördüğünü belirterek, yaşananları “kabul edilemez bir güvensizlik ve itibarsızlaştırma politikası” olarak nitelendirdi. Erdem, sınav görevlisi olarak okullara giden öğretmenlerin kapılarda polis kontrolünden geçirilerek didik didik arandığını, üzerlerinde bulunan en basit kişisel eşyaların dahi içeri sokulmasına izin verilmediğini ifade etti. “Anahtar, Cüzdan, Saat Bile Yasaklandı” Eğitim-Sen Bursa İl Başkanı Erdem, yaşanan uygulamanın sınav güvenliği ile açıklanamayacak ölçüde abartılı olduğunu belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: “14 Mart 2026 tarihinde yapılan Açık Öğretim Kurumları sınavlarında görevli olan eğitim emekçisi arkadaşlarımız, görevli oldukları sınav merkezlerine gittiklerinde kapılarda polis kontrolü ile karşılaşmıştır. Arkadaşlarımız adeta suçluymuş gibi didik didik aranmış, üzerlerinde bulunan saat, cüzdan, boncuklu bileklik, anahtar, anahtarlık, çakmak, bozuk para gibi en basit kişisel eşyalarını dahi dışarıda bırakmaları istenmiştir.” Erdem, teknolojik cihazlara yönelik güvenlik tedbirlerinin anlaşılabilir olduğunu belirterek cep telefonu, akıllı saat ve benzeri elektronik cihazların sınav güvenliği kapsamında yasaklanmasının makul karşılanabileceğini söyledi. Ancak anahtar, cüzdan veya bozuk para gibi gündelik eşyaların yasaklanmasının hiçbir mantıklı açıklamasının bulunmadığını vurguladı. “Bu Uygulama Güvenlik Değil, Açıkça Güvensizliktir” Erdem, öğretmenlere yönelik bu yaklaşımın sadece bir güvenlik önlemi değil, aynı zamanda eğitim emekçilerine duyulan güvensizliğin açık bir göstergesi olduğunu ifade ederek sert ifadeler kullandı. “Sınav güvenliği elbette bizim için de önemlidir. Ancak anahtarın, cüzdanın ya da bozuk paranın sınav güvenliğini tehdit eden bir unsur gibi gösterilmesi kabul edilemez. Bu yaklaşım, eğitim emekçisine güvenmeyen, onu potansiyel suçlu gibi gören bir anlayışın ürünüdür.” Erdem’e göre bu uygulama, son yıllarda öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının mesleki saygınlığını aşındıran politikaların yeni bir örneğidir. “Eğitim Emekçisinin İtibarı Sistemli Biçimde Zedeleniyor” Derviş Erdem açıklamasında özellikle eğitim çalışanlarının kamusal alandaki itibarının giderek zayıflatıldığına dikkat çekti. Erdem’e göre: Öğretmenler sürekli denetim ve güvensizlik politikalarıyla karşı karşıya bırakılıyor. Eğitim emekçileri bürokratik baskı ve gereksiz uygulamalarla yıldırılıyor. Mesleğin saygınlığı giderek aşındırılıyor. Erdem, bu durumun sadece öğretmenleri değil, doğrudan eğitim sistemini de olumsuz etkilediğini vurguladı. “Mesleğimizi her geçen gün itibarsızlaştıran bu anlayıştan vazgeçilmelidir. Öğretmenleri sürekli kontrol edilmesi gereken kişiler gibi görmek, eğitim sistemine yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir.” “Sınav Görevlisi Bulamayacaksınız” Erdem, mevcut uygulamaların devam etmesi halinde sınav organizasyonlarının ciddi bir insan kaynağı krizi yaşayabileceğini de belirtti. Sınav görevi için gönüllü olan öğretmenlerin bu tür uygulamalar nedeniyle görev almak istemeyebileceğini ifade eden Erdem şu uyarıyı yaptı: “Sınav görevi için gelen arkadaşımız anahtarını, cüzdanını, kişisel eşyalarını nereye bırakacak? Okul girişinde emanete bırakabileceği bir sistem yok. Bu şartlar altında öğretmenlerden fedakârlık beklemek gerçekçi değildir. Bu şekilde devam ederseniz çok yakında sınavlarda görev alacak personel bulamayacaksın… Eğitim-Sen’den MEB’e Çağrı Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Bursa İl Başkanı Derviş Erdem, açıklamasının sonunda Milli Eğitim Bakanlığı’na çağrıda bulunarak sınav güvenliği uygulamalarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Erdem, sınav güvenliği ile eğitim emekçilerinin onurunun karşı karşıya getirilmemesi gerektiğini belirterek şu mesajı verdi: “Güvenliği sağlamak elbette önemlidir. Ancak güvenliği sağlama adı altında eğitim emekçisini aşağılayan, onu küçük düşüren uygulamalar kabul edilemez. Eğitim emekçisine saygı duyulmayan bir yerde sağlıklı bir eğitim sisteminden söz etmek mümkün değildir.” Eğitim-Sen, yaşanan uygulamanın takipçisi olacaklarını ve eğitim emekçilerinin haklarını savunmaya devam edeceklerini duyurdu.

YDKBD BURSA ŞUBESİ’NDE ESRA İNHANLI GÜVEN TAZELEDİ Haber

YDKBD BURSA ŞUBESİ’NDE ESRA İNHANLI GÜVEN TAZELEDİ

Yapı Denetim Kuruluşları Birliği Derneği (YDKBD) Bursa Şubesi’nin 13. Olağan Genel Kurulu, Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Yoğun katılımın olduğu genel kurulda mevcut başkan Esra İnhanlı, tek liste ile gidilen seçimde yeniden başkan seçilerek güven tazeledi. Genel kurulun divan başkanlığını Ahmet Gönüllü üstlenirken, divan başkan yardımcılığı görevini Mevlüt Kars, divan katipliğini ise Oktay Altun yaptı. Genel kurula YDKBD Genel Başkanı Ramazan Fırat Toraman, YDKBD İstanbul Şube Başkanı Mustafa Musab Çiçek’in yanı sıra çok sayıda dernek üyesi katıldı. Program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ve gündem maddelerinin görüşülmesinin ardından başladı. Toplantıda faaliyet raporu ve mali rapor başta olmak üzere gündem maddeleri görüşülerek üyelerin oylarına sunuldu. Yapılan oylamaların ardından seçim sürecine geçildi. Tek liste ile gerçekleştirilen seçimde üyelerin desteğini alan mevcut başkan Esra İnhanlı, yeniden YDKBD Bursa Şube Başkanlığı görevine seçildi. YDKBD Bursa Şube Başkanı Esra İnhanlı, genel kurulun ardından yaptığı teşekkür konuşmasında, kendisine yeniden görev tevdi eden tüm üyelere teşekkür ederek, gösterilen güvenin kendileri için önemli bir sorumluluk olduğunu ifade etti. Yeni dönemde de birlik ve dayanışma içerisinde çalışmayı sürdüreceklerini belirten İnhanlı, yapı denetim mesleğinin saygınlığını ve itibarını korumaya yönelik çalışmaların öncelikleri arasında yer aldığını vurguladı. Meslektaşların karşı karşıya kaldığı sorunların çözümü için ilgili kurum ve kuruluşlarla güçlü bir iletişim içerisinde olacaklarını dile getiren İnhanlı, genel kurula katılım sağlayan tüm üyelere ve destek veren paydaşlara teşekkür etti. YDKBD Bursa Şubesi’nde oluşan yeni yönetimde şu isimler yer aldı: Yönetim Kurulu Asil Üyeler: Esra İnhanlı, Serdal Aktaş, Cünyet Adıyaman, Yusuf Çaycı, Sena Akerdem, Nuri Avcı, Ramazan Beyaztaş Yönetim Kurulu Yedek Üyeler: Cumali Erseçkin, Taner Orman, Semra Kaya, Harun Bekil, Fatih Köse, Burak Aydın, Kübra Aleyna Madenci

İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden Mudanya’daki Yıkım Kararına Sert Tepki Haber

İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden Mudanya’daki Yıkım Kararına Sert Tepki

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Bursa’nın Mudanya ilçesinde 10 Mart – 15 Nisan tarihleri arasında onlarca yapının yıkılacağına ilişkin belediye açıklamasına sert sözlerle tepki gösterdi. Hacıoğlu, barınma hakkının anayasal ve evrensel bir hak olduğunu vurgulayarak, “Devletin görevi yurttaşın evini başına yıkmak değil, güvenli hale getirmektir” dedi. “Barınma Temel Haktır, İdari Tasarrufla Ortadan Kaldırılamaz” Hacıoğlu açıklamasında, imar mevzuatının amacının cezalandırmak değil, düzenlemek ve güvenliği sağlamak olduğunu belirtti. Özellikle “bağ evi” niteliğindeki yapıların hedef alınmasına tepki gösteren Hacıoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Kendi arazisi üzerinde, deprem riski taşımayan, az katlı ve yaklaşık 15 yıllık yapılarda yaşayan vatandaşın kapısına yıkım ekipleri gönderilmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. O kapıya önce teknik denetim uzmanları gelmelidir.” Hacıoğlu, kamu otoritelerinin planlama ve ruhsat süreçlerindeki ihmallerinin faturasının tek taraflı biçimde vatandaşa kesilemeyeceğini belirterek, “Elektriği, suyu, kanalizasyonu, asfalt yolu kamu eliyle yapılmış; altyapısı getirilmiş bu yapılar yıllarca görmezden gelinirken bugün hangi kamu yararı gerekçesiyle toplu yıkım gündeme getiriliyor?” diye sordu. Mudanya’da Toplu Yıkım İddiası: “Bu Bir Planlama Krizi” Mudanya Belediyesi tarafından 10 Mart–15 Nisan tarihleri arasında ilçedeki çok sayıda yapının yıkılacağı yönündeki bilgilendirme, bölge sakinleri arasında ciddi bir tedirginlik yarattı. İlçede özellikle bağ evi statüsündeki, düşük yoğunluklu ve müstakil yapıların hedef alındığı ifade ediliyor. Hacıoğlu’na göre mesele yalnızca ruhsat teknikliği değil; doğrudan planlama politikalarının yarattığı yapısal bir sorun: Uzun yıllar boyunca fiilen yerleşime açılan alanlar, Kamu hizmeti götürülerek yerleşim teşvik edilen bölgeler, Denetim mekanizması işletilmeden oluşan yapılaşma pratiği, Ardından gelen ani ve toplu yıkım kararları… “Bu tablo bir ‘kaçak yapılaşma krizi’ değil, bir ‘planlama ve denetim zaafı’ krizidir” diyen Hacıoğlu, belediyeye sert çağrıda bulundu: “Sorunun kökeninde idarenin ihmali varsa, çözüm de idarenin sorumluluk üstlenmesiyle başlar.” “Kayıt Dışılık Değil, Denetim İstiyoruz” İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin talebi net: Af değil, keyfiyet değil; sistematik ve teknik bir denetim süreci. Hacıoğlu, önerilerini maddeler halinde sıraladı: Yapı stokunun envanteri çıkarılsın. İlçe genelinde tüm yapıların mühendislik esaslarına göre teknik incelemesi yapılsın. Deprem güvenliği esas alınsın. Risk taşımayan az katlı yapılar tescil edilerek hukuki statü kazansın. Zayıf yapılar güçlendirilsin. Yıkım son çare olmalı; güçlendirme ve iyileştirme öncelikli çözüm olarak benimsenmeli. Kademeli ve şeffaf bir geçiş süreci tanımlansın. Vatandaş mağdur edilmeden, makul süreler ve teknik rehberlik sağlanarak düzenleme yapılsın. “Biz kayıt dışılık istemiyoruz. Biz denetim istiyoruz” diyen Hacıoğlu, imar hukukunun cezalandırma aracı değil, kamu güvenliğini sağlayan bir düzenleme mekanizması olduğunu vurguladı. “Altyapıyı Getirip Sonra Yıkmak Hukuki Çelişkidir” Mudanya’daki yapıların önemli bölümünün elektrik, su, kanalizasyon ve yol gibi temel altyapı hizmetlerinden yararlandığını hatırlatan Hacıoğlu, şu soruyu yöneltti: “Altyapı hizmetini götüren kamu, fiilen yerleşimi kabul etmiş olmuyor mu? Yıllarca bu yapılar vergilendirilirken, abonelik işlemleri yapılırken, kamu hizmeti sunulurken hukuki sakınca görülmeyen yapılar bugün neden topluca hedef haline getiriliyor?” Hacıoğlu’na göre bu durum, idarenin çelişkili uygulamalarına işaret ediyor ve hukuki güvenlik ilkesini zedeliyor. Mudanya Sakinlerinden Başkan’a Açık Çağrı: “YIKMA!” Mudanya’daki çok sayıda vatandaş, belediye yönetimine “YIKMA” çağrısında bulunarak kararın yeniden gözden geçirilmesini talep ediyor. İlçe sakinleri, söz konusu yapıların büyük bölümünün: Az katlı, Müstakil, Ortalama 15 yıllık, Deprem riski açısından yüksek risk grubunda olmayan yapılar olduğunu ifade ediyor. Vatandaşlar, “Kentsel dönüşüm adı altında değil, teknik inceleme ve güçlendirme modeliyle çözüm istiyoruz” diyerek belediyeden diyalog ve çözüm masası kurulmasını talep ediyor. “Hukuk Devleti Yıkımla Değil, Çözümle Güçlenir” İbrahim Hacıoğlu açıklamasını sert bir uyarıyla tamamladı: “Hukuk devleti, vatandaşıyla kavga eden değil; sorunları teknik, bilimsel ve adil yöntemlerle çözen devlettir. Deprem kuşağında bulunan bir ülkede önceliğimiz güvenliktir; ama güvenlik bahanesiyle sosyal yıkım üretilemez. Yıkım bir çözüm değil, en son başvurulacak idari tasarruftur.” İmar Yasasına Takılanlar Derneği, Mudanya’daki yıkım kararlarının askıya alınması, kapsamlı bir teknik envanter çalışması başlatılması ve vatandaş temsilcilerinin de dahil edileceği bir istişare süreci yürütülmesi çağrısında bulundu. Mudanya’da gözler şimdi belediye yönetiminin atacağı adımlara çevrildi. İlçede önümüzdeki haftalar, imar hukuku, yerel yönetim sorumluluğu ve barınma hakkı ekseninde sert bir tartışmaya sahne olacak gibi görünüyor.

İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Çıkış: “Vatandaş Kendi Tapulu Arsasında Ev Yaptı Diye Cezalandırılamaz” Haber

İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Çıkış: “Vatandaş Kendi Tapulu Arsasında Ev Yaptı Diye Cezalandırılamaz”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yıllardır çözülemeyen imar sorunları ve özellikle 2018 sonrası yaşanan mağduriyetlere ilişkin çok sert ifadelerle kapsamlı bir açıklama yaptı. Hacıoğlu, plansızlık ve geciken imar düzenlemelerinin bedelinin vatandaşa ödetildiğini belirterek, mevcut uygulamaların hukuki güvenlik ilkesini zedelediğini söyledi. “Yıllarca plan yapmayanlar değil, vatandaş cezalandırılıyor” Hacıoğlu, birçok bölgede yıllarca imar planı yapılmaması nedeniyle vatandaşların kendi tapulu arazilerinde barınma ihtiyacını karşılamak için yapı yapmak zorunda kaldığını vurgulayarak mevcut uygulamaların adalet duygusunu zedelediğini ifade etti. “Yıllardır yapılmayan imar planları nedeniyle vatandaş kendi tapulu arazisine ev yaptı diye cezalandırılmamalı. Asıl sorun planlama eksikliğidir. Bunun faturasını vatandaşa kesmek kabul edilemez” dedi. “Çözüm yıkım değil, kayıt altına alma ve denetim” Deprem gerçeğinin Türkiye’nin en temel gündemlerinden biri olduğuna dikkat çeken Hacıoğlu, çözümün topyekûn yıkım politikası olmadığını, bilimsel ve teknik kriterlerle ayrıştırma yapılması gerektiğini söyledi. “Deprem gerçeği ortadayken çözüm yıkım değil; sağlamı korumak, riskliyi güçlendirmektir. Akılcı olan budur. Kayıt altına alma ve etkin denetim mekanizması kurulmalıdır” ifadelerini kullandı. “Yeni yasal düzenleme şart” Hacıoğlu, özellikle 2018 İmar Barışı sonrası ortaya çıkan hukuki ve idari sorunların artık görmezden gelinemeyecek boyuta ulaştığını belirterek yeni bir yasal düzenleme çağrısında bulundu. “İmar Barışı sonrası oluşan mağduriyetlerin giderilmesi ve iptal edilen Yapı Kayıt Belgeleri için yeni bir yasal düzenleme şarttır. Vatandaş mağdur edilmemelidir” dedi. “Sağlam yapılar yıkılmasın, Bina Kimlik Belgesi ile kayıt altına alınsın” Dernek olarak somut çözüm önerileri sunduklarını belirten Hacıoğlu, teknik incelemelerle güvenli olduğu tespit edilen yapıların korunması gerektiğini vurguladı. “Sağlam yapılar yıkılmasın. Tespit edilip ‘Bina Kimlik Belgesi’ ile kayıt altına alınsın. Böylece hem ekonomi hem vatandaş kazanır. Kaynak israfı önlenir” açıklamasında bulundu. “Devletin verdiği belgeyi yıllar sonra iptal etmek güveni sarsar” Hacıoğlu, Yapı Kayıt Belgesi sürecinde devletin vatandaşlardan ücret aldığını hatırlatarak yıllar sonra gelen iptal kararlarının ciddi bir güven sorunu yarattığını söyledi. “Yapı Kayıt Belgesi verip ücret alan devlet, yıllar sonra iptal kararıyla vatandaşın güvenini sarsmamalıdır. Hukuki güvenlik istiyoruz. Devletin sürekliliği esastır” ifadelerini kullandı. “Sosyal devlet vatandaşını korur, mağdur etmez” Açıklamasının en sert bölümünde sosyal devlet vurgusu yapan Hacıoğlu, mevcut uygulamaların sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmadığını dile getirdi. “İmar Barışı’nın eksikleri düzeltilmeli, mağduriyetler giderilmeli. Sosyal devlet vatandaşını korur, mağdur etmez. İnsanların barınma hakkı idari belirsizliklere kurban edilemez” dedi. Kamuoyuna çağrı: Kalıcı ve adil çözüm beklentisi Hacıoğlu’nun açıklamaları, imar politikalarının yeniden ele alınması ve özellikle hukuki güvenlik, mülkiyet hakkı ve afet güvenliği dengesinin yeniden kurulması gerektiği yönündeki tartışmaları yeniden alevlendirdi. Dernek, kapsamlı bir düzenleme yapılana kadar konunun takipçisi olacaklarını duyurdu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.