Hava Durumu

#Cumhuriyet

Gürsu Haber - Cumhuriyet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Cumhuriyet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

“Belediyeler Sarayın Değil, Halkın!” Haber

“Belediyeler Sarayın Değil, Halkın!”

Yaka, konuşmasına Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimci vizyonunu hatırlatarak başladı. “Bugün, Türk kadınına belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkının tanındığı devrimsel kanunun yıldönümü. Bu, Cumhuriyetimizin kadın-erkek eşitliği yolunda attığı en radikal adımdır. Artvin Kılıçkaya’da Türkiye’nin ilk kadın belediye başkanı Sadiye Hanım’ı, ilk kadın muhtar Gül Esin’i ve eşitlik mücadelesine destek veren tüm kahramanlarımızı saygıyla anıyoruz” dedi. Kadın mücadelesinin CHP için ana omurga olduğunu vurgulayan Yaka, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ne yazık ki 96 yıl önce kazanılan bu haklar, gericiliğin, vesayet zihniyetinin ve kadını siyasetten dışlamaya çalışan anlayışların hedefi olmaya devam ediyor. Belediyeler, iktidarın keyfi kayyum uygulamalarıyla gasp ediliyor, kadın belediye başkanlarımız hedef alınıyor. Halkın iradesi yok sayılarak atanmış kişilerle yönetilmek isteniyor. Bu, Atatürk’ün halkın doğrudan temsil alanı olarak gördüğü yerel yönetim anlayışıyla tamamen çelişiyor.” Yaka, CHP’nin halk iradesinden asla taviz vermeyeceğini yüksek bir sesle duyurdu: “Belediyeler sarayların değil, halkındır! Biz Cumhuriyet Halk Partisi’li belediyeler olarak bunu gururla haykırıyoruz. Kadınları eve hapseden zihniyete inat, yalnızca 2 yıl içinde tam 801 kreş açtık; çocuklarımızın güvenliğini sağlıyor, kadınların iş gücüne katılımını destekliyoruz. ‘Eğitim, hiçbir gencin maddi durumuna kurban edilemez!’ anlayışıyla 77 öğrenci yurdumuzla gençlerimizin yanındayız. 172 Kent Lokantası ile yoksul vatandaşlarımızın ve öğrencilerimizin sofrasındayız. 173 Halk Market, Halk Mandıra ve Halk Ekmek noktalarımızla hem bütçeyi koruyor hem de yerel üreticiyi destekliyoruz. Ve bunu, tutuklu belediye başkanlarımıza rağmen, kayyuma inat, halkın iradesiyle yaptık.” Asuman Yaka, mesajını netleştirdi: “Oya Tekin’in tutuklandığı yerde biz kreş açarız. İktidarın vesayet hayalleri kurduğu her belediyede halkın sofrasını kurarız. Cumhuriyet kadınları olarak halk için çalışmaktan ve eşitliği savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.” Yaka, açıklamasını CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in sözleriyle tamamladı: “Eşitlik olmadan tam demokrasi olmaz. Kadınlar siyasetin öznesidir, karar mekanizmalarının eşit ve vazgeçilmez ortağıdır.”

Aydınlanma Vurgusuyla Kritik Ziyaret: Köy Enstitülülerden Özgür Özel’e Net Mesaj Haber

Aydınlanma Vurgusuyla Kritik Ziyaret: Köy Enstitülülerden Özgür Özel’e Net Mesaj

Türkiye’de eğitim, aydınlanma ve Cumhuriyet değerleri etrafında yürüyen tartışmalar derinleşirken, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’nden dikkat çeken bir ziyaret ve güçlü bir mesaj geldi. Bursa Şube Başkanı Jülide Akköprü ve beraberindeki heyet, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel ile bir araya gelerek yalnızca bir davet iletmekle kalmadı; aynı zamanda Türkiye’nin yönüne dair açık bir duruş sergiledi. Genel Başkan Prof. Dr. Ethem Duygulu, Ankara Şube Başkanı Ahmet Tan ve Manisa Şube Başkanı Şevki Öztürk’ün de yer aldığı heyet, Bursa’da düzenlenecek Aydınlanma Onur Ödül Töreni için Özgür Özel’e resmi davetini sundu. Bu yıl ödülün, Türkiye’nin önemli iktisatçılarından Prof. Dr. Bilsay Kuruç’a takdim edilecek olması ise etkinliğin ideolojik ve akademik ağırlığını daha da artırıyor. Sıradan Bir Davet Değil: Aydınlanma Mücadelesine Çağrı Ziyaret, klasik bir nezaket buluşmasının çok ötesinde okunuyor. Dernek temsilcileri, hem Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’nin 25. yılı hem de Köy Enstitüleri’nin 86. yılı kapsamında düzenlenecek etkinliklerin altını çizerek, bu organizasyonun Türkiye’de giderek aşındığı öne sürülen laik, bilimsel ve kamucu eğitim anlayışına güçlü bir sahip çıkış olduğunu vurguladı. Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Kent Konseyi iş birliğiyle gerçekleştirilecek organizasyon, yalnızca bir ödül töreni değil; aynı zamanda “aydınlanma çizgisinin hâlâ ayakta olduğu” mesajını verme iddiası taşıyor. “Dik Duruş” Vurgusu: Siyasi Mesaj Net Görüşmenin en dikkat çekici boyutlarından biri ise kullanılan dil ve verilen siyasi mesajlar oldu. Dernek yetkilileri, Özgür Özel’in “siyaseten dik duruşunu” özellikle vurgulayarak, mevcut siyasi iklimde bu tavrın istisnai bir değer taşıdığına işaret etti. Bu ifade, Türkiye’de siyasetin giderek daha fazla eleştiriye maruz kaldığı bir dönemde, açık bir pozisyon alış olarak değerlendiriliyor. Dolaylı değil, doğrudan: Destek verilen çizgi de, eleştirilen zemin de artık daha görünür. Köy Enstitüleri Ruhu Yeniden Sahada mı? Köy Enstitüleri’nin tarihsel mirası, uzun süredir Türkiye’de eğitim ve kalkınma tartışmalarının merkezinde yer alıyor. Ancak bu ziyaret, o mirasın yalnızca nostaljik bir hatırlatma olmadığını; güncel siyasi ve toplumsal mücadelede aktif bir referans noktası olarak yeniden sahaya sürüldüğünü gösteriyor. Verilen mesaj açık: Aydınlanma, bilim ve halkçı eğitim anlayışı bir seçenek değil, bir zorunluluk olarak görülüyor. Sonuç: Mesaj Yumuşak Değil, Açık ve Keskin Bu ziyaretle birlikte Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği, yalnızca bir etkinlik duyurusu yapmadı; Türkiye’nin geleceğine dair ideolojik bir hat çizdi. Teşekkür mesajının arkasında bile sert bir gerçeklik yatıyor: Bugün Türkiye’de duruşlar test ediliyor, tarafsızlık alanı daralıyor ve herkesin nerede durduğu daha görünür hale geliyor. Ve bu tabloda verilen mesaj net: Aydınlanma çizgisinde duranlar, artık bunu daha yüksek sesle söylemekten geri durmayacak.

CHP Bursa: Milletten korkanlar kaybedecek Haber

CHP Bursa: Milletten korkanlar kaybedecek

CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, 19 Mart'ın 1. yıl dönümünde bir açıklama yaparak, yaşanan süreci “millet iradesini savunma mücadelesi” olarak nitelendirdi. ↵ İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Cumhuriyet Halk Partisi’nin adil ve demokratik bir Türkiye hedefi doğrultusunda mücadele verdiğini belirterek, “Bu mücadele; adaletsizliğe karşı hukuku, yalana karşı gerçeği savunmanın ve seçimlerde yenilmekten korktukları için darbe yapmaya çalışanlara karşı millet iradesini korumanın mücadelesidir” dedi. ↵ Yeşiltaş'ın açıklaması şu şekilde: ↵ “Cumhuriyet Halk Partisi, umudun, azmin, adil ve demokratik bir Türkiye’ye olan inancının partisi olarak büyük bir mücadele vermeye devam etmektedir. ↵ Bu mücadele adaletsizliğe karşı hukuku, yalana karşı gerçeği ve seçimlerde yenilmekten korktukları için darbe yapmaya çalışanlara karşı millet iradesini savunmanın mücadelesidir. ↵ Cumhuriyet Halk Partisi, 2019 yılında Ankara ve İstanbul dahil olmak üzere ülkemizin birçok büyükşehir belediyesini yönetmeye hak kazanmış, 2024 yerel seçimlerinde bu başarısını katlamış, Türkiye’nin birinci partisi olmuştur. 6 Mayıs 2019’da yine yalan, iftira ve hukuk mühendisliğiyle İstanbul seçimlerini iptal edenler, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yürüyüşünü durdurmak için bu tarihten itibaren sürekli yargı tacizleri ve siyasetin emriyle düzenlenen yargı süreçlerini uygulamaya koymuştur. ↵ Belediyelerimizin önüne idari ve mali engeller konulmuş, fakat halkçılığın kaleleri haline gelen belediyelerimiz bütün imkanlarıyla millete hizmete koşmuştur. Karalamalar, iftiralar ve kumpaslarla yıpratmaya çalıştıkları CHP belediyeciliği, kötü söze kulak asmamış, milletin gözündeki umuda layık olabilmek için var gücüyle çalışmıştır. ↵ Milletin teveccühüne layık olmak, Türkiye’yi içine düşürüldüğü ekonomik kriz, adaletsizlik ve siyasi istikrarsızlıktan kurtarmak için iktidara yürüyen partimiz, bu yolda çok önemli bir adım atmış ve “önce CHP’de, sonra Türkiye’de değişim” yolunu açmıştır. ↵ Değişim yolunun ilk zaferi olan 2024 yerel seçimlerinde milletimiz, Cumhuriyet Halk Partisi’ni Türkiye’nin birinci partisi mertebesine yükseltmiş ve iktidara güçlü bir uyarıda bulunmuştur. Fakat ne yazık ki bugün gelinen noktada, milletin uyarılarını dinleyen değil, onları susturmaya çalışan bir yapıyla karşı karşıyayız. ↵ Partimizin ön seçimlerinde 15,5 milyon insanımızın iradesiyle Cumhurbaşkanı adayımız olan Sayın Ekrem İmamoğlu ve beraberindeki birçok seçilmiş belediye başkanımız, partili yol arkadaşlarımız ve çalışma arkadaşlarımız hukuksuzca kurgulanan bir muhalefeti yok etme kumpası sebebiyle bugün cezaevlerindedir. ↵ Milletin yürüyüşünden, CHP’nin mücadelesinden, Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nun halktaki karşılığından çekinenler; başlığı Ekrem İmamoğlu’nu hapse atmak, içeriği CHP’yi durdurmak, özü ise millete karşı baş kaldırmak olan operasyonlar silsilesi ile darbe girişimi niteliğinde bir garabeti Türkiye’ye yaşatmıştır. ↵ Aylar boyunca medyada asılsız iddialarla karalama kampanyaları yapılmış, dava kapsamında tutuklu olan bazı kişiler tehdit ve şantaj ile iftiracı olmaya zorlanmış, “görmüştüm, duymuştum”, şeklindeki ifadelerle delilden yoksun bir iddianame oluşturulmuştur. Bu kumpas, yalan ve iftira sürecini yürüten kişiye ödül olarak bu devletin Adalet Bakanlığı makamı verilmiş, adalet ve kamu düzeni yerle bir edilmiştir. ↵ Milletin ve muhalefetin bu hukuksuzluğa dair sorularına ve sorgulamalarına hiçbir iktidar mensubu cevap verememiş, “yaptım, oldu” zihniyetiyle Cumhuriyet’i kuran partiyi durdurabileceklerini zannetmişlerdir. ↵ 9 Mart’tan beri devam eden duruşmalarda ise asıl niyetin adil bir yargılama yapmak değil, milletin Cumhurbaşkanlığı görevini tevdi etmek için gün saydığı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun gelişini geciktirmek, suyu bulandırmak ve algı oluşturmak olduğunu tüm Türkiye görmüştür. ↵ Türkiye için artık buradan geri dönüş yoktur. Milletten korkanlar kaybedecek, millete koşanlar kazanacaktır. Biz bugün geldiğimiz noktada, dünden bile daha cesur, daha çalışkan ve daha umutluyuz. ↵ Hukuka aykırı olarak düzenlenen CHP’yi durdurma, muhalefeti yok etme ve Sayın Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığını engelleme kumpasına karşı canla başla mücadele etmeye devam edeceğiz. ↵ İktidara hazırlığımızı hız kesmeden sürdürecek, milletin dertlerine, devletin ihtiyaçlarına ve geleceğimiz için yapmamız gerekenlere var gücümüzle odaklanarak milletin iktidarının yolunu açacağız. ↵ Durmayacağız, susmayacağız, bir an bile yorulmayacağız! Yalan ve iftirayla nice vatan evladını ailesinden uzak, özgürlüğünden mahrum bırakanların kumpasına karşı hukukun ve gerçeklerin yanında duracağız. Türkiye’ye sürekli olarak kaos, kriz ve istikrarsızlık yaşatanları durduracağız. ↵ Halkın iradesiyle belirlenen iktidarı kuracağız. ↵ Adaleti, demokrasiyi ve bizlere Atatürk’ün emaneti Cumhuriyeti son nefesimizi verene kadar koruyacağız! ↵

“Gürsu’nun 100 Yıllık Hafızasına Dokundurtmayız!” Haber

“Gürsu’nun 100 Yıllık Hafızasına Dokundurtmayız!”

Gürsu’da 1930’lu yıllarda inşa edilen ve yaklaşık bir asırdır ilçenin hafızasını, tarihini ve devlet geleneğini temsil eden tarihi belediye binasının yıkılacağına yönelik iddialar kamuoyunda büyük yankı uyandırırken, konuya en sert tepki geçmiş dönem CHP Gürsu İlçe Başkanı Cavit Kaya’dan geldi. Kaya, çok ağır ifadeler kullanarak tarihi yapının yıkılmasına kesinlikle izin vermeyeceklerini söyledi. Yaklaşık 100 yıllık geçmişe sahip olan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin farklı dönemlerinde devlet yönetiminde söz sahibi olmuş birçok önemli ismi ağırlayan tarihi belediye binasının, yalnızca bir bina olmadığını vurgulayan Kaya, bu yapının Gürsu’nun geçmişinin, kimliğinin ve hafızasının somut bir sembolü olduğunu belirtti. Cavit Kaya yaptığı açıklamada, tarihi yapının yıkılmasının sadece bir binanın ortadan kaldırılması anlamına gelmeyeceğini, bunun aynı zamanda Gürsu’nun tarihine ve kültürel mirasına vurulacak büyük bir darbe olacağını ifade ederek sert sözlerle şu değerlendirmede bulundu: “1930’lu yıllarda ilçemize kazandırılan bu tarihi yapı, neredeyse bir asırlık geçmişiyle Gürsu’nun hafızasıdır. Cumhuriyet tarihinin farklı dönemlerinde ülkenin yönetiminde söz sahibi olmuş devlet büyükleri bu binada ağırlanmış, önemli kararlar burada konuşulmuş, bu binanın duvarları Cumhuriyet tarihinin tanığı olmuştur. Böylesine değerli bir yapıyı yıkmayı düşünmek, sadece büyük bir yanlış değil; aynı zamanda tarih bilincinden uzak, kültürel mirasa saygısız bir anlayışın göstergesidir.” Kaya, tarihi belediye binasının bugün hâlâ sağlamlığıyla ayakta durduğunu ve yıllardır Gürsu’ya hizmet verdiğini hatırlatarak, bu yapının ortadan kaldırılması yerine korunması gerektiğini vurguladı. “Bu bina sıradan bir yapı değildir” diyen Kaya, sözlerini sert bir dille sürdürdü: “Bugün hâlâ dimdik ayakta duran, sağlamlığıyla hizmet vermeye devam eden bir yapıyı yıkmayı gündeme getirmek akıl alır gibi değildir. Gürsu’nun tarihine sahip çıkmak yerine onu yok etmeye çalışmak kabul edilemez. Bir kentin hafızasını silerek o kente gelecek inşa edemezsiniz.” Gürsu’nun geçmişine sahip çıkmanın herkesin ortak sorumluluğu olduğunu belirten Kaya, tarihi belediye binasının yıkılması halinde bunun telafisi olmayan bir hata olacağını söyledi. Kaya, tarihi yapının yıkılması yerine ilçenin kültürel kimliğini yaşatacak şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak şu öneriyi dile getirdi: “Bizim dileğimiz ve talebimiz nettir. Bu tarihi yapı yıkılmamalıdır. Tam tersine Gürsu’nun tarihini, kültürünü ve Cumhuriyet dönemindeki gelişimini anlatan bir kent müzesine dönüştürülmelidir. Bu bina Gürsu’nun geçmişini gelecek nesillere aktaracak bir kültür merkezi haline getirilmelidir.” Açıklamasında son derece kararlı bir tavır ortaya koyan Cavit Kaya, tarihi yapının yıkılmasına kesinlikle izin vermeyeceklerini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Gürsu’nun tarihine sahip çıkmak hepimizin görevidir. Bu bina yalnızca bir yapı değil, ilçemizin yüz yıllık hafızasıdır. Biz bu hafızanın yok edilmesine sessiz kalmayacağız. Açık ve net söylüyorum; tarihi belediye binamızı yıktırmayız, yıktırmayacağız.” Kaya, Gürsu halkını da tarihi mirasa sahip çıkmaya davet ederek, ilçenin kültürel değerlerinin korunması için herkesin ortak bir duruş sergilemesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Laiklikten Taviz, Cumhuriyetten Kopuştur Haber

Laiklikten Taviz, Cumhuriyetten Kopuştur

“Laiklikten Taviz, Cumhuriyetten Kopuştur” Bursa Kestel’de gerçekleştirilen genel kurul toplantısında yeniden yapılanan yönetim kadrosu ve yapılan açıklamalar, yalnızca bir dernek faaliyeti olmanın ötesine geçerek ideolojik ve tarihsel bir manifesto niteliği kazandı. Genel kurulda güven tazeleyen Atatürk Düşünce Derneği Kestel Şubesi Dernek Başkanı Ramazan Kestane, özellikle eğitim sistemi üzerinden yürüyen laiklik tartışmalarına sert ifadelerle müdahil oldu. Kestane, son dönemde okullarda yaşandığı ileri sürülen laiklik karşıtı uygulamaların yalnızca anayasal düzeni değil, dinin kendisini de yıprattığını vurguladı. “Dinin bu denli istismar edilmesi, ayaklar altına alınması ve siyasallaştırılması; insanları inançtan değil, istismardan soğutmaktadır” ifadeleri salonda güçlü bir karşılık buldu. “Cumhuriyet Yoktan Var Edildi” Konuşmasının önemli bölümünü Cumhuriyet’in kuruluş şartlarına ayıran Kestane, tarihsel verilerle Cumhuriyet öncesi tabloyu ortaya koydu. 40 bin köyün 37 bininde okul bulunmadığını, erkeklerin yalnızca yüzde 7’sinin, kadınların ise binde 4’ünün okuryazar olduğunu hatırlattı. Kadınların sosyal ve hukuki statüsünün yok hükmünde olduğunu, seçme-seçilme, miras, boşanma ve çalışma hakkının bulunmadığını belirtti. Sağlık alanındaki yetersizlikleri rakamlarla ortaya koyan Kestane; 12 milyonluk nüfusa karşılık yalnızca 337 doktor bulunduğunu, bebek ölüm oranlarının binde 400’ü aştığını, ortalama yaşam süresinin 40 yıl civarında olduğunu ifade etti. Salgın hastalıkların kırıp geçirdiği bir toplumdan modern bir devlete geçişin tesadüf değil, bilinçli bir devrim iradesinin sonucu olduğunu vurguladı. Emperyalizme ve Saray Rejimine Karşı Devrim Konuşmasında, Osmanlı’dan devralınan ağır dış borç yüküne ve yıkılmış altyapıya dikkat çeken Kestane; demiryollarının, limanların ve madenlerin yabancıların elinde olduğunu, kişi başına düşen gelirin 45 dolar seviyesinde bulunduğunu hatırlattı. Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde gerçekleştirilen devrimlerin yalnızca siyasal değil; ekonomik, kültürel ve toplumsal bağımsızlığı hedeflediğini vurgulayan Kestane, hilafetin kaldırılması, eğitim birliğinin sağlanması, üniversite reformu ve tekke-zaviye kapatmalarını “cehaletle topyekûn mücadele” olarak tanımladı. “Her fabrika bir kaledir” anlayışıyla kurulan 46 fabrikanın, üretim ekonomisinin temelini attığını belirten Kestane; devletin liyakat, akıl ve bilim temelinde yönetildiği bir dönemde az zamanda büyük işler başarıldığını söyledi. “Kemalist Devlet Anlayışı Terk Edildi” Günümüze ilişkin değerlendirmesinde ise ton daha da sertleşti. Laik, bilimsel ve kamusal eğitim modelinin aşındırıldığını; sağlık sisteminin ticarileştirildiğini; üretim ekonomisinin terk edilerek ithalata bağımlı bir yapıya geçildiğini dile getirdi. Yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkelerinin zedelendiğini savunan Kestane, demografik yapıya ilişkin endişelerini de açık ifadelerle dile getirdi. “Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesi olarak yaratıldı. Bugün de aynı bilinçle görevimizin başındayız” diyen Kestane, Kemalizmin “namus sesi”ni yeniden yükseltme iddiasını ortaya koydu. ADD’nin Büyüyen Yapısı Toplantıda paylaşılan verilere göre, Atatürkçü Düşünce Derneği Türkiye genelinde 356 şube, 47 temsilcilik ve 86 bin üyeye ulaşmış durumda. Bu rakamlar, derneğin örgütsel kapasitesinin ve toplumsal tabanının genişlediğini gösteriyor. Genel kurulda yeni üyelere kartları takdim edilirken, divan başkanlığını Osman Fahri Ünal üstlendi. Katiplik görevlerini Doğan Müftüoğlu ve Ufuktan Dede yürüttü. Yeni Yönetim Listesi Açıklandı Yapılan seçim sonucunda Yönetim Kurulu Asil listesi şu isimlerden oluştu: Ramazan Kestane Burhan Gülsevdi Ahmet Genç Ramiz Kara Mediha Emer Gökhan Uyan Emel Nedir Denetleme Kurulu Asil üyeleri ise Ekrem Gürel, Mustafa Rodoplu ve Feyzullah Kılıç olarak belirlendi. Bursa’daki bu genel kurul, yalnızca bir yönetim değişimi değil; Cumhuriyet değerleri etrafında ideolojik bir saflaşmanın da açık beyanı niteliğinde kayda geçti. Dernek yönetimi, önümüzdeki dönemde laiklik, kamusal eğitim ve hukuk devleti başlıklarında daha görünür ve daha yüksek sesli bir mücadele hattı izleyeceklerinin sinyalini verdi.

Evlatlarını Unutmadılar! Haber

Evlatlarını Unutmadılar!

29 Ekim Kadınları Derneği Bursa Şubesi, düzenlediği iftar programında gençlik örgütleriyle bir araya gelerek dayanışma ve Cumhuriyet değerleri vurgusu yaptı. Bursa’da gerçekleştirilen buluşmada, Bursa Uludağ Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Atatürkçü Düşünce Topluluğu ile CHP Nilüfer Gençlik Kolları üyeleri aynı sofrada bir araya geldi. Dayanışma Sofrasında Ortak Mesaj: Laik Cumhuriyet ve Umut İftar programı, yalnızca bir akşam yemeği organizasyonu olmanın ötesinde; kuşaklar arası etkileşimi güçlendiren, ortak değerler etrafında kenetlenmeyi hedefleyen bir buluşma niteliği taşıdı. Dernek yöneticileri ve genç katılımcılar, Türkiye’nin temel nitelikleri arasında yer alan laiklik ilkesinin, demokratik hukuk devleti anlayışının ve Cumhuriyet kazanımlarının korunmasının önemine dikkat çekti. Programda yapılan konuşmalarda, özellikle gençliğin örgütlü ve bilinçli mücadelesinin toplumsal dönüşümde belirleyici rol oynadığı vurgulandı. Kadınların kamusal alandaki varlığının ve kararlı duruşunun, genç kuşakların dinamizmiyle birleştiğinde daha güçlü bir toplumsal sinerji ortaya çıktığı ifade edildi. “Gençliğin Enerjisi, Kadınların Kararlılığı” İftar buluşmasında söz alan temsilciler, gençliğin enerjisi ile kadın hareketinin tarihsel birikiminin birleşmesinin, yarının Türkiye’sine dair umudu büyüttüğünü dile getirdi. Katılımcılar, Cumhuriyet’in kurucu değerlerine sahip çıkmanın yalnızca bir söylem değil, aynı zamanda bir sorumluluk olduğunun altını çizdi. Toplantıda, toplumsal dayanışmanın artırılması, üniversite gençliği ile sivil toplum kuruluşları arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi ve ortak projelerin geliştirilmesi konularında görüş alışverişinde bulunuldu. Özellikle kadın hakları, laik eğitim ve demokratik katılım başlıklarında ortak çalışma alanlarının genişletilmesi gerektiği vurgulandı. Birlik Mesajı: “Birlikte Güçlüyüz, Birlikte Aydınlığa” Program sonunda yapılan ortak değerlendirmede, farklı kuşaklardan bireylerin aynı değerler etrafında buluşmasının toplumsal umut açısından önemli bir gösterge olduğu ifade edildi. Katılımcılar, “Birlikte güçlüyüz, birlikte aydınlığa yürüyoruz” mesajıyla dayanışma kararlılıklarını yineledi. Bursa’da gerçekleşen bu buluşma, kadın hareketi ile gençlik örgütlerinin Cumhuriyet ve laiklik ekseninde ortak bir zeminde buluştuğunu ortaya koyarken; sivil toplum ile gençliğin iş birliğinin önümüzdeki dönemde daha da güçleneceğine işaret etti.

29 Ekim Kadınları Derneği Bursa Kurucu Başkanı Sultan Yurdanal: “Medeni Kanun’un 100. Yılı, Laik Hukuka Sahip Çıkma Sorumluluğudur” Haber

29 Ekim Kadınları Derneği Bursa Kurucu Başkanı Sultan Yurdanal: “Medeni Kanun’un 100. Yılı, Laik Hukuka Sahip Çıkma Sorumluluğudur”

Türkiye Cumhuriyeti’nin temel devrim yasalarından biri olan Türk Medeni Kanunu’nun kabulünün 100. yılı dolayısıyla 29 Ekim Kadınları Derneği Bursa Kurucu Başkanı Sultan Yurdanal kapsamlı bir açıklama yaptı. Yurdanal, 17 Şubat 1926’da kabul edilen Medeni Kanun’un yalnızca bir hukuk düzenlemesi değil, aynı zamanda tarihsel bir kadın devrimi olduğunu vurguladı. Yurdanal, Medeni Kanun’un yüzüncü yılı için hazırladığı kitabın; birinci yüzyılda elde edilen kazanımları hatırlatma, laik hukuka ve hukuk birliğine sahip çıkma ve ikinci yüzyıla ışık tutma amacı taşıdığını belirtti. “100 Yıl Önce Dünyada Az Rastlanır Bir Kadın Devrimi Yapıldı” Sultan Yurdanal açıklamasında, 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanun’un kadın hakları açısından tarihsel bir kırılma noktası olduğuna dikkat çekti: “Bundan 100 yıl önce Türkiye, dünyada az bulunan bir kadın devrimi yaparak Medeni Yasa’yı kabul etti. Kadınlara bugün bile coğrafyamızdaki pek çok ülkede olmayan hakları veren Büyük Atatürk, onun Başbakanı İsmet İnönü ve dava arkadaşlarını saygıyla anıyoruz.” Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde gerçekleştirilen hukuk devriminin, aile yapısından miras hukukuna, bireysel haklardan kadın-erkek eşitliğine kadar geniş bir alanda köklü değişiklikler getirdiğini ifade eden Yurdanal, bu reformların Cumhuriyet’in laik ve çağdaş kimliğinin temel taşlarından biri olduğunu söyledi. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü ve Cumhuriyet kadrolarının reform sürecindeki rolünü de hatırlatan Yurdanal, Medeni Kanun’un yalnızca hukuki değil, toplumsal bir dönüşüm projesi olduğunun altını çizdi. Hukuk Birliği ve Laiklik Vurgusu 1926 Medeni Kanunu ile birlikte: Aile, miras ve kişiler hukukunun din kurallarından ayrıldığını, Çok eşli evliliğin yasaklandığını ve resmi nikâhın zorunlu hale getirildiğini, Kadın-erkek arasında miras eşitliğinin sağlandığını, Kadınların boşanma davası açma ve meslek seçme hakkı kazandığını, Mahkemelerde hukuk birliğinin sağlanarak dinî mahkemelerin kaldırıldığını hatırlatan Yurdanal, bu düzenlemelerin bireyi hukuk önünde güçlendirdiğini ve çağdaş bir yurttaşlık anlayışının temelini attığını ifade etti. “Velayet ve aile düzeninin devlet hukukuna bağlanması, evlat edinme ve vesayet sisteminin düzenlenmesi; birey kavramının hukuken güçlendirilmesi anlamına gelmektedir” diyen Yurdanal, laik hukuk sisteminin Türkiye’nin demokratik gelişimi açısından vazgeçilmez olduğunu belirtti. “İkinci Yüzyıla Işık Tutmalı” Sultan Yurdanal, Medeni Kanun’un yüzüncü yılı için hazırladığı kitabın amacını şu sözlerle açıkladı: “Birinci yüzyılda elde edilen kazanımları hatırlamada, laik hukuka, hukuk birliğine ve kadın haklarına sahip çıkmada, geri adımlarla mücadelede ikinci yüzyıla ışık tutması umudundayım.” Yurdanal’a göre Medeni Kanun, yalnızca geçmişin bir kazanımı değil; aynı zamanda geleceğin de teminatı niteliğinde. Kadın hakları, hukuk birliği ve laiklik ilkelerinin korunmasının Cumhuriyet’in temel değerlerine sahip çıkmak anlamına geldiğini belirtti. Bursa’dan Cumhuriyet Değerlerine Güçlü Mesaj 29 Ekim Kadınları Derneği Bursa Kurucu Başkanı olarak uzun yıllardır kadın hakları ve laik hukuk mücadelesi içinde yer alan Sultan Yurdanal’ın açıklaması, Medeni Kanun’un 100. yılında Bursa’dan verilen güçlü bir Cumhuriyet mesajı olarak değerlendirildi. Medeni Kanun’un kabulünün üzerinden geçen bir asra rağmen, kadın-erkek eşitliği, hukuk devleti ve laiklik ilkelerinin güncelliğini koruduğunu belirten Yurdanal, ikinci yüzyılda da bu kazanımlara sahip çıkmanın toplumsal bir sorumluluk olduğunu ifade etti. “Cumhuriyet’in kadın devrimine sahip çıkmak, yalnızca geçmişe saygı değil; geleceğe borcumuzdur” diyen Yurdanal, kamuoyunu laik hukuk düzenine ve kadın haklarına kararlılıkla sahip çıkmaya davet etti.

Şehir Kitaplarında Bursa Vurgusu Haber

Şehir Kitaplarında Bursa Vurgusu

Bursa’nın kent hafızasını diri tutan çalışmalarıyla dikkat çeken araştırmacı-yazar Ekrem Hayri Peker’in eserlerinin devlet kütüphanelerinde yer alıp almadığı sorusu yeniden gündeme taşındı. “Şehir kitaplarında Bursa’yı atlamayın” çağrısıyla öne çıkan değerlendirmelerde, Peker’in özellikle kent kültürüne odaklanan çalışmalarının daha geniş okuyucu kitlesine ulaştırılması gerektiği vurgulanıyor. Bursa’nın Sosyal Hayatına Işık Tutan Çalışmalar Ekrem Hayri Peker’in kaleme aldığı Bursa’nın Meyhaneleri ve Şaraphaneleri ile Bursa’nın Kahve Kültürü, Kıraathaneler ve Çay Bahçeleri adlı eserler, kentin sosyal ve kültürel tarihine dair özgün arşiv niteliğinde bilgiler sunuyor. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte Bursa’daki kamusal yaşam alanlarını mercek altına alan bu çalışmalar, yalnızca birer anı kitabı değil; aynı zamanda yerel tarih açısından önemli birer başvuru kaynağı olarak değerlendiriliyor. Kent kültürü üzerine yazan isimlerin çoğunlukla İstanbul, Ankara ve İzmir merkezli çalışmalara yöneldiği bir dönemde, Bursa’yı odağına alan yayınların sınırlı sayıda olması dikkat çekiyor. Bu noktada Peker’in eserleri, “taşra” olarak nitelendirilen şehirlerin kültürel hafızasını kayıt altına alması bakımından ayrı bir önem taşıyor. Devlet Kütüphanelerinde Yer Alıyor mu? Kamuoyunda dillendirilen temel soru ise şu: Bu eserler devlet kütüphanelerinin raflarında yeterince yer bulabiliyor mu? Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı halk kütüphanelerinin yayın temin sürecinde; ISBN kaydı, bandrol işlemleri ve dağıtım kanalları gibi teknik kriterler belirleyici oluyor. Yerel yayınların ülke genelindeki kütüphanelere girebilmesi ise çoğu zaman başvuru, bağış veya merkezi satın alma programlarına bağlı. Uzmanlara göre, yerel tarih kitaplarının devlet kütüphanelerinde görünürlük kazanması iki açıdan kritik: Akademik Erişim: Üniversite öğrencileri ve araştırmacılar için kaynak çeşitliliği sağlanması Kültürel Hafızanın Korunması: Şehir belleğinin kurumsal arşivlerde muhafaza edilmesi Eğer söz konusu eserler yalnızca sınırlı dağıtım kanallarıyla okuyucuya ulaşıyorsa, bu durum Bursa’nın kültürel mirasının geniş kitlelere aktarılmasında eksiklik anlamına geliyor. Yerel Kültür Yayıncılığı Neden Önemli? Şehir monografileri ve kültürel incelemeler, sadece nostaljik anlatılar değil; sosyoloji, şehir planlaması, gastronomi tarihi ve gündelik hayat çalışmaları açısından da değerli veriler içeriyor. Peker’in kahvehaneler, kıraathaneler ve meyhaneler üzerinden kurduğu anlatı; Bursa’nın sosyal dokusunu, ticari hayatını ve gündelik ilişkilerini anlamaya katkı sunuyor. Kültür politikaları uzmanları, yerel yazarların eserlerinin merkezi satın alma listelerine dahil edilmesi ve il halk kütüphanelerinde özel “Şehir Kitaplığı” bölümleri oluşturulması gerektiğini savunuyor. Çağrı: Bursa’nın Hafızası Raflarda Yerini Almalı Kent kültürü üzerine çalışan çevreler, Ekrem Hayri Peker’in kitaplarının yalnızca Bursa’daki değil, Türkiye genelindeki devlet kütüphanelerinde de erişilebilir olması gerektiğini belirtiyor. Çünkü şehirler yalnızca binalarla değil, hatıralarla ve yazılı hafızayla ayakta kalıyor. Bursa’nın sosyal hayatını kayıt altına alan bu tür çalışmaların kütüphane raflarında yer bulup bulmadığı sorusu, aslında daha geniş bir tartışmanın parçası: Yerel kültür üretimi ne kadar korunuyor ve kamusal dolaşıma ne ölçüde açılıyor? Yanıt, yalnızca bir yazarın kitaplarının akıbetini değil; aynı zamanda şehir belleğine verilen değeri de ortaya koyacak nitelikte.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.