Hava Durumu

#Barınma Hakkı

Gürsu Haber - Barınma Hakkı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Barınma Hakkı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Milyonlar Görmezden Geliniyor Haber

Milyonlar Görmezden Geliniyor

Milyonlar Görmezden Geliniyor Yapı Kayıt Belgesi Talebi Patlama Noktasında İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, milyonlarca vatandaşı ilgilendiren yapı kayıt ve mülkiyet krizine ilişkin çok sert açıklamalarda bulundu. Hacıoğlu, 31.12.2025 tarihinden önce yapılmış yapılar için acil şekilde Yapı Kayıt Belgesi düzenlemesi yapılmasını talep ederken, mevcut uygulamaların açık bir adaletsizlik yarattığını vurguladı. “Bu artık bir imar meselesi değil, doğrudan bir hayat meselesidir” diyen Hacıoğlu, devletin yıllardır görmezden geldiği sorunun artık sürdürülemez bir noktaya geldiğini ifade etti. “Biz Kaçakçı Değil, Kendi Toprağında Yaşayan İnsanlarız” Açıklamada en dikkat çeken vurgu, vatandaşların durumuna ilişkin oldu: “Bizler köylüyüz, çiftçiyiz. Kendi tapulu arazimize ev yaptık, ahır yaptık, barınak yaptık. Tarlamızda, kendi mülkümüzde yaşamak için yapı inşa ettik. Amaç belliydi: barınmak ve üretmek.” Bu sözlerle milyonlarca insanın “kaçak yapı sahibi” gibi gösterilmesine sert tepki gösterildi. “Aynı Durum, Farklı Muamele: Bu Açık Bir Adaletsizliktir” Türkiye genelinde milyonlarca vatandaşın aynı sorunu yaşadığına dikkat çekilen açıklamada, çözüm üretimindeki çifte standart sert şekilde eleştirildi: Bir kesime çözüm sunulurken diğerine “bekleyin” denilmesi Aynı şartlarda yapılaşan vatandaşlar arasında ayrım yapılması Fiili yerleşim alanlarının görmezden gelinmesi “Bu kabul edilemez. Bu adil değildir. Bu sürdürülemez.” Devlete Güvenen Vatandaş Cezalandırılıyor 2018 yılında verilen Yapı Kayıt Belgelerine güvenerek hareket eden vatandaşların bugün büyük bir belirsizlik içinde bırakıldığına dikkat çekildi. “Devlete güvenerek belge aldık. Şimdi yıkım tehdidi altındayız. Bu, yalnızca bir idari sorun değil; doğrudan doğruya güven krizidir.” Hacıoğlu, bu durumun vatandaş-devlet ilişkisini zedelediğini açıkça ifade etti: “Bu güven boşa çıkarsa, bunun bedeli çok ağır olur.” 2B Var, Diğerleri Yok: Sorunun Kalbi Burada Açıklamada en sert eleştirilerden biri de 2B kapsamındaki düzenlemelere yönelik oldu: 2B arazilerine çözüm üretilirken Aynı şekilde fiilen yerleşime dönüşmüş alanların kapsam dışı bırakılması “Bu nasıl bir hukuk anlayışıdır?” sorusunu gündeme getirdi. “Aynı ihtiyaç, aynı yapılaşma, aynı gerçeklik… Ama farklı muamele. İşte sorun tam olarak burada.” “Bu Bir Kaçak Yapı Meselesi Değil” Hacıoğlu’nun en net mesajlarından biri ise şu oldu: “Bu mesele kaçak yapı meselesi değildir.” Bu durumun: Barınma hakkı Mülkiyet hakkı Yaşam güvenliği ile doğrudan ilgili olduğu vurgulandı. “Devlet Bedel Ödetemez, Çözüm Üretmek Zorundadır” Açıklamada devletin sorumluluğuna da dikkat çekildi: “Geçmişteki planlama eksikliklerinin bedeli vatandaşa yüklenemez. Devletin görevi cezalandırmak değil, çözüm üretmektir.” Bu sözler, mevcut politikalara yönelik en sert eleştirilerden biri olarak öne çıktı. TBMM’ye Açık Çağrı: “Artık Oyalamayın” İmar Yasasına Takılanlar Derneği, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne net ve sert bir çağrıda bulundu: 31.12.2025 öncesi yapılar için Yapı Kayıt Belgesi verilmelidir Mevcut yapıların hukuki statüsü acilen netleştirilmelidir Mülkiyet hakkını güvence altına alan kalıcı yasal düzenleme yapılmalıdır Aynı durumdaki vatandaşlar arasında ayrımcılık derhal sona erdirilmelidir “Bu Öfke Büyüyor” Açıklamanın en çarpıcı bölümü ise uyarı niteliğindeki ifadeler oldu: “Milyonlarca insan görmezden geliniyor” “Sorun büyüyor, sabır tükeniyor” “Toplumsal vicdan bu adaletsizliği kabul etmiyor” “Bugün çözülmeyen bu sorun, yarın çok daha büyük bir sosyal krize dönüşecektir.” “Bu Siyasi Değil, Milli Bir Meseledir” Son olarak tüm siyasi partilere çağrı yapıldı: “Bu mesele siyasi değil; insani, toplumsal ve milli bir meseledir. Herkes sorumluluk almak zorundadır.” “Görün Bizi!” İbrahim Hacıoğlu; “Görün bizi! Çözüm var ama herkese yok. İşte itirazımız tam da buna. Ya adalet herkese olacak, ya da bu sorun büyüyerek devam edecek.”

“Evlerimize Kepçe Göndermeyin!” Haber

“Evlerimize Kepçe Göndermeyin!”

İmar Yasasına Takılan Binlerce Aile İsyanda: Yıkım Kararları Türkiye’yi Geriyor Türkiye’de yıllardır çözülemeyen imar ve yapı kayıt sorunları, binlerce ailenin hayatını doğrudan etkileyecek kritik bir döneme girdi. Ülke genelinde bazı bölgelerde 10 Mart – 15 Nisan tarihleri arasında uygulanacağı belirtilen yıkım kararları, vatandaşlar arasında büyük bir endişe ve öfke dalgası oluşturdu. Sorunun çözümü için gözler Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çevrilmiş durumda. Meclis bünyesinde faaliyet gösteren Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’na sevk edilen iki ayrı kanun teklifi, imar ve yapı kayıt kaynaklı mağduriyetlerin giderilmesi açısından kritik bir eşik olarak görülüyor. Ancak sahadaki tablo farklı. Yıkım kararlarıyla karşı karşıya kalan binlerce aile, yıllardır çözüm bekledikleri bir sorunun bugün kepçelerle çözülmek istendiğini söylüyor. İmar Sorunu Büyüdü, Toplumsal Krize Dönüştü Türkiye’nin birçok kentinde ve kırsal yerleşim alanında imar planlarının yıllarca yapılmaması veya güncellenmemesi, bugün milyonlarca insanı hukuki belirsizlik içinde bırakan büyük bir soruna dönüştü. Planlama sorumluluğu kamu idarelerine ait olmasına rağmen, imar planlarının gecikmesi veya uygulamaya geçirilmemesi vatandaşları kaçınılmaz biçimde mülkiyet ve yapı kayıt sorunlarıyla karşı karşıya bıraktı. Bugün gelinen noktada sorun yalnızca teknik bir planlama problemi olmaktan çıkmış durumda. Ortaya çıkan tablo şöyle: Tapu ve mülkiyet ihtilafları Yapı kayıt belgelerinin iptal edilmesi Ruhsat ve ruhsat eklerine ilişkin aykırılıklar Elektrik ve su aboneliklerinin bağlanamaması Hukuki statüsü belirsiz milyonlarca yapı Bu sorunlar yalnızca bireysel mağduriyet yaratmıyor; aynı zamanda kamu düzenini ve kamu maliyesini de etkiliyor. Çünkü temel altyapı hizmetlerine erişemeyen vatandaşlar, istemeden de olsa kaçak kullanım riskleriyle karşı karşıya kalıyor. Bu da hem devlet gelirlerini hem de sistemin işleyişini olumsuz etkiliyor. “Sorunun Faili Vatandaş Değil” İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yaşanan sürecin yalnızca hukuki bir mesele değil, aynı zamanda ciddi bir toplumsal adalet sorunu olduğunu söyledi. Hacıoğlu’nun açıklamaları oldukça sert: “Bugün yıkım kararı verilen evlerin önemli bir kısmı vatandaşın keyfi tercihiyle yapılmış yapılar değildir. Planlama yapılmamış, imar planları yıllarca bekletilmiş, vatandaş barınma ihtiyacını kendi imkânlarıyla karşılamak zorunda kalmıştır. Şimdi ise yıllardır oturdukları evlere kepçeler gönderiliyor.” Hacıoğlu’na göre bu tablo, planlama hatalarının faturasının vatandaşa kesilmesinden başka bir şey değil. Yıkım Takvimi Tepki Çekti Türkiye’nin farklı şehirlerinde imar planlarına aykırı olduğu gerekçesiyle belirlenen konutlar için 10 Mart ile 15 Nisan tarihleri arasında yıkım işlemlerinin planlanması, imar mağdurları arasında büyük bir gerilim yarattı. Binlerce aile evlerini kaybetme korkusuyla karşı karşıya. İbrahim Hacıoğlu, bu konuda şu ifadeleri kullandı: “Vatandaş yıllarca devlet kapısında çözüm aradı. Yapı kayıt sistemi çıktı, insanlar umutlandı. Ama bugün o umutların yerini belirsizlik aldı. Bir sabah kapınıza kepçe gelirse bu yalnızca bir bina yıkımı değil, bir ailenin hayatının yıkımıdır.” “Yıkım Değil Çözüm Üretilmeli” İmar Yasasına Takılanlar Derneği’ne göre mevcut yapı stokunun yıkılması hem ekonomik hem de sosyal açıdan büyük bir kayıp anlamına geliyor. Dernek yetkilileri, yıllar içinde oluşmuş milyonlarca yapının tamamen ortadan kaldırılmasının gerçekçi olmadığını ve bunun yerine kayıt altına alınarak denetim sistemine dahil edilmesi gerektiğini savunuyor. İbrahim Hacıoğlu, bu konuda şu uyarıda bulundu: “Bu yapılar milli servettir. Yıkmak çözüm değildir. Kayıt altına almak, denetlemek ve hukuki statü kazandırmak gerekir. Aksi halde hem vatandaş mağdur olur hem de ülke ekonomisi zarar görür.” Çözüm Anahtarı Meclis’te Sorunun çözümü için gözler yeniden Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çevrilmiş durumda. Meclis bünyesinde bulunan Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’na sevk edilen iki ayrı kanun teklifi, imar ve yapı kayıt mağduriyetlerini gidermeyi amaçlıyor. Bu düzenlemelerle hedeflenen başlıca noktalar şunlar: Mevcut yapı stokunun kayıt altına alınması Mülkiyet haklarının korunması Belediyelerin planlama yükümlülüklerinin netleştirilmesi Devlet ve belediyeler için sürdürülebilir gelir kaynakları oluşturulması “Bu Bir Siyasi Tartışma Değil” İbrahim Hacıoğlu, konunun siyasi polemiklere kurban edilmemesi gerektiğini vurguladı. “Bu mesele parti meselesi değildir. Bu mesele milyonlarca insanın barınma hakkı meselesidir. Toplumsal huzuru doğrudan ilgilendiren bir konudur.” Hacıoğlu, Meclis’te temsil edilen tüm siyasi partilerin sorunun boyutlarını bildiğini ve çözüm için ortak irade ortaya koyması gerektiğini söyledi. “Çözüm İçin Son Fırsat” Uzmanlara göre imar ve yapı kayıt sorunu yalnızca bugünün değil, uzun yılların birikimi olan yapısal bir problem. Ancak bugün gelinen noktada alınacak kararlar, milyonlarca insanın geleceğini doğrudan etkileyecek. Dernek temsilcileri, yeni ve kapsamlı bir düzenleme yapılmazsa hem toplumsal gerilimin artacağını hem de ekonomik kayıpların büyüyeceğini ifade ediyor. Meclis’e Açık Çağrı İmar Yasasına Takılanlar Derneği, başta komisyon üyeleri olmak üzere tüm milletvekillerine açık çağrıda bulundu. Çağrının temel başlıkları şöyle: Kanun tekliflerinin ivedilikle gündeme alınması Yıkım kararlarının durdurulması Hakkaniyetli ve kapsayıcı bir yasal düzenleme hazırlanması Açıklamanın sonunda ise dikkat çeken şu ifade yer aldı: “Toplumsal barışın sağlanması, milli servetin korunması ve vatandaşın mülkiyet hakkının güvence altına alınması için adil bir düzenleme şarttır. Bu düzenlemeyi hayata geçirebilecek tek merci millet iradesinin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.” Sosyal Medyada Kampanya Başladı İmar mağdurları ve sivil toplum temsilcileri, Meclis’teki sürecin hızlandırılması için sosyal medyada geniş katılımlı bir kampanya başlattı. Kampanya #YapıKayıtMeclise etiketiyle kısa sürede çok sayıda kullanıcı tarafından paylaşılmaya başladı. Ortak mesaj ise oldukça net: “Evlerimizi yıkmayın. Çözüm üretin.”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden Mudanya’daki Yıkım Kararına Sert Tepki Haber

İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden Mudanya’daki Yıkım Kararına Sert Tepki

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Bursa’nın Mudanya ilçesinde 10 Mart – 15 Nisan tarihleri arasında onlarca yapının yıkılacağına ilişkin belediye açıklamasına sert sözlerle tepki gösterdi. Hacıoğlu, barınma hakkının anayasal ve evrensel bir hak olduğunu vurgulayarak, “Devletin görevi yurttaşın evini başına yıkmak değil, güvenli hale getirmektir” dedi. “Barınma Temel Haktır, İdari Tasarrufla Ortadan Kaldırılamaz” Hacıoğlu açıklamasında, imar mevzuatının amacının cezalandırmak değil, düzenlemek ve güvenliği sağlamak olduğunu belirtti. Özellikle “bağ evi” niteliğindeki yapıların hedef alınmasına tepki gösteren Hacıoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Kendi arazisi üzerinde, deprem riski taşımayan, az katlı ve yaklaşık 15 yıllık yapılarda yaşayan vatandaşın kapısına yıkım ekipleri gönderilmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. O kapıya önce teknik denetim uzmanları gelmelidir.” Hacıoğlu, kamu otoritelerinin planlama ve ruhsat süreçlerindeki ihmallerinin faturasının tek taraflı biçimde vatandaşa kesilemeyeceğini belirterek, “Elektriği, suyu, kanalizasyonu, asfalt yolu kamu eliyle yapılmış; altyapısı getirilmiş bu yapılar yıllarca görmezden gelinirken bugün hangi kamu yararı gerekçesiyle toplu yıkım gündeme getiriliyor?” diye sordu. Mudanya’da Toplu Yıkım İddiası: “Bu Bir Planlama Krizi” Mudanya Belediyesi tarafından 10 Mart–15 Nisan tarihleri arasında ilçedeki çok sayıda yapının yıkılacağı yönündeki bilgilendirme, bölge sakinleri arasında ciddi bir tedirginlik yarattı. İlçede özellikle bağ evi statüsündeki, düşük yoğunluklu ve müstakil yapıların hedef alındığı ifade ediliyor. Hacıoğlu’na göre mesele yalnızca ruhsat teknikliği değil; doğrudan planlama politikalarının yarattığı yapısal bir sorun: Uzun yıllar boyunca fiilen yerleşime açılan alanlar, Kamu hizmeti götürülerek yerleşim teşvik edilen bölgeler, Denetim mekanizması işletilmeden oluşan yapılaşma pratiği, Ardından gelen ani ve toplu yıkım kararları… “Bu tablo bir ‘kaçak yapılaşma krizi’ değil, bir ‘planlama ve denetim zaafı’ krizidir” diyen Hacıoğlu, belediyeye sert çağrıda bulundu: “Sorunun kökeninde idarenin ihmali varsa, çözüm de idarenin sorumluluk üstlenmesiyle başlar.” “Kayıt Dışılık Değil, Denetim İstiyoruz” İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin talebi net: Af değil, keyfiyet değil; sistematik ve teknik bir denetim süreci. Hacıoğlu, önerilerini maddeler halinde sıraladı: Yapı stokunun envanteri çıkarılsın. İlçe genelinde tüm yapıların mühendislik esaslarına göre teknik incelemesi yapılsın. Deprem güvenliği esas alınsın. Risk taşımayan az katlı yapılar tescil edilerek hukuki statü kazansın. Zayıf yapılar güçlendirilsin. Yıkım son çare olmalı; güçlendirme ve iyileştirme öncelikli çözüm olarak benimsenmeli. Kademeli ve şeffaf bir geçiş süreci tanımlansın. Vatandaş mağdur edilmeden, makul süreler ve teknik rehberlik sağlanarak düzenleme yapılsın. “Biz kayıt dışılık istemiyoruz. Biz denetim istiyoruz” diyen Hacıoğlu, imar hukukunun cezalandırma aracı değil, kamu güvenliğini sağlayan bir düzenleme mekanizması olduğunu vurguladı. “Altyapıyı Getirip Sonra Yıkmak Hukuki Çelişkidir” Mudanya’daki yapıların önemli bölümünün elektrik, su, kanalizasyon ve yol gibi temel altyapı hizmetlerinden yararlandığını hatırlatan Hacıoğlu, şu soruyu yöneltti: “Altyapı hizmetini götüren kamu, fiilen yerleşimi kabul etmiş olmuyor mu? Yıllarca bu yapılar vergilendirilirken, abonelik işlemleri yapılırken, kamu hizmeti sunulurken hukuki sakınca görülmeyen yapılar bugün neden topluca hedef haline getiriliyor?” Hacıoğlu’na göre bu durum, idarenin çelişkili uygulamalarına işaret ediyor ve hukuki güvenlik ilkesini zedeliyor. Mudanya Sakinlerinden Başkan’a Açık Çağrı: “YIKMA!” Mudanya’daki çok sayıda vatandaş, belediye yönetimine “YIKMA” çağrısında bulunarak kararın yeniden gözden geçirilmesini talep ediyor. İlçe sakinleri, söz konusu yapıların büyük bölümünün: Az katlı, Müstakil, Ortalama 15 yıllık, Deprem riski açısından yüksek risk grubunda olmayan yapılar olduğunu ifade ediyor. Vatandaşlar, “Kentsel dönüşüm adı altında değil, teknik inceleme ve güçlendirme modeliyle çözüm istiyoruz” diyerek belediyeden diyalog ve çözüm masası kurulmasını talep ediyor. “Hukuk Devleti Yıkımla Değil, Çözümle Güçlenir” İbrahim Hacıoğlu açıklamasını sert bir uyarıyla tamamladı: “Hukuk devleti, vatandaşıyla kavga eden değil; sorunları teknik, bilimsel ve adil yöntemlerle çözen devlettir. Deprem kuşağında bulunan bir ülkede önceliğimiz güvenliktir; ama güvenlik bahanesiyle sosyal yıkım üretilemez. Yıkım bir çözüm değil, en son başvurulacak idari tasarruftur.” İmar Yasasına Takılanlar Derneği, Mudanya’daki yıkım kararlarının askıya alınması, kapsamlı bir teknik envanter çalışması başlatılması ve vatandaş temsilcilerinin de dahil edileceği bir istişare süreci yürütülmesi çağrısında bulundu. Mudanya’da gözler şimdi belediye yönetiminin atacağı adımlara çevrildi. İlçede önümüzdeki haftalar, imar hukuku, yerel yönetim sorumluluğu ve barınma hakkı ekseninde sert bir tartışmaya sahne olacak gibi görünüyor.

İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Çıkış: “Vatandaş Kendi Tapulu Arsasında Ev Yaptı Diye Cezalandırılamaz” Haber

İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert Çıkış: “Vatandaş Kendi Tapulu Arsasında Ev Yaptı Diye Cezalandırılamaz”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yıllardır çözülemeyen imar sorunları ve özellikle 2018 sonrası yaşanan mağduriyetlere ilişkin çok sert ifadelerle kapsamlı bir açıklama yaptı. Hacıoğlu, plansızlık ve geciken imar düzenlemelerinin bedelinin vatandaşa ödetildiğini belirterek, mevcut uygulamaların hukuki güvenlik ilkesini zedelediğini söyledi. “Yıllarca plan yapmayanlar değil, vatandaş cezalandırılıyor” Hacıoğlu, birçok bölgede yıllarca imar planı yapılmaması nedeniyle vatandaşların kendi tapulu arazilerinde barınma ihtiyacını karşılamak için yapı yapmak zorunda kaldığını vurgulayarak mevcut uygulamaların adalet duygusunu zedelediğini ifade etti. “Yıllardır yapılmayan imar planları nedeniyle vatandaş kendi tapulu arazisine ev yaptı diye cezalandırılmamalı. Asıl sorun planlama eksikliğidir. Bunun faturasını vatandaşa kesmek kabul edilemez” dedi. “Çözüm yıkım değil, kayıt altına alma ve denetim” Deprem gerçeğinin Türkiye’nin en temel gündemlerinden biri olduğuna dikkat çeken Hacıoğlu, çözümün topyekûn yıkım politikası olmadığını, bilimsel ve teknik kriterlerle ayrıştırma yapılması gerektiğini söyledi. “Deprem gerçeği ortadayken çözüm yıkım değil; sağlamı korumak, riskliyi güçlendirmektir. Akılcı olan budur. Kayıt altına alma ve etkin denetim mekanizması kurulmalıdır” ifadelerini kullandı. “Yeni yasal düzenleme şart” Hacıoğlu, özellikle 2018 İmar Barışı sonrası ortaya çıkan hukuki ve idari sorunların artık görmezden gelinemeyecek boyuta ulaştığını belirterek yeni bir yasal düzenleme çağrısında bulundu. “İmar Barışı sonrası oluşan mağduriyetlerin giderilmesi ve iptal edilen Yapı Kayıt Belgeleri için yeni bir yasal düzenleme şarttır. Vatandaş mağdur edilmemelidir” dedi. “Sağlam yapılar yıkılmasın, Bina Kimlik Belgesi ile kayıt altına alınsın” Dernek olarak somut çözüm önerileri sunduklarını belirten Hacıoğlu, teknik incelemelerle güvenli olduğu tespit edilen yapıların korunması gerektiğini vurguladı. “Sağlam yapılar yıkılmasın. Tespit edilip ‘Bina Kimlik Belgesi’ ile kayıt altına alınsın. Böylece hem ekonomi hem vatandaş kazanır. Kaynak israfı önlenir” açıklamasında bulundu. “Devletin verdiği belgeyi yıllar sonra iptal etmek güveni sarsar” Hacıoğlu, Yapı Kayıt Belgesi sürecinde devletin vatandaşlardan ücret aldığını hatırlatarak yıllar sonra gelen iptal kararlarının ciddi bir güven sorunu yarattığını söyledi. “Yapı Kayıt Belgesi verip ücret alan devlet, yıllar sonra iptal kararıyla vatandaşın güvenini sarsmamalıdır. Hukuki güvenlik istiyoruz. Devletin sürekliliği esastır” ifadelerini kullandı. “Sosyal devlet vatandaşını korur, mağdur etmez” Açıklamasının en sert bölümünde sosyal devlet vurgusu yapan Hacıoğlu, mevcut uygulamaların sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmadığını dile getirdi. “İmar Barışı’nın eksikleri düzeltilmeli, mağduriyetler giderilmeli. Sosyal devlet vatandaşını korur, mağdur etmez. İnsanların barınma hakkı idari belirsizliklere kurban edilemez” dedi. Kamuoyuna çağrı: Kalıcı ve adil çözüm beklentisi Hacıoğlu’nun açıklamaları, imar politikalarının yeniden ele alınması ve özellikle hukuki güvenlik, mülkiyet hakkı ve afet güvenliği dengesinin yeniden kurulması gerektiği yönündeki tartışmaları yeniden alevlendirdi. Dernek, kapsamlı bir düzenleme yapılana kadar konunun takipçisi olacaklarını duyurdu.

Mudanya’da Yıkım Fırtınası… Haber

Mudanya’da Yıkım Fırtınası…

İmar Yasasına Takılanlar Genel Başkan İbrahim Hacıoğlu adına yapılan sert açıklamada, Mudanya genelinde bağ evleri ve köy yerleşim alanlarını hedef alan yıkım kararlarına adeta ateş püskürüldü. Genel Başkan İbrahim Hacıoğlu, alınan kararların “hukuki değil, vicdani bir çöküş” olduğunu belirterek, “Bu kararlar halkın vicdanında hükümsüzdür” dedi. “Bu Bir İmar Meselesi Değil, Adalet Meselesidir” Açıklamada, son günlerde art arda gündeme gelen yıkım kararlarının toplumda büyük bir huzursuzluk yarattığı vurgulandı. Yıllarca emek verilerek yapılan evlerin bir gecede yıkım tehdidiyle karşı karşıya bırakılmasının kabul edilemez olduğu ifade edilirken, sorunun teknik değil doğrudan bir barınma hakkı ve adalet meselesi olduğu belirtildi. Hacıoğlu, “Bu mesele bağ evi ya da köy içi tartışması değildir. Bu mesele insanların alın terinin, yuvasının ve yaşam hakkının korunması meselesidir” diyerek uygulamalara sert tepki gösterdi. “Yıkımlar Ayrımsız Takip Edilecek” Açıklamada hiçbir mahalle ya da köyün hedef gösterilmediği özellikle vurgulanırken, Mudanya’da alınan tüm yıkım kararlarının ayrım gözetmeksizin takip edileceği belirtildi. Bağ evi, köy yerleşimi veya mücavir alan fark etmeksizin yapılan her uygulamanın eşitlik ve hukuk ilkelerine uygun olup olmadığının izleneceği ifade edildi. “Eğer bir mücadele verilecekse bu mücadele adalet için verilecektir. Eğer bir takip yapılacaksa herkes için yapılacaktır” denildi. Ramazan Ayında Yıkım Tepkisi: “Vicdani Körlük” Açıklamanın en sert bölümlerinden biri ise yıkım kararlarının Ramazan ayına denk getirilmesi oldu. Ramazan’ın sabır, merhamet ve dayanışma ayı olduğuna dikkat çekilerek bu dönemde yapılacak yıkımların: Aileleri psikolojik olarak yıpratacağı Toplumsal tepkiyi büyüteceği Kurumlara olan güveni zedeleyeceği ifade edildi. Hacıoğlu, bu durumu “idari değil vicdani körlük” olarak nitelendirdi. Belediyeye ve Siyasi Partilere Açık Soru Açıklamada doğrudan Mudanya Belediyesi yönetimine ve belediye meclisinde sessiz kalan partilere sert sorular yöneltildi: “Bugün evler yıkılırken hangi taraftasınız?” “Yarın seçim çalışmasına köylere gittiğinizde ne diyeceksiniz?” “Evlerinizi yıktık yine bizi seçin mi diyeceksiniz?” Sessiz kalan siyasi aktörlerin bu suskunluğu halka nasıl açıklayacağı soruldu. “Bu Bir Tehdit Değil Demokratik Hatırlatma” Açıklamada yaklaşan seçimlere de gönderme yapılarak, Mudanya halkının hem yıkanları hem de susanları not ettiği ifade edildi. “Bu bir tehdit değil; demokratik bir hatırlatmadır. Siyaset zor zamanda belli olur” denildi. Yapı Kayıt Belgeleri Tartışması Metinde ayrıca Yapı Kayıt Belgesi sahibi vatandaşların belge iptalleri, para cezaları ve yıkım kararlarıyla karşı karşıya bırakılmasının hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğu savunuldu. Belediyelerin yıllarca plan hazırlamaması, kırsal alanların plansız bırakılması ve idarenin planlama sorumluluğunu yerine getirmemesinin mağduriyetlerin temel nedeni olduğu ifade edildi. İmar Barışı düzenlemesinin bir af olmadığı, fiili durumun tespiti amacı taşıdığı hatırlatılarak geçerli belgelerin iptal edilmesinin kazanılmış haklara açık müdahale olduğu vurgulandı. “Toplumsal Bir Güven Krizi” Deprem gerçeği de hatırlatılan açıklamada, yapıların kayıt altına alınmasının kamu yararı açısından zorunlu olduğu belirtildi. Yapı kayıt mağduriyetinin bireysel değil toplumsal bir sorun olduğu ifade edilerek, vatandaşın devlete güveninin yeniden tesis edilmesi için kapsamlı bir yasal düzenleme çağrısı yapıldı. Sonuç olarak açıklama, Mudanya’da yaşanan yıkım sürecinin sadece bir imar uygulaması değil; siyasi, sosyal ve vicdani boyutları olan derin bir kriz haline geldiğini ortaya koyarken, önümüzdeki süreçte tartışmanın daha da büyüyeceğinin sinyalini verdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.