Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bağımsızlık

Gürsu Haber - Bağımsızlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bağımsızlık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler'den Sert Tepki: "Kurtuluş Savaşı'nı Müfredattan Silemezsiniz, Bu Milletin Hafızasına Yapılmış Açık Bir Saldırıdır" Haber

DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler'den Sert Tepki: "Kurtuluş Savaşı'nı Müfredattan Silemezsiniz, Bu Milletin Hafızasına Yapılmış Açık Bir Saldırıdır"

BURSA / İZNİK – DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler, Milli Eğitim Bakanlığı'nın yeni müfredat çalışmaları kapsamında "Kurtuluş Savaşı" ifadesinin müfredattan çıkarılacağı yönündeki açıklamalara ilişkin sert bir basın açıklaması yayımladı. Genişler, söz konusu düzenlemenin yalnızca bir ders kitabındaki ifade değişikliği olmadığını belirterek, bunun Türk milletinin tarihine, milli hafızasına ve bağımsızlık mücadelesine yönelik ciddi bir müdahale olduğunu savundu. "Kurtuluş Savaşı ifadesini müfredattan kaldırıyoruz. Neden kurtulmuşuz?" sorusunu kamuoyuna yönelten Genişler, alınmak istenen kararın tarihsel gerçekleri gölgelemeye yönelik olduğunu ileri sürdü. "Bu Karar Bir Kelimeyi Değil, Bir Milletin Hafızasını Hedef Alıyor" Basın açıklamasında Milli Eğitim Bakanlığı'nın yaklaşımına sert eleştiriler yönelten Recep Genişler, Kurtuluş Savaşı'nın Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna giden yolun temel taşı olduğunu ifade etti. Genişler açıklamasında, "Kurtuluş Savaşı ifadesinin müfredattan çıkarılacağı yönündeki açıklamayı büyük bir şaşkınlık ve derin bir üzüntüyle karşılıyoruz. Bu yalnızca bir kavram değişikliği değildir. Bu karar, milletimizin hafızasına, tarihine, kimliğine ve bağımsızlık mücadelesine yapılmış açık bir saldırıdır." ifadelerine yer verdi. "Kurtuluş Savaşı Bir Milletin Yeniden Ayağa Kalkış Hikâyesidir" DEVA Partisi İznik İlçe Başkanlığı'nın açıklamasında Kurtuluş Savaşı'nın yalnızca askeri bir mücadele olmadığı vurgulandı. Açıklamada, 1919-1923 yılları arasında verilen mücadelenin; İşgale karşı verilen bağımsızlık savaşı, Sevr Anlaşması ile planlanan parçalanmaya karşı direniş, Mandaya ve yabancı devletlerin kontrolüne karşı milli iradenin savunulması, Esarete karşı özgürlüğün kazanılması, Cehalete ve geri kalmışlığa karşı çağdaş bir devlet inşa etme mücadelesi olduğu ifade edildi. Recep Genişler, Kurtuluş Savaşı'nın yokluk içerisinde verilen büyük bir bağımsızlık destanı olduğunu belirterek, bu mücadelenin yalnızca cephede değil; eğitimde, hukukta, ekonomide ve toplumsal dönüşümde de kazanıldığını dile getirdi. "Neden Kurtulduk?" Basın açıklamasında dikkat çeken bölümlerden biri de "Neden Kurtulmuşuz?" başlığı oldu. Bu bölümde Türkiye'nin; İşgal kuvvetlerinden kurtulduğu, Anadolu'nun parçalanmasının önüne geçildiği, Milletin kendi kaderini tayin ettiği, Esaret zincirlerini kırdığı, Bağımsız ve egemen bir devlet kurduğu vurgulandı. Açıklamada ayrıca Kurtuluş Savaşı sonunda Cumhuriyet'in ilan edildiği, millet egemenliğine dayanan yeni bir devletin kurulduğu, kadın haklarından eğitim reformlarına kadar birçok alanda köklü dönüşümlerin gerçekleştirildiği ifade edildi. "Tarihinden Koparılan Millet Geleceğini İnşa Edemez" Recep Genişler, tarih bilincinin gelecek nesiller açısından vazgeçilmez olduğunu belirterek, Kurtuluş Savaşı kavramının müfredattan çıkarılmasının çocukların milli tarih şuurlarını zayıflatacağını savundu. Açıklamada şu değerlendirmeye yer verildi: "Bir toplum, geçmişini hatırladığı sürece güçlüdür. Tarihini unutan toplumlar ise başkalarının gölgesinde yaşamaya mahkûm olur. Kurtuluş Savaşı ifadesinin müfredattan çıkarılması, gelecek nesillerin tarihsel gerçeklerden uzak yetişmesine neden olacaktır." "Cumhuriyetin Temelini Oluşturan Mücadeleyi Yok Sayamazsınız" DEVA Partisi İznik İlçe Başkanlığı açıklamasında, Kurtuluş Savaşı'nın yalnızca askeri bir zafer olmadığı; Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinin ve bağımsızlık iradesinin temelini oluşturduğu ifade edildi. Genişler, bu kavramın eğitim müfredatından çıkarılmasının tarihsel gerçekleri değiştirmeyeceğini belirterek, hiçbir idari düzenlemenin milletin ortak hafızasını silemeyeceğini savundu. "Bu Kararın Geri Çekilmesini Talep Ediyoruz" DEVA Partisi İznik İlçe Başkanlığı, açıklamanın sonunda Milli Eğitim Bakanlığı'na çağrıda bulunarak söz konusu düzenlemenin geri çekilmesini istedi. Açıklamada; Tarihe yönelik bu yaklaşımın kabul edilemez olduğu, Kurtuluş Savaşı'nın eğitim müfredatından çıkarılamayacağı, Çocukların milli mücadele bilinciyle yetişmesinin önem taşıdığı, Kararın derhal geri alınması gerektiği, Gerekmesi halinde hukuki, siyasi ve toplumsal zeminde mücadelenin sürdürüleceği ifade edildi. Recep Genişler, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Bu vatan kolay kazanılmadı. 1071'de Malazgirt'te başlayan yürüyüş, 1453'te İstanbul'un fethiyle devam etti, 1919'da Samsun'da yeniden dirilişe dönüştü ve 1923'te Cumhuriyet ile taçlandı. Bu millet, Kurtuluş Savaşı'nı tarihinden de hafızasından da sildirmeyecektir."

CHP’nin 103. Yılına İlişkin Dikkat Çeken Değerlendirme Haber

CHP’nin 103. Yılına İlişkin Dikkat Çeken Değerlendirme

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkan Yardımcısı Gürhan Akdoğan, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluşunun 103’üncü yılı kapsamında gerçekleştirilen bayramlaşma töreninde yaptığı konuşmada, partinin tarihsel misyonu, kuruluş felsefesi ve son yıllarda yaşanan dönüşüm süreçlerine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasına Cumhuriyet Halk Partisi’nin yalnızca bir siyasi parti değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş iradesinin ve milli mücadele ruhunun siyasal temsilcisi olduğuna vurgu yaparak başlayan Akdoğan, partinin temellerinin resmi kuruluş tarihinden çok daha önce, 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışıyla başlayan “Aydınlanma Yürüyüşü” sırasında atıldığını ifade etti. Akdoğan, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin kökleri, Kurtuluş Savaşı’nı zafere ulaştıran Kuvayı Milliye ruhuna dayanmaktadır. Bu büyük siyasi çınar, tarih boyunca çeşitli zorluklar ve çalkantılar yaşamış olsa da, milletin bağımsızlık ve çağdaşlaşma idealinden aldığı güçle her zaman ayakta kalmayı başarmıştır” dedi. Son yıllarda parti içerisinde yaşanan gelişmelere de değinen Akdoğan, özellikle son 13 yıllık süreçte CHP’nin kuruluş ilkeleri ve temel değerleri üzerinde ciddi aşınmalar yaşandığını savundu. Yaşananların kendileri açısından sürpriz olmadığını belirten Akdoğan, 3-4 Kasım 2010 tarihinden itibaren partide bir “eksen kayması” yaşandığını dile getirdiklerini ve bu konuda sürekli uyarılarda bulunduklarını söyledi. Cumhuriyet’in devrimci ve çağdaş karakterini, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti anlayışını temsil eden CHP’nin zaman zaman “Y-CHP” olarak adlandırılan anlayışların etkisi altına sokulmaya çalışıldığını ileri süren Akdoğan, partinin simgesi olan Altı Ok’un değiştirilmesini savunan yaklaşımların ortaya çıktığını ifade etti. Akdoğan açıklamasında, “Partimizin onurlu geçmişine yabancı, kuruluş felsefesine mesafeli ve Atatürk devrimleriyle sorunlu bazı çevreler, danışmanlıklar ve çeşitli görevler aracılığıyla parti içerisinde etkili olmaya çalışmıştır. Atatürk’e yönelik saygısız ifadeler kullananlar, ikinci cumhuriyetçi anlayışlar, neoliberal politikaları savunan gruplar, sağ siyasetten transfer edilen isimler ve hatta bölücü yapılara yakın duran çevreler zaman içerisinde parti içerisinde alan bulmuş, ne yazık ki belirli ölçülerde etkili olabilmiştir” ifadelerini kullandı. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Benim iki büyük eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’dir” sözünü hatırlatan Akdoğan, CHP’nin Cumhuriyet kadar önemli bir emanet olduğunu belirterek, Atatürk’ün devrimci ve antiemperyalist çizgisine bağlı üyelerin bu emaneti koruma sorumluluğunu taşıdığını söyledi. Atatürk’ün Bursa Nutku’nda ortaya koyduğu bilinç ve sorumluluk anlayışını rehber edindiklerini ifade eden Akdoğan, “Bizler kişisel hesaplar ve beklentiler içerisinde olmadan, yalnızca Cumhuriyet’e ve partimizin kuruluş ilkelerine bağlılıkla hareket ettik. Geçmişte nasıl uyarı görevimizi yerine getirdiysek, bundan sonra da Cumhuriyet’in ve partimizin temel değerlerine yönelik her türlü olumsuz gidişe karşı aynı kararlılıkla mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi. Partinin uzun yıllardır sistemli bir dönüşüm sürecine maruz bırakıldığını öne süren Akdoğan, yıllar önce dile getirdikleri uyarıların bugün daha net görüldüğünü savundu. “13 yıl önce ‘parti işgal ediliyor’ dediğimizde bizi eleştirenler ve sessiz kalanlar, bugün yaşanan gelişmeler karşısında o sürecin sonuçlarını daha açık şekilde görmektedir. Oysa yaşananlar bir anda ortaya çıkmamış, adım adım planlanarak ilerlemiştir. Biz dün nerede duruyorsak bugün de aynı noktadayız” değerlendirmesinde bulundu. Konuşmasının sonunda CHP’nin kuruluş ilkelerini temsil eden Altı Ok’a bağlılıklarını vurgulayan Akdoğan, partiyi dönüştürme ve başkalaştırma girişimlerine karşı mücadele etmeyi sürdüreceklerini belirtti. “Cumhuriyet Halk Partisi’ni kuruluş rotasından uzaklaştırmaya yönelik her türlü girişim, kumpas ve müdahale sonuçsuz kalacaktır” diyen Akdoğan, CHP’nin tarihsel kimliğini, Cumhuriyet devrimlerini ve Atatürk’ün çizdiği çağdaş uygarlık hedefini savunan kadroların kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğini sözlerine ekledi.

MHP Bursa Teşkilatından Güç Gösterisi: Haber

MHP Bursa Teşkilatından Güç Gösterisi:

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Bursa İl Başkanlığı tarafından düzenlenen Geleneksel Kurban Bayramı Bayramlaşma Programı, yoğun katılım ve sert siyasi mesajlarla gerçekleştirildi. Merinos Atatürk Kültür Merkezi Yıldırım Bayezid Salonu’nda düzenlenen programda, hem Türkiye’nin siyasi gündemine ilişkin dikkat çeken açıklamalar yapıldı hem de MHP’nin “devletin bekası” konusundaki kararlı duruşu vurgulandı. Bayramın ikinci gününde gerçekleştirilen programa partililer büyük ilgi gösterirken, salonun tamamen dolması dikkat çekti. Program boyunca sık sık “Lider Devlet Bahçeli”, “Ne mutlu Türküm diyene” ve “Ülkücü hareket engellenemez” sloganları atıldı. MHP teşkilatları, birlik ve kararlılık mesajı verirken, konuşmalarda özellikle “Terörsüz Türkiye” vurgusu ön plana çıktı. MHP’nin Bursa Kadroları Tam Kadro Katıldı MHP Bursa İl Başkanlığı’nın ev sahipliğinde düzenlenen programa MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman, MHP Bursa Milletvekili Fevzi Zırhlıoğlu, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, il ve ilçe teşkilatları, ülkü ocakları temsilcileri ve çok sayıda partili katıldı. Programda teşkilat mensuplarının yoğun ilgisi dikkat çekerken, özellikle genç ülkücülerin salondaki coşkulu atmosferi öne çıktı. Bayramlaşma programı adeta siyasi bir gövde gösterisine dönüşürken, MHP’nin Bursa teşkilatlarının saha gücü bir kez daha gözler önüne serildi. İsmet Büyükataman’dan Sert ve Net Mesajlar Programın en dikkat çeken konuşmasını MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman yaptı. Konuşmasına MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin selamlarını ileterek başlayan Büyükataman, ülkücü hareketin yalnızca siyasi bir yapı değil, tarihi bir dava hareketi olduğunu söyledi. “Bin yıllık kardeşlik bağlarımızın perçinlendiği bu güzel bayram gününde sizlerle birlikte olmaktan duyduğum memnuniyeti ifade ediyor, her birinize Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin selamlarını ve bayram tebriklerini iletiyorum.” Konuşmasında MHP’nin Türkiye’nin geleceği açısından üstlendiği role dikkat çeken Büyükataman, partinin siyasi çizgisinin hiçbir dönem değişmediğini belirtti. “Milliyetçi Hareket Partisi yalnızca bir siyasi parti olmanın çok ötesinde Türklük davasının merkezidir.” “MHP, 19 Mayıs Ruhunun Taşıyıcısıdır” Büyükataman, MHP’nin tarihsel misyonuna vurgu yaparak partiyi Türkiye’nin milli direniş geleneğinin devamı olarak tanımladı. “Milliyetçi Hareket Partisi, 19 Mayıs 1919’da yanan bağımsızlık meşalesinin taşıyıcısı, 3 Mayıs 1944’te direnen milli ruhun temsilcisidir.” Bu sözlerle MHP’nin yalnızca seçim odaklı bir siyasi hareket olmadığını ifade eden Büyükataman, partinin Türk milliyetçiliğinin siyasi ve ideolojik merkezi olduğunu savundu. Konuşma sırasında salonda sık sık alkışlar yükselirken, partililerin “Bozkurtlar burada” sloganları dikkat çekti. 27 Mayıs ve Ülkücü Şehitler Vurgusu Konuşmasının önemli bir bölümünü ülkücü şehitlere ayıran Büyükataman, 27 Mayıs sürecine ve ülkücü hareketin verdiği kayıplara değindi. “Başta Gümrük ve Tekel Bakanımız Gün Sazak Bey olmak üzere ebediyete intikal eden bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla bir kez daha yad etmek istiyorum. Ruhları şad, mekanları cennet olsun inşallah.” MHP’nin tarih boyunca baskılara, suikastlara ve siyasi operasyonlara rağmen geri adım atmadığını söyleyen Büyükataman, ülkücü hareketin “bedel ödeyerek büyüdüğünü” ifade etti. “Önce Ülkem ve Milletim” MHP’nin siyasi anlayışını özetleyen en önemli ilkenin “Önce ülkem ve milletim” olduğunu belirten Büyükataman, partinin Türkiye’nin çıkarları konusunda tavizsiz bir çizgi izlediğini söyledi. “Partimiz ‘önce ülkem ve milletim’ duruşunu son nefese kadar sürdürmeye kararlıdır. Milliyetçi Hareket Partisi dün olduğu gibi bugün de Türkiye’nin sigortası olmaya devam edecektir.” Büyükataman’ın bu sözleri salonda uzun süre alkışlanırken, MHP’nin Cumhur İttifakı içerisindeki rolüne ilişkin de güçlü bir mesaj olarak değerlendirildi. “Terörsüz Türkiye Teslimiyet Değildir” Konuşmanın en sert bölümlerinden biri ise “Terörsüz Türkiye” hedefiyle ilgili değerlendirmeler oldu. Son dönemde kamuoyunda yürütülen tartışmalara değinen Büyükataman, MHP’nin terörle mücadele konusundaki tavrının net olduğunu söyledi. “Terörsüz Türkiye teslimiyet değildir, taviz değildir. Terörsüz Türkiye tarihi bir dönüm noktasıdır.” MHP’nin etnik ayrımcılığa ve mezhep temelli siyaset anlayışına karşı olduğunu vurgulayan Büyükataman, milli birlik mesajı verdi. “Terörsüz Türkiye; etnik ve mezhep kökenli ayrılıkların karşısında milli birliğimizi ve bin yıllık kardeşliğimizi koruma iradesidir.” Bu açıklamalar, özellikle son dönemde terörle mücadele politikaları üzerinden yürütülen tartışmalara doğrudan yanıt olarak yorumlandı. “MHP Devletin Kırmızı Çizgisidir” Mesajı Program boyunca yapılan konuşmalarda MHP’nin yalnızca bir siyasi parti değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerini savunan bir “devlet refleksi” olduğu vurgusu dikkat çekti. Özellikle milli güvenlik, üniter yapı ve Türk milliyetçiliği konularında tavizsiz duruş mesajları verildi. Parti kaynakları, MHP’nin önümüzdeki süreçte özellikle güvenlik politikaları, göç meselesi, anayasa tartışmaları ve terörle mücadele konularında daha sert ve belirleyici bir siyasi dil kullanacağını ifade ediyor. Bayramlaşma Programı Güçlü Birlik Mesajıyla Sona Erdi Konuşmaların ardından partililer tek tek bayramlaşırken, program yoğun katılım ve büyük bir coşkuyla sona erdi. Salondaki birlik görüntüsü, MHP Bursa teşkilatlarının seçim sürecine yönelik hazırlıklarını hızlandırdığı şeklinde yorumlandı. MHP cephesinde verilen en net mesaj ise şu oldu: “Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye’nin milli birliğinin teminatıdır. Bedel ödeyen ama asla teslim olmayan bir harekettir.”

Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı’dan Çanakkale Deniz Zaferi mesajı: “Bu destan, milletimizin diriliş mührüdür” Haber

Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı’dan Çanakkale Deniz Zaferi mesajı: “Bu destan, milletimizin diriliş mührüdür”

Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı yazılı açıklamada, Türk milletinin iman, cesaret ve vatan sevgisiyle yazdığı büyük destanın, tarih sahnesinde eşsiz bir direniş örneği olduğunu vurguladı. Şanlı açıklamasında, 111 yıl önce aziz şehitlerin kanlarıyla yazılan Çanakkale Deniz Zaferi’nin, işgalci güçlerin Anadolu topraklarına yönelik emellerini boşa çıkardığını belirterek, “Ege’nin berrak sularını kirleterek kıyılarımıza dayanan işgalci zihniyet, ecdadımızın iman dolu direnişi karşısında yerle bir edilmiştir. Tarihin akışı, bu mukaddes mücadele ile değişmiştir” ifadelerini kullandı. Düşman donanmasının Çanakkale’yi geçme girişimlerinin, milletin inanç ve kararlılığı karşısında başarısızlığa uğradığını dile getiren Şanlı, yedi düvelin askeri ve teknolojik üstünlüğüne rağmen Türk milletinin bağımsızlık iradesinin galip geldiğini kaydetti. Bu çerçevede Nusret Mayın Gemisi’nin tarihsel rolüne dikkat çeken Şanlı, bu başarının inanç ve cesaretin teknolojiye üstünlüğünün en somut göstergesi olduğunu ifade etti. Çanakkale’nin yalnızca bir savaş değil, aynı zamanda bir dirilişin adı olduğunu vurgulayan Şanlı, “Türk milletini esaret altına almak isteyenler burada hüsrana uğramış, kibirli hesaplar yerle bir edilmiştir. Cumhuriyet’e giden yolun temelleri, milli mücadelenin ruhu bu topraklarda yoğrulmuştur” dedi. Açıklamada, cephede yaşanan insanüstü mücadeleye de dikkat çekilerek, cephanesi tükenen askerlerin süngüleriyle savaşmaya devam ettiği, imkânsızlıkların inançla aşıldığı hatırlatıldı. Şanlı, bu büyük destanın, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ben size ölmeyi emrediyorum” sözleriyle tarihe geçen bir iman seferberliği olduğunu belirtti. Milletin birlik ve beraberlik ruhuna da vurgu yapan Şanlı, “Doğudan batıya, kuzeyden güneye tek yürek olan aziz milletimiz; hiçbir ayrım gözetmeksizin aynı safta kenetlenmiş, işgalci güçleri bu topraklardan söküp atmıştır. Çanakkale, ayrışmayı reddeden bir milletin kardeşlik manifestosudur” değerlendirmesinde bulundu. Siperlerde yükselen duaların, ortak acıların ve fedakârlıkların milletin varlığını koruyan manevi bir sur oluşturduğunu ifade eden Şanlı, şehitlerin bu toprakların bölünmez bütünlüğünü canları pahasına mühürlediğini dile getirdi. Günümüzde en büyük sorumluluğun, Çanakkale ruhunu yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak olduğunu belirten Şanlı, bu ruhun fitneye, ayrışmaya ve yabancı hayranlığına karşı en güçlü kalkan olduğunu vurguladı. Açıklamasının sonunda Şanlı, “Çanakkale’de milletimizin onuru ve haysiyeti ayağa kalkmış, bizlere yolumuzu aydınlatan eşsiz bir miras bırakılmıştır. Bu vesileyle Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111. yıl dönümünü gurur ve minnetle anıyor; aziz şehitlerimizi, gazilerimizi ve kahraman ecdadımızı rahmet, hürmet ve şükranla yad ediyorum” ifadelerine yer verdi.

Türk Dilinin Başkenti Karaman’da İstiklal Marşı’nın Arapça Okunmasına Tepki: “Milli Değerlerin Ruhuyla Bağdaşmıyor” Haber

Türk Dilinin Başkenti Karaman’da İstiklal Marşı’nın Arapça Okunmasına Tepki: “Milli Değerlerin Ruhuyla Bağdaşmıyor”

“İstiklal Marşı Bağımsızlık Mücadelesinin Sembolüdür” Kuruoğlu açıklamasında, İstiklal Marşı’nın yalnızca bir marş olmanın ötesinde Türk milletinin bağımsızlık mücadelesini simgeleyen tarihi ve kültürel bir miras olduğunu vurguladı. Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 12 Mart 1921’de milli marş olarak kabul edilen eserin, Türk milletinin özgürlük ve bağımsızlık iradesinin en güçlü sembollerinden biri olduğunu belirten Kuruoğlu, marşın diliyle birlikte anlam kazandığını dile getirdi. Kuruoğlu, “İstiklal Marşı; Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin sembolüdür ve dili de bu mücadelenin taşıyıcısıdır. Bu nedenle marşımızın resmi programlarda aslı olan Türkçe dışında bir dilde okunması, hem marşın ruhuyla hem de programın anlamıyla bağdaşmamaktadır.” ifadelerini kullandı. Karaman Vurgusu: “Türk Dilinin Başkentinde Yapılması Daha da Düşündürücü” Açıklamada özellikle programın Karaman’da gerçekleştirilmiş olmasına dikkat çekildi. Türk dilinin başkenti olarak anılan Karaman’ın, 1277 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey’in yayımladığı ve Türkçeyi resmi dil ilan eden ferman nedeniyle Türk dili tarihinde özel bir yere sahip olduğuna işaret eden Kuruoğlu, bu şehirde böyle bir uygulamanın yapılmasının kamuoyunda daha büyük bir hassasiyet oluşturduğunu belirtti. Kuruoğlu, “Üstelik Türk dilinin başkenti olarak anılan Karaman’da böyle bir uygulamanın yapılmış olması, durumu daha da düşündürücü hâle getirmiştir.” dedi. “Milli Değerlere Daha Fazla Hassasiyet Gösterilmeli” Hür-Sen Konfederasyonu Genel Başkanı Levent Kuruoğlu, açıklamasında milli sembollerin temsilinde daha dikkatli olunması gerektiğini vurguladı. İstiklal Marşı’nın tarihi ve kültürel anlamına uygun şekilde okunmasının önemine dikkat çeken Kuruoğlu, özellikle resmi törenlerde marşın özgün haliyle ve Türkçe olarak okunmasının gerektiğini belirtti. Açıklamada, “Milli değerlerimizin temsilinde daha hassas davranılması gerektiğini hatırlatıyor; İstiklal Marşı’nın resmi programlarda aslına uygun biçimde ve Türkçe okunmasının gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.” ifadeleri yer aldı. Kamuoyunda Tartışma Yarattı Karaman’daki anma programında İstiklal Marşı’nın Arapça okunması sosyal medyada ve çeşitli platformlarda farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden oldu. Bir kesim bu uygulamayı kültürel bir yorum olarak değerlendirirken, birçok kişi ise milli marşın resmi törenlerde yalnızca Türkçe okunması gerektiğini savundu. Uzmanlar, İstiklal Marşı’nın farklı dillere çevrilmesinin akademik veya kültürel çalışmalar kapsamında mümkün olduğunu ancak resmi törenlerde marşın özgün dilinde okunmasının milli sembollerin korunması açısından önemli görüldüğünü ifade ediyor. İstiklal Marşı’nın Tarihsel Önemi Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan İstiklal Marşı, Kurtuluş Savaşı yıllarında milletin bağımsızlık mücadelesini ve özgürlük idealini yansıtan bir eser olarak ortaya çıktı. 12 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından milli marş olarak kabul edilen eser, Türk milletinin ortak hafızasında önemli bir yer tutuyor. Her yıl 12 Mart’ta düzenlenen anma programlarında, Mehmet Akif Ersoy’un hayatı ve eserleri anılırken İstiklal Marşı’nın yazılış süreci ve taşıdığı anlam da çeşitli etkinliklerle anlatılıyor. Karaman’daki programda yaşanan tartışma ise milli marşın dilinin ve temsilinin nasıl olması gerektiğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirdi.

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır’dan 14 Mart Mesajı: Haber

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır’dan 14 Mart Mesajı:

Türk milletinin evlatları, tarih boyunca söz konusu vatan olduğunda hiçbir tereddüt göstermeden gövdelerini siper etmiş, canlarını ortaya koymuş ve gerektiğinde en ön safta yer alarak destan yazmıştır. Bu milletin mayasında bulunan fedakârlık, cesaret ve vatan sevgisi; tarihimizin her döneminde olduğu gibi sağlık camiasında da en güçlü şekilde kendisini göstermiştir. Bu asil ve sarsılmaz ruhun en önemli temsilcilerinden biri hiç şüphesiz tıbbiyelilerdir. Bugün 14 Mart Tıp Bayramı’nı anarken, yalnızca bir meslek grubunun gününü değil; aynı zamanda vatan sevgisinin, bağımsızlık iradesinin ve fedakârlığın tarihsel bir sembolünü hatırlıyoruz. “14 Mart, Bir Meslek Gününden Çok Daha Fazlasıdır” Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada sert ve dikkat çeken ifadeler kullanarak sağlık çalışanlarının içinde bulunduğu tabloya tepki gösterdi. Karabayır, 14 Mart’ın sıradan bir kutlama günü olmadığını vurgulayarak şu değerlendirmelerde bulundu: 1919 yılında İstanbul işgal altındayken, işgal güçlerinin gölgesi altında eğitim gören Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane öğrencileri, yani tıbbiyeliler, tarihe geçen bir direnişe imza attılar. İşgalin baskısına rağmen okulun iki kulesi arasına dev bir Türk bayrağı asarak milletin bağımsızlık iradesini dünyaya ilan ettiler. Bu hareket, sadece bir protesto değil; bağımsızlık meşalesini ateşleyen tarihi bir meydan okumaydı. İşgal kuvvetlerinin tehditlerine rağmen geri adım atmayan tıbbiyeliler, “Bu vatan sahipsiz değildir” diyerek milli mücadelenin öncüleri arasında yer aldı. Karabayır, bu tarihi ruhun bugün de sağlık çalışanlarının damarlarında dolaştığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Tıbbiyelilerin o gün ortaya koyduğu irade, Türk milletinin bağımsızlık karakterinin en güçlü sembollerinden biridir. O bayrak yalnızca iki kule arasına asılmamış; milletin kalbine, hafızasına ve tarihine kazınmıştır.” Cepheden Hastanelere Uzanan Fedakârlık Zinciri Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır, sağlık çalışanlarının fedakârlığının sadece tarihin sayfalarında kalmadığını, günümüzde de aynı kararlılıkla sürdüğünü vurguladı. Cephelerde yaralı askerleri tedavi ederken şehit düşen hekimlerden, imkânsızlıklar içinde insanlara şifa dağıtan sağlık emekçilerine kadar uzanan bu büyük fedakârlık hikâyesi, Türk sağlık camiasının karakterini ortaya koymaktadır. Karabayır, özellikle son yıllarda yaşanan büyük krizlerde sağlık çalışanlarının gösterdiği mücadeleye dikkat çekerek şunları söyledi: “Yakın tarihimizde bu fedakârlığın sayısız örneğine şahit olduk. Covid-19 salgını gibi insanlık tarihinin en zor dönemlerinden birinde sağlık çalışanlarımız günlerce evlerine gitmeden görev yaptı. Ardından asrın felaketi olarak nitelendirilen depremde yine ilk koşanlar sağlık emekçileri oldu. Milletimizin nerede bir feryadı yükseldiyse sağlık çalışanları orada vardı.” Sağlık çalışanlarının bu süreçlerde canlarını ortaya koyarak görev yaptığını vurgulayan Karabayır, buna rağmen sağlık camiasının yıllardır görmezden gelinen sorunlarının artık dayanılmaz bir noktaya geldiğini ifade etti. “Alkış Değil, Hakkımızı İstiyoruz” Sabit Karabayır açıklamasında sağlık çalışanlarının artık söz değil, somut adım beklediğini belirterek şu sert ifadeleri kullandı: “Sağlık çalışanları pandemi döneminde alkışlandı. Depremde kahraman ilan edildi. Ancak alkışlar bittiğinde geriye çözümsüz bırakılan sorunlar kaldı. Bugün sağlık çalışanları kahramanlık payesi değil, emeğinin karşılığını ve hakkını istemektedir.” Karabayır, özellikle ekonomik haklar konusunda sağlık çalışanlarının büyük bir mağduriyet yaşadığını vurgulayarak şu talepleri sıraladı: Ekonomik Talepler Sağlık çalışanlarının maaş sisteminin tek kalem ve adil bir yapıya kavuşturulması, Taban ve teşvik ödemelerinin acilen artırılması, Komik seviyelerde kalan nöbet ücretlerinin emeğin gerçek karşılığı olacak şekilde düzenlenmesi, Yapılan tüm ödemelerin emekliliğe yansıtılması. Karabayır, mevcut ödeme sisteminin sağlık çalışanlarını ciddi ekonomik sıkıntılar içine ittiğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Bugün sağlık çalışanları ağır iş yükü altında görev yaparken aldığı ücretle ay sonunu getirmekte zorlanıyorsa ortada ciddi bir adaletsizlik vardır. Bu durum sürdürülebilir değildir.” Özlük Haklarında Büyük Sorunlar Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Karabayır, sağlık çalışanlarının yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda özlük hakları açısından da ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtti. Bu kapsamda acilen çözülmesi gereken başlıca konuları şöyle sıraladı: Sağlık çalışanlarının aşırı iş yükünün azaltılması, Sağlık sistemindeki personel açığını kapatmak için istihdamın artırılması, Özellikle eş durumu tayinlerinin kolaylaştırılması, Üniversite hastanelerinde çalışan sağlık personeline tayin hakkı verilmesi, Aile hekimliği sisteminde uygulanan haksız ve keyfi cezaların kaldırılması, Sağlık çalışanlarına yönelik şiddete karşı çok daha ağır ve caydırıcı yaptırımlar getirilmesi, Sağlık yönetiminde ehliyet ve liyakatin esas alınması. Karabayır, özellikle sağlıkta şiddet konusunun artık tahammül sınırlarını aştığını belirterek şu sözleri kullandı: “Bir ülkede insan hayatını kurtarmaya çalışan sağlık çalışanı şiddet görüyorsa orada ciddi bir sorun vardır. Sağlık çalışanları artık can güvenliği endişesiyle görev yapmak istemiyor.” Sosyal Haklar Artık Lüks Değil Karabayır, sağlık çalışanlarının sosyal haklarının da yıllardır ihmal edildiğini ifade ederek şu talepleri dile getirdi: Her hastaneye kreş açılması, Sağlık çalışanlarının dinlenme alanlarının insani koşullara kavuşturulması, Yemek ve benzeri hizmetlerin kalite ve yeterlilik açısından çalışanları memnun edecek seviyeye çıkarılması. Bu düzenlemelerin artık bir talep değil zorunluluk olduğunu vurgulayan Karabayır, sağlık çalışanlarının insanüstü şartlarda çalıştırılmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. “Mücadeleden Asla Vazgeçmeyeceğiz” Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır açıklamasının sonunda mücadele mesajı vererek şunları kaydetti: “Fedakâr sağlık camiasının bu taleplerinin karşılanması; çalışanların tükenmişlik sendromundan kurtulmasının, hak ettikleri çalışma hayatına kavuşmalarının ve milletimize daha nitelikli sağlık hizmeti sunulmasının tek yoludur. Bu nedenle gerekli adımların atılmasını istiyoruz. Dün olduğu gibi bugün de mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Sağlık çalışanları hak ettikleri değeri alana kadar bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz.” Karabayır, Türk Sağlık-Sen’in sağlık çalışanlarının hak mücadelesinde kararlı bir duruş sergilediğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Biz Türk Sağlık-Sen olarak yapılması gerekenleri açık ve net şekilde söylüyoruz. Çalışanın yanında duran, hak arama mücadelesini kararlılıkla sürdüren tek ve güvenilir adres olmaya devam edeceğiz.” “Sorunların Çözülmesini İstiyoruz” Karabayır, temennilerinin sağlık çalışanlarının sorunlarla boğuştuğu son Tıp Bayramı’nı yaşamaları olduğunu belirterek açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Dileğimiz; sağlık çalışanlarının sorunlarının çözüme kavuştuğu, emeğin değer gördüğü, adaletli bir çalışma düzeninin kurulduğu günleri görmektir. Sağlık çalışanlarının hak ettiği saygıyı gördüğü bir sistem artık ertelenemez bir zorunluluktur.” Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır, insan hayatını her şeyin üzerinde tutarak fedakârca görev yapan tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutladı ve sağlık camiasının hak ettiği değere kavuşması için mücadelenin süreceğini vurguladı.

Artvinliler Bursa’da aynı sofrada buluştu Haber

Artvinliler Bursa’da aynı sofrada buluştu

Bursa Artvin Vakfı tarafından düzenlenen ve Artvin’in düşman işgalinden kurtuluşunun 105. yıl dönümünün kutlandığı program, geniş bir katılımla gerçekleştirildi. Geceye siyaset ve yerel yönetim dünyasından birçok isim ile çok sayıda davetli katıldı. Programa AK Parti Bursa Milletvekili Ahmet Kılıç, İYİ Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Harmancık Belediye Başkanı Haşim Ali Arıkan, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Anahtar Parti İl Başkanı Fikret Aslan, İl Başkan Yardımcıları Selçuk Demirel, Berrin Temuroğlu, Ahmet Mücahit Savaş, Yavuz Arıcıoğlu, Fuat Üçüncü ve Gökhan Özkul ile eşi Vakıf Başkan Yardımcısı Derya Özkul, Fatma Yemenici ve il yöneticileri ile çok sayıda Artvinli vatandaş katıldı. Programda dayanışma, birlik ve hemşehrilik vurgusu öne çıktı. Programda konuşan Bursa Artvin Vakfı Başkanı Adnan Demirci, 7 Mart’ın Artvinliler için taşıdığı anlamın yalnızca bir tarih olmadığını ifade etti. Demirci, “7 Mart bizler için çok önemli bir gün. Ancak bu tarih sadece takvim yaprağındaki bir gün değil; aynı zamanda bağımsızlık ruhunun, milli birlik ve beraberliğin güçlü bir sembolüdür. Artvin’imizin düşman işgalinden kurtuluşunun 105. yıl dönümünü siz değerli hemşehrilerimizle birlikte kutlamaktan mutluluk duyuyoruz” dedi. Düzenlenen gecenin sosyal bir amaca da hizmet ettiğini belirten Demirci, programdan elde edilen gelirlerin gençlere destek için kullanılacağını söyledi. Vakfın düzenlediği organizasyonlarda her zaman hemşehrilerinin desteğini gördüklerini ifade eden Demirci, “Vakfımızı yönetmeye başladığımız günden bu yana yaptığımız her çalışmada sizlerin katkısı bizim en büyük gücümüz oldu. Amacımız bu vakfın gerçekten sizlerin vakfı olduğunu hissettirmekti. Sizler de bugüne kadar çağrımıza kayıtsız kalmadınız” diye konuştu. Vakfın 1996 yılında kurulduğunu hatırlatan Demirci, bugün güçlü bir dayanışma yapısına ulaştığını vurguladı. Demirci, “Yıllar önce kıymetli hemşehrilerimiz tarafından kurulan vakfımız bugün 30 yaşında. Bu emaneti yaşatırken aynı zamanda gençlerimize destek olarak geleceğe güçlü bir yapı bırakmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı. Programda ayrıca birlik ve beraberlik mesajları verilirken, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü de unutulmadı. Gece sonunda salonda bulunan kadınlara karanfil dağıtılarak günleri kutlandı. Demirci, salondaki yoğun katılımın Artvinlilerin Bursa’daki dayanışmasının en güzel göstergelerinden biri olduğunu belirtti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.