Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Anadolu

Gürsu Haber - Anadolu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Anadolu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ARAŞTIRMACI YAZAR EKREM HAYRİ PEKER'DEN TARİH TEZLERİNE YENİ BİR BAKIŞ: “ANADOLU VE AVRASYA'NIN KAYIP İZLERİ” Haber

ARAŞTIRMACI YAZAR EKREM HAYRİ PEKER'DEN TARİH TEZLERİNE YENİ BİR BAKIŞ: “ANADOLU VE AVRASYA'NIN KAYIP İZLERİ”

Araştırmacı yazar Ekrem Hayri Peker, tarih dünyasında uzun yıllardır tartışılan Avrasya, Anadolu ve Mezopotamya medeniyetlerinin kökenlerine ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaşırken, Türk tarihinin bilinen sınırlarının çok ötesine uzanan yeni bir araştırma çalışmasının hazırlıkları içerisinde olduğunu açıkladı. Peker, özellikle Batı merkezli tarih anlayışının, Avrasya coğrafyasında yaşamış birçok topluluğu çeşitli kategoriler altında incelemesine rağmen Türklerin ve Turani kavimlerin insanlık tarihindeki rolünün yeterince araştırılmadığını savunuyor. Tarih literatüründe uzun yıllar boyunca Avrasya ve Orta Doğu halklarının “Sami”, “Ari”, “Kafkas” ya da “Asyatik” gibi kavramlarla sınıflandırıldığını belirten Peker, buna karşın Turani halkların medeniyet tarihindeki etkilerinin çoğu zaman göz ardı edildiğini ifade ediyor. Ona göre son yıllarda ortaya çıkarılan arkeolojik bulgular, yeni kazılar ve çeviri eserler, insanlık tarihine ilişkin mevcut kabullerin yeniden değerlendirilmesini gerektirecek önemli veriler sunuyor. MEZOPOTAMYA VE MISIR MEDENİYETLERİNİN KÖKENLERİ TARTIŞILIYOR Peker’in dikkat çektiği en önemli başlıklardan biri, Mezopotamya ve Mısır medeniyetlerinin kuruluş süreçleriyle ilgili alternatif tarih tezleri oldu. Araştırmacı yazar, çeşitli arkeolojik bulgular, çivi yazılı belgeler ve farklı coğrafyalarda yapılan kazı çalışmalarından elde edilen verilerin, bu büyük uygarlıkların oluşumunda Turani toplulukların etkisine işaret ettiğini öne sürüyor. Özellikle Türkmenistan’daki Anev bölgesinin tarih öncesi kültür merkezlerinden biri olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Peker, Avrasya'nın doğusundan batısına doğru gerçekleşen göç hareketlerinin yalnızca nüfus hareketi olarak değil, aynı zamanda kültür, teknoloji ve medeniyet transferi olarak da ele alınması gerektiğini vurguluyor. AVRUPA'DAKİ TAŞ ANITLAR VE KURGANLAR DİKKAT ÇEKİYOR Araştırmalarında Avrupa'nın çeşitli bölgelerinde bulunan taş anıtlar ve mezar yapıları üzerinde duran Peker, Türk kültürünün önemli unsurlarından biri olarak kabul edilen kurgan geleneğinin yalnızca Orta Asya ve Avrasya bozkırlarıyla sınırlı olmadığını ifade ediyor. Batı Avrupa'dan Balkanlar'a, Karadeniz havzasından Anadolu içlerine kadar uzanan geniş coğrafyada kurgan benzeri mezar yapılarının bulunduğunu belirten Peker, bu durumun tarih öncesi kültürel etkileşimlerin sanılandan çok daha geniş bir alanı kapsadığını ortaya koyduğunu dile getiriyor. Bugün Anadolu'nun birçok bölgesinde bulunan ve Batılı araştırmacılar tarafından “tümülüs” olarak adlandırılan anıtsal mezarların da bu çerçevede yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savunan Peker, özellikle Frig ve Lidya dönemlerine ait mezar yapılarının kültürel süreklilik açısından önemli ipuçları taşıdığını kaydediyor. KURT SEMBOLÜ, BALBAL VE YEŞİM TAŞI İZLERİ Peker'in çalışmalarında üzerinde durduğu bir diğer konu ise Türk kültürüne özgü kabul edilen semboller ve gelenekler. Kurt motifi, balbal geleneği, yeşim taşı kullanımı ve bazı toplumsal yapı özelliklerinin yalnızca Orta Asya coğrafyasında değil, Pelasglar, Troya, Etrüskler ve Daklar gibi eski Avrupa topluluklarında da görüldüğünü belirten araştırmacı yazar, bu benzerliklerin daha kapsamlı akademik çalışmalarla incelenmesi gerektiğini ifade ediyor. Bu tür kültürel unsurların tarih boyunca farklı toplumlar arasında nasıl yayıldığının ve hangi yollarla aktarıldığının araştırılmasının, Avrasya tarihine ilişkin yeni perspektifler kazandırabileceğini vurgulayan Peker, disiplinler arası çalışmaların önemine dikkat çekiyor. KARADENİZ VE ANADOLU'DA ÖN TÜRK İZLERİ İDDİASI Karadeniz Bölgesi ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da çok sayıda kaya resmi, petroglif ve tarih öncesi kalıntının bulunduğunu belirten Peker, bu eserlerin önemli bölümünün Türk tarihi açısından yeterince değerlendirilmediğini savunuyor. Özellikle Batı Anadolu'nun tarih öncesi dönemlerine ilişkin çalışmaların yetersiz kaldığını ifade eden Peker, bölgede yer alan çok sayıdaki tümülüs, kaya anıtı ve arkeolojik merkezin yeni yöntemlerle yeniden incelenmesi gerektiğini söylüyor. Araştırmacı yazara göre Anadolu, yalnızca Hititler, Frigler, Lidyalılar, Yunanlar ve Romalılar üzerinden okunamayacak kadar zengin bir geçmişe sahip. Bölgenin tarih öncesi kültür katmanlarının ayrıntılı biçimde incelenmesi, insanlık tarihine ilişkin birçok bilinmeyen noktayı aydınlatabilir. RUNİK YAZI VE ANADOLU ARASINDAKİ OLASI BAĞLANTILAR Peker'in dikkat çektiği bir diğer konu ise Balkanlar üzerinden Anadolu'ya gelen eski toplulukların kullandığı yazı sistemleri ile Türklerin tarih boyunca kullandığı Runik karakterler arasındaki olası ilişkiler. Bu konuda yeterli akademik araştırmanın bulunmadığını belirten Peker, eski yazı sistemleri arasındaki benzerliklerin karşılaştırmalı dilbilim ve epigrafi çalışmalarıyla daha ayrıntılı incelenmesi gerektiğini ifade ediyor. YENİ KİTABIN ODAĞINDA GÖBEKLİTEPE'DEN BALKANLAR'A UZANAN TARİH YOLCULUĞU VAR Son yıllarda Türkçeye çevrilen yabancı kaynakların sayısındaki artış, uluslararası arkeolojik kazılardan gelen yeni veriler ve yayımlanan bilimsel çalışmaların kendisini yeni bir araştırmaya yönlendirdiğini belirten Ekrem Hayri Peker, hazırlıklarını sürdürdüğü eserinde Göbeklitepe'den başlayarak Çatalhöyük, Anadolu, Trakya ve Balkanlar'a uzanan geniş bir coğrafyadaki tarih öncesi toplulukları inceleyeceğini açıkladı. Peker'in çalışması, tarih yazımında uzun yıllardır kabul gören tezlerin dışında kalan görüşleri gündeme taşırken, Anadolu ve Avrasya'nın kadim geçmişine ilişkin yeni tartışmaların da kapısını aralamayı hedefliyor. Göbeklitepe'den Balkanlar'a uzanan binlerce yıllık tarih yolculuğunda Turani toplulukların izlerini araştıracak olan eser, tarih meraklıları ve araştırmacılar tarafından şimdiden merakla bekleniyor. Uzmanlar ise bu tür tezlerin arkeoloji, antropoloji, tarih ve dilbilim alanlarında yapılacak kapsamlı bilimsel çalışmalarla desteklenmesinin önemine dikkat çekerken, Anadolu'nun insanlık tarihindeki merkezi rolünün her geçen gün yeni keşiflerle daha da netleştiğini vurguluyor

Bursa’nın yeni gücü "BURKON" sahneye çıktı: Kültürler bu çatı altında buluşuyor! Haber

Bursa’nın yeni gücü "BURKON" sahneye çıktı: Kültürler bu çatı altında buluşuyor!

Bursa’da büyük bir heyecan uyandıran ve şehrin sosyal dokusuna yeni bir soluk getirmesi beklenen Bursa Dernekler Konfederasyonu (BURKON), ilk resmi toplantısını gerçekleştirdi. Genel Başkan Biret ELİK öncülüğünde düzenlenen toplantıya, konfederasyona üye olan tüm dernek başkanları tam kadro katılım sağladı. Biret Elik: "Bursa’nın Güçlü Birliğini İnşa Ediyoruz" Toplantıda konuşan Genel Başkan Biret Elik, BURKON’un sadece bir tabela oluşumu değil, Bursa’da yaşayan tüm bölgelerin kültürlerinin yaşatılacağı, dayanışmanın en üst seviyeye çıkarılacağı dinamik bir yapı olduğunu vurguladı. Elik, "Bursa, Anadolu’nun her rengini bağrında taşıyan kadim bir şehir. Bizler bu renkleri BURKON çatısı altında bir araya getirerek, Bursa’nın sosyal ve kültürel hayatına değer katmayı hedefliyoruz," dedi. Tüm Bölgelerin Kültürü Bu Çatıda Yaşayacak Üye dernek başkanlarının görüş ve önerilerinin alındığı toplantıda, önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek projeler masaya yatırıldı. Bursa’daki tüm bölge derneklerini kapsayan bu büyük oluşumun, hem yerel yönetimlerle olan diyalogda hem de sosyal yardımlaşma projelerinde etkin bir rol oynaması bekleniyor. Ses Getirmeye Devam Edecek Bursa’da sivil toplumun en güçlü temsilcilerinden biri olma yolunda emin adımlarla ilerleyen BURKON, kısa süre içinde gerçekleştireceği etkinliklerle adından söz ettirmeye devam edecek. Toplantı sonunda dernek başkanları, "Bursa için birlik, kültür için gelecek" mesajı vererek kararlılıklarını sergilediler.

“TARIMDA DIŞA BAĞIMLILIK KISKACI: BURSA’DAN TÜRKİYE’YE UZANAN KRİZ DERİNLEŞİYOR” Haber

“TARIMDA DIŞA BAĞIMLILIK KISKACI: BURSA’DAN TÜRKİYE’YE UZANAN KRİZ DERİNLEŞİYOR”

“TARIMDA DIŞA BAĞIMLILIK KISKACI: BURSA’DAN TÜRKİYE’YE UZANAN KRİZ DERİNLEŞİYOR” Mahmut Fuat Kadıoğlu, tarım ve hayvancılıkta giderek artan dışa bağımlılığa sert sözlerle yüklendi. Kadıoğlu, sadece bugünün değil, son 20 yılın yanlış politikalarının Türkiye’yi üretimde dışa bağımlı, çiftçiyi ise borç batağında bıraktığını ifade ederek, “Bu tablo bir tesadüf değil, bilinçli tercihlerle getirildiğimiz bir çıkmazdır” dedi. “GİRDİ İTHAL, FATURA ÇİFTÇİYE: BU DÜZEN SÜRDÜRÜLEMEZ” Tarımın bel kemiğini oluşturan gübre, yem, mazot ve tarım ilaçlarında ithalata dayalı yapının artık alarm verdiğini vurgulayan Kadıoğlu, sert bir dille şunları söyledi: “Döviz yükseldikçe maliyet katlanıyor, maliyet arttıkça üretici eziliyor. Bugün Türkiye’de çiftçi toprağını değil, döviz kurunu takip etmek zorunda bırakılmıştır. İthal girdilerle üretim yapan bir sistem, çiftçiyi uluslararası piyasaların insafına terk etmek demektir. Bunun bedelini de en ağır şekilde Anadolu’nun üreticisi, Bayburtlu çiftçi ödüyor.” GEÇMİŞTEN BUGÜNE: ÜRETEN TÜRKİYE’DEN İTHALAT BAĞIMLISI TÜRKİYE’YE Kadıoğlu, Türkiye’nin geçmişte kendi kendine yetebilen sayılı ülkeler arasında olduğunu hatırlatarak, bugün gelinen noktayı “politik iflas” olarak nitelendirdi: “Bir zamanlar kendi tohumunu üreten, hayvanını kendi besleyen bir Türkiye vardı. Bugün ise samanı bile ithal eden bir ülke haline getirildik. Tarımda planlama terk edildi, üretici yalnız bırakıldı, destekler yetersiz kaldı. Sonuç ortada: Üretim düşüyor, maliyet artıyor, ithalat büyüyor.” “BU SADECE EKONOMİ DEĞİL, MİLLİ GÜVENLİK MESELESİDİR” Dışa bağımlılığın yalnızca ekonomik bir sorun olmadığını vurgulayan Kadıoğlu, konunun doğrudan gıda güvenliğiyle ilgili olduğunu belirtti: “Kendi gübresini, yemini, tohumunu üretemeyen bir ülke bağımsız karar alamaz. Tarımda dışa bağımlılık demek, sofradaki ekmeğin bile başka ülkelerin kontrolüne girmesi demektir. Bu durum açıkça arz güvenliğini tehdit eder, fiyat istikrarını bozar ve toplumsal refahı zedeler.” “YERLİ ÜRETİM ARTIK BİR TERCİH DEĞİL, ZORUNLULUKTUR” Çözümün açık olduğunu belirten Kadıoğlu, hükümete çağrısını da sert bir şekilde dile getirdi: “Tarım girdilerinde yerli üretim acilen artırılmalıdır. Gübre fabrikaları, yem üretim tesisleri ve tohum geliştirme merkezleri kamu öncülüğünde yeniden ayağa kaldırılmalıdır. Çiftçiye doğrudan ve yeterli destek verilmeden bu kriz aşılmaz. Dışa bağımlılığı azaltmadan ne üreticiyi kurtarabilirsiniz ne de vatandaşı ucuz gıdayla buluşturabilirsiniz.” “TARIMDA TAM BAĞIMSIZLIK ERTELENEMEZ” Son olarak Bursa başta olmak üzere Anadolu’nun üretim gücüne dikkat çeken Kadıoğlu, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Bu topraklar üretir, yeter ki doğru politikalar uygulansın. Türkiye’nin tarımda yeniden ayağa kalkması mümkündür. Ancak bunun için ithalata dayalı günü kurtarma politikaları terk edilmeli, üretim odaklı köklü bir dönüşüm başlatılmalıdır. Tarımda tam bağımsızlık artık bir hedef değil, ertelenemez bir zorunluluktur.”

Anahtar Parti’den İran analizi: “Kritik görevlerin Türk Kökenli isimlere verilmesi tesadüf değil” Haber

Anahtar Parti’den İran analizi: “Kritik görevlerin Türk Kökenli isimlere verilmesi tesadüf değil”

İran’ın önemli güvenlik bürokratlarından Muhammed Bagher Zolghadr’ın, savaşın giderek yoğunlaştığı bir dönemde Yargı ErkiBaşkan Yardımcılığı görevine atanmasının stratejik bir adım olduğunu ifade eden Yel, bu görevin güvenlik ve stratejik dosyalar üzerinde söz sahibi olabilecek kritik bir pozisyon olduğuna dikkat çekti. İran tarihi üzerine çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Tufan Gündüz’ün değerlendirmelerine de atıfta bulunan Yel, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ülkenin dini lideri Ali Hamaney’den sonra güvenlik stratejisinin de Türk kökenli bir isme emanet edildiğini söyledi. Yel’e göre Muhammed Bakır Zülkadir’in kökeni, Oğuz Türklerinin Bozok koluna bağlı Bayat boyuna mensup olan Dulkadiroğulları’nadayanıyor. Selma Yel, Dulkadiroğulları’nın tarih boyunca Anadolu, Suriye ve İran hattında etkili olmuş Türkmen beyliklerinden biri olduğunu hatırlatarak, İran’daki bazı kritik görevlerin Türk kökenli isimlere verilmesinin tarihsel bir sürekliliğin sonucu olduğunu vurguladı. İran’ın sanıldığı gibi yalnızca bir “Fars devleti” olmadığını belirten Yel, ülke nüfusunun önemli bir bölümünün Türklerden oluştuğunu ifade etti. İran coğrafyasında Büyük Selçuklular, Safevîler, Afşarlar ve Kaçarlar gibi Türk hanedanlarının uzun yıllar boyunca devlet kurarak yönetimde bulunduğunu hatırlatan Yel, bu tarihsel arka planın günümüzdeki yönetim kadrolarında da etkisini gösterdiğini söyledi. Yel açıklamasında, “Bu durum bir tesadüften ziyade tarih, demografi ve devlet aklının kesiştiği bir sürekliliktir. İran’ı anlamak için sadece bugüne değil, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan derin tarihî damarı görmek gerekir” ifadelerini kullandı. Öte yandan Yel, bu tarihsel gerçekliğin Türkiye’de eğitim müfredatında yeterince yer bulmadığını da dile getirerek, İran ve Türk dünyası tarihinin daha kapsamlı biçimde ele alınması gerektiğini kaydetti.

DSP Bursa İl Başkanı Mehmet Seskır’dan “Ecevit Vizyonu” Vurgusu: Bursa, Üretimin ve Emek Mücadelesinin Kalbidir Haber

DSP Bursa İl Başkanı Mehmet Seskır’dan “Ecevit Vizyonu” Vurgusu: Bursa, Üretimin ve Emek Mücadelesinin Kalbidir

Mehmet Seskır, yaptığı kapsamlı değerlendirmede Bülent Ecevit’in Bursa’ya yönelik vizyonunu yeniden gündeme taşıyarak, kentin Türkiye’nin kalkınma modelindeki stratejik rolüne dikkat çekti. Seskır, açıklamasında Bursa’nın yalnızca bir sanayi kenti değil, aynı zamanda emeğin, üretimin ve sosyal adalet arayışının en güçlü merkezlerinden biri olduğunu vurguladı. “Bursa, Demokratik Sol Kalkınma Modelinin Temel Taşlarından Biri” Seskır, Demokratik Sol Parti’nin kurucu lideri Bülent Ecevit’in, Bursa’yı Türkiye’nin üretim odaklı kalkınma stratejisinde özel bir konuma yerleştirdiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Ecevit’in kalkınma anlayışı, rant değil üretim üzerine kuruluydu. Bu çerçevede Bursa; organize sanayi bölgeleri, güçlü işçi potansiyeli ve yüksek tarımsal verimliliği ile Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığının teminatı olarak görülmüştür. Bu vizyon bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır.” “Üretim Ekonomisi Yeniden İnşa Edilmelidir” Bursa’nın sahip olduğu sanayi altyapısının Türkiye ekonomisi açısından kritik önemde olduğunu ifade eden Seskır, üretim odaklı politikaların terk edilmesinin ülkeye ağır bedeller ödettiğini savundu. Ecevit’in “üreten Türkiye” idealine atıf yapan Seskır, sanayi üretiminin artırılması ve yerli üreticinin desteklenmesi gerektiğini belirtti. “Bursa’daki organize sanayi bölgeleri yalnızca üretim alanları değil, aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik direncinin merkezleridir. Bu merkezlerin güçlendirilmesi, dışa bağımlılığın azaltılması açısından hayati önemdedir.” “İşçi Hakları, Kalkınmanın Ayrılmaz Parçasıdır” Sanayi kenti kimliğiyle öne çıkan Bursa’da işçi haklarının korunmasının vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Seskır, Bülent Ecevit’in emek odaklı siyaset anlayışının altını çizdi: “Ecevit, yalnızca üretimi değil, o üretimi gerçekleştiren emekçiyi merkeze alan bir liderdi. Sendikal örgütlenme, toplu sözleşme hakkı ve sosyal adalet, onun siyasetinin temel taşlarıydı. Bursa gibi işçi yoğunluğu yüksek bir kentte bu anlayışın yeniden güçlendirilmesi kaçınılmazdır.” “Sanayi ile Tarım Arasında Stratejik Denge” Seskır, Bursa’nın yalnızca bir sanayi merkezi olarak değil, aynı zamanda önemli bir tarım kenti olarak da değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Ecevit’in kalkınma modelinde sanayi ve tarımın birbirini tamamlayan iki unsur olduğuna dikkat çeken Seskır, şu ifadeleri kullandı: “Bursa’nın bereketli toprakları ile güçlü sanayi altyapısı birlikte değerlendirildiğinde ortaya sürdürülebilir bir kalkınma modeli çıkmaktadır. Tarımın ihmal edilmesi ya da sanayinin kontrolsüz büyümesi, bu dengeyi bozacaktır. Ecevit’in ortaya koyduğu model, bu iki alanın uyum içinde gelişmesini öngörmektedir.” “Karaoğlan’ın Mirası Bursa’da Yaşamaya Devam Ediyor” Bülent Ecevit’in özellikle Anadolu’da ve sanayi kentlerinde büyük bir halk desteği gördüğünü hatırlatan Seskır, Bursa’nın bu süreçte Demokratik Sol Parti için her zaman güçlü bir toplumsal taban sunduğunu ifade etti. “Ecevit’in ‘Karaoğlan’ olarak halkın gönlünde yer ettiği dönemde Bursa, emeğin ve üretimin siyasette karşılık bulduğu en önemli şehirlerden biri olmuştur. Bugün de aynı ruh, aynı inanç ve aynı kararlılıkla Bursa’da demokratik sol anlayışı yeniden büyütme hedefindeyiz.” “Bursa, Türkiye’nin Geleceğinde Anahtar Rol Oynayacak” Açıklamasının sonunda Seskır, Bursa’nın sahip olduğu potansiyelin doğru politikalarla Türkiye’nin ekonomik ve sosyal geleceğinde belirleyici olacağını ifade etti. Üretim, emek ve adalet ekseninde şekillenecek bir kalkınma modelinin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Seskır, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Bursa, yalnızca geçmişte değil, gelecekte de Türkiye’nin kalkınma hikâyesinin merkezinde yer alacaktır. Bizler, Ecevit’in mirasına sahip çıkarak üretimi, emeği ve adaleti önceleyen bir anlayışı yeniden hakim kılmakta kararlıyız.” Bu kapsamlı değerlendirme, Bursa’nın hem ekonomik hem de toplumsal açıdan taşıdığı stratejik önemin bir kez daha altını çizerken, demokratik sol perspektifin kentte yeniden güçlendirilmesi yönünde güçlü bir irade ortaya koydu.

GÜRSULU MİNİKLER TEKNE ORUCUYLA İFTAR AÇTI Haber

GÜRSULU MİNİKLER TEKNE ORUCUYLA İFTAR AÇTI

Gürsu Belediyesi, ‘en köklü Türk gelenekleri arasında yer alan ve yarım gün aç kalmayı gerektiren’ tekne orucu tutan Gürsulu çocuklar için iftar programı düzenledi. Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık’ın da katıldığı programda oruçlarını hep birlikte açan çocuklar, keyifli anlar yaşadı. Anadolu'nun unutulmaya yüz tutmuş eski ve köklü geleneği olan tekne orucu, çocuklar tarafından her ramazan heyecanla karşılanıyor. Oruç tutma yaşına gelmeyen çocukların yarım gün tuttuğu tekne orucuna bu sene de Gürsulu minikler büyük ilgi gösterdi. Gürsu Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü tarafından çocuklara ramazan ayını anlatmak ve oruca alıştırmak hedefiyle Zafer Caddesi’ndeki 'Tekne Orucu İftar Programı'nda minikler doyasıya eğlendi. Hazırlanan oyunları ve ilahileri büyük keyifle izleyen minikler, öğle ezan vaktinin girmesiyle hep birlikte dualar ederek oruçlarını açtı. BAŞKAN IŞIK’TAN ÇOCUKLARA TEBRİK Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık da tekne orucu tutan çocukları iftar programında yalnız bırakmadı. Miniklere ve onlara yardımcı olan ailelerine teşekkür eden Başkan Mustafa Işık, küçük yaşlarda alınan eğitimin ve verilen terbiyenin önemine dikkat çekti. Başkan Işık, “Kıymetli anne babalar, şuna asla unutmayın. Çocuklarımız en iyi doktor, en iyi mühendis, en iyi öğretmen olabilir. Ancak onları milli manevi değerlerle bezemezsek bu yapılanların hiçbir anlamı kalmaz. Ayrıca bir çocuk için en iyi vali, emniyet müdürü, öğretmen veya belediye başkanı kendi anne ve babası. Anne babalar olarak çocuklarımızın rol modeliyiz. Bu nedenlere çocuklarımıza çok iyi örnek olmalıyız” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.