Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Adalet

Gürsu Haber - Adalet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Adalet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Anahtar Parti Lideri Ağıralioğlu: Razı değiliz! Haber

Anahtar Parti Lideri Ağıralioğlu: Razı değiliz!

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, partisinin Niğde halk buluşmasına katıldı. Vatandaşın yaşadığı sorunlara ‘razı değiliz’ diyerek itiraz eden Genel Başkan Yavuz Ağıralioğlu, özetle şunları söyledi: “Bizler parti değil devlet, oy değil millet demeye karar vermiş bir hareketiz. O yüzden AK Parti’ye düşmana ya da hasıma bakar gibi bakmıyoruz; adeta aynaya bakar gibi bakıyoruz. O aynada neyin iyi, neyin kötü olduğunu; ne yapılınca memleketin abad, ne yapılınca berbat olduğunu görerek, bunun derin muhasebesini yaparak yürüyoruz. Anahtar Parti olarak, geride kalan 24 yılın muhasebesini yapıyor ve gür bir sesle haykırıyoruz: 2026 yılında biz bu emekli ücretine razı değiliz! Biz bu asgari ücrete razı değiliz! Çocuklarımıza reva görülen bu yarım yamalak eğitime, evlatlarımızın işsizliğine ve mesleksiz kalmasına razı değiliz! Tarımdaki bu plansızlığa, çiftçimizin omuzlarına yüklediğiniz ağır yüklere razı değiliz! Bu dağınıklık yüzünden ürünün tarlada çürümesine sebep olan savurganlığınıza, programsızlığınıza razı değiliz! Yüksek faize, bu ağır enflasyona razı değiliz! Adaletin bu denli siyasallaşmasına, mülakat adaletsizliklerine, torpile ve yoksulluğa asla razı değiliz! Bizler bir zamanlar emekli ikramiyemizle bir ev, bir araba alabiliyorduk; şimdi ise o ikramiyeyle bir koltuk takımı dahi alınamıyor. Biz bu düzene razı değiliz! Biz bu memleketi bu hale getiren sizin dağınıklığınızdan, plansızlığınızdan, israfınızdan ve hesapsız harcamalarınızdan bizim hissemize düşen bu fakirliğe razı değiliz! Size bu memleketi yönetin diye vekalet verdik. Biz sizin asiliniz, siz bizim vekilimiz olmanıza rağmen, elinizdeki devlet gücüyle bizleri korkutmaya çalışmanıza razı değiliz! Sizin artık bir patatesi bile yönetemeyecek durumda olduğunuzu görüyoruz ve size razı değiliz! Her gün bir dediğinizin ertesi gün tersini söylüyorsunuz, razı değiliz. Her yaptığınızın mutlak doğru olduğuna inanıyor, insanların dinini, imanını, vatan ve millet sevgisini sorgulama hakkını kendinizde görüyorsunuz; bu saygısızlığınıza razı değiliz! Bir gün Öcalan’a sövüp oy toplamanıza, ertesi gün Öcalan ile yol yürümeye kalkmanıza razı değiliz! Bu kadar varlığı, imkanı olan bir memleketi bu büyük darlığa düşürmenize razı değiliz! Biz bugün doğru soruları soruyoruz. Peki, bu gidişata sadece razı olmamakla mı kalacağız? Elbette hayır. Anahtar Parti, bu düzene razı olmayanların ve ‘tüm bu saydıklarımızı düzeltecek imkân da akıl da bu devlette var’ diyenlerin partisidir. Dolayısıyla biz; eksiklerin yerine halkı aşa ve işe kavuşturan, finansal istikrarı sağlamış, enflasyonsuz ve faizsiz bir ülkeyi inşa edecek olan iradeyiz. Liyakati kurumsallaştıracak, mülakatı tamamen kaldıracak, çocuklarımıza dünya standartlarında bir eğitim verip bu eğitimi istihdamla birleştirecek olan biziz. Tarımı ve tarladaki ürünü planlayacak; çiftçi ekerken maliyetine ortak olup, biçerken harmanda bereketi büyütecek olan kadroyuz. Biz bu memleketi ayağa kaldıracak olan tarafı temsil ediyoruz. Biz, sermayenin korkup kaçtığı değil, güven duyup gelebildiği bir ülkeyi organize edeceğiz. Paranın hangi ülkeye, neden gittiğini sizler de gayet iyi biliyorsunuz; çünkü bu memleketten kazandığınız paraları bizzat kendiniz nerelere götürüyorsanız, hukuk ve güven ortamı tam olarak oralarda yatıyor. Anahtar Parti olarak bizler, Türk siyasetinde nezaketin, mesuliyetin, terbiyenin ve devlet ciddiyetinin adresiyiz. Sayın Cumhurbaşkanı bugüne kadar karşısına çıkan pek çok rakibi kolayca yendi, hiçbirini dişine göre bulmadı ve bu kadar soruna rağmen o rakipleri yenmenin konforunu yaşadı. İşte Anahtar Parti, Reis Bey’in bu siyasi konforunu bozmak ve siyasete gerçek bir kalite getirmek için kurulmuştur. Tayyip Bey’in dilinden düşürmediği bir söz var: ‘Yahu bu yalan dünyada bir dişimize göre muhalefet bulamadık.’ Sayın Cumhurbaşkanım, biz tam dişinize göre bir hareketiz; siz şimdiden o dişlerinizi bir kontrol ettirin! Bizler sadece kuru bir iktidar koltuğu için değil, bu aziz milleti hak ettiği zenginlikle buluşturmak ve elinizde mağdur olmuş halkımızla kenetlenmek için geliyoruz. Bu yüzden bizim işimiz kolay. Neden mi kolay? Çünkü zor olanı bugüne kadar onlar yaptılar. Bu kadar yetişmiş insan gücü olan, bu kadar birikimi, imkânı ve potansiyeli bulunan muazzam bir memleketi bu darlığa, bu zorluğa düşürmek gerçekten büyük bir beceriksizlik isterdi; onlar işte bu zoru başardılar! Toprağınız olmasa, suyunuz olmasa, ekecek çiftçiniz, üretecek girişimciniz, satacak tüccarınız, projeyi yapacak mühendisiniz ya da dünyanın her yerine koşacak enerjiniz olmasa, dersiniz ki ‘ne yapalım, imkâanımız yok.’ Ama bu kadar varlığı olan bir memleketi siz yokluğa mahkum ettiniz. ANAHTAR PARTİ GELİNCE NE OLACAK? Biz gelince ne mi olacak? Biz gelince şu olacak: Bu partili cumhurbaşkanlığı işi devletimizi de milletimizi de çok yordu. Anahtar Parti iktidarında kesinlikle partili cumhurbaşkanlığı uygulaması olmayacak. Cumhurbaşkanı herkesin, 85 milyonun cumhurbaşkanı olacak. Kendi partisine yaslanıp diğer partilere öfke kusan bir figür yerine; her partiyi, her vatandaşı bu devletin öz evladı gibi gören kapsayıcı bir cumhurbaşkanlığı makamı tesis edilecek. Anahtar Parti iktidara geldiğinde, ilk ve en mühim adalet şemsiyesi bizzat cumhurbaşkanlığı makamından aşağıya doğru açılacak. Devletin başı, milletin de gerçek başı olacak; cumhurun başı, cumhurun tamamını kucaklayacak. Bizim iktidarımızda teröristler asla meclise giremeyecek. Anahtar Parti iş başına geldiğinde, kırk yıldır aziz milletimizin ümit şafaklarına kabus gibi çöken, yüreklere hüzün düşüren bu bölücü terör örgütlerini övenler, devletin tek bir kuruşuna dahi el süremeyecekler. Çocuklarımızın katiline meclis kürsülerinden övgüler dizip, bir de üstüne devletten maaş alma dönemi tamamen son bulacak. Bizim iktidarımızda teröriste terörist, terör örgütüne terör örgütü denir. Teröristlere ‘umut hakkı’ falan tanınmayacak, hainlerin adı dahi anılmayacak. Onların isimleri bir umutla değil, hak ettikleri en ağır cezalarla tarihin kara sayfalarına gömülecek. Kendilerine infaz edilmesi için verilen o cezaları son gününe kadar çekecek ve kirlettikleri bu dünyadan defolup gidecekler. Bizim, teröristlerin isimleriyle kirletilecek bir meclisimiz yoktur. Teröristler bizim devlet iktidarımızda asla ‘kurucu önder’ olarak kabul edilemez, edilmeyecektir. Hainler muhatap alınmayacak, önlerine mikrofonlar konulmayacak, prompter cihazları gönderilmeyecek ve onlarla asla kirli pazarlıklar, hediyeleşmeler yapılmayacaktır. Siyaset her şeyden önce ilkeli ve öngörülebilir olacak; milletimiz nihayet terbiyeli, seviyeli bir siyasete şahitlik edecek. Millet siyasetçilerden korkmayacak; aksine siyasetçiler milletten, milletin sandıktaki iradesinden korkacak. Bizim iktidarımızla birlikte; ‘Milletime verdiğim sözü tutamazsam, ben bir daha halkımın huzuruna çıkamam’ diyen edep sahibi siyasetçilerin dönemi başlayacak. Bugün seçip meclise gönderdiğimiz vekillerin, yarın bize ne yapacaklarını düşünmekten ödümüz patlıyor. Oysa onlar bizim vekilimiz, onları seçen asıl biziz. Bizler kadrolarımızı kurarken asla partili atamayacağız, partili kartviziti aramayacağız; sadece bileni arayacak, işin uzmanını bulacağız. O liyakatli isim bizim partimizden olmasa bile gözümüzü kırpmadan göreve getireceğiz. Çünkü bizim tek şiarımız liyakattir; biz liyakatin yanında, liyakat de bizim yanımızda olacak. Biz bu memleketi gençlerle ve kadınlarla birlikte omuz omuza vererek ayağa kaldıracağız. Bu ülkenin bütün yükünü şimdiye kadar hep birlikte çekmiş olduğumuz için önümüzde duran kalan yük, geçmişte göğüslediklerimizden asla daha fazla değildir. O yüzden inancınız tam olsun, memleketi ayağa kaldırmak çok kolaydır. TOPYEKÛN BİR SEFERBERLİK İLAN EDİLDİ Bugünden itibaren artık net bir şekilde seçim sathına girmiş bulunuyoruz. Anahtar Parti’yi önümüzdeki dönemde iktidar yapacaksak, bugünden tezi yok topyekûn bir seferberlik ilan ediyoruz. Biz sadece kürsülerden konuşan bir hareket değiliz. Türkiye’nin her bir köşesinde açtığımız bu teşkilatları; herkesin kendi helal alın terinden, zamanından, eşinden, işinden ve sevdiklerinden fedakarlık ede ede, gece gündüz emek vererek kurduk. Halısını omuzunda taşıyan, boyasını kendi elleriyle yapan, kirasını cebinden veren, evinde eşine yemeğini yaptırıp kermesine koşan, anasının hayır duasını alıp, babasını o kalabalığa omuz versin diye faaliyetlere çağıran, evlatlarına ‘Biz sizlerin geleceği için çalışıyoruz’ diyerek onları bu kutlu organizasyonlara katan koca bir neferiz biz. Bir milletin omuzlarına yeni bir yük düşmesin diye bunca meşakkati omuzlayıp, sadece bir yıl içinde 800 teşkilatı birden açan bu tertemiz partiye ve kadrolara hiçbir mecrada hakaret ettirmem, nezaketsizlik yapılmasına asla müsaade etmem; bunu herkes böyle bilsin!”

Orhan Karaduman’dan Gemlik Belediyesi’ne Kaldırım Tepkisi: “Denetimler Eşit Uygulanmalı” Haber

Orhan Karaduman’dan Gemlik Belediyesi’ne Kaldırım Tepkisi: “Denetimler Eşit Uygulanmalı”

İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanı Orhan Karaduman, Gemlik Belediyesi tarafından yapılan kaldırım işgallerine yönelik açıklamaya tepki gösterdi. Karaduman, uygulamaların sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini savunarak denetimlerin eşit ve adil şekilde yapılması gerektiğini ifade etti. Belediyenin açıklamasında “düzen sağlama” vurgusu yapıldığını belirten Karaduman, kaldırım işgali denildiğinde yalnızca esnafın hedef alındığını öne sürdü. İlçede kaldırımların sadece işletmeler tarafından değil, park halindeki araçlar tarafından da yoğun şekilde işgal edildiğini dile getiren Karaduman, bu konuda yeterli denetim yapılmadığını iddia etti. Karaduman, yaptığı açıklamada özellikle yayaların yaşadığı zorluklara dikkat çekerek, “Bebek arabasıyla yürüyen anneler, engelli vatandaşlar ve yaşlı bireyler kaldırımları kullanmakta ciddi sıkıntı yaşıyor. Bu durumun temel nedeni, kaldırımların araçlar tarafından işgal edilmesidir” ifadelerini kullandı. Belediyenin esnafa yönelik denetimlerde cezai işlemler uyguladığını ancak araç işgallerine karşı aynı hassasiyetin gösterilmediğini savunan Karaduman, bu durumu “çifte standart” olarak nitelendirdi. Kaldırımların asli kullanım amacının yayalar olduğunu vurgulayan Karaduman, gerçek bir düzenin ancak kuralların herkese eşit uygulanmasıyla sağlanabileceğini belirtti. Araçların kaldırımları işgal etmesine karşı daha etkin denetim yapılması gerektiğini ifade eden Karaduman, caydırıcı cezaların uygulanması ve özellikle engelli erişiminin güvence altına alınması çağrısında bulundu. Açıklamasında, mevcut uygulamaların yeterli olmadığı görüşünü dile getiren Karaduman, “Gemlik halkı eşitlik, adalet ve samimiyet bekliyor” dedi.

Anahtar Parti Gürsu: Avukatlar hedef değil, adaletin teminatıdır Haber

Anahtar Parti Gürsu: Avukatlar hedef değil, adaletin teminatıdır

İki genç kadının güpegündüz silahlı kişilerce ateş altına alınması sonucu iki genç kadından Avukat Hatice Kocaefe hayatını kaybetti, kardeşi ise yaralandı.Talihsiz avukat dün son yolculuğuna uğurlandı. Anahtar Parti Gürsu İlçe Başkanı Süleyman Ağırman, saldırının sadece bireysel bir suç olmadığını vurgulayarak, “Bu alçak saldırı yalnızca bir insanın hayatını hedef almamış, aynı zamanda savunma makamına, hukuk devletine ve adalet için emek veren tüm hukukçulara yöneltilmiş açık bir tehdittir” ifadelerini kullandı. “Avukatlar Hedef Değil, Adaletin Teminatıdır” Açıklamada, avukatların davaların tarafı olmadığına dikkat çekilerek, “Bir davadaki husumetin avukata yöneltilmesi asla kabul edilemez. Avukatlar adaletin teminatı ve hukukun temsilcileridir” denildi. Avukatlara yönelik şiddetin, toplumsal barışı ve hukuk düzenini doğrudan hedef aldığı ifade edildi. “Gürsu Karrdeşlik ve Huzur Kentidir” Süleyman Ağırman, Gürsu’nun kardeşlik ve huzur kenti olduğuna vurgu yaparak, “Şiddetin her türlüsüne karşı durmaya devam edeceğiz. Bu menfur saldırıyı şiddetle kınıyor, sorumluların hukuk önünde en ağır şekilde cezalandırılmasını bekliyoruz” dedi. Açıklamada ayrıca, hayatını kaybeden Hatice Kocaefe için rahmet, yaralı vatandaş için ise acil şifa dilekleri iletilirken, ailesine ve hukuk camiasına başsağlığı mesajı verildi.

GÜRSU BELEDİYE BAŞKANI MUSTAFA IŞIK: “RAKAMLAR SİYASİ AYRIMCILIĞI BELGELİYOR!” Haber

GÜRSU BELEDİYE BAŞKANI MUSTAFA IŞIK: “RAKAMLAR SİYASİ AYRIMCILIĞI BELGELİYOR!”

Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık, CHP'li Mustafa Bozbey Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemine ait faaliyet raporundaki verileri masaya yatırarak ilçeye yönelik hizmet adaletsizliğine sert tepki gösterdi. Işık, faaliyet raporundaki rakamların, Gürsu halkına yönelik açık bir kaynak ayrımcılığını tescillediğini ifade etti. GÜRSU BELEDİYE BAŞKANI MUSTAFA IŞIK: “RAKAMLAR SİYASİ AYRIMCILIĞI BELGELİYOR!” #haber #bursa #gürsu pic.twitter.com/ub5ZS704md — GÜRSU HABER (@GursuHabercom) April 22, 2026 ASFALT YATIRIMLARINDA “ÜVEY EVLAT” MUAMELESİ CHP yönetimindeki Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin faaliyet raporunda yer alan; ilçelere sunduğu asfalt hizmetlerini karşılaştıran Başkan Mustafa Işık, Gürsu’ya ayrılan payın diğer ilçelerin çok gerisinde kaldığını vurguladı. Bazı belediyelere 60 bin ton, hatta bir ilçeye 479 bin ton asfalt yatırımı yapıldığını hatırlatan Işık, “Gürsu’ya reva görülen miktar ise sadece 6 bin tonla sınırlı kalmıştır. Bu uçurumun izahı yoktur” dedi. YOL MALZEMESİ DAĞITIMINDA UÇURUM: 110 BİN TONA KARŞI 5 BİN TON Benzer bir tablonun yol yapımında kullanılan ocak malzemesinde de yaşandığını dile getiren Işık, ilçeler arasındaki dağılımı şu rakamlarla özetledi: Mustafakemalpaşa: 110 bin ton Mudanya: 42 bin ton Gürsu: 5 bin ton Başkan Işık, “Hani 17 ilçeye adil ve eşit hizmet götürülecekti? Büyükşehir’in kendi resmi raporu, ‘eşitlik’ söylemlerinin sadece kağıt üzerinde kaldığını ve siyasi bir ayrımcılık yapıldığını açıkça ortaya koymaktadır,” diyerek tepkisini dile getirdi. “HAK VE ADALET SÖYLEMLERİ GÜRSU SINIRINDA DURUYOR” Siyaset sahnesinde sürekli “Hak, hukuk ve adalet” vurgusu yapanların icraat noktasında Gürsu’yu görmezden geldiğini belirten Işık, eleştirilerini şu sözlerle sürdürdü: “Hak bunun neresinde, adalet bunun neresinde? Gürsu halkının hakkını savunduğumuz her an karalama kampanyalarıyla susturulmaya çalışıldık. Ancak su sorununda da yangın felaketinde de olduğu gibi, zaman bizi bir kez daha haklı çıkarmıştır. Önceliklerinin siyasi polemik değil, Gürsu halkının hizmet alması olduğunu belirten Belediye Başkanı Mustafa Işık, açıklamasını kararlılık mesajıyla noktaladı: “Bizim derdimiz bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek; yani Gürsu’nun hakkını almaktır. Hemşehrilerimizin hukukunu ve alın terini her platformda sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz.”

ÇATALTEPE’DE SABIR TAŞTI: “17 YILDIR OYALANIYORUZ, ARTIK HESAP SORULSUN” Haber

ÇATALTEPE’DE SABIR TAŞTI: “17 YILDIR OYALANIYORUZ, ARTIK HESAP SORULSUN”

Bursa’nın Kestel ilçesinde yıllardır çözülemeyen Çataltepe Sanayi Sitesi krizi, artık yalnızca bir proje sorunu değil; açık biçimde bir yönetim ve güven krizi olarak tanımlanıyor. 2008 yılında umutla başlayan süreç, aradan geçen 17 yıla rağmen netliğe kavuşmazken, sahadan yükselen ses bu kez çok daha sert ve net: “Bu belirsizlik sürdürülemez.” ÇATSANDER Başkanı Zekai Akdoğan, Başkanvekili ve Dokumacılar Odası Başkanı Aydın Çitil ile ÇATSANDER Başkan Yardımcısı Mehmet Kuş, yaptıkları açıklamalarda sürecin geldiği noktayı “kabul edilemez” olarak nitelendirirken, artık söz değil icraat istediklerini vurguladı. “BU BİR GECİKME DEĞİL, DOĞRUDAN MAĞDURİYETTİR” Başkan Zekai Akdoğan, 2008 yılında ödeme yaparak hak sahibi olan yüzlerce esnafın bugün hâlâ belirsizlik içinde bırakıldığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bu tabloyu ‘gecikme’ diye tarif etmek gerçeği örtmektir. Bu açık bir mağduriyettir. İnsanlar yıllar önce alın teriyle ödeme yaptı, karşılığını alamadı. Daha da vahimi, bazı hakların el değiştirdiğine dair ciddi iddialar var. Eğer bu doğruysa bu sadece idari bir sorun değil, çok daha ağır bir tablodur.” Akdoğan, kayıtların ve hak sahipliği listelerinin şeffaf biçimde açıklanmamasını da sert sözlerle eleştirdi: “Ortada bir liste varsa açıklayın. Yoksa neden yok, onu açıklayın. Kapalı kapılar ardında yürüyen hiçbir süreci kabul etmiyoruz.” AYDIN ÇİTİL: “ESNAFIN SABRI TÜKENDİ, GÜVEN YERLE BİR OLDU” Başkanvekili ve Dokumacılar Odası Başkanı Aydın Çitil ise özellikle 2019 sonrası sürecin beklentileri karşılamadığını açık bir dille ifade etti: “Her yeni dönemde ‘çözüm geliyor’ denildi ama sahada değişen bir şey olmadı. Bugün geldiğimiz noktada esnafın sabrı tükenmiştir. Güven duygusu ciddi şekilde zarar görmüştür. Bu sadece ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda kurumsal itibar kaybıdır.” Kooperatif yapısı üzerinden yürütülen işlemlerin yeni tartışmalar doğurduğunu vurgulayan Çitil, sürecin daha fazla karmaşık hale getirilmesine tepki gösterdi: “Sorunu çözmek yerine büyüten hiçbir yöntemi kabul etmiyoruz. Bu iş net, açık ve denetlenebilir şekilde çözülmek zorunda.” MEHMET KUŞ: “ARTIK MUĞLAKLIK DEĞİL, SOMUT TAKVİM İSTİYORUZ” ÇATSANDER Başkan Yardımcısı Mehmet Kuş ise açıklamasında doğrudan çözüm çağrısı yaptı: “Yıllardır aynı cümleleri duyuyoruz. Artık muğlak ifadelerle oyalanmak istemiyoruz. Net bir takvim açıklansın, kim hak sahibi açıkça ortaya konulsun, tahsisler şeffaf şekilde yapılsın. Bu kadar basit.” Kuş, tüm sürecin bağımsız denetime açılması gerektiğini de vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Eğer ortada temiz bir süreç varsa denetimden neden kaçınılıyor? Her şey hukuk zemininde, herkesin gözü önünde yürütülmeli.” “SESSİZLİK KABUL EDİLEMEZ” Üç isim de ortak açıklamalarında ilgili kurumlara doğrudan çağrıda bulunarak, sürecin artık ertelenemez bir noktaya geldiğini belirtti: “Bu kadar büyük bir mağduriyet karşısında sessiz kalınamaz. İddialar araştırılmalı, sorumlular ortaya çıkarılmalı ve çözüm için somut adımlar derhal atılmalıdır.” BURSA KAMUOYU TEK SES: ÇÖZÜM GECİKEMEZ Çataltepe Sanayi Sitesi’nde yaşananlar, artık bireysel şikayetlerin ötesine geçerek Bursa genelinde yakından takip edilen bir meseleye dönüşmüş durumda. Uzmanlara göre bu tür uzun süreli belirsizlikler, sadece bugünü değil gelecekteki yatırımları da tehdit ediyor. Gelinen noktada mesaj net: Şeffaflık, adalet ve kesin çözüm. Aksi halde Çataltepe, yalnızca bir sanayi sitesi sorunu olarak değil; Türkiye’de yönetim anlayışının ve hesap verebilirliğin sorgulandığı sembolik bir kriz olarak anılmaya devam edecek.

SERT ÇIKIŞ: “BU BİR DÖNÜŞÜM DEĞİL, AÇIKÇA MAĞDURİYET ÜRETME DÜZENİ!” Haber

SERT ÇIKIŞ: “BU BİR DÖNÜŞÜM DEĞİL, AÇIKÇA MAĞDURİYET ÜRETME DÜZENİ!”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yaptığı açıklamayla hem kentsel dönüşüm politikalarına hem de tarım-toprak çelişkisine sert sözlerle yüklendi. Hacıoğlu, “Bu ülkede sorun artık teknik değil, doğrudan adalet sorunudur” diyerek mevcut sistemin vatandaş aleyhine işlediğini açıkça dile getirdi. “Mülkiyet Yoksa Dönüşüm Değil, Felaket Vardır!” Hacıoğlu’nun en net vurgusu, milyonlarca insanın barınma hakkının hâlâ hukuki güvence altında olmaması oldu. Kamuoyuna yansıyan görüntülerin gerçeği saklamadığını belirten Hacıoğlu, kentsel dönüşüm adı altında yürütülen süreçlerin vatandaşta güven değil korku yarattığını söyledi: “Altını kalın çizgilerle çiziyoruz: Mülkiyeti olmayan bir yapıda kentsel dönüşüm olmaz! Olursa bunun adı dönüşüm değil, açıkça mağduriyet üretmektir.” Bugün tapusu, yapı kaydı veya resmi statüsü bulunmayan milyonlarca yapının dönüşüm kapsamına alınmasının ciddi sonuçlar doğurduğunu belirten Hacıoğlu, şu risklere dikkat çekti: Hak sahipliğinin belirsiz bırakılması Yerinde dönüşüm yerine vatandaşın yerinden edilmesi Ağır borç yükleriyle karşı karşıya kalınması Sosyal bağların koparılması ve yaşam düzeninin altüst edilmesi “Önce Yapı Kayıt, Sonra Dönüşüm!” Hacıoğlu’na göre çözüm açık ama bilinçli şekilde erteleniyor: “Yapı kayıt sistemi olmadan yapılan her dönüşüm, çözüm değil yeni bir krizdir.” Yapı kayıt sisteminin yalnızca teknik bir düzenleme değil, aynı zamanda sosyal adalet meselesi olduğunu vurgulayan Hacıoğlu, bu sistemin: Mülkiyet hakkını güvence altına alacağını Devlet-vatandaş ilişkisini yeniden tesis edeceğini Dönüşüm süreçlerini adil hale getireceğini Afet riskleri için sağlıklı veri oluşturacağını ifade etti “KENTSEL DEĞİL, RANTSAL DÖNÜŞÜM DAYATILIYOR!” Sahadan gelen tepkilerin artık gizlenemez noktaya ulaştığını söyleyen Hacıoğlu, vatandaşın talebini şu sözlerle özetledi: “Biz kentsel dönüşüm değil, rantsal dönüşüm görüyoruz! İnsanlar evlerini değil, hayatlarını kaybetme korkusu yaşıyor.” Vatandaşın talebinin son derece net ve meşru olduğunu belirten Hacıoğlu: “Önce hakkımızı verin, sonra dönüşümü konuşalım!” diyerek çağrısını yineledi. MECLİS’E AÇIK ÇAĞRI İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin talepleri ise net: Yapı kayıt düzenlemesi derhal Meclis’e getirilmeli Mülkiyet sorunları çözüme kavuşturulmalı Kentsel dönüşüm adil bir zemine oturtulmalı Hacıoğlu’nun sert uyarısı dikkat çekti: “Adalet yoksa dönüşüm de yoktur! Olsa olsa insanları yerinden etmek vardır.” TARIM ÜZERİNDEN İKİYÜZLÜLÜK ELEŞTİRİSİ: “BETONA GELİNCE SERBEST, VATANDAŞA GELİNCE YASAK!” Açıklamanın ikinci bölümünde ise hedefte bu kez tarım politikaları ve şehirleşme anlayışı vardı. Hacıoğlu, üretim modeli üzerinden çarpıcı bir karşılaştırma yaparak mevcut sistemin çelişkilerini gözler önüne serdi. 700 metrekarelik bir arazide klasik tarım yapan bir vatandaşın neredeyse hiçbir gelir elde edemediğini belirten Hacıoğlu, buna karşılık aynı alanın doğru planlandığında katbekat fazla ekonomik değer üretebildiğini söyledi. “650 kilo mısırdan elde edilen gelirle bir ailenin temel gıda ihtiyacı bile karşılanamazken, aynı alan doğru kullanıldığında adeta bir yaşam sistemine dönüşür.” Ancak asıl sert çıkış, tarım arazilerinin imara açılması konusundaydı: “Şu an oturduğunuz evlerin büyük çoğunluğu 20-30 yıl önce tarım arazisiydi. O zaman sorun yoktu da, vatandaş kendi tarlasına küçük bir yapı yaptığında mı ‘tarım düşmanı’ oluyor?” “BU DÜZEN MİLLİ SERVETİ YOK EDİYOR!” Hacıoğlu, sistemin çifte standart üzerine kurulu olduğunu savundu: Büyük projeler için tarım arazileri kolayca imara açılıyor Vatandaş kendi arazisinde yapılaşınca suçlu ilan ediliyor “Eğer gerçekten toprağı korumak istiyorsanız, o zaman buyurun şehirlerin büyük bölümünü yıkın! Çünkü hepsinin altında bir zamanlar tarım vardı.” “ADALET İMZAYLA DEĞİL, VİCDANLA OLUR!” Açıklamanın en çarpıcı cümlesi ise şu oldu: “Bir imzayla toprağı imara açınca ‘yasal’, vatandaş kullanınca ‘suç’ oluyor. Bu adalet değil, açık bir çifte standarttır.” “BAHÇELİ YAŞAM LÜKS DEĞİL, HAKTIR!” Hacıoğlu, şehirleşme politikalarının insanları doğadan kopardığını belirterek, bahçeli yaşamın bir ayrıcalık değil temel bir hak olduğunu söyledi. Langa Caddesi örneğini veren Hacıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Bir zamanlar bostan olan yerler bugün beton yığını. Ama o toprakların hafızası hâlâ yaşıyor. Langa hıyarı hâlâ bir efsane olarak anılıyorsa, bu bize neyi kaybettiğimizi anlatmaya yeter.” SON SÖZ: “BU ARTIK BİR UYARI DEĞİL, AÇIK BİR İSYANDIR” İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin açıklaması, yalnızca bir basın metni değil; büyüyen bir toplumsal tepkinin sert bir dışavurumu olarak değerlendiriliyor. Mesaj net: Mülkiyet çözülmeden dönüşüm olmaz. Adalet sağlanmadan sistem işlemez. Toprak korunmadan gelecek kurulmaz. Ve en önemlisi: Vatandaş yok sayılarak hiçbir politika ayakta kalmaz.

“GÜÇLÜ DEĞİL, GÜVEN VEREN YÖNETİMLER İÇİN YOLA ÇIKTIK” Haber

“GÜÇLÜ DEĞİL, GÜVEN VEREN YÖNETİMLER İÇİN YOLA ÇIKTIK”

Bursa Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (BESOB) başkan adaylığı sürecine ilişkin yapılan açıklamada, yönetim anlayışının temelinde sorumluluk, şeffaflık ve adaletin yer aldığı vurgulandı. Açıklamada, destek mesajı verilen Sadi Aydın için güçlü bir duruş sergilendi. “Makam Değil, Sorumluluk Talibiyiz” Açıklamada, yönetime talip olmanın yalnızca bir görev üstlenmek değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluk ve vicdani yük anlamına geldiği ifade edildi. Makamların, hesap verebilirlik bilinciyle hareket edenlerin omuzlarında yükseleceği belirtilerek şu ifadelere yer verildi: “Bizler makama talip olurken sadece bir göreve değil; bir sorumluluğa, bir vebale talip oluyoruz. Çünkü biliyoruz ki makamlar, hesap vermeyi bilenlerin omuzlarında yükselir.” Liyakat ve Şeffaflık Vurgusu Açıklamada, yönetim anlayışının temel ilkeleri açık şekilde ortaya konuldu. Adam kayırmacılığa karşı net bir duruş sergilendiği belirtilirken, liyakat esaslı bir sistemin benimseneceği vurgulandı. “Bizim yolumuz; adam kayırmanın değil, liyakatin yoludur. Şeffaflıktan korkanların değil, hesap vermekten çekinmeyenlerin yeridir orası.” “Ortak Akıl ve Ortak Fayda Esas Olacak” Yönetim anlayışında bireysel çıkarların değil, ortak aklın ve esnafın menfaatinin esas alınacağı ifade edildi. Makamın kişisel kazanç aracı olarak değil, hizmet aracı olarak görüleceği belirtildi. “Makamı şahsi menfaat için değil, ortak akıl ve ortak fayda için kullanacağız.” “Güven Veren Yönetimler Kalıcıdır” Açıklamada, kalıcı başarının güçlü görünmekten değil, güven vermekten geçtiğine dikkat çekildi: “Güçlü yönetimler değil, güven veren yönetimler kalıcıdır. Koltuklar insanı büyütmez; insan, karakteriyle koltuğa değer katar.” Net Mesaj: “Adalet, Cesaret ve Duruş” Destek mesajında, çözüm üretmeyen, sorunları biriktiren yönetim anlayışlarına karşı duruş sergilenirken; adaletli, cesur ve kararlı bir yönetim anlayışının desteklendiği belirtildi. Tehdit ve kumpasla koltuk koruyanlara karşı Çıkar ve menfaat teklif edenlere karşı Çözümsüzlük üreten anlayışlara karşı net bir tavır ortaya konulduğu ifade edildi. “Doğru Yolda Birlikteyiz” Açıklamanın sonunda, Sadi Aydın’a açık destek verilerek şu sözlerle mesaj tamamlandı: “Sadi Aydın başkan yanındayız, arkandayız. Seninle doğru yoldayız.” Bu açıklama, BESOB seçim sürecinde şeffaflık, adalet ve liyakat vurgusunun ön planda olacağı yeni bir yönetim anlayışının işareti olarak değerlendiriliyor.

“İfade Özgürlüğüne Ceza Kesildi” Haber

“İfade Özgürlüğüne Ceza Kesildi”

Saadet Partisi Bursa İl Başkanı Hamza Gürsel’den Sert Tepki… Saadet Partisi Bursa İl Başkanı Hamza Gürsel, Anadolu Gençlik Derneği üyesi öğrencilere Osmangazi Belediyesi tarafından “çığırtkanlık” gerekçesiyle kesilen cezaya ilişkin sert bir basın açıklaması yayımladı. Gürsel, söz konusu uygulamanın ifade özgürlüğüne açık bir müdahale olduğunu belirterek belediyeye tepki gösterdi. Gürsel açıklamasında, Bursa’nın tarih boyunca toplumsal itirazların ve kamusal ifadelerin merkezi olduğunu vurgulayarak, özellikle Tophane–Ulu Cami hattının bu anlamda simgesel bir öneme sahip olduğunu hatırlattı. Ancak son yaşanan olayın bu tarihsel mirasa zarar verdiğini savundu. Açıklamaya göre, Anadolu Gençlik Derneği mensubu gençlerin söz konusu bölgede İsrail’i protesto eden sloganlar atması ve tekbir getirmesi, “çığırtkanlık” kapsamında değerlendirilerek cezai işleme tabi tutuldu. Gürsel, cezaya gerekçe olarak gösterilen “ürün tanıtımı” ifadesinin gerçeği yansıtmadığını belirterek, ortada herhangi bir ticari faaliyetin bulunmadığını ifade etti. Gürsel, yapılan nitelendirmenin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal değerler açısından da ciddi bir sorun teşkil ettiğini ileri sürdü. Bursa’nın tarihsel ve kültürel kimliğine atıfta bulunan Gürsel, tekbir ve protesto söylemlerinin cezalandırılmasının şehir hafızasına aykırı olduğunu savundu. Açıklamada ayrıca, benzer alanlarda farklı içerikte sloganlar atıldığında herhangi bir yaptırım uygulanmadığı iddiasına da yer verildi. Bu durumun eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirten Gürsel, uygulamanın “seçici” bir yaklaşım izlenimi oluşturduğunu ifade etti. Saadet Partisi Bursa İl Başkanı, Osmangazi Belediyesi’nden söz konusu cezanın gerekçesinin kamuoyuna açık şekilde açıklanmasını talep etti. Gürsel ayrıca, cezaya maruz kalan gençlerden özür dilenmesi gerektiğini belirterek, başta Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın olmak üzere yetkilileri sorumluluk almaya çağırdı. OSMANGAZİ BELEDİYESİ’NİN ‘ÇIĞIRTKANLIK’ DİYEREK GENÇLERİN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE KESTİĞİ CEZAYA DAİR Bursa, tarih boyunca yalnızca bir şehir değil; aynı zamanda sözün, itirazın ve toplumsal hafızanın mekânı olmuştur. Özellikle Tophane-Ulucami-Setbaşı hattı, farklı dönemlerde pek çok sivil ve siyasi duruşun ifade edildiği bir zemin olarak öne çıkmış; kamusal tepkinin ve toplumsal ifadenin doğal bir alanı olagelmiştir. Ancak son günlerde yaşanan bir olay, bu tarihsel sürekliliğin zedelendiğini göstermektedir. Afyonkarahisar Anadolu Gençlik Derneği’mizin gençlerinin, Tophane-Ulucami hattında İsrail’i protesto eden sloganlar atması ve tekbir getirmesi, “çığırtkanlık” gerekçesiyle cezai işleme konu edilmiştir. Cezaya “ürün tanıtımı” başlığı altında konu edilen fiilin mahiyeti, idari tasnif ile fiili gerçeklik arasındaki açık çelişkiyi ortaya koymaktadır. Zira ortada herhangi bir ticari faaliyet bulunmamaktadır. Söz konusu olan; gençlerin İsrail’i telin etmeleri ve Allah’ın büyüklüğünü ifade etmeleridir. Bu yürüyüşün “çığırtkanlık” olarak nitelendirilmesi, yalnızca hukuki bir tartışma değil; aynı zamanda değerler düzeyinde ciddi bir anlam kaymasına işaret etmektedir. Dahası, tekbirlerle kurulmuş bir şehrin insanlarının tekbirden ve İsrail’in telin edilmesinden rahatsız olduğu iddiası, bu şehrin tarihine ve toplumsal hafızasına yöneltilmiş açık bir bühtandır. Öte yandan, aynı hatta farklı içerikte sloganlar atıldığında herhangi bir yaptırım uygulanmazken; söz konusu gençlerin ifadelerinin cezalandırılması, kamusal alanda eşitlik ilkesinin değil, seçici bir müdahale anlayışının devreye girdiğini göstermektedir. Nitekim aynı güzergahta ve mekanda; “Direne direne kazanacağız” veya “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” şeklinde sloganlar atılmış olsaydı, benzer bir cezai işlem uygulanıp uygulanmayacağı sorusunun cevabı ne olacaktır? Bu sorunun varlığı dahi, uygulamanın adalet duygusunu zedelediğini göstermeye yeterlidir. Bu yürüyüşün başlayıp bittiği Tophane’den Ulucami’ye , sıradan mekânlar değildir. Bursayı tekbirlerle kuran iradenin kalbinde yer alan bu mekânlar; Osman Gazi’den Orhan Gazi’ye, Yıldırım Bayezid’den bugüne uzanan bir medeniyet tasavvurunun güzergahıdır. Bu tasavvur; korkuyla değil, inançla, adalet ve ifade serbestisiyle inşa edilmiştir. Bugün ise bu mirasın gölgesinde, gençlerin bir slogan ve tekbir sebebiyle cezalandırılması, yalnızca idari bir işlem olarak değerlendirilemez. Bu durum, aynı zamanda bir zihniyet meselesidir. Eğer Osmangazi Belediyesi bu uygulamanın kendi yönetim anlayışını yansıtmadığını düşünüyorsa, bu durumu kamuoyuna açık ve net bir şekilde izah etmekle yükümlüdür. Aksi halde ortaya çıkan tablo; seçici ve çelişkili bir yaklaşımın kurumsallaştığı yönünde güçlü bir kanaat oluşturacaktır. Bu çerçevede başta Osmangazi Belediye Başkanı Sayın Erkan Aydın olmak üzere ilgili tüm yetkililerden; Bu uygulamanın gerekçesini kamuoyuna açık ve net biçimde izah etmelerini, Ve en önemlisi, cezaya muhatap olan gençlerden özür dilemelerini bekliyoruz. Çünkü Bursa, yalnızca taş ve topraktan ibaret değildir. Bursa; bir ruhun, bir duruşun ve bir adalet anlayışının adıdır. Ve o ruh, seçiciliği değil; hakkaniyeti esas alır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

DEVA Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk: “Adalet, Siyasi Hesapların Gölgesinde Bırakılamaz” Haber

DEVA Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk: “Adalet, Siyasi Hesapların Gölgesinde Bırakılamaz”

Son günlerde yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin adalet anlayışının ne denli zedelendiğini ve hukuk devleti ilkesinin nasıl ayaklar altına alındığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Bursa’daki siyasi atmosfer, özellikle eski Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem ile ilgili tartışmalar ve mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey hakkında alınan kararlarla daha da karmaşık bir hal almış durumda. Bu süreç, siyasi tutarlılığın ve adaletin nasıl farklı bakış açılarıyla şekillendirildiğine dair ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Sözde Adalet, Gerçekte Siyasi Operasyonlar Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, yaşanan gelişmeleri sert bir dille eleştirerek, “Dün susanların bugün konuşması, bugün konuşanların ise dün yaşananlara sessiz kalması, toplum vicdanında derin yaralar açmaktadır. Bu tablo ne hukuka ne de demokrasiye yakışmaktadır” ifadelerini kullandı. Öztürk, toplumsal adaletin ve hukukun kişilere, koltuklara ve siyasi kimliklere göre farklı muamele görmemesi gerektiğinin altını çizdi. Öztürk, geçmişte siyasi kimliklere veya parti aidiyetine göre hareket edenlerin bugün farklı tutumlar sergileyerek aynı hassasiyeti göstermediklerini belirterek, şu soruları gündeme getirdi: “Sayın Bozbey bugün görevde olmasaydı ya da farklı bir siyasi partide olsaydı, aynı çevreler yine aynı hassasiyeti gösterecek miydi? Ya da geçmişte görev yapmış bir belediye başkanı hakkında benzer süreçler yaşandığında neden aynı sesler yükselmedi?” Adaletin Kriteri: Siyasi Hesaplar Değil, Evrensel Hukuk İlkeleri DEVA Partisi'nin Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, adaletin yalnızca kişilere göre değil, evrensel hukuk ilkelerine göre işletilmesi gerektiğine inandıklarını vurguladı. “Adalet, ne bir rövanş aracı, ne bir siyasi hesaplaşma yöntemi, ne de koltukları koruma refleksidir” diyen Öztürk, “Adalet, halkın hakkıdır ve doğru kimden gelirse gelsin yanında; yanlış kimden gelirse gelsin karşısında duracağız” şeklinde konuştu. Öztürk, bugün halkın sesinin duyulmadığını, toplumun adalet talebinin siyasi hesapların gölgesinde bırakıldığını belirtti. Bu durumun, sadece demokratik bir gerilemeye değil, aynı zamanda hukuk düzenine ve toplumsal barışa büyük zarar verdiğine dikkat çekti. “Halk, tarafsız ve bağımsız bir yargı düzenini hak etmektedir. Ancak, ne yazık ki bugün siyasal çıkarlar, adaletin önünde bir engel teşkil etmektedir” diyerek, siyasi çıkarların adaletin önüne geçmesinin büyük bir tehlike yarattığını vurguladı. Adalet, Kişilere Göre Değil, Evrensel İlkelere Göre İşlemelidir Tayfun Öztürk, DEVA Partisi olarak her zaman doğruyu ve hakkı savunacaklarını, kimden gelirse gelsin, haksızlığa karşı duracaklarını belirtti. “Adaletin evrensel ilkeler çerçevesinde, herhangi bir siyasi kimlikten bağımsız bir şekilde işlemelidir. Bizim için adalet, sadece hukuki bir mesele değil, toplumsal bir sorumluluktur” ifadelerini kullanan Öztürk, sadece bireysel çıkarların değil, tüm halkın haklarının savunulması gerektiğine işaret etti. Bugün, Türkiye'deki siyasi tabloyu gözler önüne sererek, halkın sesiyle siyasi hesapların sesinin karıştığını, bu durumun ise adaletin tecelli etmesini engellediğini söyleyen Öztürk, “Bizler her zaman doğru kimden gelirse gelsin yanında, yanlış kimden gelirse gelsin karşısında durmaya devam edeceğiz. Siyasi partilere, koltuklara veya siyasi hesaplara dayalı bir adalet anlayışının değil, halkın adalet talebine ve evrensel hukuk ilkelerine dayalı bir adalet anlayışının hâkim olması gerektiğini savunuyoruz” şeklinde konuştu. Sonuç: Hukukun ve Adaletin Gücü Sonuç olarak, Tayfun Öztürk ve DEVA Partisi, adaletin sadece bir kavram değil, her bir vatandaşın hakkı olduğunu vurgulamaya devam edecek. Toplumun vicdanını temsil etmek ve siyasi hesaplardan bağımsız olarak doğruyu savunmak, sadece bir parti için değil, tüm ülke için önemli bir sorumluluktur. Hukukun ve adaletin her alanda ve her şartta üstün olması gerektiğini belirten Öztürk, bu anlayışla hareket etmeye devam edeceklerini söyledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.